S’imge: RÜYÂ

30/09/2009

rüya

RÜYÂ (Düş) sayımızda, 17 yazı, 63 seçilmiş şiir yer alıyor.


William Blake

(İngiltere, 1757-1827)

BİR DÜŞ

Bir gece karanlık bir düş dokudu
Yatağımdaydım, meleklerin koruduğu,
Bir karıncaydı gördüğüm düşümde
Yolunu yitirmiş çimenler içinde.

Bir başına, şaşkın ve endişeli,
Bu yol yorgunu belli ki dertli
Karışmış otun, yaprağın içinde,
Şöyle dedi bana kırık bir sesle:

“Nerde çocuklarım! Ağlıyorlar mı?
Babalarının ahını duyuyorlar mı?
Çıkıp çıkıp bana bakıyorlardır,
Dönüp de gözyaşı döküyorlardır.”

Üzülüp bir damla gözyaşı döktüm;
O anda bir ateş böceği gördüm,
Sordu: “kimdir bu ağlayıp inleyen
Bir gece bekçilerine seslenen?

Böcekler dönmeye başladığında,
Işıklar saçarım ben de dünyaya,
Onların vızıltılarını izle;
Küçük serseri, dönersin evine.”

(Türkçesi: Tozan Alkan)

Edgar Allan POE

(ABD, 1809-1849)

BİR DÜŞ

Görüntüleri arasında karanlık gecenin
Yitirilmiş sevincin düşünü kurdum.
Ama kalbimi kırarak beni uyandırdı
Görüntüsü yaşamın ve ışığın.

Ah! Düş olmayan bir şey var mıdır gündüzleyin
Gözlerinde geçmişten gelen bir ışıkla
Çevresine bakan kişi için?

O kutlu düş-o kutlu düş,
Bütün dünya kınarken
Tarlı bir ışık gibi neşelendirdi beni
Yalnız bir ruha yol gösteren.

Ne olmuş geceleyin ve fırtınada
Titriyorsa yükseklerdeki ışık?
Daha berrak bir sey var mıdır
Gündüz parlayan yıldızından, gerçeğin!

(Türkçesi: Oğuz Cebeci)

GEÇMİŞ YAZ

Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,
Her ânını, her rengini, her şi’rini hazdan.
Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hâtıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb… iri güller… ve senin en güzel aksin…
Velhâsıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde!

Yahya Kemal BEYATLI

ALTINDAĞ

Biri bir koca görür rüyasında:
Yüz lira maaşlı kibar bir adam.
Evlenir, şehire taşınırlar.
Mektuplar gelir adreslerine:
Şen Yuva Apartımanı, bodrum katı.
Kutu gibi bir dairede otururlar.
Ne çamaşıra gidilir artık, ne cam silmeye;
Bulaşıksa kendi bulaşıkları.
Çocukları olur, nur topu gibi;
Elden düşme bir araba satın alınır.
Kızılay Bahçesi’ne gidilir sabahları;
Kumda oynasın diye küçük Yılmaz.
Kibar çocukları gibi.

Lâğamcının hamam rüyasıdır.
Rüyaların en güzeli.
Uzanır yatar göbek taşına;
Tellâklar gelip dizilir yanıbaşına.
Biri su döker,
Biri sabunlar;
Elinde kese sıra bekler biri.
Yeni müşteriler girerken içeri,
Lâğamcı,
Pamuklar gibi çıkar dışarı.

Orhan VELİ

GÜZEL’E

Dün gece senin küçücük elinle yalnız yattık.
Yalnız, senin küçücük elinle, yalnızlık
Kandilli ilkokulu kadar kalabalık…
Zilleri çaldığında düşlerinin
Sınıfların kapıları ardına kadar açık,
Gökyüzünün, denizin, toprağın, hayalle, emeğin
Haklı sınıfları…

Belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan
Kitaplar var ya, onlardan
Öğrenmiş Marx’ı, gümüş balıkları
Ve belki de onun için o kadar,
O kadar aydınlık ortalık…

Sen ki çiçekleri toplamayan Güzelim
Çicekleri sulayan çocuk
Ve ben ki buruk ve kavruk
Bir ihtiyar adamım artık,
Öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok…
Ve anladım, anladım ki bir daha:
DÜŞÜNDE BİLE GÖREMEZ İŞLER
DÜŞLERİN GÖRDÜĞÜ İŞLERİ.

Can YÜCEL

ZÜMRÜDÜANKA

serin bir rüyanın hatırınadır
çektiğim dünya ağrısı.

bir hayalden geldim ben,
bir hayal verdim sana,
mavi-yeşil bir hatıra: işte dünya
ruhum! ovada sert es, yamaçta sus,
ırmakta ağla.

işte dünya kapısı, işte dünya kederi
ister dağının gölgesinde dur,
ister incirin neşesine vur
ağrı kendine ve tamamla.

Birhan KESKİN


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 210 takipçiye katılın