BİR GEMİ YELKEN AÇTI / Ali Mümtaz Arolat

18/12/2009

ALİ MÜMTAZ AROLAT

(1897 – 4 Eylül 1967)

BİR GEMİ YELKEN AÇTI

Bir gemi yelken açtı hayâl iklimlerine,
Civarından çığlıkla yorgun martılar kaçtı;
Rüzgâr sürüklenirken derinlerden derine
Hayâl iklimlerine bir gemi yelken açtı.

Beyaz yelkenlerinde ölgün bir kızıllığın
Titrek son akisleri dalgalandı belirsiz;
Toplanırken göklerde bulutlar yığın yığın
Hırçın bir fırtınayı düşünüyordu deniz

Ufuklarda solarken altın flafak gülleri
Yabancı âlemlerden saadetler, emeller,
İhtiraslar bekleyen kimsesiz gönülleri
Gizlice sıkıyordu kızgın demirden eller.

En katı yüreklinin bile bu sabah iki,
Üç damla yaş kurudu solgun yanaklarında;
Açılan yolcuların hepsi hissetmişti ki
Bugün de erişilmez o diyara, yarın da…

Madem ki o iklime erişmeye imkân yok,
Neden böyle vakitsiz enginlere çıkışlar?
Bulutlar toplanıyor, ufukta dalgalar çok,
Kış geliyor, yelkenler emin bir yerde kışlar!

Yolcular diyorlar ki; -Erişmek ümidi az,
Biliriz dalgaların herbiri bir mezarlık.
Belki de içimizden hiçbiri ayak basmaz,
Lâkin yolunda ölmek, bu da bir bahtiyarlık!

Ufkun dört duvarına kanadını vurarak
Rüzgâr sürüklenirken derinlerden derine,
Gümüş yelkenlerini yüksekten savurarak
Bir gemi yelken açtı hayâl iklimlerine


SON / Kemalettin KAMU

18/12/2009

SON

Vuruldum nesine, unuttum nasıl?
Üç yıl tapındım da ona muttasıl
Bilmem ahengini hâlâ sesinin.

Daha bir çocuktu, ama ne zarar,
Byüyüp kadrimi bilene kadar
Olurdum esiri her hevesinin.

Ne onda merhamet, ne bende gurur,
Her gece evinin önünde durur,
Ağlardım altında penceresinin.

Öldü, bilmiyorum nerde türbesi,
Öldü sanıyorum sularda sesi,
Rüzgârda kokusu var nefesinin.

Kemalettin KAMU


S’imge Şairler : BAUDELAİRE

17/12/2009

Charles BAUDELAİRE

BALKON

Hâtıralar annesi, sevgililer sultanı.
Ey beni şâdeden yâr, ey tapındığım kadın,
Ocak başında seviştiğimiz o zamanı,
O canım akşamları elbette hatırlarsın.
Hâtıralar annesi, sevgililer sultanı.

O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen!
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!
Ne söyledikse çoğu ölmiyecek şeylerden!
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!

Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!
Kâinat ne derindir, kalb ne kudretle çarpar!
Üstüne eğilirken ey aşkımın pınarı,
Sanırdım ciğerinde kanının kokusu var.
Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!

Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.
Seçerdim karanlıkta gözbebeklerini;
Mestolur, mahvolurdum nefesini içtikçe.
Bulmuştu ayakların ellerimde yerini.
Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.

Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;
Yeniden yaşadığım, dizlerinin dibinde.
O ‘mestinâz’ güzelliğini boştur aramak,
Sevgili vücudundan, kalbinden başka yerde,
Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak!

O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler,
Dipsiz bir kuyudan tekrar doğacak mıdır,
Nasıl yükselirse göğe taptaze güneşler,
Güneşler ki en derin denizlerde yıkanır.
O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler!

(Cahit Sıtkı Tarancı)

SONUÇ

Gönlüm rahat, çıktım dağın tepesine,
Hastane, hapisane, kerhane, araf, cehennem,
Kent görünüyor bütün genişliğince,

Çiçekler gibi açar bütün aykırılıkları.
Boşuna gözyaşı dökmeye gitmezdim oraya,
Sen de bilirsin, ey şeytan, kırık umutlarımın anası;

Kocamış bir kadının kocamış belalısı gibi
Sarhoş olmak isterdim o koca orospuyla,
Cehennemsi büyüsü gençleştirirdi beni.

Sabah yataklarında uyu daha gönlün dilerse,
Ağır, karanlık, nezleli, gönlün dilerse dolaş
Altın işlemeli akşam perdelerinde,

Seviyorum seni, rezil başkent! Orospular
Ve haydutlar, sunduğunuz hazlar sonsuz,
Ne var ki anlamaz bunu inançsız bayağılar.

(Tahsin Yücel)

İÇE KAPANIŞ

Derdim, yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

Brak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte
Toplasın acı meyvesini nedametin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplarıyla eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güler yüzle, sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

(Sabahattin Eyuboğlu)

NE DERSİN BU AKŞAM

Ne dersin bu akşam, sen garip kişi, sen biçare,
Ya sen kalbim, sen ki vaktiyle çiğnendin ey kalbim,
Ne dersin en güzel, en iyi, en sevgili yâre,
İlahi bakışıyla nasıl şenlendin ey kalbim?

– Feda olsun gururumuz onu övmek yolunda!
Dünyaya değer emreden sesindeki tatlılık
Meleklerin kokusu var o latif vücudunda;
O gözler bize esvap giydirir safi ışık.

İsterse geceleyin ıssızlık içinde olsun,
İsterse sokakta kalabal›k içinde olsun,
O hayal havada rakseden bir meşale her dem!

Bazan da konuşur: “Ben güzelim emrediyorum,
Hatırım için yalnız güzel sevmeni istiyorum;
Baş koruyan meleğim ben, ilham perisi Meryem!”

(Cahit Sıtkı Tarancı)

ALIP GÖTÜREN KOKU

(Parfüm Exotique)

Gözlerim kapalı, bir sonbahar akşamında;
Sıcak göğsünün kokusunu içime çeker,
Dalarım; gözlerimden mesut kıyılar geçer,
Hep aynı günün ateşi vurur sularına.

Sonra birden görünür baygın, tembel bir ada;
Garip ağaçlar, hoş meyveler verir tabiat;
Erkeklerin biçimli vücutlarında sıhhat
Ve bir safiyet kadınların bakışlarında.

O güzel iklimlere sürükler beni kokun;
Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu;
Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun.

Burnuma kadar gelen hava kokular taşır.
Yemyeşil demirhindilerden gelen bu koku
İçimde gemici şarkılarına karışır.

(Orhan Veli Kanık)


ALBATROS / Baudelaire

17/12/2009

ALBATROS

Açık denizde, tayfalar sık sık eğlenmek için
Albatrosları avlarlar o iri okyanus kuşlarını,
Sürüklenir giderler bu miskin yoldaşları
Başucunda dalgalarla boğuşan gemicilerin.

Geminin güvertesine serilirler sessizce,
Kralları gökyüzünün utangaç ve sakar,
O geniş ve beyaz kanatlarını açarlar
Yorgun birer kürek gibi, kalırlar çaresiz.

Ne güzeldiler önce, şimdi gülünç ve çirkin,
Topal ve yılgındır artık bu kanatlı yolcular,
Gagasını dürter durur duyarsız tayfalar,
Tanımazlar, bilmezler, bu hale nasıl düştün.

Ey şair, yeryüzüne sürüldün sen bulutlardan
Nerde oklara göğüs geren dev kanatların,
Öldükçe ölüyorsun, yuhalandıkça gururun,
Uçamazsın şimdi, artık nasibin yok rüzgârdan.

Charles BAUDELAİRE

(Türkçesi: Gönül Gönensin)


PARS / Baki Süha Ediboğlu

17/12/2009

PARS

Aydınlık bir ölüm arayıp durur
İçimde alevden pençeli bir pars
Gündüzün sesiyle göğsü kudurur.
Geceler onunçün kevserden bir tas

Durmadan arıyor yüreği üzgün,
Sesinden dağlara kaçan gazalı.
Durmadan rüzgârla koşuyor ölgün,
Gözleri dumanlı, kalbi yaralı.

Bir mavi kuş olur, düşer sulara,
İpekten kanadı okşar engini
kalbinden akşama açılan yara,
Geceyle yükselir, aşar bendini.

Boşluğu seyreder bakışı durgun
Ve uçar ruhunun çılgın azabı;
Dökülür kalbine mavi bir sükûn,
Durulur gözünün dönen girdabı…

Baki Süha EDİBOĞLU


MEVLÂNÂ’dan “Kanatlı Sözler”

17/12/2009

MEVLÂNÂ’DAN KANATLI SÖZLER

* İyi ağaçtan talihli dal çıkar.

* Gözyaşı, kadının tuzağıdır.

* Altına düşman olan var mıdır?

* Bu dünya tuzaktır, yemi de istek.

* Köpeklerin artığını› aslan yemez.

* Savaşlar, birkaç kancık adam yüzünden olur.

* Balığa denizden başkası azaptır.

* Yeni doğan aslan bir kediye bile yenilir.

* Aşk, altın değildir, saklanmaz. Âşıkın tüm sırları meydandadır.

* Aşkı, aşktan başka hiçbir şey söndüremez.

* Aşk, hiçbir âfetten öğüt almaz, uslanmaz.

* Güzel yüz aynaya âşıktır.

* Bal, her ağızda tatlıdır.

* Balıktan başka her şey suya kandı.

* Soru da bilgiden doğar, yanıt da.

* Tuzağa saçtığın taneler, cömertlik sayılmaz ki..

* Çoban uyudu mu kurt emin olur.

* Buğdaysız değirmene gidenin boş yere sakalı ağarır.

* Köpeklerin dudaklarıyla deniz kirlenmez.

* Dert, insana daima yol gösterir.

* Gülün dostu dikendir.

* Dosttur, çöp sanıp kırma onu.

* El, hiç gönülden gizli bir iş yapabilir mi?

* Gece, neye gebeyse onu doğurur.

* İnsana kimse gözü gibi lalalık edemez.

* Halk, kime secde ederse, onun canını zehirler.

* İlâç, âlemde dertten başka bir şey aramaz ki..

* Her denizin incisi olmaz. Her sedefte inci bulunmaz.

* Kanaattan hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.

* Karınca, güzelim harmanı görmez, bir tanecik buğdayın üstüne titrer.

* Kılıca, kesmekten utanç gelmez.

* Ne kutludur o kişi, yoldaşı haset değil..

* Testi, taştan korkar.

* Komşudan av kapmak, aslanlara ayıptır, köpeklere değil.

* Kuş, ancak kendi cinsinden kuşlarla uçar.

* Her nimetin bir eziyeti vardır.

* Değersiz otlar, iki ayda yetişir; ama kızıl gül, bir yılda..

* Sabır, genişliğe ulaşmanın, olgunluğun anahtarıdır.

* İnsan, akılla pir olur, saçı sakalı ağarınca değil..

* Bir sarhoş, mezeyle şaraptan başka ne isteyebilir?

* Sevgi ve acıma, insanlıktandır; hiddet ve şehvet, hayvanlıktan

* Örümceğin sofrasındaki kebap, ancak sinek olur.

* Su, hiçbir zaman ateşten korkmaz.

* Şarap, zaten edepsiz olanı edepsiz eder.

* Bir kimseyi tanımak istiyorsan, arkadaşlarına bak.

* Ayna ve terazi yalan söyler mi?

* Hiç derede kuru toprak olur mu?

* Ayran içinde yağ nasıl gizliyse, doğruluk cevherinde de yalan gizlidir.

* Kara yüzlüye ha sabun, ha kara boya..

* Yüzün rengi, kalplerin casusudur.

* Yüzü, güneşe benzemeyen, yüzünü gece gibi peçeyle örter.

* Yüz elimizdeyse doksan da bizdedir.


Mevlânâ’dan Dörtlükler

17/12/2009

RÜBAÎLER

Gördüğümden beridir ki seni kan ağlıyorum;
Öyle ki: kalmdadı bir yerde hayâlin bensiz;
Zehir olsun el uzattımsa eğer bir kadehe
Sevgilim kahrolayım ben yaşadımsa sensiz.

*

Bir bakışla çalıyor gönlünü her bir görenin,
Veremezler ona elbette tabipler de ilaç;
Görseler çünkü onun gül yüzünü bir kerre,
O tabipler de olur başka tabîbe muhtaç!

*

Yolumuz uğradı Cânân ile gül bahçesine;
Goncalardan birine gitti gözüm istemeden;
Yüzüme baktı da Cânân dedi ki: Aşkolsun,
Güle bakmak yakışır mı, yanağım hâzır iken?

*

Bir sadâ geldi güzel sevgilimin kabrinden
O dudaklar yoluna ben döküyorken al kan;
Dedi: Uğrumda değil, kendin için gözyaşı dök,
Çünkü sensin daha çok merhamete lâyık olan!.

*

İlk zamanlarda güzel sevgilimin aşkıyla
Komşular ağlayışımdan uyumazdı bir ân;
Şimdi feryadım azaldı, fakat aşkım arttı;
Alev aldıkça ateş, eksilir elbette duman..

*

Ruhumun göklere doğru uçarak gittiği gün,
Kara toprakta harab olduğu anda şu beden;
Kabrime kalk diye parmak ile yazsan güzelim
Yeniden canlanarak fırlar idim ben de hemen.

*

Beni Bayram ile Mey Sofrası eğlendiremez,
Ayrıyım sevgilimin gül yanağından ne yazık;
Şimdiden sonra dikenler bürüsün bağları hep
Gökten isterse çakıl taşları yağsın artık !..

*

Öyle koştum ki güzel sevgilimin uğrunda,
Bıktım artık ve bu gün bekliyorum son yerimi;
Şimdi geç, sevgilime yarın kavuşsam bile
Artık, nerde bulurum ben o geçen günlerimi !..

*

Dedim: Artık kaçarım, derdini çekmektense.
Dedi: Hicran ile hasret seni etmez mi telef ?
Kalmadı bende tahammül bu cefâlarla, dedim;
Dedi: Bir gün benim uğrumda ölürsen ne şeref !..

Türkçesi: İbrahim Edip


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 260 takipçiye katılın