KARDA İZLER / Ahmet Telli

21/12/2009

AHMET TELLİ

(1946)

KARDA İZLER

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık
Gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana
Siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir
Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni, vursunlar
Bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan

Şairler vurulmalıdır, hayat yakışmıyor onlara

Reklamlar

Hayatın Üç Mevsimi / Mahmut Temizyürek

21/12/2009

Mahmut Temizyürek

(1955)

hayatın üç mevsimi

Sonunda kış gelir. Ve biz hiçbir mevsim
yaşamamış gibiyizdir. Eskimiş bir herkes
yalnızlığı, kış gelir tazelenir. Kar tanesi havada
başka, yerde başkadır. Biz ona aşığızdır, havada
usul usul süzülüşüne ya da bir çalımla dünyaya
inişine… Kimileri “vruuu, vruuu” diye ses
ç›kardığını söylüyor. Duyuşumla söylüyorum:
“fü” diye düflüyor kar. Do, re, mi, fa, sol, la, si,
fü… Fü… Elini uzat erir; dokunmamalı, kış gelir.
Gölden yalnızca tuzlu su kalmışken kış gelir tuz
erir, gölün yarasına kar tuz basar. Eriyen ve
eritendir. Anılarımızı yanıltan kar. Anılarımız
mı? Döne döne erir kar, gölden kalan tuzdur anılar
Biz ki, birbirimizin yalnızlığına dokunmaya izin
verdik. Yaralarımız irkildikçe ürpererek sevindik.
Sevişmek bu dedik, acıyla buluşmak iyi dedik.
Gövdemiz hanlarıydı birbirimizin; sözlerimiz han
duvarı yazıları. Ne zaman ki vurulur eskiden beri
atların hamutları, şaklar zamanın meşin kırbacı;
kulağımızda üç beş saat uzaklığın nal uğultuları.
Kış gelir herkes yalnızlığı. Çekiliriz kuytulara.
Seni düşündükçe mevsimler dört döner
koynumda ve hep kışda durur.

Dünyanın dört mevsimi var. Gündelik hayatın
tüm çevrimi onlarda.
Hayatın üç mevsimi var. Ömrün üç çevrimi…
Ayrılık birinci mevsim.
Ayrılık diyorum ya, bu seni üzmesin. Ayrılık
yalnızca bir uzaklık duygusudur aşkta. İnsan
eskimiş bir herkes yalnızlığındayken bile iki
kişidir. Biri hep sen olan iki kişi.
Yankıda ben yokum
korkusu bulandırır gölü.
O yüzden kış gelir ve Ayrılık, ilk mevsim.
İnsan keskin bir ses duyar kar yağarken, biz ona
nedense uğultu deriz. Hem tiz hem koyu bir
sestir, bir kopuş sesi. Çünkü az sonra kar, karlara
karışacak ve biz ona kar diyeceğiz yalnızca. O bir
tane değil artık, kardır. Ölmüştür taneliği. Ölüm,
üçüncü mevsim. Arada bir daha var. Yoksullar
ona Yoksulluk Mevsimi der, bense Yoksunluk
demeliyim. Ya erken ya geç ya eksik ya fazla…
Herkes çıktığı suya geri dönen mitolojik attır.
Taa ki kar yağar tane tane, ağarır anılar…


KAR YAĞACAK / Edip Cansever

21/12/2009

EDİP CANSEVER

(1928 – 1986)

KAR YAĞACAK

Evet baylar bu taraftan
Yolların ötobüslerin iççekişlerin anıtına
Durmanın duraksamanın
Yoksul gözün yoksul gülünün anıtına

Bir eğilişle başladı, elimi alnıma siper etmemle
Doyasıya baktım buz renkli bulutlara
Ne kadar büyük olursa olsun umudum
Zorunluktur umutsuzluk da bir parça

Anlaşıldı yarın bir gün kar yağacak
Eski bir aşkın da anısına
İyidir, her şey durulunca kaygımız bütün olur
Hem nereden bileyim herhangi bir çocuk kaç yaşında.

Ne buruk bir dönemdeyiz, suyla bakarız
Bir çiçek sergisine bir panayıra
Suyla görürüz suyu ve her şeyi
Bir saçak altında buluşmanın kuğusunu da

Bakıp bakıp bir daha yazıyorum
Ufacık defterime saat kayışıma
Ve bu kentin gül renkli armasına
Bir daha.

Anlaşıldı yarın bir gün kar yağacak
Bir çorapçının gözlerine kollarına
Kedi gibi yumuflak bir çarşının
Bir türlü bitmeyen eşyasızlığına.

Kar yağacak
Sevdim mi sevildim mi bir vaktin orasına.


ÇILGIN-HÜZÜNLÜ / Turgut Uyar

21/12/2009

TURGUT UYAR

(1927 – 1985)

ÇILGIN-HÜZÜNLÜ

çünkü yaşamak gibi bir şeydi yaptığı
anasız bir tay gibi coşkun ve hüzünlü
akşamın dinginliğini otluyordu o zaman

her sabah denize çıkar, bir elma yerdi
hüznünü ve çılgınlığını elmanın
gözünü yumsan ağzında duyarsın

ellerine bakma artık
çünkü kar yağıyor
çılgın hüzünlü

büyük kentleri düşünse de rahatlasa
işte her şey nasıl haince karıştırılmış
kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde
saatin sonunda meydan
suyun sonu ilerde
böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum
çılgın ve hüzünlü

çünkü bakışları yazda geçmiş bir geceyi andırıyor
yaşanmış mı temmuzda mı belli değil
çılgın ya da hüzünlü

şimdi dolaşıp duruyor aramızda
kıpkırmızı bir duyğu olarak
doğudan batıya bir güz halinde
çılgın ve hüzünlü

biraz dağ yollarını öğrenmesi gerek sanırım
kahırçeker mekkâri katırları gibi
onlar ki hiçbir şeyleri yok
korkunca çılgın sevinince hüzünlü

kar dindi
gerçekten dindi
ellerine bakabilirsin artık


S’imge : KIŞ

21/12/2009

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

(1898 – 1973)

KIŞ BAHÇELERİ

Dinmiş denizin şarkısı, rüzgar uyumakta,
Rıhtım boyu sonsuz bir üzüntüyle karaltı
Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta,
Mazi gibi sislenmiş Emirgan Çınaraltı.

Can verdi kışın sunduğu taslarla zehirden
Her gonca kızıl bir gül açarken yolumuzda,
Üstündeki son dallar ağarmış diye birden
Pas tuttu nihayet suların rengi havuzda.

Yerlerde gezen hatıralar var korulukta;
Yapraklar, atılmış nice mektuplara eştir.
Mehtaba çalan sapsarı benziyle ufukta,
Binlerce dalın verdiği tek meyva güneştir.

İçlenme tabiattaki yekpare kederden,
Yas tutma dağılmış diye kuşlarla çiçekler.
Onlar dönecektir yine gittikleri yerden,
Onlarla giden günlerimiz dönmeyecektir.

AHMET KUTSİ TECER

(1901 – 1967)

KIŞ DÜŞÜNCELERİ

Geçti yaz günlerinin güzelliği
Açık pencereler, damlar, bahçeler.
Her şey ne sıcaktı, her şey ne iyi
Hatta o karanlık, aysız geceler.

Hani o gezmeler kırda denizde?
Hani o cümbüşler, sazlar temmuzda?
Ağustos mehtabı tam üstümüzde
Plajlarda neydi o eğlenceler?

Yaşamak diyordum, yaşamak ne hoş!
Hele bir gelmesin n’olurdu bu kış.
Nerde o kahkaha, o ses, o alkış
Şimdi yerini aldı düşünceler…

ORHAN SEYFİ ORHON

(1925 – 2005)

KIŞ GECELERİNDE

Çiçekler dağılmış, yapraklar sarı;
Bulutlar gözleri yaşarmış geldi.
Dumanlar bürüdü yeşil dağları,
Bahara doymadan yine, kış geldi.

Sabahtan beridir ince bir yağmur
Yağıyor, soğuk bir sisle karışık.
Kafesler kapanmış, sokaklar çamur,
Dışarda ne bir ses, ne de bir ışık.

Ruhumun karanlık düşüncesinin
Doğacak bir nura var ihtiyacı.
Allahım, bu uzun kış gecesinin
Koynunda kimsesiz kalana acı !

NÂZIM HİKMET

(1902 – 1963)

YILBAŞI

Yağdı, bütün gece yağdı kar
yıldızlarla aydınlanarak.
Bir şehir, bir sokak bir ev var,
ahşap bir ev, uzak mı uzak.

Yatıyor minderde bir çocuk,
benim oğlan, sarışıın, tombul.
Misafir yoktu, kimseler yok.
Pencerede fakir İstanbul.

Öttü acı acı düdükler.
Hapislik gibidir yalnızlık.
Kapadı kitabı münevver,
ağlayıverdi yumuşacık.

Bir şehir, bir sokak, bir ev var,
ahşap bir ev, uzak mı uzak.
Yağdı, bütün gece yağdı kar
yıldızlarla aydınlanarak.

ZEKİ ÖMER DEFNE

(1903 – 1992)

BAHÇELERDE KIŞ ŞARKISI

Sular köklere çekildi… Yağdı kar,
Bir başka şarkıya başladı dallar…
Ağaç ne söylerse hoş söyler, kabul!
Gerçi şarkılığına bu da bir şarkı,
Gelgelelim nerde bu, nerde bahar…

Şimdi bahçelerden pencerelere,
Sâde bir ölüm güzelliği vurur;
Seyrir perdelerde çiçekler şöyle…
Dallar neylesinler? İçten gelmemiş
Havâdan bir şarkı bu kadar olur.

ARİF NİHAT ASYA

(1904 – 1957)

KIŞ VE GECE

Kış mevsimi bir geldi mi gitmez, çocuğum
Sonsuz gece başlayınca, bitmez, çocuğum
Kurşunla bulutlar yığılır üstümüze,
Günler yüzünün seyrine yetmez, çocuğum.


MAVİ RANDEVU / Celâl Sılay

21/12/2009

CELAL SILAY

(1914-1974)

MAVİ RANDEVU

Mavi bir elbiseyle gelmiştin, gökyüzü maviydi.
Getirdiğin rüzgârla ev kokuyordun..
Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..

Bin dokuzyüz kırk iki baharıydı
Bahçeli pencereler önünde geziyorduk,
Gözlerimiz buluşuyordu, ürperiyordum
Gökyüzü maviydi, mendilin maviydi

Sıcak nefesin yüzüme değiyordu
“Evlenebilir miyiz” diye sormuştum,
Yürüyüşün değişmiş, yüzün pembeleşmişti;
Mavi elbiseler içindeydin, gökyüzü maviydi.

Elini elime verdin, ayrılıyorduk,
Gözlerin gözlerimde, dudakların ıslak,
“Sık sık konuşalım” demiştin; gittin..
Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi..


O VE BEN / Sait Faik

21/12/2009

SAİT FAİK

(1906 -1954)

O VE BEN

Sana koşuyorum bir vapurun içinde
Ölmemek, delirmemek için..
Yaşamak; bütün âdetlerden uzak
Yaşamak…

Hayır değil, değil sıcak;
Dudaklarının hatırası;
Değil saçlarının kokusu
Hiçbiri değil.
Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
Ben onsuz edemem.
Eli elimin içinde olmalı,
Gözlerine bakmalıyım,
Sesini işitrneliyim.
Beraber yemek yemeliyiz
Ara sıra gülmeliyiz.
Yapamam, onsuz edemem.
Bana su, bana ekmek, bana zehir;
Bana tad, bana uyku
Gibi gelen çirkin kızım
Sensiz edemem!