GÜZELLEME / Turgay Gönenç

27/04/2010

GÜZELLEME

Köşeyi dönünce mosmor bir ağaç
Yüzün senin

Taşlardan evlerden sıkıldığım yerlerde birden o deniz
Yüzün senin

Karanlığın dönüştüğü güneşler
Yüzün senin

Sıcak otsuz kumlarda ansızın bir çiçek
Yüzün senin

Dökülen sıvasında birden o eski evlerin
Yüzün senin

Kim demiş eskir o yüzler korkulan alışkanlıklarla
Yeni bir yüz getirir akşamıma korkular
Ve yüzün senin.

Turgay Gönenç


AKDENİZİN UFKA DOĞRU MORA ÇALAN MAVİSİ / İsmet Özel

22/04/2010

Akdenizin Ufka Doğru Mora Çalan Mavisi


Kim yeni terleyen bıyığına, sakalına sevdalanmışsa
Ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz
HAFIZ

Yaz günleri beni hatırlamıyor.
Salgılı bir hayvanla bitişiyorum yaz yaklaşınca
yayılıyorum ortasına sevgili tüylerimin
geniş uykulardayım, muazzam uykularda
yılların zulmünden haberim yok
ne de sürgün taşralı kızlar korosundan
geçiyor hazza yatkın dudaklarıyla gece
canımın ilmekleri arasından.

Beni artık kimseler arayıp da bulmasın
beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında
yıktığım saltanatın dizinde inlediğim
aşkın en tabanında yattığım anlaşılmasın
çünkü ben çok gizli bir yanlışın
dehşetengiz yeteneğini ölçmek için
yepyeni bir hata için iniyorum Akdeniz’e
Meryemoğlu sanıp ben zavallı ademi
çarmıha çaktılar orda çok zaman önce.
Çok zaman önceydi ki otobüsler
mermer sütunlu şehirlerden sahil çardaklarına
nice yılgın havarilerle gidip geldi.
Hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar
havariler karşısında harami
gövdesinde hayvan kabarınca mecalsiz
kutlu bir tan çıkarmayı denedik
kayser makinasından
anneler
sevecen gözyaşlarıyla korurdular bizi.

Bizi sen ey beyhude ve baygın duyguların yırtıcısı
sen ey loş çalgıları uykulardan çıkarıp
Bahçelerin hayatına yerleştiren esrar
bizi bırakmıştın
acı güller salınırdı kanımın raddelerinde
ve ben güneş altında kendini bize öptüren neyse
gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım
o zaman yalın yürek kaldım şiddetin çölünde
aldanışların çölünde korkudan
denize dilimi soktum ayaklarımdan önce.
Bu kadar, bu kadardı Akdeniz
aslı yokmuş dinlediklerimin
eski moda güneş sanrılarından
bir şair cesedinden hiç farkı yok denizin.

Yok ve yaz günleri beni hatırlamıyor
boğulmuş hüznü gösteriyor bana memelerinden
geçiyorum bir yakıcı maviden derinleştirilmiş mora
geçiyorum ayaklarım altında kumları hıçkırtarak
Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan
rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz.

(1974)

İsmet Özel


KENT KIRIKLARI / Turgay Kantürk

21/04/2010

KENT KIRIKLARI

1

Her şey kırıldı- önce dil, sonra nesneler
Eşyanın hali; Up!

2

Crocodile Dandy, yaşıyoruz dendi; jungle!
Se7en Hill’de- başka dilde…

3

Marka; kama; karma; Tan vakti
–kesik bir el- gibiyim; Koma koma!

4

Er Ryan, erbain, engin!engin bir deniz;
Limansızım- Er o in!

5

Sms, diyor, kimse beni sevmese;
Uzuyor kaktüs- gözlerden ırak.

6

Bırak out’a çıksın aşk- in yeryüzüne,
Çelik kanatlarınla; Neo- ne o?

7

Köşesinden döndüğün ölüm; yakanda
Taşıdığın o kırık iğne- acid jazz!

8

Game over. Over dooos-eee? Cooozzz.
Hayat metal meselesi bu; bizde namaz niyaz.

9

Zorbalar geçiyor kaldırımlardan, camlar
Üşüyor, vitrinler bab-ı esrar; yok mecaz.

10

Attığın tümce; basamak-chat’ırdıyor,
Aykırı telde yürüyor cambaz.

11

Bu watch uzatmaya gider. Face to face.
Uzak dur gölgenden-kendine yanlış ilaç.

12

Şol cehennemin ırmakları; adsl, wlan!
Kuruldu ağ, kalpten kalbe; tek one!

13

Sonrası alkol-duman, kitsch denizi;
İç denizi! iç denizlerde kuruldu kapan.

14

Hack verildi-alındı; uzaklarda-tuzaklarda,
Altyazıydı- uzadı ve yoruldu sakal.

15

Sesimde yağlı urgan tınısı-kuru ayaz;
Çorak toprak – machine and gun.

16

Çıktıkça indiğimiz – ipsiz kuyu,
Dipsiz, sahipsiz; ‘We got him!’

17

Bol alkışlı, boş sahnelerde geçti gün;
One a day-her gün bir with-aamin!

18

Bile kör bıçakları, duvarlar küssün
Ve dursun saat; bomb! Blood is for U.

19

Ardı sessizlik her şeyin; çok ceset,
Az cesaret. Sonrası BillKill…

20

Mega+metro’ların pol’ları, ahtapotun
Kolları gibi sarıyor- ikiz kulelerimi.

21

Benzerim can çekişiyor-kansız bir darbeyle
Vuruyor güneş, harap surlarıma; leş.

22

Söylenmemiş şarkısı-izbenin, megastar
Edasıyla uçuşuyor Prozac’lar, westend’de.

23

‘Bizde yalan yok’ diyor biri. Well. OK.
‘Time’ diyor öteki. Round başlıyor. Knockout!

24

‘Yalnızlık dirilere mahsus’ diyor melek. Düşman
Uyuyor. ‘Only the lonley’ diyor rüzgar. Su çözülüyor.

25

Çölde esen rüzgar, vuruyor kenti kalbinden; spam!
Kimse terk etmiyor gemiyi; belki de yok gemi.

26

Kanıyor dil; yanlış söz-kekre nefes.
Kalem kırık-kelam sahte; … see U.

To be continued…

Turgay Kantürk

Aralık 2003


NERKİS / Betül Yazıcı

19/04/2010

Nerkis

filiz veren bir ağaç gibi
çocukluğumdan sürdüm kendimi
büyüdükçe kırılgan oldu dallarım

lekeli yüzüyle ortaya çıkıyor ay çıbanı
şifreli bir düzlükken
deliniyor gece
girintiler, çıkıntılar
içimde her geleni o sandığım içrek bir aşk

ille de dokunmak istiyorum çıplaklığınıza
ille de koklamak çenenizle boynunuzun bitiştiği yeri
dilimin ucunda kalanla kalbinize dokunmak

olmuyor, ortalarında çırılçıplak dururken
buğulanmış aynalar, gözlerimi çalıyor
böyle bir şeymiş demek ki üstünden sevişmek
saçlarım çözülmeden kalıyor

ey!
çıplaklık
ey!
kendisini yeniyle örten katmerlenmiş eski
tanrı artık sizsiniz
parmak izi toplayın, bulun yalancıyı

uslu durdum aynaların içinde
bir çok oldum
bir yok oldum, saçlarımda masallar
dinleyin anlatıyor peygamber devesi

min el aşk ene’l aşk

Betül Yazıcı


AHMET HAŞİM’İN PORTRESİ / A. Ertan Mısırlı

19/04/2010

AHMET HAŞİM’İN PORTRESİ

I

Karanlığı seviyorsun Şair!
kapalı gözlerin çevrili içine
ne kör edici bir ışık
ne yansıma
karanlık Allah gibidir
ve tek başına
biliyorsun
ne güzeldir
sevmek karanlığı

II

Karanlığı seviyorsun Şair!
rengi yok
ahengi yok
kıyısında oturup bakıyorsun
içinde dalgalanan denize
düşünüyorsun
ne güzeldir
sevmek karanlığı

III

Karanlığı seviyorsun Şair!
ne renklerin ağırlığı
ne şekillerin kalabalığı
çizmeye çalıştığın resim
öldüğünde
sen de ölüyor
mırıldanıyorsun
ne güzeldir
sevmek karanlığı

IV

Karanlığı seviyorsun Şair!
ne kimseye
gözlerinden veriyorsun
ne kimsenin
gözlerinden alıyorsun

cehenneme gidecek
bu hasta adamın rüyası
bu küflü yatak odası

karanlık ölüm gibidir
biliyorsun!

A.Ertan MISIRLI


[DİP-NAFTALİN-ODA] / Hayriye Ersöz

11/04/2010

1. Dip

Hayata eklendiğim yerdeyim
Buraya kalbimin haritasını çıkarıp geldim
Yine de dip şurası
Hevesin bittiği yer
De, güz gelecek!…

Ne kadar onunla olsam
O kadar kısalacak boyu
Aşkın.

2. Naftalin

Kapı altlarından sızıyor
Öldürmeye hazır Eylül
Hazırlan, kendine anaç halim
Kışlıkları çıkart
Naftalin koksun ev.

Kış güzden önce gelebilir.

3. Oda

Dünyanın geniş avlusunda gördüm
Aşk yarımı. Ölümsüz yarımı.
İşte soyunuyorum sana
Bir kadının soyunurken çıkarttığı sesi
Duy. Rüzgâr otlara diz çöktürüyor!
Rüzgâr elledikçe
En koyu yeşilini açıyor otlar.

Ah.. odalara sığmaz kadınların çıplaklığı.
Rüzgârdandır kadınlar, savururlar savrulurken

Hayriye Ersöz


IŞIĞIN HALLERİ / Tuğrul Tanyol

07/04/2010

IŞIĞIN HALLERİ

iplik gibi bükülen ışığın sözünü dinle
çünkü kırmızı
yanınca ve susunca bütün düşler
ağacın kayığına bin ve açıl bütün denizlere

şubat ölümdür dilin uzak yollarında
kalemi tutan el titrer ve kandil başucunda
zaman kurtlarını salar en ince kovuklara
iplik gibi bükülen ışığın sözünü dinle

iplik gibi bükülen ışığın sözünü dinle
çünkü sarı yaraları sarar beklemedik
ölümlerde
beyaz hiç olmadı, hiç olmayacak da
yeşil: kutsal bir söz, orada her şey
mümkün
siyahın göstermediği karanlık
aynasında

mart gelince karları temizleriz
boylu boyunca yattığımız kış
manzaralarından
ateş suya eğilir, gece yenilenir
karton şehrinde bir japon resminin
belki bir ağaç ansızın çiçeklenir

iplik gibi bükülen ışığın sözünü dinle
savaş kırmızı ışıklar yakar en serin
kalpte bile
davulların uğultusunu bir an duyarsın da
içinde bir denize varamamanın yalnızlığı
heykel diye sarılıp uyuduğun cesetlerle

bir istasyon bir istasyonu izler
mayıstır ve bilirsin hiç gelmeyecekler
suyun zamanı tükettiği o karanlık aynada
barakasından korkuyla fırlayan asker
duyup da baharın gürültüsünü

işte o gün ve ondan sonra
çok önemli bir sözü unutmanın
şaşkınlığıyla
oturup bir şiir yazarsın ve ışık
ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer
başucunda

Tuğrul Tanyol


EBABİL / Orhan Veli

06/04/2010

EBABİL

Alıp içinde sesler uçuşan bu akşamdan
Hafızamı bir deniz kıyısına çeken yol,
Aydınlık rüyaların peşine düşen gondol
Mavi bir denizde yüzer gibi yanan şamdan.

Tuşların üstünde karanlığın heyulası
Ve birden kalbe çırpınışlar veren hatıra.
Çekmede beni saadet dolu dünyalara
Mine parmaklarında sedalaşan hülyası.

Sıyrılmada gözlerimden yıllarca geceler
Ve yalnız kalmada bir yaza ram olan sahil,
Uçuşmada gökyüzünde bir sürü ebabil:
Sevgimi ve hasretimi ebedi kılan yer.

Açık pancurlarından seslerin dokulusu..
Bir göl mü ürpermede ruhun uzaklarında?
En yakın sevgiyi duymayan dudaklarında
Her yaşayıştan daha güzel olan gülüşü.

Ilık gölgelerde uyutup düşünceleri
Beyaz etekler ile bana göründüğün an
Ve kapıları yeşil sabahlara açılan
Sıcak tahayyüllerle dolu yaz geceleri.

Renkli fanusların altında doğan dünyası,
Omuzlarında ay ışığından örgülerle
Eklenmede içime hasret kaldığım yerle
Mine parmaklarında sadalaşan hülyası.

Orhan Veli


KARA LÂLE / Betül Yazıcı

04/04/2010

Kara lâle

paylaşmak ister her şeyi seninle
çünkü o vakit
ısırdığın elmalar yasak bir gözeye yol bulur gövdesinde
ana tanrıçaların ilk hecesine değer
genişler gökyüzü

çünkü uzakta bir tepeyi çıkarsın hiç durmadan
tırmanmanın tepede olmaktan iyi olduğunu
herkesten önce biliyordun sen

çünkü zehirli mantarlar, fare delikleri, sedirler
derin ormanların yabani menekşesidir
bu günlerin göremedikleri
ağzından yediği portakalların suyu
en sonunda taşıracak nehirleri
sonra dövülmüş çocuklar gibi yere yakın şimşirlerin
saçlarını okşayarak büyütecek

çünkü yarım bir evde oturursun sen
kuzu postuna sarınmış aç kurtlardan doğma
bir çıplaklığın içinde
bilirsin şimdi gecedir
saklanır senden, yavru bir kaplumbağadır gün
bazen bir dokunuş olur yer kapanır üstünüze
gök kapanır
incecik bir kan sızar aranızdan

çünkü dilin ay’la sarmaş dolaş
cini var lambası yok,
dünyanın sihrini yutmuş masallar anlatır
yer çekimsiz kalan her büyük söz

çünkü gözlerin
yedi gezegende oturan ruhların nazarı
bakışlarınla çiçeklenir arka sokaklar
inanır duvarlarına sırtını yaslayarak
dudaklarını öptüğün bu batık şehre
ölüme ve
aşka yatkın olduğuna inanır şiirlerin
paslanmış teneke saksılardan fışkırırken yaz
iki dudağının arasında durur gizli bir akşamüstü

çünkü avuçlarında Itrî’nin mızrabı
en ince sesini verir çatlamış lir
günlerden iki dal gelincik
başına çekip ateşten eteklerini çıplak bir dansı sürdürür

çünkü göz hacminde bir tarihin içinden sana yürüyordur
sırtında taşırsın onu
kara lâleler açar içinde, gezgin bir yanardağ olur
adı aşktır bilirsin

Betül Yazıcı


BAHARI BEKLEYENE / Turgut Uyar

03/04/2010

BAHARI BEKLEYENE


ben kışın güzelliğini söylerim ne gelirse dilime
çünkü kış bir hazırlıktır soluğuma kıpkırmızı gülüme

nice kırmızı ayaklar gelip geçti o gün katar katar
kış günleri sözgelişi ben bir çöp bile almadım elime

altı kız bir ay ışığı def çalıp şarkılar söylediler
beri yanda ormanlar yanardı, ciğerpareler lime

artık su uyur aşk uyanır mendilim kana boyanır
bilirim bu baharda da herkes hasetlenir halime

ve ellerim batık bir suda akar gözlerim her şeye bakar
bahar bir gelsin yeter artık eksikse de bırak elleme

su uyur düşman uyumaz suların dibi güllerde

altı kız bir oğlan def çalıp şarkılar söylediler
baktım birinin kara bir gecesi düşüvermiş mendilime

şimdi elimde baston silah, başımda şapka öyle
ağzımda kurşun hızında seçtiğim her kelime

su. hiç kimse durmazsa her şey yürür, bu aşk demektir
her şey kullanılmazsa dirim bir ihanettir ölüme

sakiniz elimiz filan temiz baharı filan bekleriz
fincanı tastan oyarlar içine bade mi koyarlar

biz silah kuşanırız bize bir şey söyleme

TURGUT UYAR


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 186 takipçiye katılın