Sevgili Lâra, uzun zaman oldu sana uğramayalı, seni görmeyeli yıllar geçti. Eğer çıkarıp attıysan beni ruhundan, kar yağabilir Antalya’nın kalbine. Şayet beni unuttuysan çağlayanların kuruyabilir. Ben seni hiç unutmadım sevgili Lara. Sen beni unuttuysan yosun bağlamıştır sokakların, evlerin odalarını yalayan güneş kız kardeşimdi. Sen benim ömrümün sonuna kadar yaşacak olan ‘saklı kentim’, aromalı bahçem, yağmur sesli Termosos’um, göz kamaştıran Olimpos’um, hiç sönmeyen yıldızım, Çıralım değil miydin? En çağdaş, en umutlu kentlerimden birisin. Seni nasıl da özledim bir bilsen?
Sevgili Lâra, senin kalbin renklerle, yıldızlarla, kuşlarla yaşıyor. Senin bulutlarının her biri bir ev sıcaklığı olmalı. Sen enfes bir buğusun kendi göğünün altında. Hatırlıyor musun, seni bir gün İstanbul’dan Antalya’ya uğurlarken ağzımda çiğnediğim sakızı istemiştin. Sanki beni çiğneyip, ısırıp, yalayıp, yutmak ister gibiydi bakışlarında ki o şelale gözlerin. Sen benim o sevimli, o Akdeniz tuzuyla beslenen Carette Caretta’ların o soylu güzelliğiydin. Sen ki uykusuz bir sarısabır inceliğisin, ah benim güzel sırrım, ay benim liman ve sur yüzlü bakışlım, sendeki uygarlığa sığındım, ‘kale içi’ olmuş gözlerinin mavisine hapset beni. Kaç kapın var senin böyle. Gönül kapının eşiğinde yıllarca bekleyebilirim, yatasım gelir limanında. Seni nasıl da özledim bir bilsen?
Sevgili Lâra, hangi mevsimsin sen böyle? Güz olsaydın, senden düşen her yaprağı aşkın ağacına geri sunardım yeniden. Kış olsaydın lila renkli bahçenin ayaklarına kapanırdım. Yaz olsaydın, seni ve Antalya’yı yaza yaza bitiremezdim, sen mavi bisikletli, çok misketli, çok renkli bir ay ışığı sonatısın. En çok neye yanıyorum biliyor musun? Birlikte baş başa Ahmet Haşim okuyamadık, birlikte sinemaya gidemedik. Patlamış mısır yiyemedik. Ama sen bana gitar çalıp, şarkılar söyledin. Sting’in şarkısı ne güzel başlar ve ne kadar anlamlı biterdi. “Ebediyet hâlâ dile getirilmemiş ta ki sen beni sevene kadar.” Birbirimizi çok sevdik ve ben seni hiç unutmadım ve çok özledim Lâra. En büyük aşkımdın sen benim. Büyülü mutluğum ve mutsuzluğum ve sonsuz bağımlılığımdın. Biz bir uçak gibi aşkın kalbine çakıldık Lâra! Ve o kara kutuyu değil, o aydınlık kutuyu asla bulamayacaklar. Sen benim ebedi ve ededi kentimsin, sevgilimsin, inceliğimsin. Seni nasıl da özledim bir bilsen?
Sen benim mavi düşlerini içime çektiğim soluğum ve zihnimi tazeleyen parıltımdın, hiç sönmeyen ışığım ve hayat alfabemdin. Kelimelerim, boyalarım, şiirlerim, Bostancı ay bahçesi ve Rilke seni ne çok özledik bir bilsen?
This entry was posted on Cumartesi, 25 Şub 2012 at 6:42 PM and is filed under 1.-DERGİLERİMİZ. Bu yazıya verilen yanıtları bir RSS 2.0 beslemesi yardımıyla takip edebilirsiniz.
Bir yorum bırakabilir, yada kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.
Antalya'da 1980'de Akdeniz Kitabevi'nin kuruluşuyla başlayan etkinliklerimiz, 1990'da Akdeniz Sanatevi'yle kültürel-sanatsal içerikli boyutlara ulaştı.
Önce Akdeniz, sonra da S'imge adlarıyla süren yayıncılığımız, süreli şiir-edebiyat dergileriyle (Akdeniz Sanat, İnsan Şiir, Kedi Şiir Seçkisi, Bahçe, S'imge Kültür Edebiyat ve Mavi Güvercin seçkileri...) ve şiir ağırlıklı antoloji kitaplarıyla Antalya'da yaşamını sürdürüyor.
Şiirsever dostlarımıza ve okurlarımıza geçmişteki yayın etkinliklerimizi tanıtmak için hazırladığımız bu site, yeni yayınlarımız ve son yılların seçkin ürünleriyle sürekli güncellenecektir.