SÖYLESİN / Nâbî

18/02/2010

NÂBÎ

(1642-1712)

GAZEL

Yâre varsın peyk-i nâlem âh ü zârım söylesin
Âb-ı çeşm-i girye-i bî-ihtiyârım söylesin

Çâk-çâk-i sîne versin mevce-i gamdan haber
Zahm-ı hûn-pâş-ı derûnum inkisârım söylesin

Gonca gülsün gül açılsın cûy feryâd eylesin
Sen dur ey bülbül biraz gülşende yârim söylesin

Ârzû-yi vasl ile şeb-zindedâr olduklarım
Girye-i hasretle çeşm-i intizârım söylesin

Bende yok kudret edâya harf-i şevk-ı Nâbiyâ
Hâme-i rengin-sarîr-i bî-karârım söylesin


ODUN / Metin Eloğlu

18/02/2010

METİN ELOĞLU

(1927 – 11 Ekim 1985)

ODUN

İstanbul’un ortasında bir bahçe
Silme güvercin tavanı
Yeşeren ekinlerin muştusunca
Eylül bitiminin aydınlık günü

Sıcacıktın aşklıydın bence
Sensizlikte bir yoksuldum yavandım
Şuramda saklı o sımsıcak ekmeği
Senin doyumluk aşına bandım

Bakmakla doyulmaz çeşniden
Özlemlerle ışımış bir yüzün vardı
Gayrı çil çil düzen yokluğunla küf kesilir
Bunca ömrüm varlığınla uzardı

Salt sana vergi umudu aşılamak
Dipdiri aklın fikrin yüreğince uluydu
İçin dışın bozela gümeç gözlerin
Güzeldi yeniydi İstanbulluydu

Hayatı bölüşürken güleçtik dobra dobraydık
Sana ekli yaşamak elbet içime sindi
Hani yüzümüzü ağartacak günlere teşne
Yoksun çağlar dost çağanlar içiydi

Sen vardın sonyaz vardı bitişiğimde
Bambaşka gördüm ülkeyi halkı acunu
Gerçekliğin bacasında kopkoyu tütün
Gürül gürül yanası ocağımın odunu

Kıvancım sensin ergem sensin bilgim sen
Kuşandıkça beni ben eden kılık
Barışla hürlükle sevdayla gelen
O cayılması ayıp mutluluk


SAĞ ELİM / Nâzım Hikmet

18/02/2010

SAĞ ELİM


Sağ elim masanın üstünde,
seslensem duyar mı acaba?
Sağ elim masanın üstünde,
merhaba sağ elim, merhaba.

Sağ elim masanın üstünde,
damarlı, kırışık ve çilli
ama bu ihtiyarın eli
dünyaya doymamış besbelli.

Tahta sert, avucum yumuşak,
açılıp kapanan beş parmak,
Kadınım! elini yutacak
sağ elim masanın üstünde.

Sağ elim, sağ elim, sağ elim.

Sağ elim kapatır yüzümü
Gözyaşımdan haber gelince.
Sağ elim kapatır yüzümü
içimde bir dostluk ölünce.

Bir haltederim kötü, ağır.
Gözlerim kendimden utanır,
dirseğim dizime dayanır
sağ elim kapatır yüzümü.

Sağ elim kapatır yüzümü,
dışarda kar yağar ormana.
Sağ elim kapatır yüzümü,
giderim mavi bir limana.

Nâzım Hikmet


LADY LAZARUS / Sylvia Plath

18/02/2010

Sylvia PLATH

LADY LAZARUS


Bak, gene yaptım işte.
Her on yılda bir
Nasılsa buluyorum bir yolunu –

Bir çeşit yürüyen mucize, derim
Bir Nazi abajuru kadar parlak,
Sağ ayağım

Bir kağıt baskısı,
Yüzüm, şekilsiz, ince
Yahudiden bir çarşaf.

Sıyır örtüyü
Ey benim düşmanım.
Nasıl, ürkütüyor muyum? –

Bumum, göz oyuklarım, eksik dişlerimle?
Bu kokan soluk
Bir günde gider.

Çok geçmez, çok geçmez
Mezar kovuğumun yediği etim
Yerini bulur üstümde

Ve ben gülümseyen bir kadın.
Daha otuzuncu baharımda.
Kedi gibi dokuz canlı.

Bu üçüncüsü şimdilik.
Ne aşağılık iş
Yok etmek her on yılı.

Nasıl milyonlarca lif.
Seyretmek için doluşan
Ağzı çekirdekli kalabalık

Soyuyorlar beni elleriyle, ayaklarıyla-
İşte büyük striptiz.
Baylar, bayanlar,

Bunlar ellerim,
Bunlar dizlerim.
Bir deri bir kemik olabilirim,

Gene de tıpatıp aynı kadınım.
On yaşındaydım ilk keresinde.
Kazaydı.

Kararlıydım ikincisinde
Sonunu getirmeye ve geri dönmemeye.
Bir deniz kabuğu gibi

Kapanmış sallanıyordum.
Durmadan çağırmaları, yapışkan inciler gibi
Bir bir ayıklamaları gerekti böcekleri üstümden.

Ölmek
Bir sanattır, her şey gibi.
Eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi.

Öyle ustaca ki insana korkunç geliyor.
Öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor.
Bu konuda iddialıyım sanırım.

Bu iş güç değildir bir hücredeyseniz eğer.
Güç değil bu işi yapıp hiç kımıldamamak.
Güç olan güpegündüz

Büyük bir gösterişle
Aynı yere, aynı yüze, aynı hoyrat
Bağrışmaya dönmek:

‘Bir mucize!’
işte bu beni yıkan.
Bir ücreti var.

Yaralarıma bakmanın, bir ücreti var
Nabzımı yoklamanın -
Gerçekten atıyor kalbim.

Bir ücreti var, büyük bir ücreti var hem de
Bir sözümü duymanın, dokunmanın,
Kanımın bir damlasının

Ya da saçımın, giysilerimin bir parçasının.
Ya, ya, Herr Doktor.
YA, Herr Düşman.

Sizin eserinizim ben,
Sizin değerli eşyanız,
O som altından bebek

Hani bir çığlıkta eriyen.
Dönüyorum ve yanıyorum.
Büyük ilginizi küçümsediğimi sanmayın.

Küller, küller-
Karıştırıp duruyorsunuz.
Et, kemik, başka bir şey yok –

Bir kalıp sabun,
Bir nişan yüzüğü,
Bir diş dolgusu, altın.

Herr Tanrı, Herr İblis
Sakının
Sakının.

Küllerin arasından
Kızıl saçlarımla dirilip doğruluyorum
Ve solurcasına insan yiyorum.

Türkçesi: Cevat Çapan


GÖNÜL GURBET İLE ÇIKMA / Ercişli EMRAH

18/02/2010

GÖNÜL GURBET İLE ÇIKMA


Gönül gurbet ile çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez

Yüğrüktür bizim atımız
Yârdan atlattı zâtımız
Gurbet ilde kıymetimiz
Ya bilinir ya bilinmez

Bahçenizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönlümdeki dert ilâcı
Ya bulunur ya bulunmaz

Deryalarda olur bahri
Doldur da ver içem zehri
Sunam, gurbet ilin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alının ya alınmaz

Ercişli EMRAH


VEDA ŞİİRİ / Vaptsarov

18/02/2010

Nikola VAPTSAROV

(Bulgaristan, 1909 -1942)

VEDA ŞİİRİ

…………………………….Karıma

Geleceğim bazen uykudayken sen
Beklenmedik, uzak bir konuk gibi
Sokakta bir başıma koyma beni
Kapıyı sürgüleme üstümden.

Usulca girecek, bir yere ilişeceğim
Bir zaman karanlıkta bakacağım yüzüne.
Görüntün doyasıya dolunca gözlerime
Bir öpücük kondurup çekip gideceğim.

Türkçesi: Ataol Behramoğlu


“YALAZ” – “YAŞLILIK” / Antiphilos

18/02/2010

ANTİPHİLOS

(İÖ. 60)

YALAZ

Söylemiştim çok önceden, Tereine’nin güzelliği
henüz bir çocuk güzelliğiyken “Yakıp
tutuşturacak bu bizi, büyüdüğünde”
demiştim,
herkes gülmüştü sözlerime. Nasıl da görmüşüm
oysa kapıdaki felaketi, nasıl geldi çattı o günler!
Ne yapmalı şimdi!.. Baksan ateşe salar yüreğini,
bakmasan yazık olur, tutup isteyemezsin : kız bakire…
Kaçın dostlar!.. Savuşmak en iyisi.

YAŞLILIK

Yaşlı Philon, gündelik ekmeğinin peşinde,
bir tabutu kaldırmak için eğilmişti öne,
tökezledi, düştü ve öldü. Yaşlıydı yeterince
Hades’e gitmek için ve bembeyaz saçları
bir bahane bekliyordu yalnızca.
Ne tuhaf! Başkasının tabutunu, ihtiyar,
kendisi için omuzlamıştı bilmeden.

Türkçesi: Oktay Rifat


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 200 takipçiye katılın