S’İMGE : UMUT

01/11/2009

umut

UMUT sayımızda seçilmiş 20 düzyazı ve 53 şiir yer alıyor.

BAŞKA YARINLAR

Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,
bugün dudağında başka bir tad var,
boyunda başka bir yücelik.
Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.
Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle,
bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,
dünyada bir başka gidiş.

Biz senin gözlerinden gördük
arslanlara meydan okuyan o ceylanı,
Başka bir ovası var o ceylanın bugün
iki cihandan da dışarı.

Seven insanın ayağı mı yok,
işte ona ölümsüzlük kanadı.
Yukarlarda onunla uçar gider.

Gözlerinin denizinde onu arama.
O inci bir başka denizde.

Bakarsın bugün sever bu yürek,
yarın sevilir bakarsın.

Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

Mevlânâ

(Türkçesi: A. Kadir)


UMUT UZUN

Avuçta taze gül, mahcup azıcık…
Sitem rüzgârıyla darmadağınık…
Ne umutlar besliyordu gönlünde!
Umut uzun, ömür kısa ne yazık!

BARİ ŞU GENÇLERE

Önümden geçen her selvi boyluya
Bakarken gözümden yaşlar damlaya..
Değil mi ki gençlik gitti de gelmez…
Bari şu gençlere yâr olsun dünya!

SÂDÎ

(Türkçesi: Kenan Sarıalioğlu)

UMUT

İşler atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken çöp kamyonları,
ölüleri toplar kaldırımlardan,
işsiz ölüleri, aç ölüleri.

İşler atom reaktörleri, işler.
yapma aylar geçer güneş doğarken,
ve güneş doğarken köylü aile,

erkek, kadın, eşek ve karasaban,
saban koşulu eşekle kadın,
toprağı sürerler. Toprak bir avuç…

İşler, atom reaktörleri, işler.
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken ölür bir çocuk,
bir Japon çocuğu Hiroşima’da,
on iki yaşında ve numaralı
ve ne boğmacadan ne menenjitten,
ölür bin dokuzyüz elli sekizde.
Ölür bir japoncuk Hiroşima’da
dokuz yüz kırk beşte doğduğu için.

İşler, atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken tombul bir adam
yatağından çıkar, dalgın giyinir:
“Bugün kimi kime gammazlamalı?
Âmirin gözüne nasıl girmeli?”

İşler, atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken, zenci şoförü
ağaca asarlar yol kıyısında,
gazyağına bulayarak yakarlar,
sonra kimi kahve içmeye gider,
kimi saç tıraşı olur berberde,
kimi dükkanını açar erkenden,
kimi genç kızını öper alnından.

İşler, atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken mahpus kadını,
kolları masaya bağlı sırtüstü,
çıplak memeleri al kan içinde,
sorguya çekerler bir bodrumda.
Sorguya çekenler cigara içer,
biri yirmisinde, altmışlık biri,
gömlekleri terli, kollar sıvalı
ve kum torbaları, elektrodlar.

İşler, atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneşdoğarken gülyaprağına,
uçak alanından sessiz pilotlar
‘H’ bombası yükler tepkililere.
Ve güneş doğarken, güneş doğarken
otomatik silahlarla biçilir
üniversitelilerle işçiler
akasya ağaçları bulvarın,
pencereler, balkondaki saksılar.
Ve güneş doğarken devlet adamı
konağına döner bir ziyafetten.
Ve güneş doğarken kuşlar ötüşür.
ve güneş doğarken, güneş doğarken
genç bir ana bebesini emzirir.

İşler, atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken ben bir geceyi,
bir uzun geceyi gene uykusuz
ağrılar içinde geçirmişimdir.
Düşünmüşüm hasretliği, ölümü,
seni, memleketi düşünmüşümdür,
seni, memleketi ve dünyamızı.

İşler, atom reaktörleri, işler,
yapma aylar geçer güneş doğarken
ve güneş doğarken hiç umut yok mu?
umut umut umut,
…………………umut insanda.

Nâzım HİKMET

HELE BİR BAŞLASIN

Hele bir başlasın ılık yaz yağmurları, içimdeki çocuk!
Hele bir kanatlansın ufuklar,
Hele bir içini çeksin orman,
Hele bir kere güneşler yansın,
Kertenkeleler üşümesin,
Hele bir kere toprak kansın,
Mevsim demlensin,
Hele bir ballansın böğürtlen dikenleri!
Gelincikler bedava,
Gökler sahipsiz
Bahçeler zilzurna..
Hele bir başlasın ılık yaz yağmurları, içimdeki çocuk!
Dudaklarında kalın kabuklu bir portakal kokusu,
Tabanlarında, kınalı keklikleri bol dağların rüzgârı karıncalansın..
Hele bir kere dallarda sallansın,
İri kalçaları şeftalilerin;
Hele bir duyulsun uzaktan
Yaylı çıngırakları
Yıldızlar seslensin,
Hele bir armut ağacı temmuzu yüklensin,
Hele bir kerrecik daha yalınayak yere değsin içimdeki çocuk…

Bedri Rahmi EYÜBOĞLU


SON SÖZ

Bogazından lıkır lıkır gecen
Su suyun kıymetini bil
Nedir ki bu mavilik deme
Pencereden gorebildiğin kadar
Göğün kıymetini bil
Kıymetini bil çiçek açmış bademin
Güneşli odanın çamurlu sokağın
Beyazın siyahın yeşilin
Pembenin kıymetini bil
Dirilik öyle bir sey yürekte
Sevinçle çırpınır
Kavak yelleri eser insanın başında
İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır
Halk için girişilen savaşta
O korkulu sevincin
Öfkenin kıymetini bil
Bil ki bu
Budur işte
Günes yalnız dirileri ısıtır
Güneşin kıymetini bil.

Oktay RİFAT

TOHUM

Dörtnala haberci ilkyazdan
Aşağıdan inceden beyazdan
Dumanı tüten sıcak tohum
Dolan kara toprağı dolan
Ulaş yeryüzüne ak tohum

Hay gücüne kurban olduğum
Dağ taş dinlemezim hey aman
Göster o gül yüzünü göster
Önce yeşil yeşil bak tohum
Sonra sarı sarı gülüver

Donansın donansın daneler
Kız oğlan kız, alaca kına
Tarlalar sebil tek bedava
Ver güzelim ver yiğitim ver
Pir aşkına fakir aşkına

Anladım farkı neden sonra
Tohumdan başka şeymiş bitki
Bu küçük deli fişekteki
Ne ki? Ağaç mı allı pullu
Yoksa ayrık mı, başak mı ki?

Kim bilecek… kapalı kutu
Ama bulut, yağmur bulutu
Gelir kararır nerdeyse
Tohum altta nefes nefese
Kulağı gök gürültüsünde.

Melih Cevdet ANDAY

UMUT YAPRAKLARI

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular..
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

Özdemir ASAF


YAŞAMA SEVİNCİ

Bütün güzel kadınlarını bu dünyanın
…….sevdim, diyebildiğim zaman
Bütün kentlerini gezdim, denizlerine girdim
Ve artık bir tek taş kalmadı tanımadığım,
…….bir tek yüz, bir tek yer adı
Söylenecek bütün sözleri dinledim ve söyledim
…….bütün söyleyeceklerimi
Acının bütün uçurumlarına indim ve çıktım
…….sevincin bütün dağlarına
Bütün çiçekleri kokladım ve kopardım
…….bütün meyveleri dallarından
Ismarladığım yağmur, savrulmadığım yel
…….kalmadı…

Bütün haklı kavgalarında dünyanın
…….dövüştüm, diyebildiğim zaman
Okudum bütün kitapları, bütün şiirleri yazdım
Ve topladım bütün dillerin en güzel sözlerini,
…….sıraladım tek bir sözlükte
Bütün mayınları, bütün dikenli telleri
…….ayıkladım sınırlardan
Ve bir tek zorba çıkmadı önüme.
Bu dünyada acı çeken tek bir insan yoktur,
…….diyebildiğim zaman
İşte o zaman ölebilirim.

Toprağımda bir çığlık olur da büyür
…….yaşama sevincim…

Ahmet ERHAN


Sis /Haydar ERGÜLEN

01/11/2009

Haydar4

SİS

İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim:
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?

Haydar ERGÜLEN


İMZASI GÜL / Abdülkadir BUDAK

01/11/2009

abdülk

İMZASI GÜL

İmgeydi gül, kan sızdıran yerinde
Bahçıvan ekmeği bahçe düşleri
Uzun yol sürücüsü, otel kâtibi
Kıskançlığın alfabesi örneğin
Sözgelimi bir cinayet nedeni

İmgeydi gül derin avcı izinde
Ezilmiş ceylan bakışı imgesi
İmgeydi gül, elyazması kitaptı
Sığ okumaların göremediği
Gül imgesi sırı dökülmüş ayna
Nasıl göstersindi inceliğini?

İmgeydi gül, yani hekim çantası
Bir ecza dükkânı yaralarına
Büyümeyi öğretirken sudaki halkalara
İmgeydi gül, bileğine çiviydi
Göndermeydi çarmıhtakı İsa’ya

İmgeydi gül, yenik zafer gününde
Özenle büyütülen sevişme vakitleri
Diyorum ki karbonuydu kimliğin
Ceketinin cebindeki bir gözyaşı mendili

İmzası gül, bir hançere oyulmuş
Kanayan bir kalbin üzerindeki
Yazmıyorum ölüyorum diyerek
Güllerle örtüyor bir şair cesedini

Abdülkadir BUDAK


ÜZGÜN KEDİLER GAZELİ / Engin TURGUT

01/11/2009

enginK

ÜZGÜN KEDİLER GAZELİ

hüznün tüyleri dökülür, lirik bakar kedilerin camdan gözleri
çocukluğumun kelimeleriyle şımartsam da gurbet gibi bakarlar

kedilerde gördüğüm keder üşümüş sokaklar ve akşam kokuyor
peşime takılır tenha bir şiirden atılmış masum yazlar ikindisi

güz yüzlü bir kediniz olsun boşluğunuza tutunan, kalbinize taşınan
odalar birbirinin rüyasına karışsın, gülümsesin saflığın elleri

kediler kasabasında çözülür yalnızlığın masaldan ipleri
kardeşliğin cömert bahçesinden pınar olur dostun gönlüne akarız

bir zarf gibi yırtılmasın kalbimiz, çıkarın beni mektubun içinden
kedilerin düşleriyle yıkansın şu yaralı ruhumdaki sessiz mavi

kayıp hatıralar gölgesinden dile sığmayan bir hakikat geçiyor
başkalarının kedileri de komşum olur, gözlerimizle mırıldanırız

kedim kendisini evin uysal şiiri sanıyor, şiirin aklı kısa tırnakları uzun
kedim kendisini bilge sanıyor sokakların ve aşkın ısrarla özlediği

mevsimlerin kumunu karıştırma, içinden sabah sesli bir kedi çıkar
kediler kadar yalnızım mor düşlerimden kuşlu parklar havalanır

hayallerimin toprağını eşele, ahşap kalbimi tırmala, kımıldasın her şey
çünkü bir kedi kadar gövdesi var kırılmış ve yorgun heveslerin

kedi mağrur, şehir zalim, nar küskün, kağıt paslı, hayat maskara olmuş
bu yüzden mi şiirin üzerine kül yağdırıyorlar, hızla eskiyor kelimeler

evler kedisiz yetim, sokaklar kedisiz üvey sayılır, ben budalasıyım aşkın
beni de boynu ıssız kedilerden sayın, nasılsa ağzım var dilim yok

kedilerimin kardeşiyim, inceliği ve mahcubiyeti onlardan öğrendim
beni turnasız türkülerin beni solgun bir kedinin kalbinde unuttular

Engin TURGUT


Çağdaş Türk Edebiyatında 100 AŞK ŞİİRİ / 2. Bölüm

01/11/2009

Rodin_The_Kiss

ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Bir çok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajı’nda akşam üstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

Cemal SÜREYA

NADEJDA MANDELSTAM’IN OSİP MANDELSTAM’A SON MEKTUBU

Seviyorsanız eğer geç kalmayın sakın aşkınızı söylemeye!..
Telgraf çekin, telefon edin, mektup yazın,
uçaklara, trenlere tüm taşıtlara binin,
koşun, arayın, bulun, haber gönderin, birine anlatın,
duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın,
yani deneyin bütün olanakları,
hiç olmazsa; iki yaprak samanlı kağıda yazın,
yaptığı gibi Nadejda Mandelstam’ın
ama sakın geç kalmayın aşkınızı söylemeye…

Özdemir İNCE

SONLUDUR AŞK DA

Güzel anılar biriktirdim senden
Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden.
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın
Bir gün apansız gerçekleşiveren.

Bir terazinin durgun pirinç kefesine
Pat diye inince kara kiloluk,
Nasıl kalkar havaya birdenbire
Boş kalan zavallı kefe.
Nasıl titreşir terazi uzun süre,
Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.

Anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
İkimiz için de yaptım bunu.
Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
Bir kefede sana hiç sezdirmeden.
Koyabilirsin kara kiloyu artık,
Bak terazi nasıl kolay gelecek dengeye.

Mutluyum ben yine de kendimce,
Senin girdilerin, çıktılarım benim
Doğrusu uygundu birbirine,
Yanyana gelince birbirini tamamlayan.
Vazgeçilmezdi ellerin sonra,
Yangınımdan yorgan, döşek kaçıran.

Ama inan sonludur aşk da
Kovalar sonunu kendi kendinin.
Bana bir uçurum gerek şimdilerde,
Yeterince dik ve derin.
Bir çavlan istiyorum çünkü,
Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.

Metin ALTIOK

SEVGİLİMSİN

Sevgilimsin, kim olduğunu düşünmeye vaktin yok, yapacak işleri düşünmekten
Kalabalığın içinde kalabalıktan biri
Gecenin içinde bir yıldız, yitip gitmiş çocukluk gibi
Sevgilimsin, ak dişlerini öpüyorum, aralarında bir mısra gizli
Dün geceki tamamlanmamış sevişmeden

Sevgilimsin, boğuk aşkım, kanayan gençliğim
Uçuruyorum seni çocukluğuna doğru
Kanatların yorulur, ter içinde kalıyorsun
Gece yanıbaşımda bağırarak uyanıyorsun
Her sabah el sallıyorum metalle karışmana

Sevgilimsin, arasıra bir kağıt koyup erteliyoruz aşkı
Otobüslerde ve trende kaçamak yaşanan
Ve bedenlerimiz kana kana kanayamadan yan yana

Ataol BEHRAMOĞLU

ÂCİL İLE BEGONYA

Sevdalının elleri pembe begonya
Pencere kıyısında uyuyor saksıda
Çok eski bir masaldan türer akşamlar
Göğsünün teriyle ıslanmış boynumda

O terle öbürsü var ya soğuyan iş sonunda
O begonya var yansıyan acı turunçlarda
İşten dönüşlerim görüyorsun hin ve âcildir
Tünediğim balkon âcil kumru uğultusunda

Bekâr kaldırımlarıyla yürünmüş sokak
Uçan gülleriyle perde uzak çok uzak
Ama begonya hep pencere kıyılarında
Türemekten beklemekten sevdadan ıslak

Hulki AKTUNÇ

CİVANGİR L

———yalnayak alkol kamplarında
———hayatımız bir komplikasyon

bir o adada bir bu adada karaya vurdu yüzün
ah bir gözü dönmüş hüzün
gibi uzerime sıç’rayan okyanus yunusları
bir dalıp çıkmaları acı karşılaşmalar
gibi sularında köpük köpek ömrümüzün

ben buruşuk ipek mendil kaldım
bileklerimin iç kısmını öpemez kimseler
tuttu sürükledi beni i.bne ince sülün bir maytap
matrak bir tanrıyla salaş bir kulun şakalaşması
gibi siktiri boktan ayrılıklar
onlar bir duble rakı daha söylediler
onlar bir duble rakı daha anlattılar
bir elimi götürüp saçlarına taktım ben senin
bir elimi götürüp siyah eldivenlere astım
dudaklarına hafif değdirdiğin ben mendil kaldım

ter içinde uyandım ben sana
topuklarım göğsünde tıknaz güllere bükülmüş
dirseklerim senden uzanıyor sarsılıyor boşlukta
bir uçaklar düşüyor seviştiğimiz yatağa
bir uçaklar havalanıyor sen savruldukça yatakta
sonra kalkıp iniyoruz merdivenlerden
topluyoruz çözülen hislerimizi

son anda
geçen günlerin hatırına bir erguvan iniltisi

küçük İSKENDER


İNSAN Yazın Düşün Dergisi

01/11/2009

Insan2

İNSAN, Kedi Şiir Saçkisi : 19. Eylül “94

GİZEM

hem aldanan hem aldatan
————olduğu zaman
————dilden
dilin güzüdür üşür
sözün yazına karşı
kuşlar kuşlarla örtüşür
bir yaprak bir yaprağa
————doğru uğuldar:

ve der ki onu yaşasan da
————yaşatsan da bir
dağlar çoktan dağlara göçmüştür
o altın gözlü anka
hangi derin dağdadır şimdi?
bir acı, telörgünün ardında
————bir acıyla görüşür:

ve der ki dilden kopan
bal örgüsü söz
hem söyleyen hem söyleten
————olduğu zaman
bana ben o’yum dedirten
————nedir?

ustam der ki sen, şair
hiç gül kopardın mıydı gülden?

Hilmi Yavuz


BAHÇE Kültür ve Edebiyat Dergisi

01/11/2009

banceG

MAVİ, MAVİYDİ GÖKYÜZÜ

Mavi, maviydi gökyüzü
Bulutlar beyaz, beyazdı
Boşluğu ve üzüntüsü
İçinde ne garip yazdı…

Garip, güzel, sonra mahzun
Iıkla yağmur beraber,
Bir türkü ki gamlı, uzun,
Ve sen gülünce açan güller.

Beyaz, beyazdı bulutlar,
Gölgeler buğulu, derin;
Ah o hiç dinmeyen rüzgâr
Ve uykusu çiçeklerin.

Mor aydınlıkta bir çınar
Veya kestane dibinde;
Mahmur süzülen bakışlar
İkindi saatlerinde….

Birden gülümseyen yüzün
Sabahların aynasında
Ve beni çıldırtan hüzün
İki bakış arasında.

Kim bilir imdi nerdesin?
Senindir yine akşamlar;
Merdivende ayak sesin
Rıhtım taşında gölgen var.

Ahmet Hamdi TANPINAR


EBRU / V. B. Bayrıl

01/11/2009

insanDefter

EBRU

Akşam. Serencam! Bahçe yıkıldı. Gam
süvarileriydik biz… Bulutsu bir
minyatürde taşlaşan.

Ayna şer. Bakış mülkü ziyan.
Sükûtun vadesi doldu. Yırtıl
sın o ezeli güldeki intizam!

Yoklarız. Kamıştı aslımız.
Işıyınca içimizde, kayıp ruh
ların berzâhı olan lisân.

Şuara, söyle kim vardır biz
den başka, fecre böyle bakıp
bakıp ağlayan?

V. B. Bayrıl

(İnsan Şiir Defteri 2, Temmuz ’98)


İNSAN, Yeni Türk Şiiri 4

01/11/2009

özkanmert

 

ozkanMer


İnsan Şiir Seçkisi : 4 Özkan Mert

01/11/2009

insan4

İNSAN Dergi+Seçkisi, 4, Mayıs 1996