Değil mi? / NEYZEN

02/11/2009

neyzen

 

DEĞİL Mİ?

Ulu Tanrı’m, akıl ermez sırrına,
Binbir ismi hakda pinhân edersin.
İçirirsin sabrın peymânesini,
Hikmetini sonra âyân edersin.

Gizlenirsin bir nüvenin içinde,
Âdemin de şeytanın da cinin de,
Her milletin ayrı ayrı dininde
Şirke, küfre, reybi bürhan edersin.

Aşk olursun, gönlümüzü yakarsın,
Leylâ olur karşımıza çıkarsın,
Rakîb olur canımızı sıkarsın,
Vuslatını bize hicran edersin.

Bozuktur düzenin, olmazsın akort,
Tavşana kaç dersin, tazıya aport,
Haham, papaz, hoca ettikçe zart zurt,
Alay eder, güler, isyân edersin.

Sen indirdin yere şu dört kitâbı,
Ayrı ayrı her birinin hisâbı,
Her bir dinin sensin putu, mihrâbı,
Yalanına kendin iman edersin.

Zerdüşt olmuş görünmüşsün ateşte,
Brahmen’in Vişno’susun güneşte,
Bir parlayış parladın ki Kureyş’te
Mahbûbunu zâtına şân edersin.

Hem goncasın, hem bülbülsün, hem diken,
Hem cânânsın, hem de çileyi çeken,
Hikmetine defîneler açıkken
Seyyah, derviş olur selmân edersin.

Yok olmadan var olmanın yolu yok,
Kendin gibi seni arayan pek çok,
Hiç şaşrmaz kaderden attığın ok,
Sevdiğini aşka nişân edersin.

Çiftçi olur, öküzünü haylarsın,
Ağa olur, hizmetkârı paylarsın,
Yersin, göksün, yıllar, günler, aylarsın,
Asırları toplar bir ân edersin.

Görünürsün her velîde, delide,
Mustafa’da Avram’da Pandeli’de,
Bir maymuncuk gibi her bir kilide
Hem uyarsın hem de bühtân edersin.

Neşve olur, gizlenirsin şarabda,
Helâl, haram yazılırsın kitabda,
Sevdâlarla şu inleyen rebâbda,
Sensin, âşıkları nâlân edersin.

Zincir olur mecnûnları bağlarsın,
Görür, acır, karşısında ağlarsın,
Irmak olur, dere tepe çağlarsın,
Tûfân olur, dehri vîrân edersin.

Bir ot idin, kamış oldun, ney oldun,
Feryâdına karşılık hey hey oldun,
Su, kök, filiz, asma, üzüm, mey oldun,
Her katreni bana ummân edersin.

Çıban olur, enselerde çıkarsın,
Yanar canın yine kendin sıkarsın.
Kendin yapar, kendin yakar, yıkarsın,
Sigortadan ne kâr, ziyân edersin?

Maymun olur, ısırırsın kralı,
Hâlâ Yunan cânevinden yaralı,
Yıldızını o yâr sard› saralı,
Venizelos musun devran edersin, .

Bir irâden adam yapar eşeği,
Azlolurken batar ona döşeği,
Gazabındır şu felâket şimşeği,
Her nereye çaksan sûzân edersin.

Çıkmayan bir candan umut kesilmez,
Rahmetinden zerre bile eksilmez,
Gözümüzü senden başkası silmez,
Güldürmeden önce giryân edersin.

Şımartırsın bir sonradan görmeyi,
Öğretirsin halka çorap örmeyi,
O çalarken tam gözünden sürmeyi,
Yakalarsın, hapse fermân edersin.

Zengin olur kasaları kitlersin,
Fakir düşer garip başın bitlersin,
Deri, kemik, beden bizi ciltlersin,
Hicrânlara canlı divân edersin.

Lâ’netin mi şu şeyn-İslâm kapısı,
Yedi cehennneme bedel yapısı,
Zebânilerde mi bunu tapısı?
Bu çeteyi sen perîşân edersin.

Dârü’n-Nedve midir şu Dârü’l-Hikme?
Savurdular birbirine çok tekme.
Kuyruğu sakattır, pek hızlı çekme,
Eşeklerle bizi handân edersin.

Kudururlar arpalıkla, tiridle,
Girişirler kafa, göz, yüz, dividle;
Geğirirler, anırırlar, tecvîdle,
Harf-i meddi yular, kolan edersin!

Fitne için yeter İzmir’li Cüce,
Yelken takar devedeki hörgüce,
Kürek çeker akıntıya her gece,
Boklu dereye mi kaptan edersin?

Nerde olsa başındadır belâsı,
Hased, fitne, o Fir’av’nın Mûsâsı,
Cehil, gurûr ve sâire cabası,
Sakla domuzlara çoban edersin.

Sana giren çıkan nedir be dürzü?
Dersin bana ey Allah’ın öküzü!
İçirirsin on dört bin okka düzü,
Beni bulutlarda mihmân edersin!

Serserînim, düştüm aşkınla meye,
Nasıl girdin elimdeki şu ney’e?
Hem seversin beni Neyzen’im deye,
Hem de sarhoş diye destân edersin!

NEYZEN TEVFİK


S’imge Şairler : NEYZEN

02/11/2009

neyzen2

NEYZEN TEVFİK

(1879 – 28 Ocak 1953)

DUDAĞINDA YANGIN VARMIŞ…

Dudağnda yangın varmış dediler,
Tâ ezelden yayan koşarak geldim.
Alev yanaklara sarmış dediler,
Sevda seli oldum, taşarak geldim.

Kapılmışım aşk oduna bir kere,
Katlanırım her bir cefaya, cevre
Uğraya uğraya devirden devre
Bütün kâinatı aşarak geldim.

Yapmak, yıkmak senin bu gamlı ömrü,
Ben gönlümü sana verdim götürü.
Sana meftûn olduğumdan ötürü
Sarhoş oldum Neyzen, coşarak geldim.

1937

KOŞMA

Ruhuma sunduğun mukaddes günâh,
Kanımda âteşten bir şarâb oldu
Sevdânın şimşeği çakınca, gönlüm
Nağmesi alevden bir rebâb oldu.

Gökyüzü yıkıldı, yıldızlar söndü,
Güneş hiç doğmadı, ay geri döndü.
Kainat gayb oldu hîçe büründü,
Aşkından başkası hep harâb oldu.

O hırçın hayâlin ey sarhoş melek,
Serencam besteler bana gülerek,
Son gece verdiğin zehirli çiçek,
Hicrânlar şerheden bir kitâb oldu.

Vefâsız, talihim bir kara kaya,
Yalvardım, söylettim bu sırrı nay’a,
Varlığım yok oldu gün saya saya,
İçinden çıkılmaz bir hesâb oldu.

DÖRTLÜKLER


MÂDER-İ HÜRRİYYETİN…

(İkinci Meşrutiyet dönemi için)

Şâhid-i şevk u safâ etmez teveccüh bizlere,
Yâver-i bahtı ezelde gırtlağından boğmuşuz.
Safha-i mâzi mülevves, hâl bok, âtî kenef,
Mâder-i hürriyyetin gûyâ götünden doğmuşuz.

KALDIRIM OLMAZSA…

(İsmail Hakkı’nın ‘Kanun çiğnendi!’ diye bağırması üzerine, 1910)

Kim demiş kânun alınmıştır ayaklar altına,
Böyle bir hâlin vukûunda hamiyyet çiğnenir.
Devleti yolsuz görenler halt eder bir beldede,
Kaldırım olmazsa kânun-ı hükûmet çiğnenir.

KİRLİ ELLERDE GÖRÜNCE…

(Ayasofya, 1912)

Câh ü mevki’ kârı çok oldu gözümden düşeli,
Bunların hiçliğini ben bilerek öğrendim.
Şimdi de kalmadı nakdin nazarımda kadri,
Kirli ellerde görünce, paradan iğrendim.

PEK GÜVENME KEYSER’İM

(Alman İmparatoru Keyser’e, 1916)

Anlaşıldı hâl ü tavrından Yahudi olduğun!
Vaz’ı yed ettin cihânın garbına, hem şarkına.
Tilki bilmez, bilmiş ol, âlemde dehrin bildiğin,
Pek güvenme Keyser’im Bismark’ına, pis markına!

FIRKA, PARTİ DİYE…

(Çingene olduğu söylenen Talât Paşa için, 1918)

Fırka, parti diye halkın boğazından sıkarak,
Milletin on senedir olmuş idi mengenesi.
Kazdığı câh-ı belâya yine kendi düştü.
Örsünü, kıskacını s..tiğimin çingenesi

DİN Ü DEVLET KAZIĞI…

(1920)

Bu gibi fırtınalar Türk’ü deviremez, zirâ
Dîn ü devlet kazığı çerkimizin desteğidir.
Bağlıoır birbirine baştan ayaktan tarafeyn,
Vükelânın ipi bir hergelenin kösteğidir.

SANMA CİDDİYET İLE…

(1920)

Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı,
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
Bezm-i meyde süfehânın saza meftûn oluşu,
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir!

SIÇTI CAFER…

(Başvekil İsmet İnönü Sümerbank bez fabrikasını açtığı günlerde, Türk Dil Kurultayı’nda Prof. Ahmet Caferoğlu’nun konuşmasının yarattığı hoşnutsuzluk üzerine, 1932)

Fabrika yaptı Sümerbank bez için,
Çok muazzam bir eser bu, lâf değil!
Dil işinde Ehl-i dil tezden dedi,
Sıçtı Cafer, bez getirsin Başvekil.

BEN GÜZEL SEVMEYE GELDİM

(1933)

Düşeli derd-i firâkın ile sevdâya mey’e
Müptelâyım, deliyim, sinmişim esrâr-ı ney’e
Feleğin kahpe başında paralansın parası,
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.

GÖNLÜMÜN ZÂVİYESİNDEN…

(1933)

Gönlümün zâviyesinden dedi bir pîr-i mugan,
Gözünü yum, sağır ol, yut dilini, kes sesini!
Bilenin ağzına önce sıçıyor kahpe felek,
Sonra sille ile patlatıyor ensesini.

BÜYÜK ALLÂHIM…

(1934)

İhtiyarlık ile gençlik diyerek,
Şu hayâtı ikiye böldürme!
Ey büyükten de büyük Allâhım,
Benden evvel s..imi öldürme!

ASRIN YENİ BİR UMDESİ VAR…

(1940)

Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürsî-i liyâkat, pezevenk puşt olanındır!

UTANMAYANLARI DÖNDÜ…

(1940)

O arkadaşları sormuştu: “Nerdeler?” Ulunay,
“Bunun cevâbını Neyzen verir misin?” –Hay hay!
Hayâ edenleri gurbette, dönmedi yurda,
Utanmayanları döndü ve hepsi de burda!

ALTMIŞINDAN SONRA CÂNÂ…

(1941)

Bir taraftan câm-ı aşkın, bir taraftan meyle ney
Kör kütük, zil zurnayım; sâkî fitil ettin beni!
Sarhoşum, kör kandilim, yandım o mavi gözlere,
Altmışından sonra cânâ bob-stil ettin beni.

AYKIRI REJİM

(1942)

Şu yeni Nazi nizâmınca nasıldır bilmem,
Bizde kıymet adamın servetidir, mangırıdır.
Alaman devleti hırsızlığı etmezse kabul,
O zaman bizlere işte bu rejim aykırıdır.

İLMİ BİZ…

(1948)

Bana vicdân ile din, hubb-ı beşer şöyle dedi:
Menfaat nerde ise o tarafa yollanırız.
Sen şifâ-bahş olacak sanma bu teşkîlâtı,
İlmi biz halkı uyuşturmak için kullanırız.

DEMOKRATİK İDARE

(1949)

Kim demiş bizde bir demokratik idare yoktur,
Ne demek, olmasa elbet dışardan alırız!
Sırr edip karne usûlüyle o gümrük malını,
Karaborsaya verir, biz bize benzer kalırız.

BEN HER ZAMAN ONUNLA…

(1952)

Bînamâz deyip beni Hak’tan uzak gören,
Sığmaz senin hayâline mihrâb ü mübrem.
Sen sâde beş vakitte ararsın Allah’ını,
Ben her zaman onunla emîn ol beraberim.

KİME SORDUMSA SENİ…

Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler;
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler.
Künyeni almak için partiye ettim telefon,
Bizdeki kayda göre, şimdi o meb’us dediler!..

ÖYLE HÜRRİYETE ÂŞIK Kİ…

Öyle hürriyete âşık ki kadınlar, hattâ
Hiçbir erkek olamaz onlara yol arkadaşı.
Çıkar at çarşafı teklîfine karşı, nitekim
Donu fırlattı götünden, açacak yerde başı.

ŞÂHÂNE CEHÂLET

Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine,
Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.

REFİK KORALTAN İÇİN

Karşında Koraltan duruyor işte paşam bak,
Hâlâ o eğilmez başı dimdiktir efendim!
Bir ses ver Atam, şanlı izinden sana geldim.
Bir ses duyulur kubbede: “Hass…tir efendim!”

NEYZEN