EZGİLİ YÜREK -Şiirler- \ Ruhi Su

 

EZGİLİ YÜREK

 

Hangi taşı kaldırsam
Anamla babam
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam
Ne güzel bir dünya bu
İyi ki geldim
Süt dolu bir torbayla
Şöylece çıkageldim
Kime elimi verdimse
Döndürüp yüzümü baktımsa
Kısmet kapıyı çaldı
Kör pınara su geldi
Ben şakıyıp durdukça öyle
Gülün kokusu geldi
Bebesi olmayana
Bunalıp da kalmışa
Acılarla yüklü
Dargın yüreklere
Yetiştim geldim
İyi ki geldim

 

GELDİK

Hepimiz bir yerlerdeydik
Başka bir yere geldik
Değişen dünyanın sürecinde
Karanlık bir sudan geldik

Ne gül eski güldür şimdi
Ne beygir eski beygir
Kırmadan, incitmeden
Maymundan insana geldik

Bakmayın siz bu bencil
Bu hayvansal kavgaya
Değişen dünyanın içinde
İnsana biz yeni geldik.

 

BAŞLASIN

Dünyaya gel
İnsan başlasın
Tanrıyı bul
Korku başlasın
Ağalık, beylik
Bir bir başlasın

Bin yıl, on bin yıl
Bunca emek bunca yıl
Nemrut bitirsin
Süleyman başlasın!

Sen ki dünyayı cennete çevirdin
Dünyaya hükmün başlasın.

 

GÖRÜNEN

Almanya’da topraklar
Aynı bizimki gibi
Ağaçları görgüsüz, cahil
Ne Beethoven’i bilen var ne Spartakistler’i
Nerde dünya durdukça duran
Çınarlar bizimki gibi

Bir adam gördüm Frankfurt’ta
Noel ağacının dibinde
Kasketini açmıştı, gözleri yerde
Yoksulluğun utancı aynı bizimki gibi

Memleketim diye kucakladı işçilerimiz bizi
Biri ağladı usul usul, boynumda durdu
Uykuda kaymış da sanki yüzleri
Bıyıkları aynı bizimki gibi

Ellerim ayaklarım gibi buldum
Hiçbir şeye şaşmadım da
Neden takılıp kaldı aklım
Bizim bebeler’e Almanya’da
Adları kalmış ancak
Söylenen bizimki gibi.

 

IRMAK

Ağaç demiş ki baltaya
Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden
Bak şu ağacın bilincine sen
Ölen ben, öldüren benden

Bunca analar ağlayıp durur da
Akıp gider gelinciklerden
Kör müdür sağır mıdır bu ırmak
Ölen ben, öldüren benden

Her yerde böyle olmuş bu
Önce dağa, taşa, ağaca söyletmiş halk
Sonunda sabahın bir yerinden
Uyanıp kalmış ayağa ırmak
Ölen ben, öldüren benden

 

İNSAN ve EMEK

Bir sergiyle geldi bahar
Ne don vurur, ne meyve verir
Öylece bir çiçek düşlemesi
Ne güzel bir oyundur canım
Taşlara bakan gözün çiçeği görmesi

Benim memleketimde bugün
Kırk elli bin liradır
Resmin metrekaresi
Ve dillere destandır canım
Turan Erol beyazıyla Bodrum’un mavisi

Bir gece kulübünde bugün
Kırk bin, elli bin liradır
Bir Zeki Müren dinletisi
Ve elbette güzeldir canım
Emeğin değerlendirilmesi

Ama benim memleketimde bugün
İnsan kanı sudan ucuz
Oysa en güzel emek insanın kendisi
Kolay mı kan uykularda kalkıp
Ninniler söylemesi

Belki bu nedenle, yazık
Asılmış gibi durur
Asılmış gibi kederinden
Duvarlarımda resim
Çalgılarımda müzik.

 

SERHAT TÜRKÜSÜ

Ne murdar öldüler
Ne müslüman oldular
Kılıçsız, kalkansız
Bir sofra kurdular

Zeytin zeytini getirdi
İncir inciri getirdi
Şerbeti üzüm getirdi
Her biri bir şey getirdi
Kimi meyvesini canım,
Kimi gölgesini getirdi.

Ne dörtyüz arslana borçluyuz
Ne Şehmuz Aslan’a
Ilgınlara, sazlara borçluyuz
Biz bu toprakları
Bir de yavşana.

 

KİST

Umarsın umarsın da hani
Biri çıkıp demez ki
Oğlan çocuğudur bu iyi olmaz.

Hemi de öyle anacığım

Fünikiler kist geldi
Sağ yumurtamın üstüne oturdu
Attı kılcal damarlarını
Mavi, turuncu, eflatun
Yılanlar sardı canlar evini.
Yetiş şahinim doktor yetiş
Kurtar türkülerimi.

Hemi de öyle oldu.

Samatya’da bir tepede
Beyaz melekleriyle Ziya
Daldı döl evime
Söktü çıkardı ifriti
Attı yere

Uyandım baktım ki
Çiçeklerim sevinç içinde
Koştum gittim kıyılara
Kumbükü’ne vardım
Deniz türküler içinde.

Aldım
Bir ben söyledim
Bir deniz söyledi
Bir ben söyledim
Bir deniz söyledi
Turunç kan ter içinde

 

SEFERBERLİK

Eli silah tutanların gidişiydi bu
Rediflerin, vay anam kur’asının.
Çalgıların da insanlar gibi
Zort zort edeni var
Zom zom gideni var
Uyandım davulun bağnazlığına
Davulun, trampetin
Gerilmiş derilerin muştusuna
Seferberlikti bu, karşı durulmaz.

Bir sesim vardı benim
Bin sesim olsa n’olacak
Çocukların sesiyle adam vurulmaz
Kim getirdi bu savaşı ekmeğin beyazlığına

Şimdilerdeki gibi anımsarım
İkiz bebeklere benzerdi ekmekler
Püren balı gibi kokardı
Biz oldum olası ekmekle doyarız da
Çocukluğum geldi aklıma.

Hep savaşlardan mı kaldı bu yoksulluk
Seferberlik derlerdi ben de bulundum içinde
Pelit, ekmek ağacı, bal ağacıydı bizim Güney’de
Çocuklar ya çok azdı, ya çok ağlamazdı
Ya da ağlamaya vakit kalmazdı.
Hastalık lekeli humma
İlaç kınakınaydı
Gitsin, gitsin de gelmesin
Çocukluğum geliyor aklıma.

Ruhi Su

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 187 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: