Hüzn ü Aşk : Şahnur Bilgi – Güliz Kerse

06/11/2009

percival_GUN_BATIMI

İç’tenim Şahnur’a
Sonsuz Birlikteliğimize..

Hüzn_ü Aşk

aşk gideli ağlamadım bu kadar
odamın duvarlarına hit posterler yerine kendimi astım
salına salına seyrediyorum

kadın, adamın yüzündeki cümleye zor bir durak gibi kuruldu;
içindeki kelimelerin heceleri arası virgüllü bir ölümle

adam, kadının yüzünden esirgediği ‘yol boyunca geri dönüş yok !’ levhasını kendini acıtarak yapıştırdı geçmişine

saçları yüzüne geceyi döken kadın
adının anlamına aldırmadan ikiye böldü uykusunu adamın
yarım bir yaşamla uyandığı ilk sabahın yüzünü yıkar gibi

kalbimin derin kuyusuna attığım dilekler için para tutmak zoruma gitti, dedi adam

kadın_ nicedir susuzluğu biriktirip, kullanılmış bir çöldeki sürgünü giyiniyor gövdemiz. hangi denizden çıkıp geldiğimi biliniz.beni hatırlayınız. dilsizliğim aşktandır. ölüm beni yeniden bulana dek severim sizi. “sevmek” basit kalan tek CÜMLEM

adam_ çıplaktınız, karaya vurmuştunuz.. oysa siz nehirsiniz, ruhunuzun dikine akan

kadın_ avucumdaki hançere aldanmayın. beni buraya getiren aşkı öldürürsem, kendi denizimde uyandığım her sabah boğulurum

adam_ konuşmuyorsunuz. sanırım bir gemi kazasında, tesadüfen kıyıma vurdunuz

bir yokuşun ortasında
-siyah bir çizgi gibi emekleyen-
çerçeveye sığmayan aynasında bir düş yaşıydı kadın
yaşı kadar yaşlandığı yaşama yaslıydı

“hepsi bu.” cümlesinin noktalı huzurunda bitmekteydi yüzü adamın

kadın; “eksik bu….” cümlesinin bitmemişliğiyle hep virgül

adam, kadına el değmemiş eski bir bakışla sessizlendi
artık hiçbir şey, onun gürültüsünden güzel değildi

kadın; kalp çeperindeki şeffaf sıvıyı parmaklarına
oradan zamanla gözünün deydiği, fakat dilinin konuş edemediği görüntülere
okul saati sabah zillerine, sokaklara, sokak kedilerinin pembe esneyişlerine sürdü

adam, kaygılarını sınadı, düşlerini yağmalayan kadının şimdisine

kadın, erteledi kendini deli sağanak geçmişine

adam uzanıp gökyüzüne ıssızlığını sordu
onsuz yaşamayı bilmiyorum. yaşamayı ister miydim bilmiyorum! korktuğum mavide gördüm gözlerini, aşktı. beni karaya kadar sırtında taşıdı, uyandırdı. onun gözleri benim hayatıma bahşoldu. aşığım, ve aşk giderse, mavide yalnız kalırım

kadın uzanıp yerden ıslı’lığını aldı
korkma; onu unutacak kadar sevmene izin vermeyeceğim beni

ANNELER SEVİŞMEZDİ
ÇOCUKLAR ÖLEBİLİRDİ
TANRI (KORUSUN) NÂRI İNSANA ETMEZ
İNSANIN ETTİĞİNİ

kadın dedi ki, giderim.. kalbinizden uzak neresi olursa olsun

adam dedi ki, kabulsüzüm yeni güne. hatırlamadığım felaketimle mutluyum

kadın bir son yıkım için ilendi adamın geçmişine
“denizde doğdum. karada aşktım. gökyüzü de beni alsın!”

adam parlattı aynasını “dün geleceği”ne

“avucumdaki hançere aldanmayın
beni buraya getiren askı öldürürsem
kendi denizimde uyandığım her sabah boğulurum”

artık kalan da giden kadar terk edendi
kadın doğuma ortak edilirken, adama tercihsiz bir ölüm kalacaktı
kadın ölümü yıkadı, çekti aynasından adamın
huzur diledi, kendinden ömrü boyunca esirgenen aşka

“Tanrı huzur yağdırmıyor, öğreneceksiniz.
yeryüzüne düş’tüğümüzden beri insan ellerindedir huzur!”

gitti..

sen bana nice ilk’tin, bakma yüzümdeki son kareye
haklıymış, balkon demirlerine tutunan çocuk yüzüm
kalan son teslimiyetim

gözlerimi kamaştırıyor kaybolmuş adamların cehaleti
yanıma uzanın yanına uzandıklarım
rüyalarımı izleyin
ben yıllarca, gece gündüz sizinkileri izledim
utanç yüklüyüm, acı yüklüyüm
Tanrı bizleri affetsin.”

denizde doğdum
karada aşktım
gökyüzü de beni alsın . . .

HER İNTİHAR, KENDİ SEBEPLERINİN CİNAYETİDİR

Şahnur Bilgi – Güliz Kerse


BEYAZ SAYFA / Enis Batur

06/11/2009

kagıt

BEYAZ SAYFA

Bir okur yakınıyordu: “Şiirlerinizde
çok sayıda özel isim geçiyor: Yabancı kentler,
insanlar, hatta bazen de kelimeler”. Onu dikkatle
dinlemiş, birşey anlayamamıştım. “Neden Bruges
ya da Monteverdi’yi yabancı buluyor da,
mürekkep ya da tılsım geçince
o kelimeleri, anlamlarını, anlamlarının
berisinde örtünen erden yüzlerini tuttuğuna
bu kadar çabuk inanabiliyor acaba?” demiştim
kendi kendime. Bruges’de topal bir at gibi
gezdiğim günleri ve geceleri bilseydi o okur…
ama bilebilir miydi bir şehrin her zaman
bir şehir, bir kelimenin hep bir kelime,
anlamın ortasında buluştuğumuz bir anlam
olmadığını bilebilir miydi o yabancı okur?
Eve dönüp masama oturduğumda bakmıştım:
Şamdan, sigara tablası, kalemlerim,
yorgun kabzalı birer tabanca gibi duran
bütün bu eşya birer kelime olmazdan önce
özel, herkes için yabancı işaretlerdi.
Bir dolmakalem seçip bembeyaz sayfayı
çekmiştim önüme: “Bir okur yakınıyordu:
Şiirlerinizde çok sayıda…”

Enis BATUR


Şimdi Sevişme Vakti / Sait Faik

06/11/2009

FaikSait

ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ

Çıplak heykeller yapmalıyım.
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önümden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri gözüken dilenci
Sana önce şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden…

Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek.

Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe.
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin

Söylemeliyim
Yok yok… meydanlarda bağırmalıyım,
Bu küçük güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.

Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım.
Baygınlık getiren şiirler.
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hala o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
Nasıl etsem, nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu…

Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan’dan Orhan Veli’den

Yunus’tan, Yunus’tan…

Sait FAİK


Tel Cambazının… / Turgut Uyar

06/11/2009

telcambaz

TEL CAMBAZININ KENDİ BAŞINA SÖYLEDİĞİ ŞİİRDİR

Beş kere yedi mi dediniz, dursun
Yıldız, poyraz, gündoğusu, dursun
Fasulya mı dediniz, dursun
Ben varım sen varın o var
Dursun,
Ben şimdi gelirim.

Ben eskiden hep acıkırdım
Alıp başımı ekmeklere giderdim
Eski evlerde orospulara giderdim
Bulutlu geniş meydanlara giderdim
Sevdalı şiirlere giderdim.
Şimdi doymadım ama unuttum
Devenin başı mı dediniz, dursun
Dursun
Ben şimdi gelirim.

Bu işte birşey var anlamadım
Körpe kadınlar basık odalarda mı, dursun
Hoyrat gemiciler uzun seferlerde
Darağacında bir adam mı dediniz, dursun
Yeraltında gizli sandık mı, dursun
Bahçeler, dursun kızlar, dursun
Anlattıklarım, anlatamadıklarım, anlatamayacaklarım
Senin yakanda bir el mi var dediniz, dursun
Dursun,
Ben şimdi gelirim.

TEL CAMBAZININ TEL ÜSTÜNDEKİ DURUMUNU ANLATIR ŞİİRDİR

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Turgut UYAR


GÜLÜMSE / Kemal Burkay

06/11/2009

akdeniz

GÜLÜMSE

Hadi gülümse bulutlar gitsin
İşçiler iyi çalışsın, gülümse
Yoksa ben nasıl yenilenirim
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.

Sazlarım vardı, ırmaklarım vardı çok
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
Tüm şehir bana küskün
Bir kedim bile yok anlıyor musun
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse

Kemal BURKAY


S’İMGE : MEKTUP

06/11/2009

mektup

S’imge Mektup sayısında seçilmiş 26 düzyazı ve 45 şiir yer alıyor.


SORULAR

Ne giydiğini yaz bana! Sıcak tutuyor mu?
Uyuduğun yeri yaz bana! Yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana! Yüzün aynı mı?
Neyi özlediğini yaz bana! Kolumu mu?

Nasıl olduğunu yaz bana! Rahat mı?
Sana neler yaptıklarını yaz bana! Cesaretin yetti mi?
Ne yaptığını yaz bana! iyi şeyler mi?
Neler düşündüğünü yüz bana! Beni mi?

Sorulardır sana bütün verebildiğim
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim
Yorgunsan, uzatamam sana elimi.

Ya da açsan seni besleyemem
sanki bu dünyada hiç yokmuşum
Unutmuşum gibi seni.

Bertolt BRECHT

(Türkçesi: Turgay Fişekçi)

YENİ MEKTUP ALDIM GÜL YÜZLÜ YÂRDAN

Yeni mektup aldım gül yüzlü yârdan
Gözletme yolları, gel deyi yazmış
Sivrialan köyünden, bizim diyardan
Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış

Beserek’te lâle sümbül yürüdü
Güldede’yi çayır çimen bürüdü
Karataş’ta kar kalmadı eridi
Akar gözüm yaşı sel deyi yazmış

Eğlenme gurbette yayla zamanı
Mevlâyı seversen ağlatma beni
Benek benek mektuptadır nişanı
Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış

Kokuyor burnuma Sivralan köyü
Serindir dağları, soğuktur suyu
Yâr mendil göndermiş yadigâr deyi
Gözünün yaşını sil deyi yazmış

Veysel bu gurbetlik kâr etti cana
Karıştır göçünü ulu kervana
Gün geçirip fırsat verme zamana
Sakın uzamasın yol deyi yazmış

Âşık VEYSEL


KARIMA MEKTUP

Bir tanem!
Son mektubunda :
“Başım sızlıyor
yüreğim sersem!”
diyorsun.
“Seni asarlarsa
seni kaybedersem;”
diyorsun;
“yaşıyamam!

” Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzıma!
Ben,
alacakaranlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim…
Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dâva ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
bana fanile bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı
. Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

Nâzım HİKMET


OKTAY’A MEKTUPLAR

I
……………………..8.12.37 Ankara, Saat 21

Kış kıyamet
Macar lokantasında yazıyorum
İlk mektubumu
Oktay’cığım
Bu gece sana bütün sarhoşların
Selâmı var.

II
…………………10.12.37 Ankara, Saat 14:30

Şu anda dışarda yağmur yağıyor
Ve bulutlar geçiyor aynadan
Ve bugünlerde Melih’le ben
Aynı kızı seviyoruz.

III
…………………….1.1.38 Ankara, Saat 10

Bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz.
Ne üstte var, ne başta.
Onu sevmeseydim
Belki de beklemezdim
İnsanlar için öleceğim günü.

Orhan VELİ


NİCE

Nerelerde kaldı
Özlem gecelerini
Aydınlattığından
Nice aşk mektupları
Karanlık korkusundan
Belki de yollanmadı.
Nice aşk mektupları
Yazıldı yollanmadı
Almadan okunduğundan
Yıllar sonra yanıtları
Geldi yollanmadan
Nice aşk mektupları.

Behçet NECATİGİL


AŞK MEKTUBU

Dün akşam senden ayrıldıktan sonra,
İlyas’lara gittim.
Oturup, şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk;
Karısı da akla yakın şeyler söyledi:
Ben gerçi onu severim, dedi;
Beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez?
Ama, yoksulluğa alışkın değildir o;
Açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz.
Dinledikçe, kızcağıza hak verdim;
Bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin?
Sen öyle görmüşsün büyüklerinden;
Dört kap yemekli sofralar görmüşsün,
Karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün;
Yattığın yataklar herhalde somyalıdır;
Haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek…
Hayat pahalı, sana pabuç alamam;
Pabucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam;
Kitap alamam mesela,
Radyo alamam, tiyatro bileti alamam;
Gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak.
Peşin söylemeli ki, sonra bana gücenmeyesin;
Benim cıgaram var, rakım var;
Alıştığım insanlar var bunca yıldır,
Sevdiğim, inandığım;
Onlarla görüşmeden edemem.
Hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız;
Memurluk bana gelmez,
Ticaret falan da yapamam, yaradılışım böyle;
Çelimsizim, taş kıramam.
Ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım;
Diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme!
Sen bir aralık demiştin ki: 
Gerekirse, ben de çalışırım, demiştin;
İngilizceden tercümeler yaparım, dikiş dikerim;
El işine koşmak gücüme gitmez;
Annem bana bunların hepsini öğretti.
Benim anam da iyi kadındır, biliyorsun;
Sana kaynanalık etmez tabii.
Ama, hastalıklı, eli işe varmıyor;
Bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın;
Ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin?
Bir gün, beş gün değil ki bu;
Gençliğini yitirince hayattan soğuyacaksın.
Ben şiir de yazıyorum, biliyorsun;
Şiirlerimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor;
Buna içerleyenler olacak belki,
Bu güzelim işe bir kulp takıverecekler;
Cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda…
Bu mektubu postaya vermeden önce,
Şöyle bir gözden geçirdim;
Başka kusurlarım olsaydı,
Emin ol, onları da yazacaktım.

Bak düşün taşın.

Metin ELOĞLU


BİR MEKTUP ATANIN…

Bir mektup atanın o mektubu attıktan sonraki şaşkınlığı
İzlemekse bir bakıma
Yol aldığını mektubunun
Bakar dururum ben de ardından.

Sana söylüyorum yalnız
O ben ki her türlü bakışların tarihini
Öğrendim gözlerini hiç değiştirmeyen bir kaptandan.

Edip Cansever


MEKTUP

Sevgilim, sen bunu aldığında
-ki mektup denemez buna-
umarım bağışlarsın beni:
yazamadığım mektuplarda biriktirdim
kederimi.

Sevgilim İstanbul’da yaz bitiyor,
bu güze gecelerinde ben, sardunyaların arasında
senin getirdiğin mumları yakıyorum.
Bir fotoğrafa bakıp “deniz” diyorum:
Ne kadar dingin, nasıl sonsuz, olduğu yerde.
Sevgilim beni bağışla,
sana mektup yazamıyorum.
Yüzümün bir yarısı acı çekiyor, mavi
bir fotoğrafta, kızıl bir ufuk
biriktiriyor kış için öteki yarısı
coşkuyla ilgili değil elbet hayatım.

Sevgilim seni bilmemenin kederli gölgesi altındayım.

Deniz “öylece” duruyor, orada, yazda.
Hayat öylesine caydırıcı ki, korkuyorum
Sevgilim…bu dünyayı ben uydurdum
desem, sonrasını diyemiyorum.

Sevgilim, günün belli saatlerinde seni unutmayı deniyorum.

Sen bunu aldığında
-ki mektup denemez buna-
umarım bağışlarsın kederimi, haylazlığımı,
umutsuzluğumu, dalgınlığımı; yani
benden geçtiğinde anlamı sarsılan ne varsa…
Umarım her şey olacağına varıyor der,
ve kabullenirsin
kum nasıl çizmişse incecik bir camı.

Birhan KESKİN


SİZİN İÇİN KESTİM SAÇLARIMI / Enis Batur

06/11/2009

SİZİN İÇİN KESTİM SAÇLARIMI

Femme vous suis-je, et de grand sens.
Sizin için kestim saçlarımı.
Yıllardır uzattığım.
Sizin için durdum ilk, dinlendim.
Yıllardir yorduğum.
Açtım sizin için bekledim,
sizin için güldüm bir tek, sustum.
Yıllardir durduğum boşlukta
femme vous suis-je, et de grande songe
indiğim merdivende
gecelere tuttuğum ışıkta
sizin için umdum, umursadım.

Sizin için yaktım bu ateşi,
besledim yıllardır.
Esirgediğim zaman,
gizlediğim tortu
ve tortuda ayrışan bu hayat
sizin için
kamaştığım gün
titrediğim mum
aktığım yatak.

II
Sizin için hazırladım bu masayı,
iki kelimenin ortasında dinsin fırtına.
Sizin için hazırladım bu döşeği,
iki fırtınanın ortasında kuyu uyku.
Sizin için hazırladım bu yemeği,
iki açlığın ortasında körelmez açlık.
Sizin için hazırladım bu bu bakışı,
bu sözü, bu sessizliği – sizin için
hazırlandım.

Sizin için uzattım saçlarımı,
kestiğim.
Sizin için söndürdüm bu ateşi,
yandığım.
Kurduğum bu çadır, bu saat
arındığım su
soyunduğum gece: Sizin için.
Devrilirken tutunduysam
tutuşurken susmam
zemberekte bu Eyyüb
hem cellat hem kurban
sizin için
bir tohum.

Enis BATUR


UYUDUM / Tamer Gülbek

06/11/2009

tamerglbek

Uyudum

Beyaz takımıyla şarkı söylüyordu ben yatarken
Perçemi yüzüne düşüyordu sigara içiyordu mikrofon tutuyordu

Yattığım yerden tez yazıyordum uzaktan kumanda tutuyordum
Dışarıda bahar vardı çeviri yapıyordum büyük şeylere inanıyordum

Uzaklara inanıyordum dışarıda bahar vardı içeride duman
Heykelleri çeviriyordum Marillion dinliyordum üzülüyordum

Kimle tanışmıştım elimi başıma koymuştum neye bakıyorduk
Gittim vatkalı ceket aldım gittim altyazı yaptım gittim uyudum

Derse gittim dışarıda bahar vardı uyudum kantine gittim uyudum
Otobüse bindim uyudum başım yandakine çarptı arkadakiler güldü

İndim uyudum dersi kaçırdım uyudum martı gördüm uçandaire sandım
Denize gittim uyudum basur oldum kuma yan oturdum uyudum

Beyaz takımıyla şarkı söylüyordu ben yatarken duygulandım
Sabahladım yazı okudum suya girdim Deli Zaven’e güldüm uyudum

Yüksek bir asansöre bindim en üst kata çıktım yemek yedim uyudum
Alçak bir asansöre bindim en alt kata indim sigortayı değiştirdim uyudum

Balkonda bahar vardı şalvar giydim oturdum güldüm uyudum
Gitar öğreniyordum bira içtim uyudum garsonla kavga ettim uyudum

Karısını aldatan Malatyalı çiğ köfte yaptı yedim hakaret ettim uyudum
Anzak gününde peçeteye mesaj yazdım başkasının adına evlenme teklif ettim

Güneye gittim bira içtim lagos yedim şarkı dinledim uyudum
Bahar bayramıydı bayraklar geçiyordu tribündeydim uyudum

Sadık mısın dedi sadığım dedim uzun musun dedi uzunum dedim uyudum
Dünya kupasını izliyordum Kamerun gol attı güldüm gene attı uyudum

Köpekten kaçtım gözetleme kulesine tırmandım rüya gördüm
Arabaya bindim kaza yaptım bilirkişi bekledim dikiş attılar uyudum

Karşıya koşuyordum düştüm kaldıranlar cüzdanımı çaldı uyudum
Babam öldü uyudum evlendim uyudum kızım oldu uyudum

Yaşlandım uyudum kilo aldım uyudum kelleştim uyudum
Beyaz takımıyla şarkı söylüyordu ben yatarken duygulandım.

Tamer GÜLBEK