BÜYÜK HÜNER / Arif Damar

28/12/2009

ARİF DAMAR

BÜYÜK HÜNER

İnsanları sevmek kolay değil,
bir hürriyet bu
çetindir memleketimde.

Ben ille varım dersen
bir gün pusuya düşersen,
insanları sevmek
büyük hüner.

Bu dünyada yaşadığın şu kadar yıl,
gerçekten, güzellikten, yiğitlikten
payına düşeni alabilmişsen,
vermişsen payına düşeni
gerçek için, güzellik için,
gücüne karşı konmaz
korkusuz direnirsin.

Bilirsin.
bir kere korku düşerse adamın içine,
bir kere koparsa sevdiklerinden,
mümkünü yok
gitti gider.
Söner gözlerinde güzelim ışık
kararır, çirkinleşir yüzü
önceleri utanır belki
sonra vızgelir
umurunda olmaz dünya.

İnsanları sevmek büyük hüner
insanlarla beraber.

Reklamlar

GARİP / Ahmet İnam

28/12/2009

GARİP

Garip, garip duruyor hayatımızda!

Garipler her çağda azdılar. Çağlarındaki haksızlığı, zulmü, kabalığı anladılar. Hıyarları tanıdılar, onlara tahammül ettiler, anladılar. Garipler, tuhaf insanları olarak kaldı, çağlarının. Sınıflandırılamadılar. Saraydan da gelebiliyorlardı, sokaktan da. Bu dünyanın yabancılarıydılar; dikiş tutturamayanları. Elbette tutunamadılar. Her tutunamayan garip değildir ama, her garip, tutunamayandır. Zekâları, yetenekleri yetmediği için değil yaşam mantıkları bu dünyanın yaşam mantığına uymadığı için “dışarıda” kaldılar. “Marjinal” değillerdi. Marjinallik “entelektüel” vıdı vıdıcıların kendilerine yakıştırdığı rütbeydi; entelektüel ise daha baştan garipliği yitirendir.

Garip, harbî insandır, olduğu gibi olandır. Daha başka nasıl olunduğunu bilmeyen. Kendiliğindeni öylece. Yalnızlığı belki ondandır. Yapayalnızdır. Çevresindeki insanlarla, birlikte. İçine kapanık, uyumsuz, suratsız biri gibi gelmez garip bana. İnsanlar arasında dolaşır. İşi gücü de vardır. Kravat bile takabilir. Kendini belli etmeyenlerdendir. Sıradan, basmakalıp görünür. (İsteyerek değil, görüntüsü makyaj değildir.) Bildiğini zorlanmadıkça söylemez. İki de bir kendini ileri sürmez.

Kendisiyle karşılaştığı için, kendisiyle diyaloğu, iletişimi, muhabbeti, hesaplaşması olduğu için hıyar insanın tam zıttıdır. Hıyarlar çoğaldıkça garipler azalır. Az oluşları elbette, hıyar nüfusunun artışı değildir, yalnızca. Garip, hıyarı, hıyar gibi göremez. Olgunlaşmamış, ham, sevilesi bir varlıktır hıyar. Garibin hıyarlarla bir zoru, bir derdi, bir alışverişi yoktur. Dünya bir gurbettir. İçinde gurbeti taşır garip. Hep yabanda, hep uzakta, hep bir başına, hep yapayalnızdır. İnsanları kırmamak için, istemediği görüntülere bürünebilir zaman zaman. Ticaretle uğraşabilir. Sporcu olabilir. Memurluk yapabilir. Hep iğreti durur, girdiği işlerde. Kendi gibi olanlara rastlarsa, yalnızlığını paylaşmak isteyebilir. Büyük beklentileri, hırsları, tutkuları olmadığı için, hayal kırıklıkları yaşamaz. Kendini terkeden, sözünde durmayıp onu aldatan dostlarının ardından ilenmez. Kızmanın anlamsızlığını bilir. “Bütün insanlar nankör”, “Herkes hıyar”, “Türkiye batıyor” demez. İyimserdir. Umudu, iyimserliği ahlakıdır onun. Evrenin, tüm çirkinlikleri, çelişkileri, haksızlıkları, sömürüleri, içine alıp, yeni soluklarla yeni canlar ortaya koyacak mucizeler taşıdığına inanır. İnsana güvenir. Güveni, çaresizliğinin son durağıdır. Evrendeki varoluş hırsının yarattığı hasarı bilir. Bilinçlidir. Bilinçsiz garip olamaz.

Garip, elbette garip edebiyatı yapmaz. Açık oturumlarda, konferanslarda, televizyonlarda “garip” üzerine konuşup, geçimini sağlamaz. Garip, garip olduğunu, “kendiliğinden” bilir. Benim gibi entelektüel bozuntularının anlattığı gibi anlatmaz kendini. Çok satan kitapları imzalayan, ünlü insanlardan değildir.

Bu düzenin elinden nasıl kurtulmuştur? Kurtulmamaya çalışarak! Düzenle, “garip”, bir uyuma girmiş görüntükleri için, düzen onları farkedememiştir. Nara atıp, karga etmedikleri; kendilerini, inançlarını, bilgilerini abartmadıkları; sevgilerin sıcaklığını duyup, hesabî yanlarını görmezden geldikleri; herkesi kendi farklılıkları içinde “öyle” kabul ettikleri; içlerindeki sonsuzluğu keşfedebildikleri; sıradanlığı, basitliği, sığlığı, abartılmış bilgiçlikleri, kabalığı farkederek, içlerindeki sonsuzluğu, dışlarındaki sonsuzlukla birleştirebildikleri; günlük tartışmaların, moda olmuş geçici görüşlerin, paranın (yoksuldur garip!) ünün, her türlü darlaştırıcı bağımlılığın uzağında kaldıkları için gariptirler. Kendilerinden bakabilirler. Kendi pencerelerinden. Kendi varoluş zeminlerinden. Kavramlara bulanmış, yaşamda onlarla birlikte yaşamayan bilgileri, bilim adına, felsefe adına, teknoloji adına yapılan nice ukalakları ince bir gülümsemeyle önemsemezler.

Garipler ne bankalarda yönetici ne yüksek düzeyde devlet memuru ne herhangi bir üniversitede akademisyen olabilirler. Olmak istemezler. Elbette hiçbir gazetede köşe yazarı olmak akıllarından geçmemiştir.

Hiç garip gördünüz mü? Tarihte ve zamanımızda. Varlar. Belki bazılarımız onları uzaylı sanıp, taşlıyor olabilirler.

Ahmet İnam

Gönülden Bilime


BARIŞ / Yannis RİTSOS

28/12/2009

BARIŞ


Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba
elinde yemiş dolu bir sepet;
ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak bir testi gibi
ter damlalarıyla alnında…
barış budur işte.

Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman,
ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,
yangının eritip tükettiği yüreklerde
ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,
ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,
boşa akmadığını bilerek kanlarının,
barış budur işte.

Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda
yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi
ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece.
Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun
gökyüzünün dolmasıdır içeriye.

Bir tas sıcak süttür barış, ve uyanan bir çocuğun
gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Başaklar uzanıp, ışık! ışık! diye fısıldarken birbirlerine
Işık taşarken ufkun yalağından.
Barış budur işte.

Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
Geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman
bir bulutun arkasından
cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi gibi;
barış budur işte.

Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de
bir kök olduğu zaman
gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya.
Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman
dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardısıra.
Ve sonunda, hissettiğimiz zaman yeniden
zamanın tüm köşe bucağında acıları kovmak için
ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin
Barış budur işte.

Barış, ışın demetleridir yaz tarlalarında,
iyilik alfabesidir o, dizlerinde şafağın.
Herkesin “kardeşim” demesidir birbirine,
“yarın yeni bir dünya kuracağız” demesidir;
ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle.
Barış budur işte.

Ölüm çok az yer tuttuğu gün yüreklerde,
mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların,
şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine
büyük karanfilini alacakaranlığın…
barış budur işte.

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların
sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.
Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

Ve toprakta derin izler açan sabanların
tek bir sözcüktür yazdıkları:
Barış.
Ve bir tren ilerler geleceğe doğru
kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden
buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.
Bu tren, barıştır işte.

Kardeşler, barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
Tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.
Kardeşler, uzatın ellerinizi.
Barış budur işte.

Yannis RİTSOS

(Türkçesi: Ataol Behramoğlu)

S’imge : BARIŞ

28/12/2009

NÂZIM HİKMET

KIZÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli,
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

AHMET MUHİP DIRANAS

EVRENİ SEVMEK Kİ…

Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,
Ama şiirlerimle seni doyuramam ki;
Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,
Daha ötelerine, daha… buyuramam ki.

İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;
Ve onu tanrılara karşı bile överim.
Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.

Güzellikleri alır satarım, gelişim bu.
Güzel tellalıyım ben; alan var mı? neşem bu.
Güzel’le yüceltirim insanlığı›, işim bu,
Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.

İnsanoğulluğunu kulluk diye almışın!
Düşüncenin orakla biçilmesine karşın
Bir geleceğin dulda düşlerine dalmışın;
Bu derin aldanıdan seni uyaramam ki.

Kim zafere erecek? Zafer ne? Bir akşamda
Güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
Haykırmaksa, gür… varım, bir güldür açan, ama
Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki.

HAMİT MACİT SELEKLER

SULH

İşte gün, dışarda serpilen ışık,
Düşen ses, solan yüz ve bir kaç sayı…
Yüzün pençe pençe, saçın dağınık,
Beyaz örtüsüyle kurdun masayı.

“Sofra hazır!” Hava dalgalı, ılık,
Sesin andırıyor gergin bir yayı.
Ve sen çok güzelsin sevgilim, artık
Sildim başımdaki günlük tasayı.

Bu anda uzakta, daha uzakta,
Evde, su başında yahut sokakta
Konuşan, sevişen ve hıçkıran var,

Onların da kalbi böyle vurmakta,
Onlar da seviyor ve bekliyorlar
Ne zaman gelecek diye ilkbahar…

ORHAN VELİ

ILLUSION

Eski bir sevdadan kurtulmuşum;
Artık bütün kadınlar güzel;
Gömleğim yeni,
Yıkanmışım,
Tıraş olmuşum;
Sulh olmuş.
Bahar gelmifl.
Güneş açmış.
Sokağa çıkmışım, insanlar rahat;
Ben de rahatım.

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ

Söyle sevda içinde türkümüzü
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz
Yaşamak bu kadar güzelken

İnsan dallarla, bulutlarla bir,
Aynı maviliklerden geçmiştir
İnsan nasıl ölebilir
Yaşamak bu kadar güzelken

AHMED ARİF

İÇERDE

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölünüre gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..

NEŞE YAŞIN

HANGİ YARISINI

Yurdunu sevmeliymiş insan
Öyle diyor hep babam
Benim yurdum
İkiye bölünmüş ortasından
Hangi yarısını sevmeli insan?

SUNAY AKIN

MİĞFER

Yağmur sinmiş toprağa
usulca geceden
su içiyor göçmen kuş
ölü bir askerin
ters dönmüş miğferinden

Çok yaşamayı diliyor
siperlerin içinde
birbirlerine askerler
hapşırık sesi
beklemeden

Korkulacak bir şey
olmazdı gözlerinde
belki ölmek
onca silah sesinden
kaçmasaydı kuş
telaşlı ve ürkek


SAVAŞ KAZANILDI AMA BARIŞ DEĞİL / Einstein

28/12/2009

SAVAŞ KAZANILDI AMA BARIŞ DEĞİL

Sürü hayatının bana en çok batan yanı askerlik sistemidir. Uygarlığın bu hastalığı olabildiğince en büyük hızla kaldırılmalıdır. Emre dayanan kahramanlık, duygusuz şiddet ve vatanseverlik adına yapılan tüm iğrenç saçmalıklar -nasıl sabırla bunlardan nefret ediyorum! Savaş bana nasıl aşağılık ve adi geliyor! Böyle iğrenç bir işin parçası olmaktansa parçalara ayrılmayı tercih ederim. (1930)

Ordular var olduğu sürece her ciddi anlaşmazlık savaşa yol açar. Ulusların silahlanmasına karşı aktif olarak mücadele etmeyen bir savaş karşıtlığı zayıf kalır ve kalmalıdır. (1934)

İnsan olduğu sürece savaşlar olacaktır. (1941)

Fiziksel gücün her şeye kadir olduğu inancının politik hayatta üstünlük kazandığı bir yerde, bu güç kendine ait bir hayal başlatır ve onu bir araç olarak kullanmayı düşünen insanlardan daha güçlü olduğunu gösterir. (1951)

Benim düşünceme göre savaşta öldürmek, sıradan bir cinayet işlemekten bir nebze bile daha iyi değildir. (1952)

Önümüzde, eğer tercih edersek, mutluluk, bilgi ve aklın devam eden yükselişi durmaktadır. Bunun yerine, çekişmelerimizi unutamadığımız için ölümü mü seçeceğiz? İnsanlık adına insanlara rica ediyoruz: İnsanlığınızı hatırlayın ve geri kalanını unutun. (Son demeci, 1955)

Albert Einstein


BARIŞ GAZELLERİ / Tamer Gülbek – Hüseyin Cahit

28/12/2009

TAMER GÜLBEK

“HAIR” GAZELİ

………………………………………………….Milos Forman’a

Sanki dünya kanlı bir çorba içine bir beyaz tüy kaçmış gibi
Hüzün olsa gerektir bu tüyün adı bir güvercin uçmuş gibi

Çimenlerde sevgililer tedirgin, kalabalık mı kalabalık
Lekesiz nilüferler gereksiz bir belâya yelken açmış gibi

Müzikli bir direniş düşer gezegene, kaşıntısıyla büyür
Pamuklu bir kumaşa dalgın bir parça alev düşmüş gibi

Kalkan artık gitar olmuştur, vaazlar şimdi sönük birer söylev
Tehditler notalarla boğuflur, sorun hilâl ya da haçmış gibi

Tedhiş dersen tedhiştir elbet hâkimlerin masasında dans etmek
Altın şamdanı devirmek, kralların başındaki taçmış gibi

“Bırak güneş içeri girsin” nakaratı hükmü tahrik ediyor
Nisan güneşinin marttan kalan karı eritmesi suçmuş gibi

“Aquarius” ile coşar “gençler ve her zaman genç kalanlar”
Güneş barış burcuna girmiş, hâla helikopterler hiçmiş gibi

HÜSEYİN CAHİT

HAYIR !  ŞER MASALI

………………………………………………………….Tamer Gülbek’e
………………..Öyle çok demir-çelik ve asker kullanmışlar ki mayamızda,
………………..Pusulamız hep biz’i gösteriyor, bizden sonra tufan gibi!

Ey tükeniş! gövel ördeklerle saltanatın diriliş gibi
Nurtopu gözler doğurdun alacakaranlıkta düş gibi

Lâkin, ey lokman laser affet A -F tipi hücrelerimi
Merhemim ol, serçenin yüreğini tütsüleyen kış gibi

Unuttuk mu, marşlarla uyum içre büyürdü organlarınız
Elhak! efsanesiniz şimdi, bir striptiz şovundan çıkmış gibi

Burçlarınız Merkür’le Venüs’ün kösnül cazibesiyle
Mes’ut, Allah devletinize zeval vermesin leş gibi

Kalpleriniz ‘hair’ zırhlarını kuşanmış Beatles müritleri
Keyifle tüter çubuğunuz teber, sümbül açmış gibi

Tüm inançlar bağışlansın öyleyse ördeklerle birlikte
Ey Can! her şerde var bir hayır… aşk gibi, barış gibi


DURDURAMAYACAKLAR / Brecht

28/12/2009

DURDURAMAYACAKLAR…

Gardiyanları ve yargıçları ve savcıları
Hepsi halka karşıdır
Kanunları, yönetmelikleri, bütün kararları
Hepsi halka karşıdır
Dergileri, gazeteleri, bütün yayınları
Hepsi halka karşıdır

Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

Panzerleri, kelepçeleri, bütün silahları
Hepsi halka karşıdır
Zindanları, tutukevleri, işkenceevleri
Hepsi halka karşıdır
Borsaları ve şirketleri ve iktidarları
Hepsi halka karşıdır

Bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

Bertolt BRECHT