O BELDE / Ahmet Hâşim

26/11/2009

O BELDE


Denizlerden
Esen bu ince hevâ saçlarınla eğlensin.
Bilsen
Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-i şâma bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
Ne sen,
Ne ben,
Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,
Ne de âlâm-i fikre bir mersâ
Olan bu mâi deniz,
Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz.
Sana yalnız bir ince tâze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma’nâ,
Ne bu akşamda bir gam-i nermîn
Ne de durgun denizde bir muğber
Lerze-î istitâr ü istiğnâ.

Sen ve ben
Ve deniz
Ve bu akşamki lerzesiz, sessiz
Topluyor bû-yi rûhunu gûyâ,
Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz…

O belde?
Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde dâimâ ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha bir sükûn-ı menâm.
Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir,
Hepsinin gözlerinde hüznün var
Hepsi hemşîredir veyâhud yâr;
Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir
Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud,
O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm
Onların rûhu, şâm-ı muğberden
Mütekâsif menekşelerdir ki
Mütemâdî sükûn u samtı arar;
Şu’le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer
Mültecî sanki sâde ellerine
O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar,
Onların hüzn-i lâl ü müştereki,
Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz
Hepsi benzer o yerde birbirine…

O belde
Hangi bir kıt’a-yı muhayyelde?
Hangi bir nehr-i dûr ile mahdûd?
Bir yalan yer midir veya mevcûd
Fakat bulunmayacak bir melâz-i hulyâ mı?
Bilmem… Yalnız
Bildiğim, sen ve ben ve mâi deniz
Ve bu akşam ki eyliyor tehzîz
Bende evtâr-ı hüzn ü ilhâmı.

Uzak
Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak
Bu nefy ü hicre, müebbed bu yerde mahkûmuz…

Ahmet HAŞİM

Reklamlar

MERNUŞUN TÜRKÜSÜ / Gülten Akın

26/11/2009

MERNUŞ’UN TÜRKÜSÜ


Tomurcuk patlarken dağıttığı ışığı
Tay büyürken dağıttığı ışığı
Gülü gül diye sevmeyi
Çok var dostum gibi özledim

Güz geldi geçti
Sarı yaprak kuru dal derlendi
Sırtını ağaca verdi bahçıvan
Oturdu kendine tütün sardı
İnce sular yatağını buldu
Gök duruldu
Ben güzü görmedim
Göğü görmedim
Dalı bahçıvanı görmedim

Sonuncu Roma da eskidi
Taşa kesti Mernuş, Tebernuş, Kıtmir
Oysa çıldırmanın çağıdır
Aç sımsıkı çektiğin perdeleri
Ölümlerle zulumlarla
Sarsma bedenimi öyle
Daldığım kan uykudan
Usul usul uyandır

Gülten AKIN


Beşir Fuad / Ahmet Oktay

26/11/2009

 

BEŞİR FUAD

……………………………….Enis Batur’a

Gün doldu: Kendime bir aksisedayım
Ürktüm hep hayalâttan. Aklım
bana açıkla: Yırtılan
zaman mı gülün yaprağı mı? Elinde
buruşturuyordu validem. Kapatılmış
ve leyli bakışlı mecnune. Ömrüm
şimdiden “bir devr-i hüzün”
ve kapkara matem: Dizdizeyim
dalgın hayaletinle. Ufku
sen misin seyreyleyen
Darüşşifa’nın o tozlu
penceresinden, ben mi? Vehimler
ve cinnet korkusu
bana mirasın. Ölü oğul da
küçük, çıplak ayaklarıyla
geziniyor sofada, çatının
içindeki rüzgâr gibi.

Ey hafıza! Kanıyor
Ne varsa süzdüğün. Siyah zambak:
Koridorlarında usulca açan
o Cizvit mektebinin “Gecede
yazmayı mutad edindim”
daha o zamandan. Sırdır
çünkü yazı: Candan doğar
ve ayan ettikten sonra
sır olur

………………….

Nemsin benim
öteki zamanlardaki çocuk? Bir hasım
gibi mi büyüttüm seni kalbimde?
Sözüm sana yine de: Kimi gerçek
daha derin düşten. Düşler de
geleceğe gönderir ve Yitik Söz
dirilir okurun dilinde.
Yaşamım! Doğrusun
yanlış olduğun kadar. Bir diken
gibisin içimde.

……………………Ah! Gülün yok.
Doğ karanlığın devâsa
rahminden de
okurum hisset beni:

“İntiharımı da fenne tatbik edeceğim:
Şiryanlardan birinin geçtiği mahalde
cildin altına klorit kokain şırınga
edip buranın hissini iptal ettikten
sonra orasını yarıp şiryanı keserek
seyelân-ı dem tevlidiyle terk-i hayat
edeceğim”

Zevcem! Kim kimin uçurumu?
Her ağuş, ne yapsak
bir serzeniş aslında. Metresim!
Kucaklaştık ama daha bir kez
buluşmadık. Tecilin
dolmasını bekledim ben.

…………

Suret-İ Varaka
“Ameliyatımı icra ettim. Hiç
bir ağrı duymadım. Kan aksın
diye hiddetle kolumu kaldırdım”

Ki “kâğıt dahi kanla mülemma”

TEBLİĞ
“Matbuat idare-i behiyyesinden ceri-
det ül Hakayık nam gazetenin bir nüs-
hasında intihara dair münderiç olan
varakanın diyanet-i islamiyeye mübayin
fıkaratı muntazammın olmasına ve merkez-i
hilafet-i islamiyede tab ve neşrolunan
evrak ve havadisten bazılarının akaid-i
islamiyeyi maazallah-ı teala inkâr ve is-
tihfaf yolundaki neşriyatı, diyaneten ve
siyaseten rehin-i cevaz ve müsamaha olama-
yacağına…”

Beşir Fuad! Kardeşim benim!

Ahmet OKTAY


FAHRİYE ABLA / Ahmet Muhip Dıranas

26/11/2009

 

FAHRİYE ABLA

 

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçede akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Önce upuzun sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin,
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hala bu ilk kocanda mısın,
Hala dağları karlı Erzincan’da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şeyler değişmez zamanla.
Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye Abla

Ahmet Muhip DIRANAS

(Unutulmayan Şiirler Antolojisi, S’imge Yayınları, 10. basım, 2005)


GAZEL / Şeyh Gâlib

26/11/2009

 

GAZEL

غزل

Nev-sâlik-i nev-tarh-ı cünûn-ı diğeriz biz
Çün terkeş-i pür-tîr vatan-der-seferiz biz

Bî sûziş-i aşk istemeziz tûl-ı hayâtı
Mânend-i şerer böyle ölünce gideriz biz

Mürg-i kafes-âmûz-ı şifâ-hâne-i mevciz
Zincîr-be-gerden niçe dîvâneleriz biz

Mir’âtıyız ol mâh-ı perî-sûretin ammâ
Gam-hânemize gelse dahı bî-haberiz biz

Müjgânlarımız gevher-i mir’ât-ı kadehdir
Hayrân-ı nazar-bâde o mahmûr-seriz biz

Bir germ nigah ile geçirmekteyiz ömrü
Şem’iz bu safâ bezmine mahv-ı nazarız biz

Fark edemedik rub’-ı rûh-ı yârı hat almış
Tâ ol derece hüsnüne mahv-ı nazarız biz

Bir reng-i nümâyişden ibâretdir edâmız
Bî-sûd u ziyân şu’le-i yâkût-ı teriz biz

Ma’nî gibi bir beytde güncîdeyiz ammâ
Gezmekde ağızdan ağıza derbederiz biz

Yâkût-ı sirişkiz yerimiz dîde vü dildir
Ateşle sudan hâsıl olur bir güheriz biz

Tıfl-ı dilimiz kâğıd-ı bâd oynu dilerse
Târ-ı nazarı çetr-i felekden keseriz biz

İskendere zehr-âb-ı fenândan viririz câm
Hızrız velî râh-ı ademe râh-beriz biz

Bi-pâ vü ser uyduk reviş-i Mürşid-i Rûma
Döndükçe bu gerdûn ile Gâlib döneriz biz

Yâd eylemez olduk haber-i Yûsuf-ı Mısrı
Südlücede bir mâh ile şîr ü şekeriz biz

Şeyh GÂLİB