RAKINÂME / Necip Mirkelamoğlu

16/12/2009

RAKINÂME

İçmesini bilene
Zevk-u sefâdır rakı
İçmeyi bilmeyene
Cevr-ü cefadır rakı.

Bir münasip miktarı
Muhabbet anahtarı
Kaçırırsan ayarı
Cana ezâdır rakı.

Ne dert kalır ne keder
İçeni mesut eder
İçebilirsen eğer
Ruha ciladır rakı.

Ham ervahsan yanaşma
Arifsen ondan şaşma
İç ama haddin aşma
Ferahfezâdır rakı.

Yarattığı âhengi
Ne saz verir ne cengi
Terbiyenin mihengi
Dense sezâdır rakı.

Beyaz peynir domates
Yanına bir kavun kes
Çiğ köfteyle ne enfes
Bir iptilâdır rakı.

Biraz tuzlu leblebi
Kadehin billûr lebi
Dudakları öpmeli
Yoksa hebâdır rakı.

Ehl-i kemâl olana
Zevkle hemhâl olana
Sohbette tad bulana
Yârı vefâdır rakı.

Misten ala kokusu
Ana sütü gibi su
Şu ki sözün doğrusu
Müstesna mâ’dır rakı.

Dost bezminde sohbete
Neşe-i muhabbete
Her manevi lezzete
Bir vasıtadır rakı.

Nükte, cinas anlayan
Aheng-i bezme uyan
İçip zırvalamayan
İşte O’nadır rakı.

Eşşek içince zırlar
Köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar,
İnsanlaradır rakı.

Al kadehi eline
Dokun gönül teline
Muhabbet âlemine
Bir merhabadır rakı.

Âdâbı, erkanı var,
Zamanı, mekânı var
Kimin ki î’zanı var,
O’na şifâdır rakı

Gönül dargınlarına
Vefa kırgınlarına
Hayat yorgunlarına
Hazâ devadır rakı.

Mirkelamoğlu der ki
Had bilmezsen eğer ki
Öyle rüsvâ eder ki
Başa belâdır rakı.

Necip MİRKELAMOĞLU


TÜRK-YUNAN ŞİİRİ / Bülent Ecevit

16/12/2009

TÜRK-YUNAN ŞİİRİ

sıla derdine düşünce anlarsın
yunanlıyla kardeş olduğunu
bir rum şarkısı duyunca gör
gurbet elde istanbul çocuğunu

türkçenin ferah gönlünce küfretmişiz
olmuşuz kanlı bıçaklı
yine de bir sevgidir içimizde
böyle barış günlerinde saklı

bir soyun kanı olmasın varsın
damarlarımızda akan kan
içimizde şu deli rüzgâr
bir havadan

Bu yağmurla cömert
bu güneşle sıcak
gönlümüzden bahar dolusu kopan
iyilikler kucak kucak

bu sudan bu tattandır ikimizde de günah
bütün içkiler gibi zararı kadar leziz
bir iklimin meyvasından sızdırılmış
bir içkidir kötülüklerimiz

aramızda bir mavi büyü
bir sıcak deniz
kıyılarında birbirinden güzel
iki milletiz

bizimle dirilecek bir gün
Ege’nin altın çağı
yanıp yarının ateşinden
eskinin ocağı

önce bir kahkaha çalınır kulağına
sonra rum şiveli türkçeler
o Boğaz’dan söz eder
sen rakıyı hatırlarsın

Yunanlıyla kardeş olduğunu
sıla derdine düşünce anlarsın

Londra, 1947

Bülent ECEVİT


KONUĞUM OL / Ahmet Telli

16/12/2009

KONUĞUM OL

Bir akşam konuğum ol
oturup konuşalım biz bize
Anıların çubuğunu yakıp
uzatalım geceyi biraz

Geçmişe bir el sallayıp
yaşanan günleri konuşalım
ve günlerin üstüne çöken
dumanlı, isli havaları

Kendimize daha az zaman
ayırsak da olur geceden
Çünkü boğulabilir insan
yalnız kendini düşünmekten

Kapağı açılmayan kitaplar
unutulmuş aşklar gibidir
Kitaplardan söz edelim
ve onların gizli kalmış
sessiz tadlarından

Sabaha doğru perdeyi
aralayıp ufka bakalım
ve bir çocuk gibi
hayretle seyredelim
güneşin kızıllığını

Konuşulmadan kalan
daha çok şey vardı
diye düşünerek çıkalım
güneşle kucaklaşan balkona
-Üşütmesin sabah serinliği

Bir bardak demli çay
burukluğu gibi kalsın
gecenin ve sabahın tadı
yaşasın anılarımızda

Konuğum ol, oturup
konuşalım bir akşam
ve uzatalım geceyi
sözün çubuğunu yakarak

Ahmet TELLİ


Ben Yana Yana / Pir Sultan Abdal

16/12/2009

BEN YANA YANA

Ötme bülbül ötme şen degil bağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Dost senin derdinden ben yana yana

Deryadan ayrılmış sellere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Vakitsiz açılmış güllere döndüm
Dost senin derdinden ben yana yana

Haberim duyarsın peyikler ile
Yaramı sarsınlar şehitler ile
Kırk yıl dagda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana

Abdal Pir Sultan’ım, doldum eksildim
Yemeden içmeden sudan kesildim
Zülfün kemendine kondum asıldım
Dost senin derdinden ben yana yana

Pir Sultan ABDAL


SENFONİ / Turgut Uyar

16/12/2009

SENFONİ

Önce sesin gelir aklıma
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm
Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli
Sonra cumartesi günleri gelir
Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.

Kırk kere söyledim bir daha söylerim
Savaşta ve barışta, karada ve denizde,
Düşkünlükte ve esenlikte
Zamanımız apayrı bize göre
Yanyana olduk mu elele
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.

İçim güvercinleri okþamış gibi rahat
Sen yanımdayken ister istemez
Geniş meydanlarda akşam üstleri
Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar.
Sen yanımdayken ister istemez
Uzak ırmakları hatırlıyorum.

Arasıra düşmüyor değil aklıma
Yabancı kadınların sıcaklığı
Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım
Yanında ihtiyarlamak istiyorum…

Turgut UYAR


Sabreyle Gönül… / Dehhânî

16/12/2009

Hoca DEHHÂNÎ

(13. yy.)

GAZEL


Sabreyle gönül derdine dermân ere umma
Cân atma oda bî-hude cânân ere umma

Gözüm sadefinden nice dürdâne dökersin
Sol dişi güher dudağı mercân ere umma

Gel vasl dilersen ko bu feryadı i bülbül
Gül gönce gibi ağzı gülistân ere umma

İnceldise hecr ile karınca gibi belin
Firkat nice bir ola Süleymân ere umma

Feryâd ü figân etme i bülbül dahi ağzın
Yum gönce gibi yine gülistân ere umma

Maksûd anın kim ele düşvâr erişir
Yırtma yakanı eline âsân ere umma


DOST / Cahit Külebi

16/12/2009

DOST

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın,
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın.

Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın.
Mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın.
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

Cahit KÜLEBİ


Seviş Yolcu / Cemal Süreya

16/12/2009

SEVİŞ YOLCU

1.

Gurbet yavrum garba düşmektir gurbet
Çiçeklerden gelincik içinde Bünyamin sevgisi

2.

Yürüdün gittin eski kurganlar üstünden kent kent
Kulağında ama bir çömleğin kırılma sesi

3.

Barış demiştir ve güvercin tıkmışlardır boğazına
Bu yüzden edep kuralı gözetmez Anadolu ermişi

4.

Bu yüzden kimi zaman zordur ayırmak
Üstünü başını yırtmış ağıtların şiiri

5.

Bir dostluk hastalığı senin şiirin
Sümbül diye genzine bastırırsın akrebi

6.

Öyle durur bir kıyının serüveninde ceset
Odan öyle sevinçsiz yüzün öyle serin ki

7.

Yine de bir elinle kapıyı aralarken
Öbür elindeki titreme dünyanın anadili

8.

Merkezefendi’nin gizli barınağından
Bu açık hava kahvesine getirdiğin ne ki

9.

Bir kentin ortasındasın boyuna saatini kuruyorsun
O durursa hayatın da duracak sanki

10.

Evler eski bir uygarlığın dingin lağımları
Sokaklarsa çatışıyor temizliyor birbirini

11.

Anımsar mısın toros ekspresinden inmiştiniz
Biletlerinizden ibaretti ikinizin de kimliği

12.

Bahçelerden geç parklardan köprülerden geç git
Aşklar da bakım istiyor öğrenemedim gitti

13.

Seviş yolcu büyük sözler söyle ve hemen ayrıl
Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri

Cemal SÜREYA


BARIŞ / Yannis RİTSOS

16/12/2009

BARIŞ

Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba
elinde yemiş dolu bir sepet;
ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak testi gibi
ter damlalarıyla alnında…
barış budur işte.

Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman
ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,
yangının eritip tükettiği yüreklerde
ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,
ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,
boşa akmadığını bilerek, kanlarının,
barış budur işte.

Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda
yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi
ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece.
Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun
gökyüzünün dolmasıdır içeriye;
gökyüzünün, renklerinden uzaklaşmış çanlarıyla
bayram günlerini çalan gözlerimizde.
Barış budur işte.

Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun
gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Başaklar uzanıp, ışık! Işık! –  diye fısıldarlarken birbirlerine!
Işık taşarken ufkun yalağından.
Barış budur işte.
Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
Geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi;
barış budur işte.

Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de
bir kök olduğu zaman
gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya.
Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman
dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardı sıra.
Ve sonunda, hissettiğimiz zaman yeniden
zamanın tüm köşe bucağında acıları kovmak için
ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin.
Barış budur işte.

Barış, ışın demetleridir yaz tarlalarında,
iyilik alfabesidir o, dizlerinde şafağın.
Herkesin kardeşim demesidir birbirine, yarın yeni bir dünya
kuracağız demesidir;
ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle.
Barış budur işte.

Ölüm çok az yer tuttuğu için yüreklerde
mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların
şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine
büyük karanfilini alacakaranlığın…
barış budur işte.

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların
sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.
Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.
Ve toprakta derin izler açan sabanların
tek bir sözcüktür yazdıkları:
Barış
Ve bir tren ilerler geleceğe doğru
kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden
buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.
Bu tren, barıştır işte.

Kardeşler, barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.
Kardeşler, uzatın ellerinizi.
Barış budur işte.

Yannis RITSOS

Türkçesi : Ataol BEHRAMOĞLU