Şahâ Senin Cemâlini / Kadı Burhaneddin

27/12/2009

KADI BURHANEDDİN

(1345 -1398)

ŞAHÂ SENİN CEMÂLİNİ…

Şahâ senin cemâlini göreyim andan öleyim
Susamışam visâline ereyim andan öleyim

Bunca zeman lebin için saçın karanusındayım
Âb-ı hayat kandadır sorayım andan öleyim

Dün gice düşde ben seni benim ile görür idim
Bu düşümün ta’birini yorayım andan öleyim

Bezm-i ezelde ereli canıma aşkı hüsnünün
Eremedim varamadım ereyim andan öleyim

Canım u aklım u gönül zülfün içinde yittiler
Teşvîş eğer olmaz ise tarayım andan öleyim

Reklamlar

Be Hey Elâ Gözlü Canım / Kul Mehmet

27/12/2009

KUL MEHMET

(? – 1605)

BE HEY ELA GÖZLÜ CANIM

Be hey ela gözlü canım
Kul olmaya geldim sana
Gönül tahtında sultanım
Kul olmaya geldim sana

Ne yerdeyiz ne gökteyiz
Dün ü günü firkatteyiz
Elim ermez hasretteyiz
Kul olmaya geldim sana

Evlerinin önü yoldur
Kerem kıl âşıkın güldür
Gerek ağlat gerek öldür
Kul olmaya geldim sana

Kerem eyle benden kaçma
Sakın yadlar ile yatma
Gamzen okun bana atma
Kul olmaya geldim sana


ŞEHRAZAT / Sezai Karakoç

27/12/2009

SEZAİ KARAKOÇ

(1933)

ŞEHRAZAT

Sen gecenin gündüzün dışında
Sen kalbin atışında kanın akışında
Sen Şehrazat bir lâmba bir hükümdar bakışında
Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

Sen bir rüya geceleyin gündüzün
Sen bir yağmur ince hazin
Sen şarkılarca büyük uzun
Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın

Sen merhamet sen rüzgâr sen tiril tiril kadın
Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
Sen başını çeviren cellatbaşının güne
Sen öyle ki sen diye diye seni anlayamayız
Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat
Sen sevgili sen can sen yarsın


VAR / Cemal Süreya

27/12/2009

CEMAL SÜREYA

(1931 – 1990)

VAR

Şu senin bulutsu sesin var ya
Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi

Yataklar var konuşmak için
Öpüşmek için telefon kulübeleri

Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,
Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda.

Tanrılar sofrası amma karanlık
Yiyemem tek lokma yiyemem orda.

Şu senin tutkulu sesin var ya:
Ortak güzellik artı yara izi.

Tutar ellerinden kaldırırsın
Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.

Yeni törenler gerek bize
Yeni törenler -kimi zaman en eski.

Dert etme, bütün dilleri içerir
Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi.

Şu senin dolayık sesin var ya
Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen,

Balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı,
İlk doyumdaki gibi yeşil elma tadında.

Kimlik denetimi yaptıktan sonra
Resimli roman okuyan bir er gibi giderici.

Şu senin alçaktan sesin var ya
Pencereler var burnumun kemiğinde sızı,

Aşklar var unutulmamak için,
Boğulmak için ilk sevgili.


S / Cahit Külebi

27/12/2009

CAHİT KÜLEBİ

(1917 – 1997)

S

II

Bu sabah evden çıkarken
İçimde bir garip hüzün vardı,
Söküp atamadım ya S.
Geçmiş günler aklıma geldi.

Beni dünyaya bağlayan
Şu zayıf kollarındır,
Düşünmen, gülmen, konuşman,
Çocukça hallerindir.

Sadakati seyrettim gözlerinde
Yıllarca sabrı tahammülü.
Bulut oldun yağmur yağdırdın
Karanlık günlerimde.

On iki sene dile kolay
Bak, ikimizin de ağardı saçlarımız.
Aldırma oynaşıyor ya sokakta
İki erkek kedi gibi çocuklarımız.

Başka türküler çağırdığım çok olmuştur
Bir tanesi var ki o da sensin.
Bırak yine çağırayım S.
Nasıl olsa güzelsin.


AVCI / Ergin Günçe

27/12/2009

ERGİN GÜNÇE

(1938 – 16 Ocak 1983)

AVCI

Kalbim, bu sessiz sonbaharda
Bugünkü atlaslara inanma sakın
Düz bir tepsidir dünya
Yolun sonuna ulaştın artık
Güzel bir durum kıyısındasın.

Bir kırmızı fenersin bir hayli dokunaklı
Uzayan kar tipisi altında
Kalbim, dağların kaybolmuş senin
Kurtlar falan inmiştir bembeyaz ovalara
Bir ağlayışı sustuğun belli
Şarkılarını söylerken

Kalbim, göller bölgesindesin
Ne olur gölgeli yollardan yürü
Başında bir şapka güneşten sakın
Gözlerinden okuyorum acını
Bir aile yangınında testilerin kırılmış
Kavrulmuş gitmiş sanki çocukların

Kalbim benden hatırlısın bilgeler arasında
Avcısın, çünkü bir orman içindesin
Sulardan içiyorsun, meyvelerden yiyorsun
Tırmanmak istiyorsun bir tepe daha
Güleçsin nedense bir çocuk gibi
Köpeğine gençliğini anlatıyorsun

Güneş bir portakal çığlığıyla battı
Tutukluk yapıyor kırma tüfeğin
Derme çatma kulübenden uzaksın
Kalbim bir telgraf çek kendi kendine
Seni bekliyor son yolculuğun
Tenha bir istasyonda

İlk karakola teslim ol ya da
Köpeği bir dostuna emanet bırak
Ormanda bir köşeye göm fişeklerini
Anıları bir müzeye gönder istersen
Bunca yıl yaşadın yakalanmadın
Güzel suçlar işledin bir tarih oldun artık
Eğer bana sorulacak olursa.

Her hüznü her sevgiyi ayakta alkışladın
Gül kökünden bir pipo
Bir yasemin ağızlık
Yadigar kalsın bezirganbaşı
Tüm avcılara yadigâr kalsın.


UNUTTUM / İlhami Bekir Tez

27/12/2009

İLHAMİ BEKİR TEZ

(1906 – 29 Mart 1984)

UNUTTUM

Ölüm ki bir kez çalar kapımızı
Hayattan öncesi sonrası yalan
Kalçası göğsü ve altın başıyla
Ne güzeldir ayakta insan. Unuttum.

Yaprak yeşil ve dipdiriyse güzel
Güzeldir elimizde terleyen el
Güzeldir görüyorsa duyuyorsa,
Kenetlenmişse sevgili. Unuttum.
………..

Babamın öldüğü yaşa geldim,
Hazırlanın beni uğurlamaya.
Bakın ne kadar cesur duruyorum,
Değmez üzülmeye, değmez ağlamaya.
………..

Haydi Allaha ısmarladık!
Siz gelemezsiniz benimle beraber,
Güneşlerin battığı yere gideceğim.
Bitişlerin yeniden başladığı yer.

Ne aldımsa onu doğadan aldım,
Neyim varsa doğaya vereceğim,
Kuşlar, böcekler, arılar, dalgalar,
Selamlar olsun! Aranıza geleceğim!

Tutku dinmez susuzluğu insanın,
Hangi çeşme olursa açıp içiniz,
Değmez düşünmeye öğretilenleri,
Sevişiniz, sevişiniz, sevişiniz!

İstemem toprağa gömüldüğümü
Yakın beni ve savurun külümü,
Baharda badem ağaçlarının üstüne,
Ben yine döneceğim yeryüzüne!