GÜNAHLIM / Aziz Nesin

06/12/2009

GÜNAHLIM

Antalya’da Kadın Yarı
Atarlar o yardan günahlı kadınları
İkibin yıldanberi yutar günahları uçurum

Öyle suçlusun öyle günahlısın
O Kadın Yarı’ndan atılmalısın
Ben bulutlarca üstünden uçuyorum

Korkma bırak kendini boşluğa
Sevinin yarattığı bendeki sarhoşluğa
Daha düşmeden seni havada tutuyorum

Sen öyle güzelsin ki günahlım
Nasıl altın tutmazsa pas
Senin güzelliğin de günah tutmaz

Aziz NESİN


GÜLÜMSE BANA / Sandor Petofi

06/12/2009

SANDOR PETOFİ

(Macaristan, 1823-1849)

GÜLÜMSE BANA

Gülümse bana, aziz karıcığım! senin sevimli bir gülümsemenin yerini tutacak, yerde çiçek ve gökte yıldız yok.

Eğer çehren bulutlanır da, dağıtacak rüzgâr gelmezse, tebessümünün fecri ile onu yumuşat ve yaldızla.

Issız kış gününde, bahçedeki çıplak ağaç, kendisine yeşil yaprak ve cıvıldayan kuş verecek ilkbaharı nasıl bir istekle ve ne derin bir hasretle bekler.

Uzak memleketlerde dolaştıktan sonra bir gece, köylünün kıyısına gelen yolcu, evindeki gece kandilinin munis ışığı ne zaman görünecek diye bekler.

Elem yatağında, yapayalnız gecenin karanlığına uzun uzun bakan hasta, doğacak güneşin ilk ışığını ne acı bir özleyiş içinde bekler!

Ve tabutlara hapsedilen ölüler ebedi hayata doğmayı nasıl beklerler!..

Ah, işte ben, bütün bunlardan daha kuvvetli olarak, gülümsemeni bekliyorum.

Haydi gülümse, ben yalvarıyorum. Onun kalbinin kitabını anlıyorsan bileceksin ki içindeki her satır senin için ölmeye hazır bir hayattır; bileceksin ki ruhum yüzünün aynasıdır; hem de alnındaki küçük bir çizginin uzun ve derin bir hançer yarası halinde aksettiği devaynası.

Haydi, gülümse, ey saadetimin yaratıcısı!..

Dudağını, elini, dizini öpen, uykularımın vefalı bekçisi, hayatının gölgesi yalvarıyor.

Türkçesi: Necmi Seren


SEVDALI / Cahit Sıtkı Tarancı

06/12/2009

SEVDALI

Gönül sende, göz yolda kaldı;
Ne postacı semtime uğrar,
Ne turnalar selâm getirir;
Vefasız çıktın Beşiktaşlım.

Katlanmaksa katlanıyorum,
Kimselere belli etmeden.

İyi kötü bir iş tutmuşum;
Acısı tatlısı hepsi bir.
Ha Ankara, ha Çemişkezek;
Senden uzak olduktan sonra.

Nerde olsa yaşıyor insan;
Nerde olsa bir gün ölmek var.

Sen ilk aşkım, ilk gözağrımsın;
Dünyalara değişmem seni.
Keyfimden uçtuğum oluyor,
Rüyama girdiğin geceler.

Bayram sabahı bile olsa,
Sensiz doğan günü n’eyleyem!

Ceyhun Atuf KANSU


İHTİYAR ÂŞIK / Ahmet Kutsi Tecer

06/12/2009

İHTİYAR ÂŞIK

Yıllardan beridir ağaran teller,
Bu akşam parıldar şakaklarında.
“Bu gece ömrümün en son demi, der,
Büsbütün ağarsın varsın yarın da…”

Çırpınır göğsünün içinde kalbi,
Bir yaşlı ağaca sinen kuş gibi.
Nedir bu esrarlı halin sebebi?
Neden parlıyor o gözler?.. Bir oda:

Yaslanmış, altında ipek bir sedir,
Bir kız ki ay ondan beyaz değildir.
Öptükçe ağaran bir gül denilir,
İhtiyar bülbülün dudaklarında…

Ahmet Kutsi TECER


EFLATUNUN BAHÇESİ / Ceyhun Atuf Kansu

06/12/2009

 EFLATUNUN BAHÇESİ

Kaçmıyorum bu yaşayıştan bu yaşayış zor
Sefilliğini yaşıyorum yurttaşlarımın yanyana.
Olmaz diyorum bu çamurdan evlerle
Olmaz diyorum bu dar sokaklarla
Olmaz diyorum bu uçuk renklerle bu solgun renklerle
Olmaz diyorum, bu uygarlık değil!

İlkönce açacaksın pencerelerini,
Açacaksın kadınların yüzlerini,
Güneşin insanlar için doğduğunu öğreteceksin
İlkönce her eve güneş girmeli güneş!

Utanıyorum, başım eğik olmaz diyorum,
Olmaz diyorum böyle yaşanamaz.
Biz hayatın güzel olduğunu öğrendiysek
Kardeşlerimize de öğretmeliyiz bu şarkıyı.

Bağırıyorum isyan ediyorum haykırıyorum
Bir kere kımıldatmalı bu ağır taşı.
Gürültülerle yuvarlamalıyız üstümüzden,
Bir kere gücümüz ortaya çıksın.

Bergamayı görmelisiniz ilk önce,
Aralarında otlar biten o anfilerde,
Bırakmalısınız doya doya o aydınlığa,
Nerede diye haykırmalısınız o miras.

Katılmalı gündelik işlerine Atinanın,
Hem önder gibi, hem yurttaş gibi
Bir zeytin ağacı altına bağdaş kurup
Bilge Eflatundan ders almalıyız.

İlkönce çocuklarınızı yıkayacağım
Ayaklarını yıkayacağım küçük derelerde.
İlkönce çocuklarınızı giydireceğim
Çocuklarınız çullar içinde çırıl çıplak.

Doğurmanın kutsallığını ilkönce sorumunu
Çiftleşmenin anlamını öğreteceğim size
Yüz yirmi milyon erkeklik hücresinden,
Niçin bir kalıyor öğreteceğim size.

Elele tutuşmanın, sevmenin, akşam sofrasının
Yorgun gündüzleri dinlendiren uykuların
Sabahları kutsal işlere uyanışların
Güzelliğini tazeliğini öğreteceğim size.

Ağaçları aşılamayı, çiçekler yetiştirmeyi
Tuğla evler kurmayı, geniş yollar açmayı
Pencerelerinize saksılar dizmeyi sulanmış,
Parklarda dinlenmeyi öğreteceğim size.

Birbirinize saygı göstermeyi vatandaşça
Birbirinize inanmayı, birbirinize dayanmayı.
Birbirinizi sevmeyi, birbirinizle yaşamayı,
Birbiriniz için ölmeyi öğreteceğim size.

Bu gökyüzü altında mesut olacaksınız,
– Ey, Anadolu göğü sana tapıyorum –
Nasıl da sana bakmadan yaşıyoruz,
Anadoluyu sevmeyi öğreteceğim size.

Bu ağaçların, bu göklerin, bu güneşin değeri yok,
Siz bilmedikten sonra, siz sevmedikten sonra,
Siz karanlıklarda kahrolduktan sonra,
Baştan ağaçlarınızı, göklerinizi, güneşinizi öğreteceğim size.

İlkönce şunu bilmeliyiz bu götyüzü altında,
Yaşanırsa kardeşçe yaşanır insanca.
– Sana baktıkça ürperiyorum, utanıyorum,
Ne kadar habersiz yaşıyoruz senden
Sen Anadolu göğü, anam gözü, bengi sultan! –
Evliya Çelebi olsan böyle gökyüzü bulamazsın
Her gün sana yaşamanın kutsallığını hatırlatan!
Bu gökyüzüne layık olmayı öğreteceğim size.

Ceyhun Atuf KANSU


Nedendir de Kömür Gözlüm / Karacaoğlan

06/12/2009

KARACAOGLAN

(17. yy.)

NEDENDİR DE KÖMÜR GÖZLÜM NEDENDİR

Nedendir de kömür gözlüm nedendir
Şu benim geceler uyumadığım
Çetin derler ayrılığın derdini
Ayrılık derdine doyamadığım

Dostun bahçesine yad eller dolmuş
Gülünü dererken fidanın kırmış
Şunda bir kötünün koynuna girmiş
O benim sevmeye kıyamadığım

Kömür gözlüm seni sevdim sakındım
İndim has bahçene güller şokundum
Bilmiyorum nereler’ne dokundum
Bir belli haberin alamadığım

Karacoğlan der ki yandım da öldüm
Her bir deliliği kendimde buldum
Dolanıp da kavil yerine geldim
Kavil yerlerinde bulamadığım


TUZAK / Refik Durbaş

06/12/2009

TUZAK

Nefretin adresini mi soruyorsun
cinnet yağmurunda kimsesiz kuşlardan
rüzgârı çalınmış yalnızlığımı mı
sevdanın adresini m soruyorsun
ayrılığı mavi, hüznü beyaz uçan

Yüzüne ay doğmakta. Seviyorum seni

Sensin çılgınlığımın zalim kaynağı
elemin aşktan damıtılmış alevi
taşarken yüzünden hicranın ırmağı
zulmetin vahasını mı arıyorsun
bakışı gül sesi, gülüşü yaz açan

Yüzüne ay doğmakta. Seviyorum seni

Fırtınası çalınmış işte umudun
gençliğimin şafağı da haczedilmiş
acının ve aşkın tarihini yazmadan
su menzilinde akşam mı avlıyorsun
ikindisi kumral, baharı az olan

Yüzüne ay doğmakta. Seviyorum seni

Çile kuşatılmaz demedim mi sana
nur heykeli, gün avcısı, ay alevi
yüzü bereketli sevdalar tuzağı
kalbimin adresini mi soruyorsun
soyadı hüzünlü, adı naz anılan

Yüzüne ay doğmakta. Seviyorum seni

Refik DURBAŞ


ESKİ ZAMAN AŞKLARI / Clement Marot

06/12/2009

Clement MAROT

(Fransa, 1494-1544)

ESKİ ZAMAN AŞKLARI

Aşktı bir hüküm süren o eski zamanlarda
Her şey nasıl da yapmacıksız oluverirdi;
Şöyle içten bir demet çiçek verildi miydi
Dünyayı bağışlamak demekti bu sırasında,
Çünkü öylesine yürekten kopup gelirdi.

Sonra hani bir kere de seviştiler miydi,
Ah bilir misiniz bağlanırlardı nasıl da?
Öyle bir yirmi yıl, otuz yıl: durdukça dünya
O eski zamanlarda.

Artık aşkın o hükmü hiç mi yok şimdi;
Yapmacık bir gözyaşı, hile düzen sonra da;
İnanmıyorum biri aşk sözü etti miydi,
Çünkü o aşkın değişmesi gerek en başta,
Öyle sevişmeli bak hani sevişirlerdi
O eski zamanlarda.

Türkçesi: İlhan Berk


BİR SÖZİLE BEN TUZAĞA TUTULDUM / Âşık Garip

06/12/2009

ÂŞIK GARİP

(16. yy.)

BİR SÖZİLE BEN TUZAĞA TUTULDUM

Bir sözile ben tuzağa tutuldum
Bu garip ellerde yaktı nâr beni
Hasretin nârına yandım kül oldum
Ahu gözlüm ne haldeyim gör beni

Ne sabra takat var ne dilde mecal
Gönül Mecnun olmuş Leylâ’sın arar
Vazgeçersem seni yâd eller sarar
Görünce abdal eyledi yâr beni

Âşık Garip gönüllerin uğrusu
Geçmez imiş bu sevdanın ağrısı
Sana ben söyleyim sözün doğrusu
Al sevdiğim gel sînene sar beni


BEN UYANDIM BİR AŞK DEMEKTİ BU DÜNYADA / İlhan Berk

06/12/2009

BEN UYANDIM BİR AŞK DEMEKTİ BU DÜNYADA

(Rondo)

Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada
-Sesin, bir gülü bırakmak gibi bir şeydi.
Karaydım, kâğıt gibiydim yaşamalarda
Adım görseniz her gün o denizlerdeydi
Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır’da.

Ben vurdum sevilere belli değil miydi
Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.
Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi
Bir aşk demekti bu dünyada.

Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır’da
Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi
Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda
Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda
Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi
Bir aşk demekti bu dünyada.

İlhan BERK