TAFLAN / Hilmi Yavuz

21/10/2009

hilmiY

ne zaman dinecek, ne zaman
bu taflan, bu taflan?

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam 
bir hiçlik tadı
ve ağzından
yıldızlar uçuran
ergin, yeşil ve yabanıl
bir yaz gecesi gibisin

yüzünde yolların gülüşü
ve yaz göğüne ilişkin
bir esenlik üretiyorsun
geçip giden fırtınalardan

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
aşkların büyük yarlarıyla
kuşatılmış görüyorum kendimi
safran
ve ezilmiş yazlardan
bakışlarının kıyısız
açıklarına
gurbet ve cevahir taşıyan
bir gülüş söylencesi
geçer bir yazdan ötekine
derin anlatılardan

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
bir dağın yırtmacından
ince bir dere yatağı
gibi kayan
yeşil tenini görüyorum
akşam
nasıl da yakışıyor yüzüne
ve sanki bir kayalığın içinde
durmadan kendi kendini oyan
bir ferhad gibiyim ben
ya da pusuda, karanlık
bir gül gibi
hem solan hem solmayan
ne zaman dinecek, ne zaman
bu taflan, bu taflan?

ey uçurum gözlü sevgilim!

Hilmi YAVUZ


Gül Kokuyorsun / Edip Cansever

21/10/2009

EdipCansever

GÜL KOKUYORSUN

Gül kokuyorsun bir de
Amansız, acımasız kokuyorsun
Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
Dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun
Hırçın hırçın, pembe pembe
Öfkeli öfkeli gül
Gül kokuyorsun nefes nefese.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
Sen koktukca düşümde görüyorum onu
Düşümde, yani her yerde
Yüzü sararmış, titriyor dudakları
Şakakları ter içinde
Tam alnının altında masmavi iki ateş
İki su
İki deniz bazan
Bazan iki damla yaz yağmuru
Mermerini emerek dağlarının
Şiirler söylüyor gene
Ölümünden bu yana yazdığı şiirler
Kızaraktan birtakım şiirlere
Büyük sular büyük gemileri sever çünkü
Ve odur ki büyüklük
Şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
O zaman ölünce de şiirler yazar insan
Ölünce de yazdıklarını okutur elbet
Ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
Yaşamanın herbir yerinde.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Bu koku dunyayı tutacak nerdeyse
Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
Herkes, hep bir ağızdan: gül!
Ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumuş gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmiş çenelerin
Ağarmış dudakların
Unutulmus çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin
Ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

Bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
Yıllarca esecek belki
Ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
Göreceğiz ki
Biz dunyamızı gerçekten görmemişiz daha
Geceyi, gündüzü, yıldızları
Görmemişiz hiç
Tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
Bu umutsuzluklari bırakın kardeşler
Göreceksiniz nasıl
Güller güller güller dolusu
Nasıl gül kokacağız birlikte
Amansız, acımasız kokacağız
Dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

Edip Cansever


CİBRAN Diyor ki:

21/10/2009

cibranL

Her gün kendini yenilemeyen aşk, alışkanlık olur, zamanla köleliğe döner.

Arkadaşını her koşulda anlamazsan, onu hiçbir koşulda anlayamazsın.

Sen körsün,ben sağır ve dilsizim, elini ver ki anlaşabilelim.

Kuş tüyünde uyuyanların düşleri, toprakta uyuyanlarınkinden daha güzel olmadığı için, hayatın adaletine güvenirim?

Bana sessizliği ver ki, geceye cesaret edebileyim.

Ruhum ve bedenim birbirlerine aşık olup evlendiklerinde ikinci kez doğdum.

Anımsamak bir biçim buluşmadır.

Unutkanlık bir biçim özgürlüktür.

İnsanlık, sonsuzluğun dışından sonsuzluğa akan bir ışık nehridir.

İnsan, ancak gecenin yolunu izleyerek şafağa varabilir.

İnsanın hayal gücüyle yetenekleri arasında yalnızca kendi arzusuyla aşabileceği bir boşluk uzanır.

İki kadın konuştuğunda hiçbir şey söylemez; bir kadın konuştuğunda bütün hayatı söyler.

Sahip olmak istiyorsan, talep etmemelisin. Bir erkeğin eli bir kadının eline dokunduğu zaman, ikisi birlikte sonsuzluğun yüreğine dokunurlar.

Mutlak hakikatin cahiliyim. Ama cehaletimin önünde eğiliyorum ve onurumu da ödülümü de bu oluşturuyor.

Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.

Aşk ve kuşku hiçbir zaman geçinemez.

Aklımız bir süngerdir, yüreğimizse bir nehir. Çoğumuzun akmak yerine emmeyi seçmesi garip değil mi?

Söylediklerimin yarısı anlamsızdır; ancak bunu diğer yarısı sana ulaşabilsin diye söylüyorum.

Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp, sessiz erdemlerimi ayıpladığında başladı.

Her kadın iki erkeği sever; biri düşgücünün yaratısıdır, diğeri henüz doğmamıştır.

Güneşe arkanı dönersen, ancak kendi gölgeni görürsün.

Konuğumu eşikte durdurup dedim ki, “Yo, ayağını içeri girerken silme, dışarı çıkarken silersin.”

Cömertlik, bana senden daha çok gereksindiğini değil, benden daha çok gereksindiğini vermendedir.

En zengin adamla en yoksul olan arasındaki fark, ancak aç geçirilen bir gün ve susuz geçirilen bir saat kadardır.

Düşmanın ve sen öldüğünüzde, kanınız birbirinize oldukça ısınacak.

Merhamet, adaletin yarısından başka bir şey değildir.

Eğer söylediğin güzelliğin şarkısıysa, çölün ortasında tek başına olsan bile, bir dinleyicin olacaktır.

Bana, “Seni anlamıyorum,” demen, haketmediğim bir övgü, haketmediğim bir hakarettir.

Büyük şarkıcı, sessizliklerimizin şarkılarını söyleyendir.

Verdiğin ve verirken alanın utandığını görmemek için yüzünü başka tarafa çevirdiğin zaman gerçekten hayırsever olursun.

Yalnız benden aşağı olanlar beni kıskanabilir ya da benden nefret edebilir. Ne kıskanıldım, ne de nefret edildim; kimseden üstün değilim; Yalnız benden üstün olanlar beni övebilir ya da hor görebilir. Ne övüldüm, ne de hor görüldüm; kimsenin altında değilim.

Sürekli olarak filiz sürmeyen aşk, ölmektedir.

Gerçekten büyük insan, başka birini yönetmeyen ve kimse tarafından yönetilmeyendir.

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyor ve yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan; öyleyse aslında, ne görüyorsun, ne duyuyorsun.

Bugünün en büyük kederi, dünün sevincinin anısıdır.

Birlikte güldüğün birini unutabilirsin, ama birlikte ağladığını asla unutamazsın.

Arzulayıp da ulaşamadığın şey, ulaşmış olduğumuzdan daha değerlidir.

Tanrı bolluk içindekileri doyursun.


S’imge Şairler : Halil Cibran

21/10/2009

cibran

CİBRAN’dan Seçme Şiirler


EVLİLİK

Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız.
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız.
Tanrı’nın suskun anıları katına eriştiğinizde bile birlikte olacaksınız.
Ama bırakın da bunca beraberliğin arasında biraz da boşluklar olsun.
Ve Tanrısal alemin rüzgârları esip dolanabilsin aranızda.
Birbirinizi sevin, ama sevginin üzerine bağlayıcı anlaşmalar koymayın.
Bırak yüreklerinizin sahilleri arasında gelgit çalkanan bir deniz olsun sevgi.
Birbirinizin kadehini onunla doldurun, ama aynı kadehle eğilip içmeyin.
Ekmeğinizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın.
Şarkı söyleyin, oynayın, eğlenin birlikte,
ama ikinizin de birer Yalnız olduğunu unutmayın,
Çünkü lâvtadan dağılan müzik aynı, ama nağmeleri çıkaran teller ayrıdır.
Yüreklerinizi birbirine bağlayın ama biri ötekinin saklayıcısı olmasın.
Çünkü ancak Hayat’ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan.
Hep yanyana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın;
Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da birbirinden ayrıdır.
Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez.

(Aytunç Altındal)

İNSANIN ŞARKISI

Ben çağların başlangıcıyla geldim
Hâlâ üzerindeyim şu kocamış dünyanın
Çağların bitimiyle gene gideceğim
Tükenmez bu yüzden acılar yüreğimde.

Göğün sonsuzluğunda dolaşan bendim
Uçtum üzerinde düşlerdeki bölümün
Gördüm her yönünü kutsal uzayın
Ama tutsak kıldı beni gene yasalar.

Dinledim öğretisini Konfüçyus’un
Bilincin gözleri çözüldü Brahma’da
Bilgelik ağacının altında gördüm Buda’yı
Ama yenik kıldı beni gene duygular.

Tanık oldum Babilon’un anlatılmaz yüceliğine
Ramses’i gördüm bir uzak çağa ün veren
Vuruşkan Roma ordularla belirdi
Ama üzgülere boğdu beni gene kurallar.

Neler çektim baskı yönetimlerinde
Zincir vurdular ellerime sömürgeciler
Acımasız zindanlarda açlığı tanıdım
Ama bir güç kaldı gene içimde, bırakmadı beni
Işıyan yeni günle bana umut getiren.

(Engin Aşkın)

MUTLULUĞUN ŞARKISI

İnsan benim sevdiğimdir, ben de onun. Ben ona doğru gitmek isterim, o da beni arzular.

Keder benim, çünkü keder, onun aşkıyla beni üzen ve ona eziyet eden bir ortaktır. Madde adında insafsız bir metrestir o. Nereye gitsek, ayırmak için ikimizi, bir bekçi gibi bizi izler.

Sevdiğimi ararım ıssız yerlerde, ağaçların altında ve göllerin yanında, ama bulamam onu. Çünkü Madde ayartır, şehre götürür sevdiğimi, kalabalığın, ahlaksızlığın ve perişanlığın yanına.

Onu ararım bilginin evlerinde ve bilgelik tap›naklar›nda. Ama bulamam, çünkü toprağın giysisini giyen Madde, önemsiz şeylerle uğraşılan, yüksek duvarlı yerlere kapatır onu.

Rahatlığın kırlarında ararım sevdiğimi, bulamam, çünkü düşmanım, onu açgözlülük ve hırs mağaralarına bağlar.

Ona seslenirim şafak vaktinde, beni duymaz, çünkü gözleri hırs uykusuyla ağırlaşmıştır.

Onu okşarım şelalelerle, sessizlik yücelir ve çiçekler uyurken. Fakat anlamaz beni, çünkü ertesi günün işlerinin aşkı almıştır aklını.

Sevdiğim beni sever, beni arar işlerinde, ama Tanrı’nın işleri gizler beni, bulamaz.

Beni, güçsüzlüğün kafataslarından yapılmış şeref saraylarında, gümüşün ve altının arasında arar.

Ulaşamayacak bana, aşk ırmağının kıyısında yaptığı basitlik evinde, Tanrı’nın.

O, katillerin ve zalimlerin önünde kucaklayacaktı beni, oysa ben, masumiyet çiçekleri arasında öpeceğim onu.

O, aramıza düzenbazlığı sokacaktı, fakat ben aracı istemem kötülükten uzak işlerde.

Sevdiğim, gürültüyü ve karışıklığı öğrendi düşmanım Madde’den. Ben, ona ruhunun gözlerinden yakarış yaşları dökmeyi öğreteceğim ve memnuniyetle iç çekmeyi.

Sevdiğim benimdir ve ben de onunum.

(Feyza Karagöz)

SEVGİ

….
Gerçi sarp ve zorludur  sevginin yolları.
Ama içinize ateş düştümü, izlemekten geri durmayın.
Sizi kanatlarının arasına alıp saklamak isterse, karşı koyun.
Çünkü bilin ki, bir an gelir, o kanatların arasından bir kılıçtır çekilir ve vurur, inletir sizi.
Gerçi sözleri düşlerinizi darmadağın edebilir, tıpkı kuzey rüzgârının bahçeleri darmadağın ettiği gibi.
Ama sizinle konuştuğu zamanlarda, yine de ona inanmazlık etmeyin.
Çünkü başınıza tacı oturtacak olan da, sizi çarmıha gerecek olan da sevgidir. Serpilip gelişmenizi isteyen de o, budanıp kalmanızı isteyen de O’dur.
Bir yandan yükseltinize erişip, güneşe uzanan en ince dallarınıza bile sarılıyorken.
Bir anda gerisinin geri dönüp köklerinize dek inerek sizin yer yüzünde ayakta durabilmenizi sağlayan bağlarınızı da sarsabilir.
Tıpkı püsküllerin mısırı sarışları gibi, sevgi de  sizi kendisine sarar.
Soyunmanız ve önünde çıplak kalmanız için zorlar. Soyunuk kalıncaya dek üsteler de üsteler.
Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir, acı verir canınıza.
Boyun eğdirinceye dek, ezer, yoğurur sizi.
Sonra da, Tanrı’nın kutsal sofrasına ulaştırılacak bir somun olabilmeniz için kutsal alevlerin arasına alır, kavurur sizi.
Sevgi bütün bunları başarır, yeter ki siz kalbinizin sırlarını öğrenin ve bu yolla Hayat’ın yüreğinden bir parça olun.
Ama diyelim ki korkulara kapılmışsınız da sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz.
O zaman bir an önce çıplaklığınızı örtün ve sevginin zorlu düzeninden uzaklaşıp mevsimleri olmayan bir dünyaya sığının, daha iyidir derim.
Çünkü ancak orada güler ve ağlayabilirsiniz, ama ne gülüşünüz tam olur, ne de ağlarken tüm gözyaşlarınız dökülür.
Karşısındakine kendinden başka bir şey vermez Sevgi ve kendinden başka hiçbir şeyi de geri almaz. Ne kendi dışındaki şeylere sahiptir ne de kendisine sahip olunabilir;
Çünkü Sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir.
Sevgi gelip sizi bulmuşsa, “Tanrı’yı yüreğimde taşıyorum” demektense, “Tanrı’nın yüreğine eriştim” deyin.
Ve hiçbir zaman sevgiye yön verebileceğinizi düşünmeyin, çünkü sevgi, eğer sizi o değerde bulmuşsa, kendi yönünü kendi çizecektir.
Sevginin kendini mutlu kılmaktan öte hiçbir arzusu yoktur.
Ama eğer sevgiye kapılmışsanız ve tutkularınız olsun istiyorsanız şunları kendinize seçin derim: Tutkunuz, sevginin içinde erimek olsun. Tıpkı geceye şarkılar söyleyen bir akarsu gibi akıp gidin. Tutkunuz, aşırı duygusal davranışların getireceği acıları tanımak olsun.
Tutkunuz, kendi sevgi anlayışınızla kendinizi vurmak olsun.
Varsın istekle ve coşkuyla aksın kanınız.
Tutkunuz, kanatlanmış bir yürekle sabaha gözlerinizi açıp sevgi dolu bir güne başlayabiliyor oluşa teşekkür etmek olsun;
Tutkunuz, gün öğleye erifltiğinde oturup sevginin yüksek heyecanını düşünmek olsun;
Tutkunuz, gün akşama erdiğinde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun:
Ve yüreğinize gömdüğünüz sevgili için iyi bir şeyler dileyip yatın: dudaklarınızda onu yücelten bir şarkı olsun.

(Aytunç Altındal)

VE HÜZNÜM DOĞDUĞUNDA

Ve hüznüm doğduğunda özenle besledim onu,
Gece gündüz üstüne titredim sevecenliğimle…

Ve hüznüm büyüdü zamanla, serpilip güçlendi,
Tüm canlı varlıklar gibi olağanüstü güzelleşti.

Ve hüznümle ben, hep sevdik birbirimizi, ve dünyayı,
Kaynaştık güzel ruhlarımızla birbirimize ve dünyaya…

Ve hüznümle ben, söyleştikçe günlerimiz kanatlanır,
Konuşkan düşlerimizle seçkinleşirdi gecelerimiz.

Ve hüznümle ben, şarkılar söylerdik, komşular dinlerdi;
Çünkü deniz gibi derindi, anılarla dopdoluydu ezgilerimiz.

Ve hüznümle ben gururla yürürdük, saygılı gözler önünde;
Düşmanca bakanlar da olurdu, çünkü soyluydu hüznüm.

Ve hüznüm her canlı gibi öldü bir gün, yalnız kaldım;
Kendimden geçtim, düşüncelere daldım, bunaldım.

Ve konuştuğumda duymuyorum şimdi kendimi,
Ve komşularım gelmiyor artık şarkılarımı dinlemeye.

Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi:
“İşte bakın, burada yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam.”

(Deniz Özder)

YENİLGİ

Yenilgi, yenilgim benim, yalnızlığım, kimsesizliğim;
Binlerce yengiden daha değerlisin sen benim’çin!
Daha yakınsın gönlüme dünyanın tüm şereflerinden!

Yenilgim benim, başkaldırım ve ilk tanışmam kendimle!
Hâlâ dinç ve sağlıklı ayaklarım senin sayende!
Ve sende buldum kutsal yalnızlığımı, artık bugün
Solgun defnelerin ardında koşturup durmuyorum…

Yenilgim benim, parlak kılıcım, yenilmeyen kalkanım!
Senin gözlerinde okuyorum şimdi derin hakikatleri:
Tacın, tahtın kölelik; anlaşılmanın düşkünlük olduğunu,
Ve olgunlaşan bir meyvenin tadına varabilmek için
Olgunlaşıp dalından düşmenin gerektiğini…

Yenilgim benim, dürüst, sözüpek yol arkadaşım,
Ömrümce duyacaksın şarkılarımı ve sessizliğimi,
Kanat çarpıntılarımı senden başka kimse bilmeyecek,
Ve kabaran okyanusların, yanan dağların kışkırtıcılığını.
Ve sarp ruhuma yalnızca sen tek başına tırmanacaksın!

Yenilgi! Yenilgim benim, sonsuz cesaretim, yiğitliğim!
Bütün fırtınalara birlikte güleceğiz sen ve ben!
Ve derin mezarlar kazacağız içimizde ölenlere…
Tüm gücümüzle dikilip güneşin karşısına
Tehlikeli olacağız ve arzuyla bakacağız dünyaya!..

(Gönül Gönensin)