Barış Koyun Çocukların Adını / Refik Durbaş

25/11/2009

BARIŞ KOYUN ÇOCUKLARIN ADINI

Oyunu sever bütün çocuklar
birdirbir, uzun eşek, körebe
bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez
oyun sözcüğünün halkların dilinde

(Oyun koyun çocukların adını)

Savaşa karşıdır bütün çocuklar
kışın: kar altında her sabah
tükenip erise de solgun nefesi
yazın: göğsü sırmalı fabrikalarda
çarkları döndürse de yoksul alevi
savaşa karşıdır bütün çocuklar
nice ölümlerden geçmislerdir
nice rüzgarlar içmislerdir
gelincik tarlası çocuklar

(Emek koyun çocukların adını)

Gökyüzünün penceresinden şimdi
bir kuş havalansa
kanat çırpınışlarında
hayatın yağmalanmış sevinci
– Kuş uçar rüzgâr kalır

(Sevinç koyun çocukların adını)

Uzay denizlerinde şimdi
bir balık ağlasa
gözyaşı billurlarında
yüz bin umut kıvılcımı
– Alev uçar nazar kalır

(Umut koyun çocukların adını)

Çocuk bahçelerinde şimdi
bir çiçek açsa
hüzün sevince dönüşür
sevinç çiçeğe
– Ölüm uçar çocuklar kalır

(Mutluluk koyun çocukların adını)

Barıştan yanadır bütün çocuklar
sabah: kuşatılmış bir toplama kampında
ayrılığın tepsisini okşasa da elleri
aksam: yıldızların mor orağıyla
sessizliği devşirse de yetim öksüz sesi
barıştan yanadır bütün çocuklar
nice çığlık emmişlerdir
nice korku gezmişlerdir
yürekten hisli sevmişlerdir
güvercin harmanı çocuklar

(Devrim koyun çocukların adını)

Barışı sever bütün çocuklar
beştaş, saklambaç, elim sende
bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez
barış sözcüğünün halkların dilinde

(Barış koyun çocukların adını)

Refik DURBAŞ


Güneşe Kulum Ben / Mevlânâ

25/11/2009

 

GÜNEŞE KULUM BEN

Mademki ben güneşe kulum,
güneşten söz açmalıyım size.
Mademki gece değilim ben,
mademki karanlığa tapmıyorum,
düşten dem vurmak nafile.

Mademki tıpkı güneşe benziyorum,
elimi eteğimi çekmeliyim üzerinden
ferah, mâmur olan yerin.
Mademki tıpkı güneşe benziyorum,
doğmalıyım ortasında harabelerin.

Gerçi bugün bir kuru elmayım,
ama değerim ağacımdan çok.
Gerçi sarhoşum, yıkılmışım ama
doğru lâf etmedeyim,
erkekçe konuşmadayım.

Benim gönlümün kokusu
yöresindeki topraktan gelir.
Ben o topraktan utanırım da
nedense bir tek söz söyleyemem
suya dair.

Güzel yüzünden kaldır perdeni,
böyle konuşmayı yakıştırma bana.
Taş gibi kaskatıysa senin kalbin,
bak benim kalbim yanmış, ateş haline gelmiş.
Bir iyilik eder, şişeyi alırsan eline,
bir de bakacaksın ki kadehle şarap bende dile gelmiş.

MEVLÂNÂ


NEN BİLGİSİ’nden / Orhan Alkaya

25/11/2009

NEN BİLGİSİ‘nden

1.

ölü şairler geçiyordu uzun ırmağımdan

seyrelen sesleriyle hepsi benden bir zerre

ve ben onlardan yekûn bir şaşkınlık, işte

nereden gelmişim, nereye? yalan
bu yersiz sorularla kurcala beni
ağzımın parçalanmış gönyesinden içeri
bir söz daha sıkıştır bâtın olan
kavuşulur ve unutulur bir sabah saati
o usul ses imiş, sessizliğe dolan

bunlara doğru haydi! itele kakala beni
çünkü hep şairler geçiyor ırmağımızdan
örtünürken bir şehir, tanede saklanıyor şer

örtün evet, ey haile…örtün, evet ey şehr;
örtün ve müebbet uyu, ey facire-i dehr!… (1)

(1) Sis, Tevfik Fikret

2.

ölü şairler geçer gider ırmak uzunsa
seyrelir sesleri, benden zerre eksilir
kimbilir aşktım, bendim, onlardım işte

dilimizin üzerinden çelik gıcırtısıyla kaydı bir kılıç
melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma baktıydık
aşk mı idi, -ki aksi ne kâbil-, biz sever iken incindik
kıskanmamayı edindik, bardaktan boşanıp terk ettik
öldürerek yaşıyordu, biliyordu oysa bütün canlılar
hilkaten ehildik, biz de bilirdik ve öldürmedik
gündeki geceydi ey arab! merdiveninde yaşananlar

gökkuşağının altında idik; kız yahut oğlan
geçemeyenler için ağıt yaktık, dans ettik
çoğumuz dipte, kimimiz ise üzerindeyiz

melâli anlamayan nesle âşina değiliz (2)

(2) Ahmet Haşim

(…)

Orhan ALKAYA


“İNCE ELEK” ve “ÇILGAR” / Metin Eloğlu

25/11/2009

 

İNCE ELEK

İçtikçe içesim geliyor gayri ne bilgi ara ne hüner
Beni bu rakıyla başbaşa bırakma
Adam olayım çalışıp para kazanayım
Beni böyle işsiz güçsüz bırakma
Beni uslandır beni yüreklendir
Beni deli edip bırakma
Bilsen nereleri var kalk gidelim
Beni hep buralarda bırakma
Beni aç bırak evsiz urbasız bırak
Beni sensiz bırakma

Beni ne yap biliyor musun
Beni yont beni arıt beni ayıkla

ÇILGAR

Oralar yazın mı hâlâ, güpgüzel midir
Gayri şarapsadım ben, İstanbulsadım
Kuşladıysa gözlerimi bir sakar tavan
Sensiz günlerimi çarçur etmek içindir
Ama pörsümüş, gül bitine karmış bir sarı
Siner külçelenir ta evimde barkımda
Pelit acısından yavuz bir özlem kiri
Yu canım usulcacık
Sen bunca umudumun çılgarı
Göğü maviltir bir kırlangıç yakamoz
Balıklar debreşir suda

Metin ELOĞLU



ONLAR / Adnan YÜCEL

25/11/2009

ONLAR


Gel yüzünü buruşturma bu akşamın
Bu güzel dostlar sofrasında
Acıyı doldurma tabaklara
Ölümden söz etmenin sırası değil
Dışarda yağmur yağıyor
Gözyaşını dökme bardaklara

Onlar ki güneşten fışkırdılar
Cemreyi yakalayıp zamandan
Suların kucağına bıraktılar
Toprak gibi düşündüler uzun uzun
Çatlamış tohumlarca gülüştüler
Bir tek yumruk indirdiler bulutlara
Oy civan ömrüm
Yağmur adına doluyla dövüştüler

Gel yüzünü buruşturma bu akşamın
Geçmişi geleceğin kollarına bırak
Doğanın bağrına koy bakışlarını
Yüreğini rüzgarla tazele
Ölmüş bir kavganın çoğaldığını
Bir başağın tanelerinden izle
De ki yeni başladı bu aşk
Bütün geçmişi bir kitapta gizle

Onlar ki yer altına gönüllü girdiler
Kömüre sevdirip kazmayı
Yeryüzüne aydınlık gönderdiler
Yürekleriyle ısıttılar evleri
Çocuklar üşümesin dediler
Yalnızca ekmek istediler kendilerine
Oy civan ömrüm
Tokluk adına açlığı bölüştüler

Gel yüzünü buruşturma bu akşam
Umuda batır çatalını
Ölenleri geri getirmez ki konuşmalar
Sabrı kaşıkla
Acıları yudumlamaya bak
Ölmekten daha zordur çünkü
Ölümleri yeniden yaşamak

Onlar ki gülü dalında sevdiler
Acıları barındırıp gönüllerinde
Sevmeyi sevilmeyi türkülediler
Mutsuzluk nedendir bilinsin
Mutluluk nedir görülsün istediler
Bir tek kibrit yaktılar karanlıkta
Oy civan ömrüm
Işık adına yangınla seviştiler

Adnan YÜCEL


ESKİ BAKIR / Ahmet Oktay

25/11/2009

 

ESKİ BAKIR


Bir çığlığın içinde yakalıyorum seni
Kaç kez İstanbulsu,
Parıldayan, ısıtan, yakan bir alev gibi
Üstünde uzun, pis, yalnız sokakların yağmuru
Odaların, merhabaların, gülücüklerin sıkıntısı
Tramvayların, vapurların sıkıntısı
Yitmiş aşkların, yitecek aşkların
Aynı vazoların, aynı öğütlerin, aynı yasakların sıkıntısı
Yakalıyorum, öpüyorum, avutuyorum
Karanlık etini kemiriyor,
Vaktimiz kısa,
Düşlerimizi kolluyorlar durmadan
Durmadan kovuşturuyorlar
Mendilimi ıslatıp alnına koyduğum
Suyundan içtiğimiz hayat çeşmesi,
Yalnız-geceler boyu uzanan kadını bakırlarda
Durmadan horluyorlar
Geyiğim, saklım benim
Bakma arkana, ne olur, aldırma
Onulmazlığımızdan büyük yapılar kurduk
Horlandıkça aşkımız, derya
Vaktimiz kısa,
Karıncalara, rüzgarlara, sulara dokunmak
Uyanan toprakları bilmek gerekiyor
Ormanlar görmüş dolunayın tılsımını
Ağlamayı unutmadan
Dövüşmeyi bilmek
Tırnaklarınla tutunmayı bilmek gerekiyor
Sağılandığımızı, kollandığımızı bilmek gerekiyor

Kapa tunç, kapılarını gece
Soğuktan, kırgın, parasız milyon kişi
Geyiğim, saklım benim,
Ölüm dayanmadan kapıya
Sev, öp, yitir beni

Ahmet OKTAY


ŞİİRLER / Martialis

25/11/2009

 

MARTİALİS

(İ.S. 40 – 101)

 

KURTAR BAŞINI

Kime armağan edeyim seni, kitabım?
Kendine destek bulmak için acele et.
O nemli yaprakların tonbalıklarına
kesekağıdı olmadan, günlükle biber
koymak için külah yapılmadan, kaçarsan
Faustinus’un kucağına, iyi edersin!
Sedir yağıyla ovalanıp baştan başa,
alnının çift süsüyle daha da parlak
o renkli rulolarınla çalım satacaksın.
Sarsın seni incecik erguvan boyası,
mağrur başlığında kor gibi yansın dursun!
Faustinus seni korursa bak, hiçbir şeyden;
gramerci Probus’tan bile korkun olmasın!

 

KİTABIN KADERİ

Zevkli bir kulak beğensin istersen seni,
öğüdüm olsun, bücür kitap, aman ne yap yap,
bizim bilgin Apollinaris’in hoşuna git!
Ondan daha titizi, bilgilisi, dürüstü,
daha iyi kalplisi bulunmaz yeryüzünde!
Seni göğsüne, dudaklarına bastırırsa,
korkma artık, kötü niyetlilerin hicvinden,
ve de uskumrulara kirli külah olmaktan!
Ama yerdi mi de, bir aktara sıvış hemen,
yoksa sırtını çocuklar karalar, bücür kitap!

 

AÇIKGÖZ

Kitaplarımı sana armağan edeyim istiyorsun ama,
etmem, Tucca! Okumakta değil, satmakta gözün!

 

KARŞILIKLI

Sonuna kadar açıp kitabımın rulosunu,
gönderiyorsun, Septicianus, okumuş gibi.
Hepsini okudun, doğru; inanırım, bilirim,
sevindim doğrusu! Ben de zaten
senin o beş ciltlik kitabını böyle okudum!

 

DELİ MİYİM

Kitaplarımı istiyorsun, Quintus, benden,
yanımda yok, kitapçı Typhon’da bulunur.
“Şiirlerin için boş yere para vermem,
aklım başımda, ben daha delirmedim ya!”
diyorsan eğer, ben de delirmedim daha!

 

GÜME GİTTİ KİTAP

Okuduğun kitap benim kitabım,
ama öyle berbat okuyorsun ki,
senin oldu bile Fidentinus!

Türkçesi: Türkân Uzel


KİTAPLAR YAKILIYOR / Bertolt Brecht

25/11/2009

KİTAPLAR YAKILIYOR


Buyurunca Hitler Hazretleri
zararlı fikirlerle dolu kitapların yakılmasını
halkın önünde, alanlarda,
öküzler odun yığınlarına araba araba kitap taşıdı.
Gözden düşmüş şairlerden biri,
hem de en iyilerinden biri,
şöyle bir göz gezdirdi yakılacak listesine,
gitti aklı başından:
Unutulmuştu kendi adı.
Hemen seğirtti çalışma odasına,
sanki öfkesinden kanatlanmıştı.
O saat bir mektup karaladı zorbalara:
‘Benimkileri de yakın!’ dedi. ‘Benimkileri de!
Yapamazsınız bana bu kötülüğü,
kenarda bırakamazsınız beni!
Ben de hep gerçeği söylemedim mi kitaplarımda?
Neden davranırsınız bana yalancıymışım gibi?
Yakın benimkileri de!

Bertolt BRECHT

Türkçesi: A. Kadir


Kitaplar Kitabı / Cemal Cuma

25/11/2009

CEMAL CUMA

(İran, 1956)

KİTAPLAR KİTABI’ndan

Biz mi okuruz kitapları,
kitaplar mı yazar bizi yoksa?
* *
Dudakların bir kitap,
bir öpüşle okunan.
* *
Her kalemin içinde
bir kitap var tutuklu.
* *
Bir kitaplık senin gövden:
Uğruyorum
arada bir.
* *
Bıktırıcı konuklar
okuyup bitirdiğimiz
kitaplara benzer.
* *
Kapağı yaldızlı,
yazısı silik
eski kitaplar gibi
kimi insanlar.
* *
Yiter kimi kitaplar
okunduktan sonra.
* *
Her yara bir tümcedir
acılar kitabında.
* *
İsteklerin kitabıdır yatak:
İki okuru olsun yeter.
* *
Deniz denen o koskoca kitabın
özetinin özetidir her damla
* *
Giriştir gök gürlemesi
yağmur denen kitaba.
* *
Resimler çizmekte uyku
düşlerin kitabına.
* *
Yeşil bir kitaplıktır orman.
* *
İki ayrı kitap mıyız
sen ile ben?
İki bölümü müyüz yoksa
aynı kitabın?
* *
İki bölümden oluşmuş,
kısa notlarla dolu
bir kitaptır aile.
* *
Bir kitap olduğunu mu
söylüyorsun?
Sanmıyorum!
Durmadan yinelenen
hep aynı sayfalardan
başkası değilsin sen.
* *
Dostum olmak istersen,
bir kitap ol ilkin!
* *
Vakti mi var kelebeğin
çiçekleri okumaktan?
* *
Seni okuyamıyorsam
bağışla beni.
Başka bir kişide
okumuştum seni
daha önce.
* *
Özdeş kitaplar mı olalım?
Hayır!
İstediğim,
aynı kitabın
ayrı sayfaları olmamız.
* *
Ey kitap yakan!
Seni de bir kitap yakar
bir gün.
* *
Rüzgârın,
bir yüzünden
okuduğu kitaptır yelken.
* *
Neler yazar dalga
kıyıdaki taşlar üzerine
ölmeden önce?
* *
Yalnızca kadınlar
ve çocuklar
ayaklı şiir kitaplarıdır.
* *
Okunması yasaklanmış
bir kitaptır tutuklu.
* *
Yakılan kitaplar
ışığı bol şehitlerdir.
* *
Kendiliğinden yazılan
kapalı bir kitaptır
kucaklaşmamız.
* *
Suya yazar rüzgâr
ağaçlarda okur.

Türkçesi: Murat Alpar

(S’imge Kültür Edebiyat Seçkisi, OKUMAK, Eylül 2005)


S’imge : OKUMAK

25/11/2009

S’imge seçkimizin OKUMAK sayısında Türk ve Dünya edebiyatından seçilmiş 26 düzyazı ile 51 şiir yer alıyor.

Genç insanları yaşlarına göre olgunlaştıran ve yaşlıları gençleştiren şey içtenlikle söyleyelim ki, okumaya duydukları derin sevgidir.   (LİCHTENBERG)

OKUYUCULARIMA

Size, ey bilmediğim, görmediğim okuyucular,
Size ithâf ile neşreyliyorum bunları ben.
Adayıp sizlere; hem çünkü niçin saklayayım
O sizin görmediğim, bilmediğim gözleriniz
Şi’rimin sayfalarında gezinirken lutfen
Belki bir noktada birden durarak, sessizce
Gösterişsiz iki üç damlacık ağlar… ben hep
Bu ümidiyle hayatın yaşayıp gitmedeyim.

İki üç damla gönülden… bu teselli yetişir;
Şu bunaltırca becelleşmede tüm kırgınlık,
Çileler, tüm acılıklarla geçen günlerimin
İki üç damladır ancak silecek şey yasını.
Siz ki en doğru gören bir göz olan vicdanla
Taa uzaktan bana bakmaktasınız, ilginsiz
Size şükranlarımın armağanından… ne güzel
Ve ne içten o bakış şi’rime sessiz sessiz!

Hepsi bunlar, bu yazılmış, unutulmuş şeyler
Hep o içtenliğe tutkun olarak toplanıyor;
Kim bilir, belki içinden biri bir derdinizi
– Öyle, hep dertleriniz; çünkü kederden yoksun
Yaşayan yok… buna katlanmada bîçâre kişi! –
Yansıtan bir küçücük ayna ne olur; en üstün
Yaşayanlar bile duysunmada en hor, düşkün
Yaşayanlar gibidir… aynı çamurdan bu yığın!

Tevfik FİKRET

(Dil içi çeviri: A.Muhip Dıranas)

ÇAKIL TAŞLARI

Biliyorsun ki kâri’, kalbin derinlikleri
Damla damla biriken gizli gözyafllarıdır.
Kudretimin oradan çıkarabildikleri,
Hâlis inci yerine, bu çakıl taşlarıdır.

Görüyorsun, nihâyet, çakıl taşları sende,
İncilerse şâirin kendi kalbinde kaldı.
Fakat şunu anla ki o, çakıl bulurken de,
İnci araştırmadan duyulan zevki aldı.

Necmettin Halil ONAN

MASAYLA KİTAP

Bir kitap duruyor masada
Çok eski bir kitap masada
Oysa bir sevginin üstünde kitap
Eski günlerden kalma masada

Odaya vuran güneş
Bir çivi yazısı masada

Evin duvarları beyaz
Damı kırmızı
İçinde bir kitap duruyor
Bir sevginin üstünde masada.

Oktay RİFAT

KİTAPLAR ARASINDAKİ ÇİÇEKLER

Bıraktın bir hatıralar yığınında beni de yavrum;
Ki sevgim verdi sana bir koku gibi bütün dünyasını.
Ve ben bu sabah vaktinde iyice hissediyorum,
Bir kitap arasına bırakılmış çiçeklerin yasını.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

RAHATI KAÇAN AĞAÇ

Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.

Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.

Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.

Melih Cevdet ANDAY

KİTAPLAR

kitaplar da bizim gibi
doğuyorlar büyüyorlar ölüyorlar
doğan ölür bir gün elbet
ne kuşku

ne var ki öyle değil kazın ayağı
öyle değil işte kurdun kuyruğu
bizler nasıl doğuyorsak
nasıl büyümüyorsak / nasıl ölmüyorsak
kendi toprağımızda
kitaplar da bizim gibi
yakılıp gidiyorlar düşman ellerde
doymadan gençliklerine / yaşamlarına

okuduk bunları ta ilkokul kitaplarında
okuduk bunları tarih belgelerinde
ve yaşadık bunları acılı günlerimizde

üşüttüler karakışta
yak dediler kitabı
yak dediler kitabı
yaktık ısındık
kömürler yattı yerde
madenler yattı yerde
sular öylece aktı
güneş baktı öylece
en eski penceresinden

nerden nere gelmişiz biz
kim söyler
söylemek bir şey değil elbet
kim kalkar tanık olur
bu korkunç cinayete

beyin sığmaz olmuş kafatasına
öfke sığmaz olmuş cankafesine
peki ama nerde o kuş?

Hasan HÜSEYİN

KİTAPLARDA ÖLMEK

Adı, soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır parantez

O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.

Ya sayfa altında, ya da az ilerde
Eserleri, ne zaman basıldığı
Kısa, uzun bir liste
Kitap adları
Can çekişen kuşlar gibi elinizde.

Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda.

O şimdi kitaplarda
Bir çizgilik yerde hapis,
Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki,
Öldürebilirsiniz.

Behçet NECATİGİL

KİTAP, MENEKŞE, TIRNAK

Bahçede şezlonga uzunmış
Kitap okuyan adam
Kaldırıyor arada başını kitaptan
Bir lastik hortumunun ışıldadığı tarhtaki
Menekşenin M’sine bakıyor yalnız -günün kapı aralığı mavidir-
O menekşe ki çiçek kavramından kurtulduğu için var
Adam ki sevgi kavramından kaçtığı için mutlu
Denizin bir adam boyu üstü gibi erinçli bir de.

Şiirin bir gölgesi olmalıydı eylül -diyebilirdi-
Şiir okumam ki diyor karısı
Sırtını duvara dayamış, gökteki bir uçağın yaldızlı
İzine bakıyor-yüzünde birbirine benzemeyen üç ayrı uzaklık-
Ekliyor: biraz daha kessem tırnaklarımı
Güz benim olacak.

Kitaba dalıyor adam
Küçük bir ot koparıyor kadın
Ben buradan göremiyorum, masamdan, otun cinsini yani
İyi günler diliyorum onlara, uzaktan
Ve yalnızlığa değgin çok şey biliyorum.

Adamın elindeki kitap benim kitabım
Okuduğu şiir de işte bu okuduğunuz şiir.

Edip CANSEVER

ASILACAK KİTAP

Bana bak deli kitap
Aç kulağını da dinle
İnme raftan aşağı
Aklını başına topla artık
Otur oturduğun yerde

Ekmeğine karanlğk sür
Işıktan söz etme sakın
Özgürlüğü alma ağzına
Sömürüden ne istersin
Sana ne insan haklarından
Sen insan değilsin kitap

Uslu durmazsan eğer
Uyandırırsan insanları
Bakmam gözünün yaşına
Kulağından tuttuğum gibi
Veririm devlet ağaya
Eylül Paşaya seni

Sorguya çekilirsin
Elektrik verirler
Cop sokarlar orana
Asarlar seni kitap
Cayır cayır yakarlar
Mahkeme kararıyla

Gel etme eyleme
Söz dinle deli kitap
Doğduğuna pişman olursun
Sonra söylemedi deme

Ali YÜCE

BİR ARDIÇKUŞU AKASYA AĞACINDA

O yaz,
bol bol roman okudum,
denize girdim kimsesiz kumsallarda;
rüzgârların, balıkların adlarını öğrendim.
Nice cümlelerin altlarını çizdim
kırmızı kalemimle.
Örneğin,
“Asker dolu bir tren tarihi değiştirebilir.”
Sonra gene aynı kitaptan,
“Bir ardıçkuşu şakımaya başladı akasya ağacında.”
Geceleri,
sararan otların üzerine uzanıp
bir açıkhava sineması seyrettim
gökteki yıldızlardan
ve altını çizdiğim cümlelerle konuşturdum onları.
uzaktan bir çağlayanın sesi karışıyordu
yıldızların mırıltılarına.
Gene de duyabiliyordum Adil Nuşiran’›n huzurunda
hayat denilen bu acılar denizinde
en acımasız dalganın ne olduğu konusunu tartışan
üç bilge kişiyi.
Odama çekilip yatmadan önce,
tarihi değiştirebilecek asker dolu o trenin
hızla geçtiğini duydum,
sonra da
akasya ağacında şakımaya başlayan ardıçkuşunu.

Karşıda Midilli,
denizin ötesinde, sessiz.
Bu sessizlik sanki
o sevdalı kadının
bin kulaklı geceye fırlattığı çığlık
binlerce yıl önce

Cevat ÇAPAN

KONYAK KİTAP VE KAHVE

Tenha bir eylül bahçesinde
Bir bardak konyak, kitap ve kahve
Otururken dalmış kendi kendime,
Güz rüzgârı geçiyor kitabımın içinden
Ot kokan nefesiyle.

Hızla çevirerek sayfalarını
Savuruyor bütün harfleri
Gözlerimin önünde,
Koparıp kimbilir hangi sözlerden
İrili ufaklı belki binlerce.

Telâşla kapatıyorum kapağını kitabın
Bastırıp üstüne elimle.
Bakıyorum her şey yerliyerinde;
Tenha bir eylül bahçesinde
Bir bardak konyak, kitap ve kahve.

Metin ALTIOK


BABAM VE KİTAP

Unutulmuş kitapların
Raftaki sızısıydı
Yazın yağan karların
Babamdı yansıması

Kendini gösterir bahçe:
“Kötülük Çiçekleri”
Okunur içimizde
Açınca benzerleri

Onda “Çocuk ve Allah”
Bende “Ahşap Anahtar”
Ona dünya bir oda
Bana çelik kapılar

Abdülkadir BUDAK


KIYAMET SURESİ

X, 8-9

Git, meleğin tuttuğu kitabı al
ve yut onu: Ağzında bal tadı
bırakacak önce, içinde ağrılar,
kıvranacaksın sana yerleşen
harfler, heceler, cümlelerle –
geçmişse hakikat kanına, tohum
tutmuşsa organlarında: Gövden
için yepyeni bir çekirdek, acı
bir meyve, sarmaşık ve sürekli
bir yükseliş: Hayat böyle erir,
yavaş yavaş açılır önündeki
siyah üstüne siyah ufuktan
daha da siyah ötesi: Git,
meleğn tuttuğu kitabı tut.

Enis BATUR