AFORİZMALAR / Nietzsche

11/12/2009

AFORİZMALAR

Ahlak.– Geleceğin insanı, kendini geleneksel ahlakın buyruklarından kurtaran kişidir.

Arzu.– Sonuçta insan, arzularını sever, arzuladıklarını değil.

Acıma.–En büyük tehlike nerede?   – Merhamette.

Kalıt.– Babanın gizlediği şey, oğulda ortaya çıkar.

Sağlıklılık.– İtiraz, sapınç, neşeli kuşku, alay, sağlık belirtileridir. Mutlak olan her şey patalojinin kapsamına girer.

Hakikat.– Gerçek, bir inancı yok ettiği içindir ki kötülük yapar; doğrudan doğruya kendisi kötülük yapmaz.

Dostluk.– Köle misin? Senden dost olmaz.  Zorba mısın? Senin dostların olmaz.

Hazin Dönüşüm.– Kadınlar, sevgiden sevdikleri erkeklerin hayaliyle nasıl yaşıyorlarsa tamamen ona dönüşürler.

Negatif.– Aşk ve nefret kör değildirler, ama kendi içinde bulundukları ateş tarafından köreltilmişlerdir.

Gizemli Ha!..– Gizemli düşüncelerin adı “derin”e çıkmıştır. Doğrusu, yüzeysel bile değildir onlar..

Büyük Harflerin Sırrı.– Yüksek sesle konuşan insan, ince şeyleri düşünemez.

Mutluluk.– Erkeğin mutluluğu: İstiyorum, der. Kadının mutluluğu ise: İstiyor, der.

Unutma.– İşlediğimiz suçu başkasına söyledikten sonra biz unuturuz, ama o unutmaz.

Dostluk.–  Köle misin? Senden dost olmaz.  Zorba mısın? Senin dostların olmaz.

Alkış.– İnsan gürültü yapmadan alk›fllayamaz, hatta kendini bile.

Saygı.– Bu adam karşısındakine güven vermiyor, … yaptığı hiçbir iyi işi hiçbir zaman gizli tutmayı öğrenemedi çünkü.

Zorlama.– Geleneğin ortaya çıkardığı nişanlılar; soğuk, hesaplanmış yararlığın suçlamasından kurtulabilme arzusuyla aşık olmak için epeyce çaba sarf ederler. Aynı şekilde çıkarlarından dolayı Hrristiyanlığa dönen böyleleri de gerçek dindar olmak için çaba sarf ederler; çünkü böylece mayın oyunu onlar için kolaylaşacaktır.

Varsıllık.– Bugün yoksul o; fakat her şeyini elinden aldıkları için değil de, kendisi her şeyi fırlatıp attığı için: ne önemi var onun için bunun? Bulmaya alışıktır çünkü. Onun isteyerek katlandığı bu yoksulluğu anlamayanlar, asıl yoksullardır.

İşitme Duyarlığı! – İnsan, karşılığını bulup verebileceği soruları işitir ancak.

Büyük Harflerin Sırrı.– Yüksek sesle konuşan insan, ince şeyleri düşünemez.

Cezanın Amacı.– “Ceza, cezalandıran kimseyi ıslah etmek içindir”. Bu söz, cezayı savunanların kullanabilecekleri son kanıttır.

Hazin Dönüşüm.– Kadınlar, sevgiden sevdikleri erkeklerin hayaliyle nasıl yaşıyorlarsa tamamen ona dönüşürler.

Negatif.– Aşk ve nefret kör değildirler, ama kendi içinde bulundukları ateş tarafından köreltilmişlerdir.

Adam Müsvettesi.– Birisi büyük adamsa, bundan onun “adam” olduğu sonucunu çıkarmaya hakkımız yoktur; belki küçük bir oğlan çocuğudur o, belki yaşamın tüm yaşlarına bürünen bir bukalemun; belki de bir büyücünün erkek biçimine soktuğu bir kadıncağız.

Çalışmada Ölçü.– İnsan, babasının yaptığından fazlasını yapmaya kalkışmamalı, hasta olur sonra.

Kıskanç İnsan.– İşte bir kıskanç insan: “çocukları olsun” diye dilekte bulunmayın sakın, onların yaşına inemeyeceği için bu kez de kıskanır onları.

Üst İnsan.– Size insandan üstün olmayı öğretiyorum. İnsan, aşılması gereken bir nesnedir. Onu aşmak, geçmek için ne yaptınız?

Öğrenim.– Öğrenmek için yaşayanı ve günün birinde üstün insanın yaşaması için öğrenmek isteyeni severim. Kendi düşüşünü istiyordur o çünkü.

Yazmak.– Bütün yazılardan ancak kendi kanıyla yazılmış olanı severim. Yazını kanla yaz: Kanın ruh olduğunu öğreneceksin.

Şehvet-Akıl.– Şehvet denen kancık it, bir parça et bulamadığı zaman nasıl da bir parça sevimli akıl ister.

Tanrı.– Gökyüzünün üstünde daha da çok şey var, Tanrıların hepsi de ozan imgeleri, ozan oyunlarıdır çünkü.

Nefret ve Kıskançlık.– Nefreti ve kıskançlığı tanımayacak kadar büyük değilsinizdir. Bunlardan utanmayacak kadar büyük olun bari.

İyileşmek.– “Hasta mıydım ben? İyileştim mi? Nasıl da unuttum bütün bunları?” –“Sanırım şimdi iyileştin; insan unutunca iyileşir çünkü.”

Gizli Dilek.– “Bütün anahtarlar kaybolsun da her kilidi ancak bir maymuncuk açabilsin”, diye düşünür kendisi maymuncuk olan adam.

Gizemli Ha!.– Gizemli düşüncelerin adı “derin”e çıkmıştır. Doğrusu, yüzeysel bile değildir onlar..

Umut Tacirleri.– Yalvarırım kardeşlerim, dünyaya bağlı kalın; size dünyadakinden üstün umutlardan sözedenlere inanmayın! Bilerek ya da bilmeyerek sizi zehirliyorlar onlar…

Ama Haksızlık Bu!.– Kendini haksız çıkarmak, hak istemekten daha soyluca bir iştir. Yalnız kişi bunu yapacak kadar zengin olmalı.

Ah Yalnızlık!.– Kendi sevginin baskınlarına karşı dahi tetikte ol!. Her önüne gelene elini uzatmaya pek hazırdır yalnız kişi.

Cömertlik.– Sizin dostunuza verdiğiniz kadarını, ben düşmanıma dahi veririm, hem bununla züğürtleşmem..

Işığı Sevene.– Gözlerinle duygularını yermek istemiyorsan, güneşten sonra gölgeye koş.

Yiğit.– Yekpare düşmanlık, bölük pörçük düşmanlıktan çok daha dürüstçedir.

Yoksul Ruhlar.– Yoksul ruhlardan nefret ederim: Hiçbir iyi şey yoktur içlerinde, kötü şey de yoktur hemen hemen.

Tartıya Vurmalı.– Tek bir acıya göre çifte bir acıya daha kolay katlanılır: Denemek ister misin?

İniş.– “İniyor, düşüyor!” diye alay ediyorsunuz ha? Doğrusu şu ki sizin üzerinize iniyor o. Aşırı mutluluğu mutsuzluk oldu ona. Aşırı aydınlığı da sizin karanlığınız izliyor.

Aşkın Kuralı.– Aşk, aşkın yüksek ve gizlenmiş özelliğini ortaya çıkarır onda az bulunur ve kuraldışı olanı: Böyle olduğunca da onda neyin olağan olduğu konusunda yanıltır insan›.

Aşkın Tonu.– Ağır tempoyu seven bir müzisyen, aynı ton parçalarını gittikçe daha yavaşlatacaktır. Bu durumda, hiçbir aşkta durak olmayacaktır.

Kadın İçgüdüsü.– Kadınlar, genellikle anlamlı bir erkeği öyle çok severler ki, onu yalnız sahiplenmek isterler.

Kadın Benliği.– Kadının benliğinde çok uzun zaman bir zorba ile bir köle saklı kalmıştır. Bu yüzden sevmeyi bilmez de,  henüz sevişmeyi öğrenmeye çalışmaktadır.

Ermiş Kişi:.– O, olduğu şey değildir de ona tarihsel değerini veren ermemiş kişilerin gözünde ne anlama geliyorsa odur.

Çilekeş.– Çileci erdemi zorunluluk haline getirir.

Çömezlik.– Din şehidinin çömezi ondan çok acı çeker.

Düşman Sevgisi.– İnsan, geçimini bir düşmanla savaşarak sağlıyorsa, bu düşmanın ölmemesi onun çıkarı gereğidir. Barış döneminde savaşçı kendine çatar.

Konuşma Eğitimi.– İnsan uzun süre sustuğunda gevezeliği unutur ama, konuşmayı öğrenir. Pythagorasçılar, zamanlarının en iyi devlet adamlarıydı.

Sevgi ve Cinsel Aşk.– İsterim ki ilkin kendine saygı gösterilmekle işe başlansın: Gerisi gelir artık. Böylelikle insan başkaları için yaşamaz olur artık: Onların en az bağışladıkları da budur: “Ne, işte bir adam ki kendine saygısı var, ha!”

Kendine saygı göstermek, kendine saygı beslemekten apayrı bir şeydir; cinsel aşktaki o kör kadercilikten daha âdi şey yoktur, adına Ben denen ve ikilikte sevilen nesneyi küçümsemekten daha bayağı şey yoktur: Aşkta kaderciliktir bu.

Bilgi.– Bilginin velileri olamazsanız, savaşçıları olun hiç olmazsa…

Körlük.– Bir büyük adamı tutan ve alkışlayanlar onu övmek için kendilerini kör etmeye alışırlar.

Ahlak!.– Bir inancı sırf adettir diye kabullenmeye namussuzluk, korkaklık, tembellik denir. Öyleyse namussuzluk, korkaklık ve tembellik ahlak’ın önsel’i olsalar gerek.

Korku.– Düşmanlar arasına atılmak bir korkaklık işareti olabilir.

Nefret.– İnsan küçümsediği kimseden uzun zaman nefret edemez. Ancak eşit ya da üstün olandan sürekli nefret edebilir.

Kadın.– Kadını kadının içinde özgürlüğe kavuşturmalı. Kadının nasıl bir nimet olduğunu tüm derinliğiyle hissetmek gereklidir.

Erkek.– Gerçek erkek iki şey ister: Tehlike ve kumar. Bu yüzden de en tehlikeli kumar olan kadını ister hep.

Mutluluk.– Erkeğin mutluluğu: İstiyorum, der. Kadının mutluluğu ise: İstiyor, der.

Derin Karanlık.– Kendinin derin olduğunu bilen kimse aydınlığa yönelir; kalabalığa derin görünmek isteyen kimse ise karanlığa yönelir. Kalabalık, dibini görmediği her şeyi derin sanır çünkü: Öyle korkaktır ve suya da öyle istemeyerek atılır ki…

Yetiler.– Uçurumları sevenlerin kanatları olmalı.

Diyalektik.– Ancak değişebilen kimse benim soyumdandır.

NİETZSCHE

Reklamlar

ERKEN KALKMAK / Hasan Hüseyin

11/12/2009

ERKEN KALKMAK

beni dinlerseniz çocuklar
erken kalkın sabahları
güneşten önce bakın
kendi sokağınıza
bakın ve sıyırın
küçük ölümü sırtınızdan

açın pencerelerinizi gerinircene
çarpın serin suya düşlerinizi
sütünüz varsa için
koklasın saksılarda bekleşen çiçeklerle
ve dörtnala girin
günün kanatlı kapısından
altın renkli yaşama

inanın ki yorgunluk veriyor insana
tok serçelerle başlamak güne
hele de dinmişse uğultusu şafak vaktinin
çiy uçmuşsa yeşillerden
hiçbir bereketi olmuyor günün

siz bakmayın benim böyleliğime
ben sizler için uykusuzum gecelerce
acılar çekiyorum ölümcül sayrılarla
duvarları yumrukluyorum suçsuz tutuldularla
ve bomboş ellerle dönüyorum gurbetten

bir de bir sevda var ki dostlar başına
sevda türküleriyle ölesiye sarhoşum
siz bakmayın benim böyleliğime
sabahları erken kalkın çocuklar
yaşayın o şafaksal aklığını sabahın

bir de bir kavga var ki adı yaşamak
o kavgada yenilip düşmemenin yolu
ormanlarca uğultulu
sularca gürül gürül
durmak güneşe
o kavgadan vazgeçmeyin çocuklar

Hasan HÜSEYİN


SEVDİĞİM / Ruhsâtî

11/12/2009

RUHSÂTÎ

(19. yy.)

KEKLİK GİBİ TAŞTAN TAŞA SEKEREK

Keklik gibi taştan taşa sekerek
Gerdan açıp gelişini sevdiğim
Sağa sola taksim etmiş örgüsün
Onar onar bölüşünü sevdiğim

On altıya karar verdim yaşını
Yenice sevdaya salmış başını
El yanında yıkar gider kaşını
Tenhalarda gülüşünü sevdiğim

Sarardı gül benzin soldu diyerek
Hasret kıyamete kaldı diyerek
Hani Ruhsati de n’oldu diyerek
Arayıp da buluşunu sevdiğim


“Lâle Hadler..” ve “Nice Kâkül Nice Mû..” / Necâtî

11/12/2009

NECÂTÎ

(? -1509)

NİCE KÂKÜL NİCE MÛ…

Nice kâkül nice mû sünbül-i gül-bûdur bu
Dil-i uşşâkı perişân edici budur bu

Ne gönül koydu ne göz hâl-i ruh u ârız-ı yâr
Oda yanmaz suya batmaz nice câdûdur bu

Umarım haşrda can oynadığımdan duyalar
Mâh-rûlar diyeler birbirine odur bu

Yürü yıllarla yelersen yetemezsin ey dil
Şol cihetten ki perî şiveli âhûdur bu

Tenime ayrı erer cânıma ayrı sitemin
Tîg-i hûn-rîz-i cefâ-pîşeden ayrıdur bu

Gözümün penceresin yapmağa hükm eyledi şer’
Ki nigârın harem-i hüsnüne karşudur bu

Yine sihr etti Necâtî nice söz nice gazel
Leb-i dilber sıfatında bir içim sudur bu

LÂLE HADLER YİNE GÜLŞENDE…

Lâle hadler yine gülşende neler etmediler
Servi yürütmediler goncayı söyletmediler

Taşradan geldi çemen mülküne bîgâne deyi
Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler

Âdeti hûbların cevr ü cefâdır amma
Bana ettiklerini kimselere etmediler

Hamdülillâh mey-i can-bahş ile sâkîlerimiz
Ab-ı hayvan ile kevser suyun istetmediler

Hele ol kaşları yâ okları peykânlarını
Sîneden çekmediler yüreği oynatmadılar

Bin güzeller bulunur Yûsuf’a mânend amma
Bu kadar var ki bular kendilerin satmadılar

Ey Necâtî yürü sabr eyle elinden ne gelir
Hûblar cevr ü cefâyı kime öğretmediler


[Mavi Alevlerle Yanan] / Sergey Yesenin

11/12/2009

SERGEY YESENİN

(Rusya, 1895-1925)

[MAVİ ALEVLERLE YANAN]

İstanbul Boğazı’na yolum düşmedi,
Soru açma bana sen oradan.
Gördüğüm tek deniz gözlerindir,
Mavi alevlerle yanan.

Varmadım kervanlarla Bağdat’a,
Olmadı satmaya kınam ve ipeğim,
Eğil o şirin boyunla,
İzin ver, dizlerinde dinleneyim.

Yoksa, yine nice istesem de,
Senin hiç ilgilenmeyeceğin durum,
Rusya denen uzak ülkede
Benim ünlü, sevilen bir şair olduğum.

Armonikalar çınlıyor ruhumda,
Ayışığında duyduğumsa köpek sesi.
İran kızı, istemez misin göstersem sana,
Uzak bir mavilikler ülkesi.

Buraya avareliğimden gelmedim,
Sen derinlerden çağırdın.
Açıldı boynumda kuğu ellerin,
İki kanat gibi, beni sardın.

Geçirdiğim yaşantıya ilenmem,
Ama çoktan ararım yazgıda rahat,
Senin şu neşeli ülkenden
Eğlenceli bir şeyler anlat.

Söndür ruhumda armonika özlemini,
Içir canlı soluğunu iri gözlerin.
Ki ben o kuzeyli güzeli
Düşünmeyeyim, yanmayayım, ahetmeyeyim.

Ve gerçi Boğaz’a yolum düşmedi,
Sana bir şeyler uydurur anlatırım oradan.
Farketmez deniz senin gözlerindir,
Mavi alevlerle yanan.

Türkçesi: Azer Yaran


BETER OL / Mehmet Çakırtaş

11/12/2009

MEHMET ÇAKIRTAŞ

(1920)

BETER OL

Bana gam kasavet veren sevdiğim
Yaprağını döken gülden beter ol
Derdi bana reva gören sediğim
Sazlarda inleyen telden beter ol

Senin de olmasın hâlini soran
Beni insafsızca derdiyle yoran
Kış günü başını taşlara vuran
Bozbulanık akan selden beter ol

Boyun büktüm vardım senin destine
Merak etme göz koymazlar postuna
Şehit düşen bu gönlümün üstüne
Aşkınla titreyen tülden beter ol

Benden kaçıp ara sıra görünen
Yüzüme bakmağa her an erinen
Çile çekip diyar diyar sürünen
Bulanık çaydaki milden beter ol

Yüzün hiç gülmesin eller içinde
Bülbülsüz kalasın güller içinde
Baharın çiçekli dallar içinde
Kuruyup incelen daldan beter ol

Bilemedim Nemrut mu var soyunda
Vefakârsın sebat ettin huyunda
Bir orman içinde dere boyunda
Kovanı yarılan baldan beter ol

Bu engin aşkımın bulunmaz dibi
Kış geçip gitmedi dinmedi tipi
Sahibi çıkmayan bir mektup gibi
Üstündeki kara puldan beter ol

Kanlı gözlerimi kapladı buğu
Ateşim sönmedi bulamadım su
Tanrıdan dileğim kara gözlüm bu
Aşkınla tutuşan kuldan beter ol

Mehmet ÇAKIRTAŞ


BAHÇE : ÖZLEM

11/12/2009

BAHÇE Kültür ve Edebiyat Dergisi’nin ÖZLEM Sayısında 87 şiir yer alıyor.


UNUTAMIYORUM

Unut demek kolay gel bana sor bir de
Unutamıyorum işte unutamıyorum
Bir şey var şuramda beni kahreden
Şuramda tam yüreğimin üstünde
Çakılı duran bir şey var
Elimde değil söküp atamıyorum

Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere
Kimi görsem biraz sana benziyor
Seni hatırlatıyor şu bulut şu gökyüzü
Şu kayaları döven deniz
Şu hüzünlü melodi şu napoliten şarkı
Bir zamanlar beraber dinlediğimiz

Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan
Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba
O güzelim gözleri kime bakıyor
O canım elleri nerde
Oysa günler o günler değil
Akşamlar o akşamlar değil
Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde

Durup durup seni büyütüyorum içimde
Seninle acılar büyütüyorum
Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz
Kirli sular yürüyor iliklerime
Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun
Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem
Bir gün olsun bir dakika olsun

Unut demek kolay, gel bana sor bir de
Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum
Dilimin ucunda sen; başımın içinde sen
Kader misin, ecel misin nesin sen
Unutamıyorum işte unutamıyorum

Ümit YAŞAR


ÖZLEMLER

Bütün özlemleri bilirim, tattım
Sarısı, mavisi, yeşili, moru;
O diyar, bu diyar demedim gittim,
Bir kısrak oldu gurbet, rengi doru…

Ben askerlikte gördüm vatanı;
Trenlerde üçüncü mevkide –
Epeyce yolculuğum oldu. Hani-
Böyle olmasa, görmezdim belki de…

Gördüm, gördüm de üzüldüm açları
Söğüt gölgesinde cılız cılızdı….
Toprakları, akarsuları, ağaçları,
İnsanları ile yurdum bakımsızdı.

Hâlâ karasapan, hâlâ kağnıydı.
Elimdeki bütün varı halkımın;
Halbuki omcalar üzüm doluydu
İyisini el yiyordu salkımın.

Bütün özlemleri bilirim, tattım
Sarısı, mavisi, yeşili, moru;
O diyar, bu diyar demedim, gittim
Bir kısrak oldu gurbet, rengi doru…

Mehmet KEMAL