S’imge : BAHAR

13/10/2009

bahar

BAHAR sayımızda 17 düzyazı ve  71 seçilmiş şiir yer alıyor.

ERENKÖYÜNDE BAHAR

Cânân aramızda bir adındı,
Şîrin gibi hüsnü âna unvan,
Bir sahile hem şerefti hem şan,
Çok kerre hayalimizde cânân
Bir şîri hatırlatan kadındı.

Doğmuştu içimde tâ derinden
Yıldızları mâvi bir semânın;
Hazzıyla harâb idim edânın,
Hâlâ mütehayyilim sedânın,
Gönlümde kalan akislerinden.

Mevsim iyi, kâinat iyiydi;
Yıldızlar o yanda, biz bu yanda,
Hulyâ gibi hoş geçen zamanda
Sandım ki güzelliğin cihanda
Bir saltanatın güzelliğiydi.

İstanbulun öyledir bahârı;
Bir aşk oluverdi âşinâlık..
Aylarca hayâl içinde kaldık;
Zannımca Erenköyünde artık
Görmez felek öyle bir bahârı.

Yahya Kemal BEYATLI


BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI

2

Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar.
Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire
taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire…
Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar,
dışarda bozkırın üstünde pırıltılar…
Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet,
suyu donmayan testi
ve sabahları çimentonun üstünde güneş…
Güneş,
artık o her gün öğle vaktine kadar,
bana yakın, benden uzak,
sönerek, ışıldayarak
yürür…
Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara,
başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı :
dışarda akşam olur,
bulutsuz bir bahar akşamı…
İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl.
Velhasıl
o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle
bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı
hürriyet denen ifrit…
Bu bittecrübe sabit, karıcığım,
bittecrübe sabit…

Nâzım HİKMET

BAHAR GÖKLERİ

Meltem mi ki bu esen, renk mi ki, şarkı mı ki?
Şu dağdan aşağı ak bir bulut salkımı ki
İçime bir buruksu sarhoşluk akıtmada.
Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada,
Renk mi ki üzerimden akaduran bu nehir?
Kork! Bahar seni bir al güle döndürebilir
Bir daha göstermemek üzere gökyüzünü.

Ah, bu gökyüzünden bir gün ayrılmanın hüznü.

Yattım coşkun çimenler üstünde uzun zaman.
Kuşlar değil başımın üstünde hızla uçan;
Kardeşlerin yüzyıllar önce kopmuş ahları
Ta sonsuzadek bu bengi gökyüzünden ayrı.
Havada kavuşmanın bayıltan kokusu var;
Durma, durma, gözünün alabildiği kadar
Sar bu şarkı söyleyen, bu danseden evreni
Ve ayırma güzel gökyüzünden gözlerini;
Yaşamak kadar güzel, saf, mavi gökyüzünden,
Bağışlayan gökyüzünden, ebedi gökyüzünden.

Ahmet Muhip DIRANAS

BAHAR SARHOŞLUĞU

İlk sevgilinin gülüşüne benzer
Bir Nisan havası değil mi esen?
Zincirlere, kelepçelere inat,
Kanatlarımı açmak zamanıdır;
Allahaısmarladık kaldırımlar.

Giyenler düşünsün dar elbiseyi,
Ölçülü sözü, hesaplı adımı
Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan;
Saltanat sürer gibi uçuyorum,
Erik ağacı gelin olduğu gün.

Hayranım bu şehrin bacalarına
İrili ufaklı hep bir ağızdan.
Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru
Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz!
Dumanın daim olsun güzel baca!

Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
Yavrusu dallara emanet serçe,
Derken camiler üstünde güvercin
Minareler katından geçiyorum
Gökyüzü mahallesi İstanbul’un.

Süt beyaz bir martıyım açıklarda
Gemilere ben yol gösteriyorum,
Buğday ve ilaç yüklü gemilere
Bir kanat vuruşta bulutlardayım;
Bir süzülüşte vatanım dalgalar!

Cahit Sıtkı TARANCI

BEYAZ

Bir bademin altına, yorgun, oturmak biraz,
Ayrı ayrı seyretmek çiçek açmış her dalı.
Artık bütün renklerden, artık uzaklaşmalı:
Beyaz işte, aylardır gözümde tüten beyaz.

Kış bitti… Uzaklarda ilk ümitler gibi yaz,
Duyuyorum bu sabah, kış içimden çıkalı,
İçimin dört duvarı bembeyaz badanalı,
Ah, sade nefes almak, göğsüme dolan bu haz…

Bir kuş ötecek şimdi… Havada bir durgunluk,
Mermeriyle konuşan açık kalmış bir musluk,
Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.

Bahar pınarlarından içime damlayan su,
Bembeyaz çiçeklerin ıslak, temiz kokusu,
Kış bitti… Uzaklarda ilk ümitler gibi yaz..

Ziya Osman SABA

BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ

Hava ne kadar güzel öğretmenim
Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel
Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim
Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın
Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya
Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar
Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar
Hepsi hepsi ortada öğretmenim.
Ne olur biz de gidelim
Burda kalsın kitaplar
Burda kalsın iğneli karafatmalar
Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar
Burda kalsın hepsi
Bomboş kalsın hepsi
Bomboş kalsın evler okullar
Hapishaneler, hastaneler…
Öğretmenim, sevgili öğretmenim
Sırtımıza alırız hastaları
Kim bilir ne özlemişlerdir kırları…
Ya mahpuslar.
Ne sevinirler kimbilir
Sarılıp sarılıp öperler adamı.

Melih Cevdet ANDAY



Reklamlar

OĞUL / Ahmet Erhan

13/10/2009

A.Erhan

OĞUL

Anne ben geldim, üstüm başım
Uzak yolların tozlarıyla perişan
Çoktan paralandı ördüğün kazak
Üzerinde yeşil nakışlar olan
Anne ben geldim, yoruldum artık
Her yolağzında kendime rastlamaktan
Hep acılı, sarhoş ve sarsak
Şiirler çırpıştıran bi adam
Kurumuş kuyunun suyu, incirin
Sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları, dikenler bürümüş

 

Kapıdaki çıngırak kararmış nemden
Atnalı ve sarmısak duruyor ama
Oğlum, mektup yaz diyen
Sesin hala kulaklarımda

Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..

AHMET ERHAN


Simge Şairler : Edgar Allan POE

13/10/2009

poeLog

EDGAR ALLAN POE

(19 Ocak 1809 Boston – 7 Ekim 1849 Baltimore)

Bu kitabı, düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara adıyorum.


ANNABELL LEE

Senelerce senelerce önceydi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
Adı Annabell Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni.

O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabell Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırlardı bizi.

Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgârından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.

Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi, –
Evet. – Bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutunun rüzgârından
Üşüdü gitti Annabell Lee.

Sevdadan yana, kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi ki bizi,
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabell Lee.

Ay gelip ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabell Lee,
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee,
Orda gecelerim, uzanır beklerim
Sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni.

(Melih Cevdet Anday)


ELDORADO

Kuşanmış keyifle,
Yiğit bir şövalye,
Gün ışığında ve gölgede,
Bir şarkı söyleyerek,
Yol almıştı epeyce,
Arayarak Eldorado’yu

Ama yaşlandı-
Bu korkusuz şövalye
Ve bir gölge düştü yüreğine
Bulamayınca hiçbir yer
Anımsatan Eldorado’yu.

Ve en sonunda
Gücü tükendiğinde,
Rastladı bir gezgin gölgeye-
“Gölge” dedi,
Nerede olabilir-
Bu Eldorado denen ülke?”

“Sür atını aydaki
Dağların üzerinden.
Aşağıya gölgeler vadisine,
Korkmadan sür”
Diye yanıtladı gölge,-
“Arıyorsan eğer Eldorado’yu”

(Oğuz Cebeci)


RÜYALAR

Ah, sürüp giden bir rüyaydı gençliğim
Ve ruhum uyanmazdı
Sabahı getirene dek
Sonsuzluğun bir ışığı.

Evet, ümitsizce kederli de olsa
Bir tutku karmaşası olan kişi
İçin, uyanıklığın soğuk gerçeğinden
Daha iyidir bu uzun rüya.

Ama hiç bitmeyecekse-delikanlılığımda
Bana olduğu gibi-olacaksa,
Delilik olurdu daha yüce bir göğü ummak
Ben tadını çıkardım çünkü parlak güneşin yaz gününde.
Rüyaları içinde canlı ışığısın ve güzelliğin.
Yüreğimi bırakmıştım düş gücünün iklimine.
Kende evimden ayrı, düşüncemin varlıklarıyla birlikte
Yalnızca bir kez-yalnızca bir keresinde-
Belleğimden silinmez o çılgın saat
Bir güç ya da büyü bağlamıştı beni.

Ya o soğuk yeldi gece üstümden esip
Ruhuma damgasını basan
Ya da ay, uzaktaki ışıltısıyla
Uykumun üzerinde soğuk soğuk parlamıştı.
-ya da yıldızlar-artık her ne idiyse.

O gece yeli gibiydi bu düş-bırak gitsin öyleyse.

Bir rüyada bile olsa mutluydum.
Mutluydum ve sevmekteydim düşleri:
Düşleri, diri renkleriyle yaşamı boyayan,
O sisli-puslu, uçucu savaşı gibi
Benzerliğin gerçeklikle,
Aşktan ve cennetten-
Taze umudun en güneşli saatinde bildiği-
-bizim olan herşeyden-daha güzel
Şeyler getiren çılgın gözlerimize-

(Oğuz Cebeci)


F….s O….d’e

Sevilmek mi istediğin yalnızca
Öyleyse bırakma hiç yüreğini
Çizdiğin yolundan ayrılmaya…
Olmadığını unut, olduğun gibi kal
Kendi inceliğin ve erdeminle
Ve aşkın da güzelliğin de sonsuz
Bir övgüyle yankılansın yeryüzünde,
Ve aşk, basit bir göreve dönüşsün.

(Tüzün Gürson)


AKŞAM YILDIZI

Yaz ortasında bir geceyarısıydı,
Yıldızlar gökte belli belirsiz
Diğer gezegenlerle parıldıyordu,
Işıldayan dolunayın denizde
Soğuk gülümsemesini izliyordum.
O kadar donuktu ki suların aynasında…

Ansızın bir bulut örtünce görüntüyü
Gözlerimi sana çevirdim
Uzaklardan ışıyan görkemli akşam yıldızı
Senin parıltın huzur verir yüreğime
Seni hayranlıkla izler, gönenirim
O aşağıdaki donuk ışıktan çok
Senin uzaklardaki ateşini severim.

(Gönül Gönensin)