EV ve EVLİLİK Üstüne Altın Sözler

05/11/2009

ilginc-evler

Evler, içindekilerin varlığıyla şenlenir.
(E.B.White)

Ev, kızların cezaevi, kadınların fabrikasıdır.
(Bernard Shaw)

Evsizler, başkasının evini yıkmaya çalışmamalı, kendine bir ev yapmaya çalışmalıdır.
(A.Lincoln)

Her yerde evi olan adamın hiçbir yerde yuvası yoktur.
(Martialis)

Bir insanın evi, kişiliğinin ve dünya görüşünün aynasıdır.
(C.Kersey)

Pencereden uzaklar yakın olur insana.
(Ebu Zayyad)

Evler, gösteriş ve seyir için değil, yaşamak için yapılmıştır.
(Bacon)

İnsanın evi, gönlünün bağlı olduğu yerdir.
(Napolyon)

Kadınsız bir ev, teki kaybolmuş çarığa benzer.
(A. Kivi)

Kral olsun, köylü olsun, evinde huzurlu olan dünyanın en mutlu insanıdır.
(Petain)

Ev kadın gibidir, geçmişi karanlık ise çekiciliği fazladır.
(O.Wilde)

Boş bir ev, başıboş bir köpeğe ya da cansız bir bedene benzer.
(W.Blake)

Bir evin, bir de erdemli eşin, bunlar en değerli hazinendir.
(Goethe)

Yalnız insan, dünyanın her yerinde kendini evinde hisseder.
(W.Edish)

İnsanların yalnızca kurdukları yuvalarla insan olmalarının mutluluğu duyduklarına inanırım. (A.Schveitzer)

Bir evin eşyasında ve düzeninde o evde yaşayanın ruhundan izler vardır.
(İ.H.Sevük)

Bir insanın mutluluğu odasının duvarları arasındadır.
(Pascal)

Tatsız bir ev, ruhsuz bir beden gibidir.
(Cicero)

Ev huzuru olmayan dünya cehennemindedir.
(Atasözü)

Elim dar olacağına evim dar olsun.
(Atasözü)

Mutluluklarını hep başkasının evinde arayanların kendi evlerinde mutluluk yoktur.
(J.J.Rousseau)

Tanrı misafiriyiz deyip kondular Tanrım
Benim evimi senin evin sandılar Tanrım.
(A.N.Asya)

Önce insanlar binaları düzerler, sonra da binalar insanları..
(W.Churchill)

İçinde şen bir kadın sesi yükselen eve şenlik kapılarını kapa.
(Sadi)

Ev, insanın zindanı değil, sarayı olmalıdır.
(E.Robinson)

Evin değeri ancak gün batınca anlaşılır.
(Goethe)

Evin içindeki güneş, dışardakinden daha iyi ısıtır.
(C.Kersey)

Evde dostlarla içilen şarap insanın kalbini neşelendirir;
neşe ise tüm erdemlerin anasıdır.
(Goethe)

Evdeki kütüphanemin karşısında kendimi büyük servetli biri gibi hissediyorum.
(Goethe)

Evlilik, evin tüm bireysel yaratı ve büyüsünü bozabilir
ama evdeki dayanışma ve paylaşımın insani zevklerini de içerir.
(Goethe)

Hoşça kalın ve evcil olun! Çünkü dünyada en güzel şey budur.
(Goethe)

Akla uygun düzenlenmiş bir toplumda evleri bizler yaparız.
Çok akılsızca düzenlenmiş bizim toplumumuzda evler bizi ne yapıyorsa o oluruz.
Uygar ve sağlıklı evleri bulunmayanların vay başına gelenlere!
(Bernard Shaw)

Tanrım, bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver.
(Konfiçyus)

S’imge, EV sayısı, 12, Temmuz 2004


GOETHE DİYOR Kİ:

19/10/2009

AŞK

Çünkü aşk, hissediyorum ki,
Çözüp her çeşit bağı,
Kuruyor kendi bağlarını.
*
Aşk değil mi bizi zenginleştiren?
Her mutluluktan üstün değil mi
Mutluluğum, sen kollarımdayken?
*
İnanın bana, dünyada aşk ve tutkuya
Yetenekli bir kalpten daha
Saygıdeğer bir şey yoktur.
*
Emekle uzun sürede zor elde edileni
Bir anda bağışlar aşk.
*
Sonunda doyuma ulaşmış aşkın o güzel etkisi:
Ruhları usulca çözerken bedenleri birleştiren.
*
Her şey aşk için!

ACILAR

Katlanılmış acıların anısı bir zevktir
*
Yardıma çağırdım hep acılardır,
Çünkü dostumdur onlar, öğüt verirler bana.
*
Kendi acımızdır öğreten bize
Başkalarının acısını bölüşmeyi.
*
Dertleri yok olsun diye Tanrı
Çoğu zaman birleştirir mutsuzları.
*
Kendi değerinin tadına mı varmak istiyorsun,
Öyleyse sen değer vermelisin dünyaya.
*
Beni sevindiren her şeye sahipsem,
Vermek isterim herkese her şeyi.
*
Anladığı şeyi duyar her insan yalnızca.
*
Buluşlarımıza sevgiyle bağlanırız,
Öğrendiklerimize güvenle…
*
Kolaydır mutlu insana hizmet etmek.

GÜZEL

Ey Zeus, ben niçin ölümlüyüm? diye sordu güzellik.
Ben yalnız ölümlüyü güzel yaptım ya, dedi Tanrı.
*
Kendini sevimli bir biçimde örtmüş
Erdemden başka nedir ki güzellik?
*
Güzelden anlayan bilir yalın güzeli,
Süslü ise yığınlara seslenir.
*
Güzellik her yerde aranan bir konuktur.
*
Yanılmam ben, güzellik doğru yolda yürütür.

ETKİLER, İZLENİMLER

Ne tuhaf bir etkiye sahiptir ilk izlenim bilir misin;
Hakikatle yalanın yüksek düzeyde karışımıdır o.
*
Başka bir yaradır canlı her izlenim,
Onu alırken bir şey hissetmez insan.
*
İlk izlenimlere güvenir tüm kadınlar,
Bunları cesaretle dile getirecek kadar mutludurlar.
Nedenlerle etkileri karıştırmaktan hoşlanırlar.
*
İki benzer ruhun birbirine etkisi,
İnsanlığın en güzel ilişkisi.
*
Bizi etkileyecek olan her şeyin karakteri olmalı.
*
Tensel alanda güçlüdür tüm ahlak izlenimleri.

MUTLULUK

Mutluluk ve mutsuzluk halkaları yaşamda
Birbirine bağlıdır, gerçeklikle düş gibi;
Biri olmadan varolamaz öbürü,
Ve biri ötekinin hatırı için vardır,
Ve dünyada her sevinç yalnızca ödünç sayılır.
*
Dert içinde yeni dertler gizlidir,
Mutluluk içinde de yeni mutluluklar gizlidir.
*
İster kral olsun, ister sıradan biri
En mutlu insan, evinde huzurlu olan.
*
Sevinç içinde hüzün olmalı, hüzün içinde sevinç.
*
Günün sonunu, ağzının tadını bilenlerle yaşamalı
*
Ne yazık ki bende doğrulandı eski bir söz:
Şans ve güzellik uzun süre birleşmez.

SEVGİ

Hep aynı kalabilendir gerçek sevgi:
Her şey bağışlansa da,
Her şey yasaklansa da…
*
Sevilmek istiyorsa insan,
Sevilmeye değer olmalı.
*
Kendini ve bir insanı içten seven,
Nefret edemez ki hiç kimseden.
*
Eğer içemiyorsa, sevmemeli insan;
Ve hiç içmemeli eğer sevemiyorsa.
*
Sevilmek, ey Tanrılar ne büyük mutluluktur,
Ve sevmek ey Tanrılar mutluluklar doruğudur.
*
Eğer iki kişinin birbirini sevmesi
Gerekiyorsa, onları ayırmak yeterlidir.
*
Ev mutluluğunu bulmuş bir adam
Onu neden uzaklarda arar ki?

(Derleyen: Cansever Eyüboğlu, Dinmeyen Aşkla, S’imge Yayınları)


S’imge Şairler : GOETHE

19/10/2009

goethe

Wolfgang von GOETHE / Seçilmiş Şiirler
(1849 – 1832)

SEVGİLİNİN YAKINLIĞI

Seni hatırlarım, sulara günün
şavkı vurunca
Seni hatırlarım, dalgalara ay
Renkler verince.

Seni görür gözüm, uzak yollarda
Tozlar kalkarken,
Derin gecelerde, dağ yollarında
Yolcu titrerken.

Seni işitirim boğuk seslerle
Su yükselince
Kırlarda sükutu dinlerim gece
Her şey susunca.

Uzakta da olsan, ben yanındayım,
Sen yanımdasın.
Gün söner, yıldızlar ışır gökte, ah!
Burda olsaydın !

(Selâhattin Batu)

ZÜLEYHA

Ah, ne çok kıskanırım bir bilsen
Serin kanatlarını, ey seher yeli!
Tatlı esintiler gönderirsin sevdiğime
Ben ayrılık acısıyla kıvranırken.

Usulca bir özlem uyandırır yüreğimde
Usul usul süzüldükçe kanatların,
Ilık nefesinle buğulanır, çoğalır
Dağlarım, çiçeklerim, gözyaşlarım..

O yumuşacık esintinle sen
Serinletir, sararsın yaralı gönülleri,
Ben ki umarsız acımla çoktan ölmüştüm
Kalmasaydı ona kavuşma umudum.

Hadi git, bul artık biricik sevgilini,
Tatlı ezgiler söyle kalbine onun,
Ama sakın sevincini dağıtma,
Üzme onu kendi gizli dertlerinle..

Ona hep sonsuz bir şükranla seslen,
Çünkü aşkıdır can veren hayatına;
Ortak mutluluğu yüreklerimizin
Bağlıdır yalnızca onun sevgili yakınlığına…

(Gönül Gönensin)

ZÜLEYHA DİYOR Kİ:

Ayna ayna söyle bana en güzel ben değil miyim?
Ama siz dersiniz ki, yaşlanmak da var sonunda.
Oysa Tanrı katında ebedîdir her şey, bilirim,
Ve şu anda sonsuz sevgisi kalbimde yaşamakta…

(Tüzün Gürson)

KURTULUŞ

Sevdiğim güzel aldatınca beni
Düşman kesildim her sevince
Varıp akan bir ırmağa koştum
Akan sular geçip gitti önümce.

Sessiz, umutsuz kaldım ayakta
Başım, bakışlarım sarhoş gibiydi,
Suya düşecektim hemen nerdeyse
Dönüyordu her şey çevremde sanki.

Ansızın çağıran bir ses işittim
Döndürdüm geriye vücudumu,
Büyüleyen tatlı bir sesti gelen
“Dikkat et ki ırmak derin” diyordu.

Bir alev geçti damarlarımdan
Baktım bir sevimli kızcağızdı bu,
Adını sorunca “Kaetchen’im” dedi
“Güzel Kaetchen,” dedim, “sen ne duygulu,

Ne iyi bir kızsın, kurtardın beni
Bütün hayatımı borçluyum sana;
Fakat yetişmez bu bana ettiğin
Benim ol, en güzel bahtı sun bana”

Sonra anlatınca çektiğim derdi
Eğdi gözlerini tatlı tatlı,
Ben öptüm onu, o öptü beni
Bir daha anmadım ölümün adını.

(Selâhattin Batu)

SON SEVGİLİ

Bir ırmağın kıyısında, uzanmışım kumlara
Pırıl pırıl sularında serinliyor kollarım
Arzuyla dolduruyor kalbimi dalgacıklar
Tadıyorum doğanın değişik sevinçlerini.

En çok sevdiğin kimdi, seni unuttu diye
Geçip giden güzel yılları çağırma hiç boşuna.
Son sevgilinin dudağındaki yaşam tadı
Değişilmez ilk öpüşün unutulmuş tadına.

(Gönül Gönensin)

MARİENBAD AĞIDI

Gerçi insan acısında susar ama
Bir Tanrı bana söyleme gücü verdi
Artık ne bekleyebilirim. yeniden
Buluşsam da o gonca çiçekten
Cennet ve cehennem seni bekliyor
Duygular kararsızlık dalgalarında sarsılırken.
Bitsin bu kuşkular artık! işte gök kapında
Kaldırıyor yerden seni kollarıyla.

İşte cennete kabul edildin. keşke
Değer olsaydın sonsuz güzel hayata
Artık ne istek, ne umut, ne tutku kaldı
Burasıydı yöneldiğin içten çabalarla
Karşında görünce eşsiz güzelliği
Yanık gözyaşlarının kaynağı tükendi.

Kapılarda bekliyordu, karşılar gibi
Adım adım mutlu etti beni
Bir daha koştu son öpücükten sonra
Bir son daha kondurmaya dudaklarıma
Nasıl da canlı şimdi anısı
İçimde alevden harflerle yazılı.

O gönül ki, yüksek surlar yaptırmış
İçinde korumak için kendini ve sevdiğini
Onun yerine de sevinç duyuyor bu aşktan
Yalnızca ona açınca kapılarını tanıyor kendini.
Böylece kendi sınırları içinde daha özgür
Ve yalnızca ona teşekkür için atıyor yüreği.

Sevme gücü ve gereksinim
Karşılıklı sevgiyle yok edildi
Sevinçli tasarılar için umudun neşesi
Karar ve eylem için hemen bulundu.
Aşk bir heyecansa seven için,
Ben en hoş örneğiyim bunun.

Şimdi uzaktayım! Şimdiki duruma
Yakışan ne? Bilmiyorum.
Kimi güzellikler, kimi iyilikler sunuyor bana
Bir yük bu. kurtulmam gereken
Engellenemez bir özlem beni yollara düşüren
Sonsuz gözyaşından başka bir umarın olmadığı!

(Ulrike Böhmer – Turgay Fişekçi)

MELANKOLİ

Sakın silmeyin, silmeyin boşuna
Ölümsüz aşkların gözyaşlarını!
Silinmiş, ölgün gözlerle bakınca
Öylesine boş, anlamsızdır dünya.
Dokunmayın, ah! Silmeyin boşuna
Umutsuz aşkların gözyaşlarını!

(Tüzün Gürson)


“Ölü Ozanlar Derneği” : DÜNYA ŞİİRİ

18/09/2009

Olu Ozanlar

DÜNYA ŞİİRİNDEN SEÇİLMİŞ ÖRNEKLER

Antolojide bulunup aşağıdaki  örnekler arasında yer almayan MAYAKOVSKİ, SHAKESPEARE, ARAGON, CİBRAN, NERUDA  BRECHT, HAYYAM, ELUARD, MEVLÂNÂ, BAUDELAİRE, GOETHE, KAVAFİS, LORCA, NEYZEN, NİETZSCHE, YESENİN PUŞKİN, TAGORE, POE, SAPPHO, RİLKE vb. şairlerin seçki kitapları “DÜNYA ŞİİRİ” kategorisinde yer almaktadır.


1.MAYAKOVSK‹ 2.SHAKESPEARE 3.ARAGON 4.C‹BRAN 5.NERUDA  6.BRECHT  7.HAYYAM  8.ELUARD  9.MEVLÂNÂ 10.BAUDELA‹RE   11.GOETHE 12.KAVAF‹S 13.LORCA 14.NEYZEN 15.N‹ETZSCHE  16.YESEN‹N 17.PUfiK‹N 18.TAGORE 19.POE 20.SAPPHO  21.RİLKE

KATULLUS

(I.Ö. 84 – 54)

GECEDEN ÖNCE

Yaşayalım Lesbia’m, sevişelim,
Metelik vermeden homurtusuna,
Kıskanç ve suratsız ihtiyarların.
Batan gün her sabah yeniden doğar;
Ama bu bizdeki süreksiz ışık
Bir kere söndü mü ötesi gece;
Hiç bitmeyen bir gece, tek ve sonsuz,
Bin kere öp beni, öp, yüz kere öp;
Bin kere, sonra yüz kere yeniden
Bin kere, yüz kere, öp, durmadan öp,
Şaşır sayısını, şaşır Lesbia’m,
Şaşır ki sevdamıza göz değmesin

(Türkçesi: Oktay Rifat)


Victor HUGO

(Fransa, 1802 -1885)

SORULAR… SORULAR...

Gözden yaşmı akıtmalı ağlamak isteyince,
Dudaklar gülümserken insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzel ve şuh görüntüler mi aramalı,
Çirkin tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hasret, özlediğimizden uzaklarda kalmak mıdır,
Özlenen yanımızdayken özlem duyulamaz mı?

Para, eşya, mücevher çalmak mıdır hırsızlık,
Mutlulukları çalmak, hırsızlık sayılmaz mı?

Soldurmak için gülü dalından mı koparmalı,
Pembe bir gonca açıp dalında solamaz mı?

Silah, hançer mi gerekir insanı öldürmek için
Gözler hançer, gülücükler kurşun olamaz mı?

(Türkçesi: Tüzün Gürson)


Mihail LERMONTOV

(Rusya, 1814-1841)

İNCELİKLE SEVDİLER BİRBİRLERİNİ UZUN ZAMAN

……………………….Sie liebten beide doch keiner
……………………….Wollt’es dem andern getehn (Heine)

İncelikle sevdiler birbirlerini uzun zaman
Derin bir tasayla, çılgınca, isyancı bir tutkuyla!
Kaçınıyorlardı itiraftan ve karşılaşmaktan,
Düşman gibi; boştu ve soğuktu konuşmaları da.

Suskun ve gururlu bir acı içinde ayrıldılar,
Bazen ve ancak düşte gördüler yitik sevgiliyi.
Öldüler sonunda, mezar ötesinde buluştular…
Fakat orada da tanımadılar birbirlerini.

(Ataol Behramoğlu)


Stephane MALLARME

(Fransa, 1842-1898)

DENİZ MELTEMİ

Hayır yok tenden artık; hatmedildi kitaplar.
Ah! Bi kaçsam! bilirim, o mest kuşlara diyar,
Bir akl’almaz köpükle göklerin arasında.
Bir şey tutamaz gayrı, gözlerin aynasında
Yanan bahçeler bile, bu deniz kokan gönlü;
Tutamaz ne geceler, ne duran o hüzünlü
Boş kâğıtlar üstüne iğilmiş kandil öyle;
Tutamaz o çocuğunu emziren taze bile,
Gidiyoruz! Kalk, gemi! Yalpanı vur şöyle bir,
Ve sonra al bir günâ âleme doğru demir!
Ümitten onca çekmiş sıkıntı şimdi, dersin,
Hayır duasına mı kanmakta mendillerin?
Belki de bu direkler, fırtınalara davet,
Nâçar bir gün yığılır güverteye… Ne imdat,
Ne görünürde ada ve ne kürek ne yelken;
Ama sen geçme gene gemici türküsünden!

(Can Yücel)


Guillaume APOLLİNAİRE

(Fransa, 1880-1918)

REN GECESİ

Bardağımda şarap, bir alev gibi titriyor.
Bakın kayıkçı ağırdan bir şarkı tutturmuş.
Ayışığında yedi kız görmüş, öyle diyor;
Yeşil saçları ta topuklarını bulurmuş.

Kalkın, türküler söyleyin, oynayın yan yana;
Kayıkçının şarkısını duymayayım gayrı;
Bütün sarışın kızları getirin yanıma:
Saçları örülmüş durgun bakışlı kızları.

Ren sarhoştur, sularına asmalar vuran Ren;
Üzerinde gecelerin altını serili.
Yazı büyüleyen yeşil saçlı perilerden
Bahseder ölü bir ses, son nefesinde gibi.

Bir kahkaha gibi kırılır kadehim birden.

(Orhan Veli – Sabahattin Eyuboğlu)


Ezra POUND

(A.B.D., 1885-1972)

IRMAK-BOYU TACİRİNİN KARISI: BİR MEKTUP

Saçlarım daha alnımın üstünde dümdüz kesiliyken
Ön kapının orda oynardım, çiçek koparırdım.
Sen atçılık oynayarak bambu değneklerinde gelirdin,
Çevremde gezinirdin, mavi eriklerle oynayarak.
Böylece yaşar giderdik Chokan köyünde:
İki küçük insan, tasasız, kuşkusuz.

On dördümde, Efendim, evlendim seninle.
Hiç gülmedim, utangaçtım çünkü.
Başımı öne eğip duvara baktım.
Bin kere çağırıldım da hiç ardıma bakmadım.

On beşimde, somurtmayı bıraktım artık,
Toprağım seninkiyle karışsın istedim
Her zaman seninkiyle, her zaman.
Durmadan üzülecek ne vardı?

On altımda, benden ayrıldın.
Uzak Ku-to-yen’e, ırmağın oralara gittin,
Beş aydır uzaktasın.
Maymunlar üzgün sesler çıkarıyorlar yukarda.

Ayaklarını sürüdün giderken.
Kapının yanını şimdi yosun bürüdü, çeşit çeşit yosun
Öyle kök salmışlar ki temizlenmiyorlar!
Yapraklar, yel esince erken düşüyor bu güz,
Çifte kelebekler Ağustosla şimdiden sarardı.

Batı bahçesinin çimenleri üstünde;
İncitiyorlar beni. Yaşlanıyorum.
Kiang ırmağı kıyılarından geçip geliyorsan
N’olur bana önceden haber sal,
Çıkıp giderim seni karşılamaya
Cho-fu-Sa’ya kadar.

(Ülkü Tamer)


Anna AHMATOVA

(Rusya, 1888 – 1966)

BİLMİYORUM, YAŞAMAKTA MISIN, ÖLDÜN MÜ ?

Bilmiyorum, yaşamakta mısın, öldün mü?
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
Yoksa, akşamın yaslı karanlığında
Bir ölüyü mü düşünmeli..

Her şey senin için: Gün boyunca dualarım,
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
Şiirlerimin beyaz sürüsü,
Ve mavi yangını gözlerimin..

Hiç kimse daha yakın olmadı bana,
Hiç kimse böylesine üzmedi beni,
Acıya salıp gidenler bile,
Okşayıp bırakanlar bile hatta.

(Ataol Behramoğlu)


e. e. CUMMINGS

(A.B.D., 1894 -1962)

HİÇ GİTMEDİĞİM BİR YERDE

hiç gitmediğim bir yerde, sevinçle ötesinde
her türlü yaşantının, kendi sessizliği var gözlerinin:
en ince kımıltısında birşey var içime gömen beni,
birşey dokunamayacağım kadar bana yakın

kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi,
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, Baharın
(dokunup ustaca, gizlice) açışı gibi ilk gününü

ya da beni kapatmaksa istediğin, ben,
hayatım kapanırız güzelce, birden
karın her yere özenle inişini
düşleyen yüreğince şu çiçeğin;

duyduğumuz hiçbir şey bu ülkede
erişemez gücüne sonsuz inceliğinin:
renkleriyle yapısının beni bağlayan,
öldüren, hiç durmadan, her nefeste

(bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan
ve açan; yalnız anlıyor içimde birşey
gözlerinin sesini güllerden derin olan)
kimsenin yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri

(Türkçesi: Cevat Çapan)


Jorge Luis BORGES

(Arjantin, 1899-1986)

AN’LAR…

Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer,
oturup saymazdım eski yanlışlarımı.
Kusursuz olmaya çalışmaz, rahat bırakırdım yüreğimi.
Neşeli olurdum, geçmişte olmadığım kadar,
ve elbette çok daha coşkulu olurdu sevdalarım,
içine de yeterince ciddiyet katardım.
Bu denli temiz, titiz olmazdım hiç, öyle bir şansım olsaydı eğer.
Hiç çekinmezdim daha fazla riske girmekten de…
Daha çok yolculuklara çıkar, gündoğumlarını kaçırmazdım asla;
hele dağlara tırmanmanın, ırmaklarda yüzmenin keyfini…
Hiç bilmediğim yerlere giderdim, gidebildiğimce.
Doyasıya dondurma yer, boşverirdim kuru nimetlere.

Öyle bir şansım olsaydı eğer, dertlerim de
yalnızca düşlerin değil, yaşamın gerçeğini taşırdı.
İşte onlardan biriydim ben ömrü boyunca hani, her saniyesini
verimli kılmaya çalışan insanlardan biri.
Ama aynı an’lara yeniden geri dönebilseydim eğer,
yalnızca iyi ve güzel olanları tatmak isterdim, mutlu an’ları…

Farkında değilseniz hâlâ, öğrenin artık:
Yaşam an’lardan oluşur, sadece anlardan, ŞİMDİ’yi yakalayın.
Yanında termometresi, bir şişe suyu, şemsiyesi
ve paraşütsüz yerinden kıpırdamayan bir insandım ben.
Ama yeni baştan yaşayabilseydim eğer,
yüksüz, iyice hafiflemiş olarak çıkardım yolculuklara.
İlkbahara yalınayak girer, sonbahara dek unuturdum ayakkabıyı.
Hiç bilinmeyen yolları keşfeder, tadına varırdım günışığının,
Çocuklarla daha çok oynardım, yeniden bir şansım olsaydı eğer…

Ama ne çare..  İş işten geçmiş ne yazık ki!
85’indeyim artık ve biliyorum ki… Ölmekteyim.

(Gönül Gönensin)


Yorgo SEFERİS

(Yunanistan, 1900-1971)

DENİZE YAKIN MAĞARALARDA

Denize yakın mağaralarda
bir susuzluk duyarsın, bir aşk,
bir coşku
deniz kabukları gibi sert
alır avucuna tutabilirsin.

Denize yakın mağaralarda
günlerce gözlerinin içine baktım,
ne ben seni tanıdım, ne de sen beni.

(Cevat Çapan)


Robert  DESNOS

(Fransa, 1900 – 1945)

SENİ ÖYLESİNE DÜŞLEDİM Kİ

……Seni öylesine düşledim ki yitirdin gerçekliğini.
……Bu canlı bedene sahip olmanın ve benim taptığım sesin çıktığı  bu ağzı öpmenin daha zamanı değil midir?
……Seni öylesine düşledim ki senin gölgeni kucaklaya kucaklaya,göğsümün üstünde kavuşmaya alışmış olan kollarım belki de senin belini saramayacak.
……Beni günler boyu ve yıllar boyu yöneten ve kendine çeken gerçek görüntün karşısında bir gölge gibi kalacağım kuşkusuz.
……Ey duygusal dengeler.
……Seni öylesine düşledim ki zaman yok artık uyanmama hiç kuşkusuz.
……Ayakta uyuyorum, yaşamın ve aşkın bütün görünümlerine sunulmuş beden ve sana, benim için bugün tek önemli şey olan sana, senin alnına ve dudaklarına belik de hiç dokunamam, ilk gördüğüm birinin dudaklarına ve alnına dokunduğum kadar.
……Seni öylesine düşledim, görüntünle öylesine yürüdüm, konuştum, yattım ki görüntün bile silindi gözlerimin önünden ve yine de yaşamının güneş saati üstünde ağır ağır gezinen ve gezinecek olan gölgeden bir kat daha koyudur gölgen, görüntüler arasında görüntün eksiksizdir.

(Eray Canberk)


Attila JOZSEF

(Macaristan, 1905 -1937)

FLORA

Şimdi iki milyarlar zincirlemek için beni
Benden bir çoban köpeği yapmak için kendilerine
Fakat iyilik, şefkat ve incelik duyguları
Göç ettiler onların dünyasından Güney’e.
Artık ışık içinde göremiyorum bu dünyayı.
Göremiyorum, deney tüpüne bakan bir doktor rahatlığıyla
Diz çöküyorum, haykırıyorum yenilgimi
Sevgilim, bir an önce gelmezsen yardımıma

Köylü nasıl toprağa muhtaçsa
Yağmura, güneşe nasıl muhtaçsa, muhtacım sana
Bitki nasıl ışığa muhtaçsa
Ve klorofile, fışkırmak için topraktan,
Muhtacım sana, çalışan kalabalık
Nasıl işe, ekmeğe, özgürlüğe muhtaçsa
Ve nasıl avuntuya muhtaçlarsa kuşatıldıklarında
Çünkü gelecek doğmadı daha acılarından.

Bir köye nasıl okul, elektrik
Su, taştan evler gerekliyse
Çocuk nasıl gereksinirse oyuncaklara
Isıtan bir sevgiye;
İşçi için bilincin
Ve gözüpekliğin anlamı neyse
Yoksul için onurun;
Ve bulanık çocuklarına bu toplumun
Bir hayat çizgisi nasıl gerekliyse
Ve nasıl gerekliyse hepimize
Akıl, uyanıklık, yol gösteren ışık
Flora! Yüreğimde yerin işte öyle.

(Ataol Behramoğlu)


Yannis RİTSOS

(Yunanistan, 1909 -1990)

DEĞİŞMELER

Pulluğu tarlaya götürdüler,
tarlayı eve getirdi -
bitmeyen bir değiş tokuş başlamıştı
eşyanın anlamını belirleyen.

Kadın kırlangıçlarla yer değiştirdi,
saçaktaki kırlangıç yuvasına oturdu ve şakıdı.
Kırlangıç kadının gergefinin başına geçti
ve yıldızlar, kuşlar, çiçekler ve yelkenliler işledi.

Ağzının ne kadar güzel olduğunu bilseydin,
Görmeyeyim diye gözlerimi öperdin.

(Cevat Çapan)


Konstantin SIMONOV

(Rusya, 1915-1979)

BEKLE BENİ

Bekle beni, döneceğim
Bütün direncinle bekle beni.
Bekle hüzün yağmurları
Gökyüzünü kaplayınca,
Karakış üşütürken bekle,
Sarı sıcaklar yakarken bekle.
Kimseler beklemezken bekle beni,
Unut anılarla yüklü bir geçmişi
Ne bir mektup ne bir haber
Gelmesin ne çıkar, bekle beni
Bekle beni döneceğim
Bekle, yalnızca sen bekle beni.

Bekle beni döneceğim, bırak
Beklemekten usanmış dostlarım
Oğlum, anam, yoldaşlarım
Öldüğümü sansınlar benim
Umudu kesip bir ateşin başında
Beni yadedip içsinler ama sen
İçme sakın yürek acısı o şaraptan
İnançla, sabırla bekle beni.

Bekle beni, döneceğim
Tüm ölümlere inat bekle.
Çünkü o büyük bekleyişin
Düşman ateşinden kurtaracak beni.
Bekle kızgın sıcaklar içinde,
Karlar savrulurken bekle beni,
Yalnızca seninle ben, ikimiz
Ölümsüz olduğumuzu bileceğiz;
O sırrı, o hiç kimsenin bilmediği.
Kimseler beklemezken beni beklediğini.

(Sacide)


Paul CELAN

(Avusturya, 1920-1970)

BADEMLERDEN SAY BENİ

Say bademleri,
say acı olanı, uyanık tutanı say,
beni de onlara kat:

Gözünü arardım hep, gözünü açtığında,
sana kimselerin bakmadığı bir anda,
örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben,
ki onun üzerinde tasarladığın çiy’in
testilere doğru kaydığı bir zamanda,
yüreğe varamamış öz bir sözle korunan.

Ancak böyle varırdın adına, senin olan,
o şaşmaz adımlarla kendine yürüyerek,
savrulurdu çekiçler sanki bir çan kulesi
boşluğundaymış gibi senin suskunluğunun.

Ölmüş olan o şey senin koluna girer
ve işittiklerin de seninle birleşirdi,
üç olup giderdiniz geceyi katederek.

Beni de acı yap, acı yap beni.
Bademlerden say beni.

(Ahmet Necdet-Gertrude Durusoy)


Sylvia PLATH

(ABD, 1932 – 1963)

ADAY

Önce, istediğimiz gibi biri misin bakalım?
Takma gözün,
Takma dişlerin, koltuk değneğin,
Askın, çengelin,
Takma göğüslerin

Ya da bir eksiğin olduğunu gösteren dikişlerin
Var mı? Yok mu? Öyleyse ne verebiliriz sana?
Ağlama.
Aç elini.
Boş mu? Boş. Al sana onu dolduracak,

Çay getirecek,
Baş ağrılarını geçirecek ve ne dersen yapacak,
Bir el.
Evlenir misin?
Garantisi var,

Kapar açık kalmışsa gözlerin
Ve eriyip gider kederinden.
Yeni bir parti çıkarmak üzereyiz tuzdan.
Bakıyorum çırılçıplaksın.
Bu elbiseye ne dersin –

Siyah ve sert biraz, ama iyi oturdu üstüne.
Evlenir misin?
Su geçirmez, dayanıklı her şeye, ateşe,
Damı delip geçen bombaya.
İnan bana, bunun içinden gömerler seni mezara.

Kafana gelince, kusura bakma ama, kafan boş.
Tam sana göre biri var elimde.
Gel şekerim, çık dolaptan.
Evet, ne dersin buna?
Kağıt gibi bembeyaz başlangıçta,

Ama yirmi beş yılda gümüş,
Altın olur elli yılda.
Canlı bir bebek neresinden baksan.
Dikiş diker, yemek yapar,
Konuşur, konuşur, konuşur.

Çalışır durumda, hiç bir eksiği yok.
Açılmış yaran varsa, yara lapası.
Gözün varsa, bir görüntü gözüne.
Evlat, bu senin için son kurtuluş fırsatı.
Evlenir misin, evlenir misin, evlenir misin?

(Cevat Çapan)


Furuğ FERRUHZAD

(İran, 1936 – 1968)

RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK

küçücük gecemde benim, ne yazık
rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar

bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu
benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgâr bizi götürecek
rüzgâr bizi götürecek.

(Onat Kutlar – Celal Husrovşahi)


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 210 takipçiye katılın