SEVGİ BURÇLARI

01/10/2009

5569_105324217522_771092522_2144635_2898679_n

BAŞAK’ım, Saygılı Açelyam, güvenilir sabırtaşım,
İçtenliğin huzur verir bana, sen niye huzursuzsun?
Barış güvercinim, çevrene niye duvar örüyorsun?
Güvenli bir saat gibidir dostluğun, sevgili arkadaşım.

YENGEÇ’im, Sabırlı Nilüferim, sempatik yoldaşım benim
Kendine acıma, gizemli dünyalar yarat güzelliğinle.
Beni koruman da hoşuma gidiyor evcilliğinle
Bana her sarılışında kanatlanıyor yüreğim.

YAY’ım, İyimser Mor Menekşem, ayrılığı sezinliyorum,
İnsanları anla, korkma bu kadar yalnızlıktan.
Lüks yaşam mutluluk değildir, vazgeçme aşktan,
Sana sağlıklı, huzurlu, neşeli yıllar diliyorum.

BOĞA’m, Güleryüzlü Şebboyum, tembelliği bırak,
Herşeye dikkatle bak, inatçı keçim, görmeye çalış,
Akıllı ol, hayatın türlü türlü renklerine alış,
Küçük şeylerle mutlusun, budur güzel yaşamak.

İKİZLER’im, Coşkulu Yaseminim, melek yüzlü şeytanım,
Hoşa gitse de ikiyüzlü görünmen vazgeçmelisin.
Gözlemci parlak zekanla duygularımı seçmelisin,
Cana yakın, sevecensin, içtenlikle yanındayım.

ASLAN’ım, Görkemli Orkidem, bayılırım cesaretine,
Bu kadar enerjiyi de nereden bulursun bilmem
Bazen bencil, bazen kıskançsın ama önemsemem,
Cömert, iyi kalpli dostluğun beni bağlar kendine.

TERAZİ’m, Duygusal Gülüm, dost diplomatım benim,
Aşırı duygusalsın, bayılırım yardımseverliğine,
Biraz sabırlı olsan, biraz güvenebilsen kendine
Maskesiz severim seni, güzelliğine imrenirim.

KOÇ’um, Dost canlısı Papatyam, inatçı âşık,
Acımasız olma bu kadar, kalbimi kırıyorsun.
Oysa güven veriyor coşkulu, açıksözlü dostluğun
Yerinde duramıyorsun, biraz sabırlı ol artık.

KOVA’m, Özgün Kırçeçiğim, dünyayı sen mi kurtaracaksın?
Yalansız yaşaman hoşuma gidiyor, ama biraz duygu kat.
Biraz güven aşıla bana, serüvenciliği bırak, yoksa
Cömertliğin kadar, çevrene kıskançlık da saçacaksın.

AKREP’im, Sırdaş Karanfilim, zekâ küpüm benim,
Hem gerçekçi, açıksözlü, hem kırıcı bakışların.
Biraz dengele kendini, sen aşka doymaz mısın?
Beni kıskanman hoş değil, bana güvenmeni isterim.

BALIK’ım, Sevecen Zambağım, ne güzel önyargısız olman,
İncesin, duygulusun, herkesi büyüleyen bir yanın var.
Ama vazgeçmelisin dünyayı tozpembe görmekten,
Sadıksın, içtensin, yumuşacık bakışların kadar

OĞLAK’ım, Serinkanlı Kamelyam, dakik başyönetmenim,
Mutluluğa ulaşılmaz sadece saygınlık ve güvenle.
Yenilikçi ol, yaşamak ne güzel, biraz gülümse,
Doğal olmanı, sevdanın tadını çıkarmanı dilerim.

Cansever Eyüboğlu


SONSUZ ve ÖBÜRÜ

01/10/2009

a1608312654_30022235_4443

en değerli vakitlerinizi bana ayırdınız
…………………………………..sağolunuz efendim
gökyüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz
………………………………………………öğrendim.
yeryüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz
………………………………………………öğrendim
hayatın sonsuz olduğunu öğrettiniz
………………………………………………öğrendim
zamanın boyutlarının sonsuzluğunu
ve havanın bazen kuşa döndüğünü öğrettiniz
………………………………….öğrendim efendim

ama sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz
……………………………………………….efendim
baskının zulmun kıyımın açlığın
bir yerlere kıstırılıp kalmanın susturulmanın
aşk mutluluğunun ve eski hesapların
aritmetiğin bile…

bunları bulmayı bana bıraktınız
…………………………….size teşekkür ederim

TURGUT UYAR


GÜVERCİN / Oktay Rifat

01/10/2009

a1608312654_30026296_3741

San Marco meydanında dost olduğum güvercin
Bir Alman misillemesinde
Kurşuna dizilmediyse eğer
Venediğe gider
Ben kuşumu bulurum
Ben kuşumu bilirim
Milyon güvercin içinde

OKTAY RİFAT


LOŞ BEŞİK

01/10/2009

n1608312654_30019283_6935

I
Söz kervanı uğurlandı akşama. Sen
kollarını mühürledin yüzünde.
G/öç yolları kenetlendi dişlerinle birden
bire. Uyurgezer memelerin iki
sis çanı şimdi ıs’sız göğsünde.

Rüyâ tapınağında çınlayan bir aşkın
sihirli tâbiriyle uykudasın:
‘Ruhum yine senindir’. Ve çocukluğun
yüreği ağzında çıkagelir ince bir buluta
tutunarak: ‘Mavi göç seninledir’.

Çocukluğun kirvesi hâlâ üşüdükçe karlı
doruklara kanmayan bir içim su.
Hâlâ korkar cumalardan/cenazelerden.
Sabahların barok göğüslerini usul
usul emerek ısınır. Göç yolları birdenbire
ana rahminde tadımladığın
kutsal iniltilerle açılır gökyüzüne.

II
Söz kervanı kundaklandı akşama. Sen
o dantelli beşikteki sen değilsin şimdi.
Nemli kirpiklerin incecik bir mecazla
iki şahin gölgesi düşürür gençliğine.
Ödülümdür, sana dilsiz anılarımı verebilirim.

Fanidir anılar: ‘Ömrüm yine senindir’
(Albenidir incelikli bir ayraç içinde).
Göz bebeğine sardığın uykusuz geceler de
yalnız sana ait pervanelerindir bilirim.
Artık kalbimin unutkan sayfalarını
yele verebilirim. Ömrüm yine dinlenir.

Hâlâ solgun sayfalarda tuza belenir çığlığın
dudaklara kanmayan bir içim su tadında.
Hâlâ korkar yıldızlardan/uçurumlardan.
Ama sen umursama, sıkı tutun belleğine
ovalarda kırlaşan o gezgini hatırla
ve yetinme serapla, aşk sende ne ararsa
her şahinli beşikte ömrünce onu ara.

Hüseyin Cahit


S’imge Şairler / Bertolt Brecht

01/10/2009

brecht

BERTOLT BRECHT / SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

DÖRT AŞK ŞARKISI

1

Senden ayrılıp sonra
Kavuşunca bu büyük güne
Gördüm, görmeye başlayınca
Herkesi neşe içinde.

Ve o akşam vaktinden beri
Bilirsin ya, hangisi
Dudaklarım daha bir güzel
Ve ayaklarım daha çevik şimdi.

Daha yeşil ağaçlar, dallar ve çimen,
Duyumsayınca böyle
Ve su daha hoş serin
Üstüme dökününce

II
Bana neşe verince sen
Düşünüyorum da bazen:
Şimdi ölebilirim diyorum işte
Ve hep mutlu kalırım böylece
Ta sonsuza dek.

Sen yaşlanınca sonra
Ve hatırlarsan eğer beni
Görünürüm yine bugünkü gibi
Ve bir sevgilin olur senin de
Hâlâ gencecik biri.

III
Yedi gülü var dalın
Altısını yel alır
Biri kalır geriye
O da bana adanır.

Yedi kez çağırırım seni
Altısında gelme kal
Ama yedincisinde söz ver
Tek bir sözcükle gel.

IV
Bir dal verdi sevdiğim
Üstünde sarı yapraklar.
Yıl desen, geçer gider
Sevdaysa yeni başlar.

(Kerem Çalışkan)


SENİ HİÇ ÖYLESİNE SEVMEMİŞTİM

Seni hiç öylesine sevmemiştim, küçüğüm
Ayrılırkenki kadar senden o akşam kızıllığında
Mavi orman yuttu beni, küçüğüm, mavi orman
Üstünde soluk yıldızlar çoktan belirirken batıda

Hiç gülmedim küçüğüm, gülmedim biraz olsun
Giderken karanlık kaderime rahatça –
Arkamda kalan yüzler
Mavi orman akşamında soluyordu yavaşça.

Yalnız ve yalnız o akşam güzeldi her şey, küçüğüm
Ne daha önce, ne daha sonra –
Tabii: Yalnızca koca kuşlar kaldı artık bana
Gece karanlık gökyüzünde dolaşan aç açına.

(Kerem Çalışkan)


ONUNLA GİTMEK İSTİYORUM, SEVDİĞİMLE

Onunla gitmek istiyorum, sevdiğimle.
Hesaplamak istemiyorum, neye mal olacağını.
Düşünmek istemiyorum, iyi mi kötü mü diye.
Bilmek istemiyorum, sevip sevmediğini beni.
Onunla gitmek istiyorum, sevdiğimle.

(Kerem Çalışkan)


ÖĞRENMEYE ÖVGÜ

En kolayından başla öğrenmeye,
çoktan geldi zamanı,
sakın geciktik falan deme!
Alfabe yetmez ama, öğren onu,
başla bir kez ve dayan!
Ne yap yap, öğren her şeyi,
ve ne yap yap, başa geç!

Sürgünde misin, öğren!
Zindanda mısın, öğren!
Mutfakta mısın, öğren!
Altmışında mısın, öğren!
Ve ne yap yap, başa geç!

Bir silahtır sana o,
sarıl ona, başa geç!
Sıkılma, arkadaş, araştır, sor!
Kulak asma her söylenene,
gözünü dört aç, kendin gör!
Bir şeyi kendin öğrenmedin mi,
onu bilmiyorsun demektir!

İyi bak şu hesaba,
sensin onu ödeyecek olan!
Her koltukta oturana mim koy,
nasıl gelmiş oraya, sor soruştur!
Ve ne yap yap başa geç!

(A. Kadir)


SÜRGÜN ÜZERİNE

Ne işe yarar çivi çakmak duvara
As gitsin iskemleye elbiseni
Nasıl olsa döneceksin
Bir hafta için değer mi?

Sulamasan da olur o fidanı
Ağaç dikmesen de olur
Boyu dizini bulmadan daha
Dönecek değil misin sevinç içinde?

Hiçbir işe yaramaz o yabancı dilden kitap
Kimliğini açığaa vurmaktan gayrı.
Seni çağıran mektup
Ana dilinde yazılmış olmayacak mı?

Kireçleri dökülür gibi bir eski yapının
(Ko dökülsün engel olma!)
Yıkılır gider adalet karşısında bir gün
Şu sınırda gördüğün
Zulüm duvarı da.

Elinle çaktığın şu çiviye bak
Söyle ne zaman döneceksin uzak yurduna?
Neler sezdiğini bilmek istemez misin?..

Emek verdin durmadan
Kurtuluş için
Odana kapanmış aralıksız yazarsın
Nedir ürünü emeğinin bilmek istemez misin?
Kestane ağacına bak avluda boy atan
Elinle suladığın kestane ağacına.

(Attila Tokatlı)


KARANLIK ZAMANLARDA

Demeyecekler: Ceviz ağacının rüzgârda sallandığı sıralardı.
Ama diyecekler: Badanacı’nın emekçileri ezdiği sıralardı.

Demeyecekler: Çocuğun yassı taşı ırmakta kaydırdığı sıralardı.
Ama diyecekler: Büyük savaşların hazırlandığı sıralardı.

Demeyecekler: Kadının odaya girdiği sıralardı.
Ama diyecekler: Tüm güçlerin emekçilere karşı birleştiği sıralardı.

Demeyecekler: Karanlıktı o sıralarda günler, geceler.
Ama diyecekler: Bu ülkenin şairleri neden sessizdiler?

(Gönül Gönensin)


DUMAN

Minnacık ev göl kıyısında ağaçlarla çevrili,
Keyifle bir duman yükseliyor çatısından.
Bir gün yokolursa o duman.
Düşünün ne avuntusuz olurdu
Ev, göl ve orman

(Gönül Gönensin)


KAVANOZDAKİ KALP

01/10/2009

4754_87919802522_771092522_1878296_2494776_a

Doktor Litman İmre’nin masasında
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği
Birazcık kibirli, birazcık mahzun
Duruyor içinde bir kavanozun
Kayısı güllerinin arasında.

İncecik yarılmış ortasından
Yüreği Bayan Çabai Yanoş’un
Yarayı açan ne doktor, neşter mi?
Yoksa hasretlik mi, acı sözler mi?
Bir ağlayanı var mı arkasından?

Otuzundaymış, baktım etikete
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği
Evli miydi, ne iş tutar Bay Yanoş?
Belki şimdi Rojakert’te oturmuş
Çekiyor akşamı seyrede ede.

Duruyor kavanozda çırılçıplak
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği
Bayan kaç kere böyle bir kaba
Reçel kaynatarak koydu acaba?
Elbet gazlı bezden değildi kapak.

Kendi gitmişse de içinde odanın
Bayan Çabai Yanoş’un yüreği.
Almış da karşısına doktor
Sırlarına ermeye çalışıyor
Belki bir damarın, belki bir sevdanın.

Akıllı bir doktorun masasında
Bayan Çabai Yanoş’unki gibi
Yüreğimiz, güllerin arasında
Bizlerden sonra da faydalı olsun
İçinde tertemiz bir kavanozun.

Nâzım Hikmet