S’İMGE : DOSTLUK

26/10/2009

dostluk1

DOSTLUK sayımızda Türk ve Dünya edebiyatından seçilmiş 22 düzyazı, 44 şiir yer alıyor.


DOSTLUK

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.

O gider, bu gider, şu gider,
Dost luk, sen yanı başımızda kalırsın

Nâzım HİKMET


İMKANSIZ DOSTLUK

Değil kardeşim, dal yeşil değil,gök mavi değil,
Bilsen! Ben hangi alemdeyim, sen hangi alemde!
Aklından geçer mi dersin aklımdan geçen şeyler?
Sanmam! Yıldız ve rüzgar payımız müsavi değil;
Sen kendi gecende gidersin, ben kendi gecemde;
Vazgeç kardeşim, ayrıdır bindiğimiz gemiler!

Cahit Sıtkı TARANCI

DOSTLUKLAR İÇİN DÜZYAZI

Erkekler arasındaki dostluklarda
Av anlaşması da var.

Kadınlar arasındaki dostluklar…
Siyah ve yer yer yıldız ışınlı
Bir kumaşın arkasında
Usulca dönen bir çiçek düşünürüm.

Biri lambayı avucunun içiyle kapar
Dünyanın ucunda sözcükler düşünürüm,
Berrak burun delikleri havada biri
Savunma ve içdökü koklar.

Savunmanın binbir gizi
Düzgün açılmış sigara paketleri
Ayakta duran pantolonlar,
Anılar ortalıkta dolaşır ve karmaşır.

Kurtarılmış zamanların
Sonsuz çay içilen
Oturma yerlerinde onlar
Dayanıklı ve yaklaşılmazdırlar.

Hele çocukluk dönemi dostluklarını
Güncel tutmayı bilen
Yaşlı kadınlar!

Kadınlarla erkeklerin dostluklarında
Kadın payı oldum bittim ağır basar
Dönmektedir yine o savunma çiçeği
Yine kumaş yine içdökü;
İnsan ilişkilerinin doruğunda
Patika erkencisi
Ve çekingen bir tılsım var,
Öğrenilse de hiçbir zaman çözülemez.

Kadınlar uçtadırlar,
Hele evli kadınlar.

Cemal SÜREYA

HÂLÂ KOYNUMDA RESMİN

Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi, rüzgar gibi konuşurdu
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin

Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin

Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın “merhaba” demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin

Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin

Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Hâlâ duvarlarda resmin

Ahmet TELLİ


“Bekleyen” ve “Saçların” / Necip Fazıl Kısakürek :

26/10/2009

necipfaz

BEKLEYEN

Sen, kaçan bir ürkek ceylansın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!

Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.

Kimsesiz odamda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran!

Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrümü.
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
Bana kalacaksın yine son günü.

Ölürsün… Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayâle işaret diye
Toprağında bir taş olur, beklerim…

SAÇLARIN

Saçların çırçıplak omzundan aksın
Mermer üzerinden geçen su gibi.
İçinde bir ezgin his duyacaksın
Yaz vaktinin gündüz uykusu gibi

Saç tel tel, örtüler hep tül tül düşer
Gözünün değdiği yere gül düşer;
Sonunda sana da bir gönül düşer,
Gönlümün şimdiki duygusu gibi.

Dillerde dökülüp sayılır saçın,
Sıcak nefeslerle bayılır saçın,
Bir tütsüdür, kalbe yayılır saçın
Kararan gözlerin buğusu gibi

Necip Fazıl KISAKÜREK


“Sabahtan Uğradım..” ve “Bu Göçü Ordan..” / Erzurumlu Emrah

26/10/2009

SABAHTAN UĞRADIM…

Sabahtan uğradım ben bir fidana
Dedim mahmur musun dedi ki yok yok
Ak elleri boğum boğum kınalı
Dedim bayram mıdır dedi ki yok yok

Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim kalem nedir dedi kasımdır
Dedim onbeş nedir dedi yaşımdır
Dedim daha var mı dedi ki yok yok

Dedim ölüm vardır dedi aynımda
Dedim zulüm vardır dedi boynumda
Dedim ak memeler dedi koynumda
Dedim ver ağzıma söyledi yok yok

Dedim Erzurum nen dedi ilimdir
Dedim gider misin dedi yolumdur
Dedim Emrah nendir dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yok yok

BU GÖÇÜ ORDAN GÖÇÜRDÜM

Bu göçü ordan göcürdüm
O dağ olmaz bu dağ olsun
Şeyda, garip bülbül gibi
O bağ olmaz bu bağ olsun

Yâri götürdüm yaylama
Sevda derler gel kınama
Bir yara vurdun sineme
Hançer olmaz bıçağ olsun

Emrah der kapında kulam
Dîdemde ummana dalam
Al yanaktan buse alam
Yanak olmaz dudağ olsun

Erzurumlu EMRAH


MIRIAM’A SON SÖZLER / Lawrance

26/10/2009

edhl

(İngiltere, 1885-1930)


MIRIAM’A SON SÖZLER

Seninki huysuz bir acı,
Oysa benim de yüzüm kara;
Sevgin köklüydü, eksiksizdi senin,
Benimki güneşe doğru büyüyen
Tutkusuydu çiçeğin.

Beni araştırıp tanıyacak güçteydin,
Tomurcuklarımı bir bir açacak;
Çektin uykulardan aldın ruhumu,
Acıyı duyar ettin –
O zaman tökezledim

Koyun koyuna seni sevemedim,
Sevmeyi isteseydim de,
Öpüştük, belki de öpüşmemeliydik.
Boyun eğdin, kendimizi son bir denedik,
Beceremedik.

Sen yalnız dayandın, böylece
Çökerttin usta direncimi.
Okşamamla titremedi hiç tenin;
Bu yüzden gereken son ince acıyı da
Sana çektiremedim.

Güzelsin, alımlısın
Ama donuk ve tutuksun etinde;
İçine işleyebilseydim eğer
O dikenli acının olanca şiddetiyle,
Işıyan bir ağ çıkardı belki

Renkli bir pencere gibi; tenini
Yakıp geçti en güzel ateş,
Kurtardı çürümekten, arıtıp
Kutsadı onu yeni bir duyarlıkla.
Ama kim alır şimdi seni yeniden?

Kim yakıp kurtarabilir seni
Etinin ölümünden, çürümesinden?
Artık söndüğüne göre benim de içimin ateşi,
Hangi erkek eğilir sürüp çıkarmak için
Etinde haykıran çarmıhı şimdi.

Sessiz, nerdeyse güzel bir şey yüzün,
Baktıkça utanıyorum,
Seni bütün yalımların içinden
Kurtarıp çıkaracak kadar
Amansız olmalıydım.

(Türkçesi: Cevat Çapan)


Cezmi Ersöz: 3 Şiir

26/10/2009

cezmi

SEN ASLINDA ÇOK ESKİ BİR ŞEYE AŞIKSIN

Künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

Bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş
Beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri

Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

Yüreğim paslı bir sarnıç
Gözyaşlarının demi hâlâ avuçlarımda

Sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan
Yaşamak güçlü olmak değildir her zaman

Künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
Ölürsem beni seninle ararlar şimdi

ESKİ BİR KADINSIN SEN

Eski bir kadınsın sen
aşkı öğretmek için tekrar tekrar dirilen…

Ölümünü bekletiyor şimdi seninle
sevdası yarım kalmış ömürler.

Boğulmuş ve kanla karışmış yüzü denizin
sevginle duruluyor…

Aşk, unutulmuş bir sanat gibi,
ağırbaşlı bir çileyle öğreniliyor şimdi

Eski bir kadınsın sen,
aşkı öğretmek için celladını tekrar tekrar dirilten…

YOK KARŞILIĞI YÜZÜNÜN

Senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
beklemek kadar acı, anlamak kadar zor
nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
yok karşılığı yüzünün

Senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
yakınlaştıkça imkansız uçurumlar
nedensiz hayatların o büyük acısı gibi –
yok karşılığı yüzünün

Cezmi ERSÖZ


AŞK BENİ GEÇER / Abdülkadir Budak

26/10/2009

a.k.budak

Çünkü bacakları uzun, mesafe tanımıyor
Çünkü rüzgârın altında, büyük deneyiminde
Elbette aşk beni geçer haritayı kendi çizmiş
Dağları iyi biliyor, nehirleri de

Bir ateşin koynunda uyuyorken bile geçer
Serin su başlarında dinleniyorken bile
Ve ben onun peşinden kurşun olsam yetişemem
Okyanusa vardığında göle gelmiş olur muyum
O çınar olduğunda yaprak olur muyum ben?

Bir dille yetinirim, bütün dilleri öğrenmiş
Dumana tanım ararım, yangınlardan geçmiş o
Ben merdiven anyorken çoktan çıkmıştır göğe
Bir kadının saçlarına takılıp kalmış iken
Ruhunu ele geçirmiş binlerce sevgilinin
Bende bir esimlik yel, onda her zaman deprem
Elbet aşk beni geçer
Tren rayların üstünden

Aşk şiiri yazdığımı sanırım, ne hafiflik
Destanı bitirmiş olur ben çıkarken ilk dizeden
Uçup gitmiştir evet dünyayı kanat eyleyip
Ben iki teleği yan yana getirmişken

Aşk beni bir daha geçer
Tren rayların üstünden

Abdülkadir BUDAK


Neşideler Neşidesi / Süleyman Peygamber

26/10/2009

Neşideler neşidesi; Süleymanındır.
Beni kendi ağzının öpüşleriyle öpsün;
Çünkü okşamaların şaraptan daha iyidir.
Kokuca ıtrın ne güzel;
Senin adın kabından dökülen ıtır gibidir;
Bundan ötürü seni kızlar seviyor.
Beni kendine çek; biz senin ardınca koşarız;
Kıral beni iç odalarına götürdü;
Seninle biz ferahlanıp seviniriz;
Senin okşamalarını şaraptan ziyade anarız;
Seni sevmekte onların hakkı var.

Ben karayım, fakat güzelim,
Ey Yeruşalim kızları!
Kedar çadırları gibi,
Süleyman çadır etekleri gibi.
Kara olduğuma bakmayın,
Çünkü beni güneş yaktı.
Anamın oğullan bana kızdılar;
Beni bağlara bekçi ettiler;
Fakat kendi bağımı beklemedim.
Ey sen, canımın sevdiği bana bildir.
Sürünü nerede otlatıyorsun,
Öğleyin onu nerede yatmıyorsun?
Çünkü arkadaşlannın sürüleri yanında,
Niçin yüzünü örten bir kadın gibi olayım?
Ey sen, kadınlar içinde en güzel kadın,bunu bilmiyorsan,
Sürünün izlerine çık,
Ve çoban çadırları yanında oğlaklarını otlat.

Firavunun arabalarında koşulu kısrağa
Seni benzetirim, ey sevgilim!
Yanakların sac örgüleriyle,
Boynun gerdanlıklarla ne güzel!
Sana– altın dizileri yapacağız,
Gümüşten düğmelerle.
Kıral sofrasında otururken,
Benim sümbül yağım güzel kokusunu yaydı.
Memelerim arasında yatan.
Safi mür çıkınıdır, bana sevgilim.
En-gedi bağlarında,
Bir salkım kına çiçeğidir, bana sevgilim.

Ah, ne güzelsin, sevgilim,
Ah, sen ne güzelsin;
Gözlerin güvercinler!

İşte, sen de güzelsin sevgilim, hem ne şirinsin!
Ve yeşilliktir yatağımız.
Erz ağaçlarıdır evimizin direkleri
Tavanımızın oymaları da serviler

BAB 2

Ben Şaron gülüyüm.
Derelerin zambağıyım.
Dikenlerin arasında zambak nasılsa,
Kızların arasında sevgilim öyledir.
Orman ağaçları arasında elma ağacı nasılsa,
Oğlanlar arasında sevgilim öyledir.
Zevk alarak onun gölgesinde oturdum,
Ve raeyvası damağıma tatlı idi.
Beni ziyafet evine götürdü,
Ve onun üzerimdeki bayrağı sevgi idi.
Kuru üzümle bana kuvvet verin, elma ile beni canlandırın;
Çünkü aşk hastasıyım ben.
Sol eli başımın altında olsun,
Sağı da beni kucaklasın.
Dişi ceylanlar üzerine, yahut kırın dişi geyikleri üzerine,
Size and ettiriyorum, ey Yeruşalim kızları!
Sevgiliyi ayıltmayasınız, ve uyandırmayasınız diye,
Onun gönlü hoş oluncaya kadar.

Sevgilimin sesi! işte.
Dağların üzerinde sekerek,
Tepelerin üzerinde sıçrayarak geliyor.
Sevgilim ceylana, yahut geyik yavrusuna benzer,
Pencerelerden içeri bakıyor;
Kafeslerden gözlüyor.

Sevgilim cevap verdi, ve bana dedi:
Sevgilim, güzelim, kalk da gel.
Çünkü. işte. kış geçti:
Yağmurlar geçip gitti:
Yerde çiçekler görünüyor;
Terennümün vakti geldi.
Ye diyarımızda kumrunun sesi işitildi;
İncir ağacı ham incirini yetiştirmede,
Asmalar da cicekleniyor,
Güzel kokular saçmaktalar.
Sevgilim, güzelim, kalk da gel.
Kayanın kovuklarında.
Uçurumun kenarlarındaki güvercinim!
Endamını bana göster,
Sesini bana işittir;
Çünkü sesin tatlı, ve endamın güzel.

Bize tilkileri tutun.
Bağları harap eden küçük tilkileri;
Çünkü bağlarımız çiçektendi.
Sevgilim benimdir, ben de onun:
Zambaklar arasında koyun otlatıyor.
Gün serinlenince, ve gölgeler uzanınca geri gel. sevgilim!
Yarılmış dağlar üzerinde
Ceylan gibi. geyik yavrusu gibi ol.

BAP 4

Ah. ne güzelsin, sevgilim,
Ah, sen ne güzelsin.
Peçen arkasından gözlerin güvercinler.
Gilead dağının yamaçlarında yatan
Keçi sürüsü gibidir saçın.
Kırkılmış, yıkanmaktan çıkmış.
Koyun sürüsü gibidir dişlerin;
O koyunların hep ikileri var,
Ve aralarında yavrusuz olan yok.
Dudakların kızıl kaytan gibi.
Ağzın da ne güzel.
Peçen arkasından yanakların.
Sanki nar parçası.
Boynun Davudim kulesine benziyor.
O kule ki, silâh evi olarak yapılmıştır.
Üzerine bin büyük kalkan,
Hep yiğit kalkanları asılmıştır.
iki memen, sanki bir çift geyik yavrusu.
Zambaklar arasında otlıyan,
İkiz ceylan yavrusu.

Gün serinlenince, vegölgeler uzanınca,
Mür dağına ve günnük tepesine gideceğim.
Hep güzelsin sevgilim;
Ye sende hiçbir kusur yoktur.
Benimle Libnandan. ey yavuklum!
Benimle gel Libnandan;
Amana tepesinden
Senir ve Hermon tepelerinden.
Aslanların inlerinden.
Kaplanların dağlarından bak.
Kaptın gönlümü, kızkardeşim. yavuklum!
Gözlerinin bir bakışı ile.
Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.
Okşamaların ne güzel, kızkardeşim, yavuklum!
Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,
Itrinin güzel kokusu da her çeşit baharattan!
Ey yavuklum, bal damlatır dudakların;
Balla süt senin dilinin altındadır;
Esvabının kokusu da, sanki Libnan kokusu.
Kızkardeşim. yavuklum, kapalı bir bahçedir;
Kapalı bir kaynaktır, mühürlenmiş pınardır.
Fidanların, bir nar cennetidir, güzel meyvalarla;
Kına ve nardin fidanları ile.
Nardin ve safranla.
Kokulu kamış ve tarçınla, her çeşit günnük ağacı ile;
Mür ve öd ağaçları ile, baş baharatın her çeşidi ile.
Şen bahçelerin pınarısın.
Diri suların kuyusu,
Ve Libnandan akan seller.

Uyan, ey şimal yeli!
Şen de gel, ey cenup yeli!
Bahçeme es de, onun pelesenkleri damlasın.
Sevgilim bahçesine gelsin, ve güzel meyvalarını yesin.

BAP 5

Bahçeme girdim, kızkardeşim, yavuklum!
Mürrümü topladım, pelesenkim ile;
Gümecimi yedim, balımla beraber:
Şarabımı içtim, südümle beraber.
Ey dostlar! yiyin; İçin. sevgililer! ve mestolun.
Ben uyuyordum, yüreğim ise uyanıktı;
Kapıyı çalan sevgilimin sesi:
Bana aç. kızkardeşim. sevgilim, benim eşsiz güvercinim!
Çünkü çiğ ile doldu başım;
Gecenin damlaları ile kâküllerim.
Entarimi çıkardım; onu nasıl giyeyim?
Ayaklarımı yıkadım nasıl onları kirleteyim? dedim.
Delikten uzattı elini sevgilim.
Ve içim oynadı onun için.
Ben kalktım, sevgilime kapayı açayım diye;
Ve sürgü tokmakları üzerinde kalan mür
Benim ellerimden damladı.
Mür yağı benim parmaklarımdan.
Ben sevgiliye kapıyı açtım;
Sevgilim ise çekilmiş gitmişti.
O bana söz söylerken, ben kendimden geçmişim;
Onu aradım, fakat bulamadım:
Onu çağırdım, fakat bana cevap vermedi.
Şehirde dolaşan bekçiler beni buldular,
Bana vurdular, beni yaraladıar:
Şehir duvarlarının bekçileri peçemi üzerimden kaldırdılar.
Size and ettiriyorum, ey Yeruşalim kızları!
Eğer sevgilimi bulursanız.
Ona söyleyin ki. ben aşk hastasıyım.

Sevgilin senin, bir sevgiliden başka nedir?
Ey sen, kadınlar arasında en güzel kadın!
Sevgilin senin, bir sevgiliden başka nedir ki,
Bize böyle and ettiriyorsun?

Sevgilimin teni beyaz ve kırmızı,
On binlerin arasında seçkin olan odur.
Başı saf altın;
Kıvrılır kâkülleri, kuzgun gibi siyah.
Gözleri akar sular kenarındaki güvercinler gibi,
Sütle yıkanmışlar, oturur dolgun sular kenarında.
Yanakları sanki hoş kokulu çiçek tarhları,
Güzel kokular yığınları;
Dudakları zambaklardır, mür yağı damlatır.
Elleri, üzerine gök zümrüt kakılmış altın lüleler;
Gövdesi fil dişi işi, safir taştan kakılmış.
Bacakları mermer direklerdir, saf altın ayaklıklar üzerine kurulmuş.
Görünüşü Libnan gibi, erz ağaçları gibi hâlâ.
Ağzı çok tatlı;
Ve onun her şeyi güzel.
Budur sevgilim, evet yârim budur.
Ey Yeruşalim kızları!

BAP 7
Çarıklar içinde ayakların ne güzel, ey emîr kızı!
Toplu kalçaların sanki mücevherler.
Üstat ellerinin işi.
Göbeğin yuvarlak bir tas,
Onda karışık şarap eksik değil;
Karnın buğday yığını.
Zambaklarla kuşanmış.
İki memen sanki bir çift geyik yavrusu,
İkiz ceylan yavrusu.
Fil dişi kulesi gibidir boynun senin;
Bat-rabbim kapısı yanındaki
Heşbon havuzlandır gözlerin;
Şama doğru bakan
Libnan kulesi gibidir burnun senin:
Başın, senin üzerinde karmel gibi,
Başının saçı da sanki erguvanî;
Kıral senin kâküllerine esir oldu.
Zevkler içinde, ey sevgilim.
Sen ne güzelsin, ve ne şirinsin.
Bu senin boyun hurma ağacına,
Memelerin de salkımlara benziyor.
Hurma ağacına çıkayım,
Dallarını tutayım, dedim:
Memelerin üzüm salkımları gibi olsun.
Soluğunun kokusu da elma gibi.
Ve ağzın en iyi şarap gibi.
O şarap ki. uyumakta olanların dudaklarından kayıp,
Sevgilim için dümdüz akar.
Ben sevgiliminim:
Onun özlediği de benim.
Gel sevgilim, çıkalım kıra,
Köylerde geceliyelim.
Sabahleyin erken bağlara gidelim;
Bakalım asma tomurcuklarını verdi mi,
Çiçeği açıldı mı.
Ve narlar çiçektendi mi;
Orada sevgimi sana bildireyim.
Lüffahlar güzel koku saçıyor;
Ve kapılarımızın yanında her çeşitten taze ve kuru güzel meyva var.
Onları, ey sevgilim, ben senin için sakladım.


İDA FOTOĞRAFLARI / Ahmet Uysal

26/10/2009

akcay2007

İda Narlı fidanlığında
Bir fotoğraf,
Kış güneşi vuruyor alnacımıza.

Halay başı Halim Yazıcı
Oğuz Tümbaş hemen yanında,
Kemal Özer ve Başaran,
Güzel şairimiz Ayten Mutlu’yla
Sıcacık yan yana.

Az daha inelim
Dağın yamacına:
Bülent Güldal, Hüseyin Cahit,
Burhan Günel ve ben:

Akıp gidiyoruz bir ırmağın içinden!

Ahmet UYSAL 31.08.09/Mıhlı