MADENCİ LAMBASI / Ahmet Oktay

05/11/2009

coal-miner2

MADENCİ LAMBASI

Çalışma masamın üstünde günlerdir:
Eski bir madenci lâmbası. Yerdeydi
nerdeyse üç yıldır. Neden göz önüne
getirdim bu tuhaf gereci? Bir simge mi
aranıyordum, bir göçüğün önsezisi mi
yeşermişti içimde? Zonguldaklı şair
Lütfi Fikri, -Fikri Lütfi miydi yoksa ?-
armağan getirmişti. Adlar! -Kişi, kent, kitap
fark etmez- ; turnusol kağıdıdır belleğin,
onlar da ihtiyarlıyor ve bunuyoruz.

Sürgün kitabımdaki üç dize için
tepilmişti onca mesafe: “Madencinin lâmbası
ve kandili Ozan’ın
aydınlatsın yolu”.
Ben de bir şaire ulaşmak üzre
binmedim mi gece otobüslerine?
Çalmadım mı Şişli’de bir bodrum
katının kapısını? Göğsümde
inanılmaz bir panik.

Aydınlattı mı yolu lâmba ve kandil?
Aydınlatabilir miydi? Yarınlarda
yanıt, benim bilemeyeceğim.
Yine de tutuk dilimde
söküldükçe açan alevsi bir çiçek var:
herkesin düşlerinden devşirilmiş,
ve karabasanlarından.
Yaslıyım bir ölü evi kadar ve dudaklarımda,
bir gelinin gülümseyişi.

Bir madenci lâmbası işte. Sayılar ve tuhaf
harfler üzerinde: 19 ve C 249 D. Bir alt
satırda 24 yazıyor. Gizemli aidiyetler: Kuyu,
ekip, madenci ve lâmba. Kişinin silindiği
yerler. Kuyudan kuyuya dolaşıyorum
en olmaz vakitlerde. Vuruyorum korkuyla
damarlara kazmayı ve kalıyorum
geçmişin göçüklerinin de altında.

Bir lâmba. Nedir onu Keats’in
“Yunan Vazosu”ndan ayıran? Sır
nerde, ölümsüzlük nerde? “Güzellik
gerçek, gerçek de güzelliktir” demişti Keats.
Günlerdir dinliyorum, dokunuyorum
metalin soğuk gövdesine ve konuşsun diye
bekliyorum benimle
yoksulluğun kalbi.

Bilmem sordu mu bunları kendine
boğazı düğümlenmiş ve alnı siyah
Zonguldaklı kardeşim;
bekledi mi gerçeğin ve güzelin yanıtını
taşların ve köklerin içinden?

Ahmet OKTAY


HER ŞEY YERLİ YERİNDE / Ahmet Hamdi Tanpınar

05/11/2009

Ahmet H Tanpınar

HER ŞEY YERLİ YERİNDE

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi
Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,
Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,
Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,
Serpilen aydınlıkta dalların arasından
Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman
Sessizlik dökülüyor her yerde yaprak yaprak…

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu
Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin
Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin
Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.

Ahmet Hamdi TANPINAR


DİLEKÇE / Cemal Süreya

05/11/2009

askDeft3

DİLEKÇE

Sokağımsan
Ben anahtarı çevirdiğim zaman
Kapanan evin kapısı değil,
Senin kapın olsun açılan.

Adresimsen,
Mektuplarım doğru dürüst gelsin;
İki kişi telefonla konuşurken
Olmayalım hemen üç kişi.

Kentimsen,
Başka kentler de girsin araya;
Daha bir sevinçle katılayım,
Şenliğimsen.

Herşeyi yaz tarihimsen,
Ama her bir şeyi;
Dilimsen,
Sen de koru biraz dilliğini.

Düşüncemsen,
Kızkardeşim pencereyi açsın;
Sorguçlu bir ışık aracılığıyla
Günyenisi dolsun içeri.

Uzat saçlarını Frigya,
Yarimsen,

Yurdumsan;
Söz ver Anadolu.

Cemal SÜREYA


AKDENİZ ŞİİRLERİ / Fazıl Hüsnü Dağlarca

05/11/2009

FazilHusnu

AKDENİZ ŞİİRLERİ

Sen Deniz Gök,
Bir an dursanız uykuda
Büyür bir yosun geceye karşı.

Tedirgin olur ölüler
Bir an yaslansanız karanlığa,
Sen Deniz Gök.

………..

Dalarım engine
Ki yaşadığım
Anladığımdır.

Roma’yla Kartaca’nın arasında
Yüzer, sevgi sevgi
İstanbul.

Böler bir kuş düşüncemi ikiye
Maviden
Yarıda kalır içki.
………..

Dersin ki
Ellerimize değecek
Yıldızlar
Büyüyecek büyüyecek de.

Dersin ki
Bir aydınlığı var
Sevgililer için,
Karanlık sessiz de.

Dersin ki
Uyuyamıyorum
Yalnızız
Gece, mavi de.
………..

Sessizdi yeryüzü
Yeryüzünde biricik Akdeniz vardı
Akdenizde
Yalnız ikimiz.

Beni seviyor musun dedim,
Yumdu gözlerini uzaklığa,
Tam sorulacak an, diye gülümsedi,
Tam sorulacak yer.
………..

Bir kocaman yeşil bir kocaman boz
Yellerde
Çarpar birbirine çarpar enginlere dek.

Dalgaların ucunda yıldızların ucu
Her köpük bir fırtına
Her köpük bir evren.

Su deniz su gök gizlenebilir
Seni sevdiğim
Gizlenemez.
………..

Havaya da yalıma da ağaca da benzer ama
En çok suya benzer
Sevgimiz.

Morluğun acısı var sonu yok
Karışır yaşamımıza
Kendiliğinden.

Herkes ölünce toprak olurmuş
Hayır hayır
Bizim su olacağımız besbelli.
………..

Akdeniz enginlerde kararmaktadır
Ama
Ben
Öyle maviyim ki.

Akdeniz bir gitmişlikle eski, uzak,
Ama
Ben
Sahibi gibiyim yıldızların.

Akdeniz seni bir daha yaratamaz
Ama
Ben
Seni bir daha sevebilirim.
………..

Deli gibi bir gürültü, ansızın,
Yırtılırcasına yarılır sessizlik,
Düşünür Akdeniz.
………..

İşte uçaklar geçer havalarından
Kalır mavilik üstünde apak izleri,
Akdeniz anlar ve sever.
………..

Denizdir
Her akşam üstü
Bütün düşüncelerde
Gelip gider.

Seninle
Acısı
Uzunluğu
Aksi.

Ve gece yarısıdır bu masmavi şey,
Senin
Uzaklarda
Unuttuğun sessizlik.
………..

Duymuştun
Bu türküyü
Çok eskiden de.

Bu türküyle anlarsın yelden
Yeşilden
Kadırgaların dibindeki sessiz yosunları.

Bu Akdeniz dalgalarında bu türküde sen
Varsın ışıl ışıl
Ve yoksun biraz.
………..

İyice düşün bu bütün yaşamamızdır.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


ADAY / Sylvia Plath

05/11/2009

sylvia_plath31

Sylvia PLATH

(ABD, 1932 – 1963)

ADAY

Önce, istediğimiz gibi biri misiniz bakalım?
Takma gözün,
Takma dişlerin, koltuk değneğin,
Askın, çengelin,
Takma göğüslerin

Ya da bir eksiğin olduğunu gösteren dikişlerin
Var mı? 
Yok mu? 
Öyleyse ne verebiliriz sana?
Ağlama.
Aç elini.
Boş mu?-Boş. Al sana onu dolduracak,

Çay getirecek,
Baş ağrılarını geçirecek ve ne dersen yapacak 
Bir el.
Evlenir misin?
Garantisi var,

Kapar açık kalmışsa gözlerin
Ve eriyip gider kederinden.
Yeni bir parti çıkarmak üzereyiz tuzdan.
Bakıyorum çırılçıplaksın.
Bu elbiseye ne dersin —

Siyah ve sert biraz, ama iyi oturdu üzerine.
Evlenir misin?
Su geçirmez, dayanıklı her şeye, ateşe,
Damı delip geçen bombaya.
İnan bana, bunun içinde gömerler seni mezara.

Kafana gelince, kusura bakma ama, kafan boş.
Tam sana göre biri var elimde.
Gel şekerim, çık dolaptan.
Evet, ne dersin buna?
Kâğıt gibi bembayaz başlangıçta,

Ama yirmi beş yılda gümüş,
Altın olur elli yılda.
Canlı bir bebek neresinden baksan.
Dikiş diker, yemek yapar,
Konuşur, konuşur, konuşur.

Çalışır durumda, hiçbir eksiği yok.
Açılmış yaran varsa, yara lapası.
Gözün varsa, bir görüntü gözüne. 
E
vlât, bu senin için son kurtuluş fırsatı.
Evlenir misin, evlenir misin, evlenir misin?

Türkçesi: Enis Akın


KAPALIÇARŞI / Orhan Veli

05/11/2009

kapalıçarsı

KAPALIÇARŞI

Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,
Sandık odalarında;
Senin de dükkanın öyle kokar işte.
Ablamı tanımazsın,
Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;
Bu teller onun telleri,
Bu duvak onun duvağı işte.
Ya bu camekandaki kadınlar?
Bu mavi mavi,
Bu yeşil yeşil fistanlı…
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?
Ya bu pembezar gömlek?
Onun da bir hikayesi yok mu?
Kapalıçarşı deyip geçme;
Kapalıçarşı,

Kapalı kutu.

Orhan VELİ


KAPALIÇARŞI / Sezai Karakoç

05/11/2009

sezai-karakoc

KAPALI ÇARŞI

Kendi yastıklarına gölge salmasın
Çocuklarının öpüşleri onlara anlat
Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar
Ruhların içindeki müzikle karşılıklı
Kapalı çarşı içinde bir sigara
Bir keman kılıfı senin saçlarına sürünen yağ
Onlara anlat kadınların gözlerinin içinden geçer
Kapalı çarşı ve kapalı çarşıyı götüren saat

Bir inci gerdanlık dumanları içinde kapkara
Anlamağa başladığı ağır ve çekilmez kelimeler içinde dağ
Senin resmin ince gerdanlığın siyah parlaklığı içinde ışıklı
Işıklı ışıksız yandan ve önden ışıksız arkadan ve içten ışıklı
Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı
Tüyler içinde gelen yeni dünya
Bir sandalye kadar hür olduğu gün
Sen cuma gününün hürriyet kadar kutsal olduğunu onlara anlat

Benim aynamı küçültüp büyülten onlar
Benim aynamı aynalıktan çıkaran
Kapalı çarşılar içinde fikre ve gerçeğe
Neler neler etti anlarsın onlar
Şemsiyeler gibi
Felaketlerin en şakacısına açılıveren onlar
Kendi yastıklarına düşmesin
Dostlarının kadınları üstündeki gölgesi onlara anlat
Kapalı çarşılar içinde
Aslanların ağaç kabuğuna yazdığı şiir
Kapalı çarşı içerisinde
Açık ve keskin yumuşak ve güzel Kur’an sesleri
Kapalı çarşı içinde kapalı rüya çarşıları
Kapalı çarşı içinde öfke ve af çarşıları

Kapalı çarşıya gittiğin zaman
Bir yangın sonrasının gazetelerini okudun
Bir gazete uzun ve kul olmuş bir gazeteydi kapalı çarşı
Mavi gözlü bir gazete
Kapalı çarşı içinde bulutların en senin olanı
Sen bana kapalı çarşı
Şüphesiz o kadar satılan ve alınanlar var ki
Şüphesiz bir harita kırığı
Bir yapma deniz parçasıyla kapalı kapalı çarşı

Sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı
Yağmurun iyi ve doğru yağmadığını onlara anlat

Sezai KARAKOÇ


Gel Gör Beni Aşk Neyledi / Yunus Emre

05/11/2009

minyatur

BEN YÜRÜRÜM YANE YANE

Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilem, ne divane
Gel gör beni aşk n’eyledi?

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk n’eyledi?

Akar sulayın çağlarım
Dertli ciğerim, dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
Gel gör beni aşk n’eyledi?

Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın, güldür beni
Gel gör beni aşk n’eyledi?

Ben yürürüm ilden ile
Şeyh sorarım dilden dile
Gurbette hâlim kim bile?
Gel gör beni aşk n’eyledi?

Mecnun oluban yürürüm
O yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk n’eyledi?

Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost ilinden avareyim
Gel gör beni aşk n’eyledi?

Yunus EMRE


Altın Portakal Şiir Ödülü 2003 : Necmi Zekâ

05/11/2009

nzeka11

 

NECMİ ZEKÂ

(İstanbul, 1963)

Ödüle Değer Görülen Kitap: Konu Komşu, YKY (Yavru Aslan’dan Konu Komşu’ya)


son satır

Her acı, bir diğerine uzaklığıyla oyalar kendini
artık herkesi utandıracak yaştasın
sana hak veriyorum: Bir hayat kurmalısın kendine…

Göğün eksik yerleri artık başka renk
kimse değilse bizden çalan o dalı
kimse değilse düşman, kaçmaya bak sen
dermiş devşirmiş yükünü piyanosunda akşam
ilk tuşunda -ilk adımda- o yorgun hayal gücü
tanıyamaz ki, yok yere arayıp dursun
kendiyle savaşıp, geçsin bir sokak ötemden
göremez ki, hiçbir ağaç bilmez, ama sen osun
‘bir hayat kurmalısın kendine…’
peki, yardım et çirkinleşmemesine sözün
acı tembel özrüdür, azarla beni kendimi tuttum

Diyorum ki
bir kırlangıçtır gelen bakarsın, görmüş göreceğini
yazgısını benden ayırmaya kararlı
sadeliği o büyük oyunların kaçmaz gözünden
eskidenmiş bıraktığı yerden sürdürür her aşk
bir diğerine yakınlığıyla oyalarmış kendini
sırtını döndüğün an, biri söyler bakarsın
leşler üzerinde tasarruf hakkı kimin
söyleme ‘gerçek mutluluk yalnızlık ister’ biliyorum
kırlangıç sensin, sen bir kırlangıç değilsin
artık herkesi utandıracak yaştasın
herkes sana hak veriyor: Bir hayat kurmalısın kendine…

 

susanların kulağı

perdeyle pencerenin arasına saklanmak
bizim uzun perdelerimiz yoktu ki

birinden daha iyi nefret edebilmek için
ondan aşağıda durmak
sokak ortasında dövülen birinin gururuyla
bir insanı çok iyi tanıyıp
hakkında hiç konuşmamak

iki bisiklete aynı anda binmeye çalışan açgözlü
iki farklı hayatta
bu çocuk her iki hayatta da
büyük işler başaracak beklentisi
hassas bir denge
perdeyle pencere arasında sert bir konuşma

sevişirken bize şarkı söyleyen
sevişirken şarkı söyleyebilen

bizim evde böyle bir hassasiyet
hiç olmadı ki

 

posta pulu

Kendi çıkarlarının tersine kendi kendine
bir insan ne kadar tutumlu olabilir?

Küçük bir sızlanma yeterince irkiltici
mantıklı bir kavganın erdemi, cesur uyku
benim uykum bu, bölünebilir

En doğru sevgiyi bulmaya niyetlendiğinde
az kelime kullanabildiği için kibar
en büyük silahını en sona saklayabildiği için
herhangi biri değil
beteri belki
gizli sıtma
kabul mü kabul
bu acıyı kim gömebilir?

Necmi ZEKÂ


EV ve EVLİLİK Üstüne Altın Sözler

05/11/2009

ilginc-evler

Evler, içindekilerin varlığıyla şenlenir.
(E.B.White)

Ev, kızların cezaevi, kadınların fabrikasıdır.
(Bernard Shaw)

Evsizler, başkasının evini yıkmaya çalışmamalı, kendine bir ev yapmaya çalışmalıdır.
(A.Lincoln)

Her yerde evi olan adamın hiçbir yerde yuvası yoktur.
(Martialis)

Bir insanın evi, kişiliğinin ve dünya görüşünün aynasıdır.
(C.Kersey)

Pencereden uzaklar yakın olur insana.
(Ebu Zayyad)

Evler, gösteriş ve seyir için değil, yaşamak için yapılmıştır.
(Bacon)

İnsanın evi, gönlünün bağlı olduğu yerdir.
(Napolyon)

Kadınsız bir ev, teki kaybolmuş çarığa benzer.
(A. Kivi)

Kral olsun, köylü olsun, evinde huzurlu olan dünyanın en mutlu insanıdır.
(Petain)

Ev kadın gibidir, geçmişi karanlık ise çekiciliği fazladır.
(O.Wilde)

Boş bir ev, başıboş bir köpeğe ya da cansız bir bedene benzer.
(W.Blake)

Bir evin, bir de erdemli eşin, bunlar en değerli hazinendir.
(Goethe)

Yalnız insan, dünyanın her yerinde kendini evinde hisseder.
(W.Edish)

İnsanların yalnızca kurdukları yuvalarla insan olmalarının mutluluğu duyduklarına inanırım. (A.Schveitzer)

Bir evin eşyasında ve düzeninde o evde yaşayanın ruhundan izler vardır.
(İ.H.Sevük)

Bir insanın mutluluğu odasının duvarları arasındadır.
(Pascal)

Tatsız bir ev, ruhsuz bir beden gibidir.
(Cicero)

Ev huzuru olmayan dünya cehennemindedir.
(Atasözü)

Elim dar olacağına evim dar olsun.
(Atasözü)

Mutluluklarını hep başkasının evinde arayanların kendi evlerinde mutluluk yoktur.
(J.J.Rousseau)

Tanrı misafiriyiz deyip kondular Tanrım
Benim evimi senin evin sandılar Tanrım.
(A.N.Asya)

Önce insanlar binaları düzerler, sonra da binalar insanları..
(W.Churchill)

İçinde şen bir kadın sesi yükselen eve şenlik kapılarını kapa.
(Sadi)

Ev, insanın zindanı değil, sarayı olmalıdır.
(E.Robinson)

Evin değeri ancak gün batınca anlaşılır.
(Goethe)

Evin içindeki güneş, dışardakinden daha iyi ısıtır.
(C.Kersey)

Evde dostlarla içilen şarap insanın kalbini neşelendirir;
neşe ise tüm erdemlerin anasıdır.
(Goethe)

Evdeki kütüphanemin karşısında kendimi büyük servetli biri gibi hissediyorum.
(Goethe)

Evlilik, evin tüm bireysel yaratı ve büyüsünü bozabilir
ama evdeki dayanışma ve paylaşımın insani zevklerini de içerir.
(Goethe)

Hoşça kalın ve evcil olun! Çünkü dünyada en güzel şey budur.
(Goethe)

Akla uygun düzenlenmiş bir toplumda evleri bizler yaparız.
Çok akılsızca düzenlenmiş bizim toplumumuzda evler bizi ne yapıyorsa o oluruz.
Uygar ve sağlıklı evleri bulunmayanların vay başına gelenlere!
(Bernard Shaw)

Tanrım, bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver.
(Konfiçyus)

S’imge, EV sayısı, 12, Temmuz 2004