Şaire Ağıt / Azer Yaran

09/11/2009

azer_yaran.JPG

ŞAİRE AĞIT

şair ölmüş
yas denizi ışıldıyor —
bir yaşam dizesine gömün onu
şair ölmüş — toprağa gazel düştü
bir güz türküsüne gömün onu

sözün örtüsüne bürüyün —
mana kurganlarına teni!
ağu ağacının dalına bürüyün
açışına bürüyün ulusal dilin
bir bilgi adasına gömün onu

şair ölmüş
bir su tümseğinin sönümüne
dört Türk denizine

susak çatlağı toprağa
ceviz gölgesine
bir yağmur damlasına gömün onu

şiirin doğduğu yere — kır masalına
-şiirsel yazının divitli su-
çimen kağıdına gök masasına
bir kır masalına gömün onu

bin köy kitaplığına bürüyün
anayurdun ana’sına bürüyün
mananın gözesine bürüyün

göksel damda sesini kasırga basar
soluğunun humusunda Azer ölür
şair! ölümün üzre bir filiz sürmüş —
Azer’in türküsüne gömün onu

şiirin uzamına gömün
tanrılar zamanına gömün

Azer YARAN


TOKAT’A DOĞRU / Cahit Külebi

09/11/2009

Irmak-ve-Yesillik

TOKAT’A DOĞRU

Çamlıbel’den Tokat’a doğru
Tozlu yolların aktığı ırmak!
Ben seni çoktan unuttum;
Sen de unuttun mu, dön geri bak.

Atların kuyruğu düğümlü,
Bir yandan yağmur yağar, ıslak;
Bir yandan hamutlar şak şak eder,
Bir yandan tekerler döner, dön geri bak.

Orda, derenin içinde
İki üç akçakavak,
Tekerler döner, başım döner,
Kavaklar yeşeriyor dön geri bak.

Orda, derenin içinde
İki üç çırılçıplak
Alçacık damı düşündükçe
Gözlerim yaşarıyor, dön geri bak.

Irmaklar gibi uzaklaşır
Bir türkü kadar uzak
Tekerler iki çizgi bırakır,
Hamutlar şak şak eder, dön geri bak.

Cahit KÜLEBİ


S’imge : ÖYKÜ

09/11/2009

oyku

S’imge ÖYKÜ sayımızda Türk ve Dünya edebiyatından seçilmiş 31 düzyazı,  52 şiir yer alıyor.

ÇOBAN ÇEŞMESİ

Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi.
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi?

“Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi…”

O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi!

Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,
Kerem’in sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu…
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

Leylâ gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda.
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.

Ne şâir yaş döker, ne âşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar:
Beyhûde seslenir, beyhude çağlar
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi…

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

MAVİ GÖZLÜ DEV,
MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ

O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebrulii
hanımeli
 açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebrulii
hanımeli
açan evin.
O, mavi gözlü bir devdi,
minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın,
rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebrulii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebrulii
hanımeli
açan ev.

Nazım HİKMET

HİKAYE

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

Cahit KÜLEBİ

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu, ağlardım

ne vakit maçkadan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin, bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım

Attilâ İLHAN

AĞIT

Çiçekçi bana bir gül ver
Sevgilime değil bir ölü için
Çiçekçi bana bir gül ver
İçine gözyaşlarımı sığdırabileyim

Yakasına böyle bir gül takmıştı
O gün bir görseydin sen onu
Çiçekçi bana bir gül ver
Sanki o güldendi bütün mutluluğu

Sen de: – Bir arkadaşın öldü
Ben diyeyim: – Kardeşim!
Çiçekçi bana bir gül ver
Götürüp tabutuna iliştireyim.

Kaldırımlarda kömür tozları
Bacalarda koyu bir duman var
Kara bir gökyüzü tek özelliği bu kentin
Çiçekçi bana bir gül ver

Kapalı perdeleri açabilse gülüm
Kapalı kapıları kırabilse
Kapalı yüreklere girebilse…
Çiçekçi bana bir gül ver

– Beyim, gül olmaz ki bu mevsimde!

Ahmet ERHAN


8.10 VAPURU / Cemal Süreya

09/11/2009

cemal_sureya

 

8.10 VAPURU

 

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söylenmemiş sözcükler var

Cemal SÜREYA


Bu Su Çoğala Çoğala / A. Kadir

09/11/2009

a.kadir

 

BU SU ÇOĞALA ÇOĞALA

Yaşlılara saksılar dizdim, bahçeler yaydım.
Yorgunlara diri beden verdim, taze yürek.
Döşekler serdim hastalara, rahat, yumuşacık.
Nerde yalan dolan gördüysem kızardım.
Yiğit yüreklere, dedim, canım armağan.
Ardına kadar açtım çocuklara kapıları.
Dostluklar boy attı yeryüzünde,
dostluklar orman orman.
Ebemkuşakları gökyüzünde fır dolandı.
Yürüdü dağlardan ovalara doğru
gümbür gümbür bir deli su,
yıktı bu su önüne geleni,
bu su, çoğala çoğala.
İnsanlar insanları aldı götürdü.

Ne kavga kaldı, ne zulüm, ne korku.

A. KADİR


KİMİN VAR Kİ / Aziz Nesin

09/11/2009

aziznesin_portre

KİMİN VAR Kİ

Kimi bekliyorsun hâlâ?
Evinden kitaplarından uzakta mısın,
Arada bir telefon et kendine,
Kendine mektuplar yaz yanıt beklemeden,
Kartlar gönder kendine her gittiğin uzaklardan
Sevgilim diye başlayıp öperim diye bitten,
Senin senden başka kimin var ki arasın?

İnince trenden ya da uçaktan, yalnızlığın,
Sevinçle karşıla yanlızlığını garlarda, hava alanlarında,
Ayrılışlarda da sarılıp öpüş yanlızlığınla,
Ugurla kendi kendini dönüşsüz yolculuklara,
Bekle kendini uzak yolculuklardan dönersin diye,
Senin senden başka kimin var ki beklesin?

İçki masalarında bir başına mısın?
Kendinleysen, yetmelisin kendine.
Çoğaltıp yanlızlığını, konuş bir çok kendinle,
Kaldır içki bardağını kendi şerefine,
Ağlaşarak gülüşerek tartışarak kendinle,
Senin senden başka kimin var ki bulasın?

Düşmanlarının saldırılarından yuvarlandıkça yerlere,
Tutup kendi saçlarından, kaldır kendini,
Seni sana bildirecek kimsen yok başka kendinden,
Ölünce senin bile haberin olmayacak öldüğünden,
Haber ver kendine ki öldüğünü bilesin,
Kimin var ki senin sana öldüğünü söylesin?

Kendi kendinin hem konuğu, hem ev sahibisin,
Zamanın varken ağırla kendini sarılıp öperek,
Biliyorsun nasıl olsa yakın o gelecek,
Kimileri yaa öyle mii, ne zaman, vahvah diyecek,
Daha şimdiden sev kendini, sev, kendini sev,
Kimin var ki senin seni senden başka sevecek?

Aziz NESİN


Uzak Bir Ülkedir Gülmek / Adnan Satıcı

09/11/2009

adnansat_c_-do_ubaladi

UZAK BİR ÜLKEDİR GÜLMEK

………………………………Mahmut Derviş’e

Yağmurlar da diner, ölür gibi sonunda
Gecede bir yıldızdır hüzün yanar da söner
Acıya süreğen yurt olamaz insan
Bulut olup dağılır içimizdeki keder

Bir zamanlar ben de mutluluk harmanında
Dolanmıştım, sanki bıçkın bir döven
Topraktan ağan o hoyrat türkü
Ardımdan yankıyan bir ağıt oldu birden

Az çok ben de bilirdim sevda denen bilimi
Genişlerdi damarlarım bir ırmak yatağınca
Yolum düştendi; uzun; sevinç, yol arkadaşım
İşlikten işliğe koşan karınca

Sormayın artık, yanıtı yok nasılsa
Olmuş mudur bir kez kaygısızca güldüğün
Filistin’im, yurdum, canım sevgilim, benden uzakta
Gülmek uzak bir ülkedir artık benim’çün

Yağmurlar da diner ölür gibi sonunda
Tükenir gece, yıldızlar söner, güneşi çağırır hüzün.

Adnan SATICI


Ne Çok Enkaz / Ahmet Necdet

09/11/2009

bodrum-gece

NE ÇOK ENKAZ

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
galiba bodrum’daydı geçen yaz
t-shirt’leriniz vardı turkuvaz
pabuçlar ‘all star american’
ne tutucuydunuz ne de bağnaz
sabah kahvaltısında beethoven chopin
akşamları hacı ârif incesaz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
sanırım bodrum’daydı geçen yaz
güngörmüş saçlarınız vardı beyaz
bakışlarınız alaycı ve delişmen
mavi yolculuklarda yıldız-poyraz
balık yemekten ve çok sevişmekten
gut’a yakalanmıştınız biraz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
her halde bodrum’daydı geçen yaz
daracık sokaklarınız vardı çıkmaz
viskiyi çok sever az içerdiniz
gün boyu meyhane cafée-bar caz
“yine de en büyük rakı” derdiniz
iki cami arasında beynamaz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
elbette bodrum’daydı geçen yaz
sözcükleriniz vardı ince mecaz
aşklarınızı şiirle yıkardınız
bir yığın kadın huysuz utanmaz
her biriyle ayrı yatardınız
bin türlü işve bin türlü naz

ne çok enkaz

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
mutlaka bodrum’daydı geçen yaz
dostlarınız vardı köylü ve kurnaz
bireysel konularda acımasız
ülke sorunlarında vurdumduymaz
batı’lı düşünür doğu’lu yaşardınız
azıcık hicazkâr her dem şehnaz

ne çok enkaz

Ahmet  NECDET


Altın Portakal Şiir Ödülü 2004 : Güven Turan

09/11/2009

guventuran

 

GÜVEN TURAN

(Sinop/Gerze, 1943)

Ödüle Değer Görülen Kitap: Cendere

 

GEÇİŞ

Hep bir deniz düşüyle yaşadım…
İşte sonsuz bir coşkunlukla dolaşıyor
Bir burnu sular–
Bir akıntı sızıyor eski evlerden,
Eğlencesiz akşamlarından emekli bir kentin.
Erken uyuyan bir kentin
Yeniyetme sızıntılarına karışıyor;
Çirkin bir rahatlık sokuluyor içine,
Dolunay hızlandırıyor karanlığı.

Dokunmaya korkuyorum dünyaya :
Patlamaya hazır bir öd kesesi gibi
Duruyor karşımda.
Sırı azalan aynalara çektikleri yaşamı
Sürek avları gibi kovalamada,
Yüreği homurtularla atan
Tankerler–
Gecenin bezginliğini içlerine
Sindirmeye çalışıyor;
Taşmıyor özlediğim yangın
Boyası pullanmış teknelerinden.
Birden patlayan bir yelin
Uğultusu duyuluyor
Karşı ışıkları örttüklerinde.

Eksilmeden
Ses sesi karşılıyor burada,
Bırakılmış bir yerin
Sessizliğine inat.

 

KAYIP BİR TARİH

Ne zaman çocukluğumu düşünsem
Bir incir ağacının gölgesi düşer
Üzerine kör bir kuyunun;

Başında,
İnilir çıkılmaz bir
Karanlık…

Ve yazlar tarihlerini
Dizler üzerine yazar;
Kışlar karabasanlara.

Zaman emekleyerek geçer
Devedikenleri, ısırganlar;
Çobanpüskülü çalılarından.

Çoğullara dolar yalnızlık
Geceleri.
Ev hastalıklı sığınak,

Okul hırçın
Boyun eğmedir:
Ağır lâle, bukağı…
Günlük tutmaya başlayınca
Biter çocukluğum da.

 

101 BİR DİZE’den

Yalnızlığım, sus, yüreğim çatlıyor gürültüden.
*
Doymuyorum susuzluğuna seninle paylaştığım sağnağın.
*
Kendi sesinden tanır kışın geldiğini, kavak ağacı.
*
Bir çocuğun okula başlama ürkekliği çıplaklığın.
*
Bütün renkleri sile sile dağdan aşağı iniyor kar.

Güven TURAN


Kitabe-i Seng-i Mezar / Orhan Veli

09/11/2009

eski_ev

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah’ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi‘ye

II

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince…
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini deppoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rûzigâr ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
“Ölüm Allahın emri,
‘Ayrılık olmasaydı.”

Orhan VELİ