S’imge Şairler : Rabinranath TAGORE

05/10/2009
tagoreK

Rabinranath Tagore


BENİ BAĞIŞLA AŞKIM, SENİ SEVİYORUM

Beni bağışla aşkım, aşkımı hoşgör artık
Beni hoşgör, beni bağışla, Seni seviyorum.

Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim
Yüreğim tir tir – örtüsünden kurtulmuş
Şimdi yoksul – şimdi çırılçıplak – şimdi soyunuk
Acını esirgeme benden – Ko sarınsın yüreğim
Ko giyinsin, ko kuşansın, ko örtünsün – Sonra
Beni bağışla aşkım – beni hoş gör – Seni seviyorum.

Eğer bir lokmacık bile sevemezsen beni –
Hiç mi hiç sevemezsen eğer
Acımı bağışla – beni hoşgör – Seni seviyorum.

Bana öyle eğri bakma – ırak durma ellerden
De – kuytuma çekilirim – De karanlığa kavuşurum
Sımsıkı tutarım ellerimle utancımı
Sarıp sarmalarım – dürüp bükerim
O an yüzün eğ benden Aşkım – kaçır benden
Beni hoşgör – beni bağışla – Seni seviyorum

Gün gelir – hayalin erişir karanlık yiter
Meyil verirsin bana – gün gelir
Şimdi çaresizim – yalnızım – kolum kanadım kırık
Beni bağışla Aşkım – beni hoşgör – Seni seviyorum

Seni seviyorum – Yüreğim mutluluk selinde
Kapıp koyveriyor kendini gurbetlere varıyor
Gülme bu korkulu gidişime – Gülme bağışla Aşkım
Beni bağışla – beni hoşgör – Seni seviyorum.

SENİ – YALNIZ SENİ

Seni – yalnız seni der yüreğim
Yalnız seni – yalnız seni – yalnız seni

Günümde gecemde nice tutkularım
Seni der – yalnız seni – yalnız seni

Bir ışık dileği şavklanır karanlıklarda
Derininden derininden seslenir bilincin
Yalnız seni der – yalnız seni – yalnız seni

Nasıl çarparsa vargücüyle karayel
Durgunluğa suskunluğu -son- diye
Öyle çarpar aşkına başkaldırışım
Öyle çarpar – öyle ses verir acılı :
Yalnız seni der – yalnız seni – yalnız seni – yalnız…

(Tarık Dursun K.)


EBEDİ DÖNGÜ

Ucu alevli tütsü, yok olmayı arzuluyor koku içinde,
Koku ise barınmak istiyor tütsüde.
Ezgi, katılmak isterken kafiyeye,
Kafiye çözülmek istiyor ezgide.
Fikir, var olmayı arzuluyor imgede,
İmgenin gözü fikre sızmakta.
Sonsuzluk, sonlu ile birleşmek isterken,
Sonlu, yitip gitmeyi istiyor sonsuzlukta.
Yaradıştan yok oluşa ve geriye,
Tuhaf ve sonu gelmez akış bu işte;
Tutsak, özgür olma peşindeyken,
Özgür, zincirler arıyor bağlanacağı.

(Gökçen Ezber)

EY TUTSAK, ANLAT BANA...

“Anlat bana ey tutsak, kimdi seni bağlayan?”

“Efendimdi”, dedi tutsak, “Servetle, kudretle
yeryüzünde herkesten daha üstün olabileceğimi
sandım ve kendi hazine odama taşıdım
hükümdarımın bütün servetini.
Ama yorgunluktan uykum bastırınca,
efendimin yatağına uzanıp, uyumuşum.
Uyanınca kendimi hazine odamda tutsak buldum”.

“Söyle bana ey tutsak, kim döğdü bu kırılmaz zinciri?”

“Ben kendi ellerimle döğdüm” dedi tutsak,
“üstün gücümün kudretiyle,
tüm yeryüzünü tutsak edebilirim sandım.
Sonunda harlı alevler ve acımasız vuruşlarımla
bu zincir üzerinde gece gündüz çalıştım.
Halkalar kaynayıp kırılmaz olunca da
kendimi bu zincire sımsıkı tutsak buldum.”


YAĞMURCUK İLE YASEMİN

İncecik bir yağmur damlası
Seslendi yaseminin kulağına:
“Hep yüreğinde tut beni, n’olur!”
Yasemincik, “Ama ben…” diyebildi,
İç çekti derinden, usulca
Ve sonra toprağa düşüverdi.

(Gönül Gönensin)


ARTIK GİDİYORUM

Artık gidiyorum,
Beni uğurlayan kardeşlerim,
Hepinize eğilerek ayrılıyorum.
Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum,
Uzun zaman komşuluk ettik ama
verebildiğimden çok aldım.
Şimdi gün ağardı,
karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü,
Bir davet geldi ve ben yol için hazırım.
Bu ayrılık gününde bana bol şans dileyin
arkadaşlarım,
Beraberimde ne götüreceğimi sormayın.
Seyahatime boş eller
ve ümid eden bir kalple çıkıyorum…

(Bülent Ecevit)


GÖZLERİ

05/10/2009

4430_1014012688478_1769900978_22917_5776116_a

GÖZLERİ

Sanki hiçbir şey uyaramaz
İçimizdeki sessizliği
Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey
Gözleri getirin gözleri.Başka değil, anlaşıyoruz böylece
Yaprağın daha bir yaprağa değdiği
O kadar yakın, o kadar uysal
Elleri getirin elleri
Diyorum, bir şeye karşı koymaktır günümüzde aşk
Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.

EDİP CANSEVER


HAYÂL HANIM

05/10/2009

4616_1016689115387_1769900978_27817_6831634_n

hayâl hanım

yeşil imgeli kız! ilkyazım!
hangi harf gül, hangi dal dize?
bu büyük ağaçtan her ikimize
kalan hangimizdik…
ey hayâl hanım

yeşil imgeli kız! Biz size
yazılı sevdalar sunduktu
ve döne döne uçurumlar
gibi şiirler…
şiirlerle örselenmiş yüzü
ve kalbi güllere belenmiş
biriydim ben… ve hangimize
doğru akar suydum,
ey hayâl hanım

yeşil imgeli kız! siz eğnimize
bir göçük sesi
gibi işlendinizdi
ve derin bir gül duygusu
verdiniz bana.
siz yazıp yok etmek gibi miydiniz?
ve o yokoluştan güz tenimize
bulanan siz miydiniz,
ey hayâl hanım

yeşil imgeli kız! ilkyazım!
hangi harf gül, hangi dal dize?
bu derin ağaçtan her ikimize
kalan hangimizdik…
ey hayâl hanım

HİLMİ YAVUZ


YERLEŞİK YABANCI / Metin Altıok

05/10/2009

6610_1020977582596_1769900978_38567_3350800_n

YERLEŞİK YABANCI

Kiminin dikenleri vardır,
Katlanamaz üstüne.
Hep dikine durur
Delmemek için gövdesini.

Kiminin yoktur bir tek kemiği,
Doğrulamaz ayaklarının üstüne.
Ona göre varsa yoksa kendisi,
Dürülüdür ütülü bir mendil gibi

Ben eğilmem gündüz ama
Geceleri kanatırım kendimi.

Ben bir söz söylediğim zaman,
Kendine küçük bir pıtrak edinir.
Çok sürmez anlar başına geleceği,
Çarşılarda pazarlarda ondan selam kesilir.

Ben birini sevdiğim zaman,
Göğünü durmadan genişletir.
Ama herkes rahattır kozasının içinde,
O sevgi artık kimsesizdir.

Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli;
Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.

METİN ALTIOK


BİR KOZADA / Rıfat Ilgaz

05/10/2009

5373_1021494035507_1769900978_39690_6205082_n

 

BİR KOZADA

Geç kalmadık tam zamanı
İş başlamaktaydı başladık
Örüyoruz kozamızı birlikte
Zaman da bir kozadır ipekböceğim
Her solukta örülen
Bir dışındayız bir içinde

Bir gün bizim de dokunacak
Atlasımız çalışkan ellerde
Gül yaprağı inceliğinde duru
Sabahların eridiği mavilikte
Mekikler söyliyecek türkümüzü
En güzeli bu değil mi övgünün
En sürüp gideni ipekte

İlk yağışla başladı diriliş
Özsuyla buğulandı dalların ucu
Yaprağa durdu dipten doruğa
Bahçedeki dut ağacı

RIFAT ILGAZ

(1911 – 7 Temmuz 1993)

 


OLVİDO / Ahmet Muhip Dıranas

05/10/2009

5373_1023588527868_1769900978_45299_1895342_n

OLVİDO

Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyle gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden,
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar…

Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir.
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını
Duran bir bulutu,bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kolkola
Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyar ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.

Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.

Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından

Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.

AHMET MUHİP DIRANAS