AKŞAMIN, ÇOCUKLAR / Onur Caymaz

04/01/2010

AKŞAMIN, ÇOCUKLAR…

böylece yüzüne bir dal çizerim
güzün uçurtması kuşlarla
konuşurken çakıl taşlarına vurur
sesinde suyun zamanı…
zaman, suyun kalbindeki çocuklar.
bak, daralan ölçülerde bir şey var
büyüyen anlamlarda çoşkulu uyum
farklı bir hatıra,
o yeşil küpelerle baktığında
sırmalı düş aynalara…
bildin mi onu?
geceleri kar altında büyür
ağlar hep mavinin yazgısına
seni ilk o renkte gördüm ben,
batmış gemi armalarında, kartpostallarda
böylece gökten yüzüne küs düşer
utançtan kızaran üç elma
olgun bir üzümdür mesela konuşsan
sussan bir narın ilkgençliği
kararan pazarlarda hamaldı çocuklar
bak sezilen duyguda bir şey var
meşeden fıçılarda saklanıyor konyak
böylece bir bakmışsın sarnıçlarda
akşamları ağırlayan çocuklar
küçücük bir ricadır!
ne olur bir on gün kadar elin elimde kal.

gülerek yüzüme bakarken
tedirgin oluşum umurumda değil
karakollar değil, borsa tatilleri, aşk şiirleri
tüm çizgilerde hastalıklı bir yan
boşver, dudaklarınla göğsüme mızıka çal

kıskanmalar yan flüt alınganlığım keman
bak, kayalıklarda hırçın kıpırdanışlar var
kandillerin altında susamlı bir uyku
yani beşbin yıl kadar yüzün yüzümde kal
gemilerde karanlığı ezber eden akşamdır çocuklar
senin o karanlıktan birkaç yıl alacağın var.

Onur CAYMAZ

Reklamlar

SUDAKİ ANKA / Tuğrul Tanyol

04/01/2010

SUDAKİ ANKA


…………………Biz bülbül-i muhrikdemi gülzâr-ı firâkız
…………………Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
……………………………………………………..II. Selim


özlemin soğuk kışı, ırmağa karışan arzu
dallarda, üşüyen kanatlarından soyunmuş

sudaki billuru düşleyen ankâ
seslerimiz seslerimizi arıyor uzaklarda
ardımızda uzanan yollarda unuttuğumuz
kayıklar dolusu altın şarkı, mücevher, akik
ve kehribar ırmağın usulca yüzdürdüğü
eski bir şarabı taşıran esrik anılar
bahçelerden akardı ince bir kanûn renginde
güller ve güllere sürtünüp tutuşan rüzgâr

ağaç yağmurun biçimini alırdı uzaktan baksak yanılırdık
günlerin karaya çıktığı yerde dururdun
sıcak falında izlerin ve kumun
bir ses bir sese yansıtırdı pırıltısını
bir dağ bir dağı gölgelerdi ve o ıssız sürünün
tozları dağılınca başlardı gün
uzayıp giderdi yollar boyunca
ağacın ağaca fısıldadığı sürgün

zaman sesini yükseltiyor şimdi seyrelmiş otların arasından
kıyıya yanaşan kayıklardan iniyor
kalabalık, gölgesini ardında bırakıp
usulca bir imgeye dönüşüyor
ırmağın buzları erirken ötelerde
son kez dönüp bak, geride bıraktığın izleri topluyor çocuklar
eski bir evden, zümrüt bir kuleden
sevdiğimiz ve unuttuğumuz kadınların sözlerini uçuruyor rüzgâr

yaşamın acısı geçmiş buradan bir iz gibi sürüp toprağı
geçtik biz de çatısında binlerce ses çınlayan o ıssız geceden
karşılamak için seni: bilinmeyeni

artık susmalıyız, konuşsak bile
bizim acımızı kim anlayabilir
sen, sudaki rengine külünü savuran ankâ
ırmak akıp gitti, çoktan
küllerimiz küllerimizi arıyor hâlâ

Tuğrul TANYOL


BARBAR ve ŞEHLA / Ahmet Telli

04/01/2010

BARBAR VE ŞEHLA / I


Hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında
Şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin.

Rivâyetdi ve zaman sâkin
Bir su gibi hâreleniyordu
Senin için orman uğultuları
Uzun kış geceleri getirdim
Artık okunmayan masallardan

Bildim ama bilemeyip düştüm
Yollara ıslığımdaki gül kokusuyla
Çünkü gül mağrur bir yalnızlık
Yahut dalgın bir keder olarak
Yakışırdı senin şehlâ sesine

Rivayetdi ne zaman sâhi oldu
Bildim bilemedim sâhi nasıl soldu

Ankanın beni biraktığı yerde
Barbarlara rastladım, en çok
Seni andırıyordu incelikleri
Seni ve senin şehlâ duruşunu
Rüzgâr doldurdular ceplerime

Oysa ben yılanların deri değiştirdiği
Bir çöl arıyordum kendi çölümde
Gövdemin çağına ulaşmak için
Matematik ve şiir çalışıyordum
Tarihse barbarlık öncesi devirlerdi

Rivâyetdi ne zaman sâhi oldu
Bildim bilemedim sâhi nasıl soldu

Dağlarımda yangın ovalarımda
Tûfan hikayeleri anlatılırken
Masaldan masala efsâneden
Efsâneye sığınıyordun ve ben
Sıfırı ögreniyordum Aztekler’den

Şiirse şehlâ sesine benziyordu
Yani yalan yani bir kara zulüm
İnceliğin barbar duruşu belki
Vak’anüvis edâsıyla geziniyor
Yenildiğim tüm alanlarda şimdi

Rivayetdi ne zaman sâhi oldu
Bildim bilemedim sâhi nasıl soldu

Bir kez daha uğradığımız
Cinayet yerine benziyor
Unutmak istedigimiz ne varsa
Meğer ne çok biriktirmişim
Unutmam gereken şeyleri

Duruşunu şehlâ sesini meselâ
Yatağımda kalan sıcaklığını
Yastıkta başının bıraktığı çukuru
En çok da bir yolculuğa çıkarken
Dönüp dönüp sarılışını

Zaman bir su gibi hâreleniyor yine
Rivâyetdi ne zaman sâhi oldu

Ahmet TELLİ


Hayır Böyle Tutkuyla Sevdiğim Sen Değilsin / Lermontov

04/01/2010

LERMONTOV


HAYIR BÖYLE TUTKUYLA SEVDİĞİM SEN DEĞİLSİN

Hayır böyle tutkuyla sevdiğim sen değilsin
Güzelliğinin parıltısı etkilemiyor beni.
Sende, geçmiş yılların acılarını seviyorum
Ve yıkılıp giden gençliğimi.

Sana baktığımda kimi zaman,
Dalıp gittiğimde gözlerine,
Gizemli bir konuşmaya dalmışımdır,
Seninle değil ama, yüreğimle.

Konuştuğum, sevgilisidir genç günlerimin,
Başka çizgileri arıyorum seninkilerde…
Çoktan susmuş dudakları, canlı dudaklarında senin,
Sönmüş gözlerin ateşini, senin gözlerinde…

Türkçesi: Ataol Behramoğlu


ÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN / Ümit Yaşar

04/01/2010

ÜMİTSİZ AŞKLAR İÇİN

Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım
Ayrılıklar için, sonsuz kederler için
Ne zaman tâ derinden sevsem seni
Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin

En güçlü zehir olmalı aşk dediğin
Alkol gibi damarlarıma yürümeli
Sarmalı her yanımı gece olunca
İçimde bir çıban gibi büyümeli

İnsan sevince her gün bir kez ölmeli
Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun
Yollara düşmeli, perişan, deli divâne
Erimeli potasında o garip var oluşun

Artık uzak bir anıdır huzur ve sükun
O büyük yangın başlamışsa yürekte
Bir gün gelir de bu çaresizliğin
Aranır bütün tesellisi ölmekte

O yerde sevilmek de yalan sevmek de
Nereye baksan diz boyu karanlık
Boşuna bir ışık arama göklerden
Her şeyinle aşkın içindesin artık

Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık
Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı
Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel
Aşk dediğin karşılıksız olmalı

Ümit YAŞAR


ŞİİRLER ŞİİRİ / Salâh Birsel

04/01/2010

SALÂH BİRSEL

(1919-1999)

ŞİİRLER ŞİİRİ


Yazdığım şiirler içinde benim
Bir tanesi öyle içten öyle güzel
Jale mutlak siz de beğenirsiniz
Bir yeri var hele bütün yazılanlara bedel.

Sizsiniz Jale o satırlarda adı geçen
Beyhan sizsiniz Güzin siz
Siz eskiden benim şiirlerime
Hep birden girerdiniz.

Siz ki keskin kokuydunuz dünyadan
Yeşildiniz parlaktınız tizdiniz
Siz aşkın kuvvetiydiniz
On sekizinde ve baharda.


SERENAD / Celâl Sılay

04/01/2010

SERENAD

Yarın sabah erken uyan
Ben yıldızıma söyledim
Işıklar serpecek üzerine
Nur içinde uyanacaksın.

Ben ağaçlarıma söyledim
Yarın sabah erken uyan
Dağıt saçlarını silkin
Dallar titreyecek, şaşacaksın.

Yarın sabah erken uyan
Ben göklerime söyledim
Uzat ellerini fecre doğru
Şafak sökecek, bakacaksın.

Ben yerlerime söyledim
Yarın sabah erken uyan
Gözünün değdiği her yerde
Çiçekler açacak göreceksin.

Celâl Sılay