ÂŞIKA TÂN ETMEK OLMAZ… / Nef’î

10/01/2010

NEF’Î

(1582 – 1635)

ÂŞIKA TÂN ETMEK OLMAZ…


Âşıka ta’n etmek olmaz mübtelâdır n’eylesin
Âdeme mihr ü mahabbet bir belâdır n’eylesin

Gönlü dilberden kesilmezse acep mi âşıkın
Gamzesiyle tâ ezelden âşinâdır n’eylesin

N’ola ta’yin etse zabt-ı mülk-i hüsnü gamzeye
Zülfü bir âşüfte-i ser-der-hevâdır n’eylesin

Zülfüne kalsa perîşân eylemezdi dilleri
Anı da tahrîk eden bâd-ı sabâdır n’eylesin

N’ola olsa muztarib hâl-i dil-i uşşâkdan
Sînesi âyîne-i âlem-nümâdır n’eylesin

Olmasa Nef’î n’ola dil-beste zülf-i dilbere
Tab’-ı şûhu dâma düşmez bir Hümâdır n’eylesin

Reklamlar

İLK SEVGİLİLER / Nerval

10/01/2010

İLK SEVGİLİLER

Nerde bizi seven kızlar?
Hepsi kara topraklarda,
Daha şen, daha gamsızlar;
Daha güzel bir diyarda.

Meleklerle beraberler,
Mavi semanın dibinde;
Meryem Ana’yı överler;
Coşkun ilahilerinde.

Sen ey bembeyaz nişanlı!
Baharındaki bakire.
Sararmış, garip sevdalı,
Verip kendini kedere.

Gerard De NERVAL


AYRILIKLAR GAZELİ / Haydar Ergülen

10/01/2010

HAYDAR ERGÜLEN

(1956)

AYRILIKLAR GAZELİ

ben Kars’a hiç gitmedim aşktan istersen giderim
içinde kar geçen bir ayrılık bulur dönerim

giden gelmiyor dedikleri Muş değil, aşk olmalı
dağlar yerinde de Ferhat yok, yolu yokuşa vurmalı

Erzincan’da bir kuş yok, kanadım ondan kırık
yitirmeye yâr gerek, aşksız olmaz ayrılık

aşk doğuysa, ayrılığa da yer bulunurdu orda
Türki, Kürdi iki makamın birinde bana yâr olaydın da

uzaklık ayırmıyormuş bildim, ayrı ayrı uzaklara düşenler
meğer en yakınına gelirlermiş birbirlerinin

aşk, diyorlar, şiir için bazen aşırı bir sebeptir
sebebim yok, ayrılığı övsün bari şu kötü gazelim

insan önce ayrılığa yetişir, belki sonra bulurmuş
birbirini, ne acı! Acı bile kalmamış sende

seninle aşka değil, zalim, ayrılığa kavuşabilseydik keşke!


SEVDADIR / Arkadaş Z. Özger

10/01/2010

ARKADAŞ Z. ÖZLER

(1948 – 1973)

SEVDADIR

Göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın

solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım, canım benim

üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var
bak yer yüzü ne kadar geniş
ne kadar dar

Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
Hasretine vur beni

Giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum
Günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
Seni ben her yerinden öperim
beni unutma

kadere inansaydım
sana inanırdım
Düşürmem sigaramın ucundaki külü ben

öyle kırık bakma bana
Caddeler nasıl da genişliyor
sana bunu söyleyecektim
Bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu…
Oyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu

Elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

sen içerde
Ben dışarda…
Oyyy mahpusluk mahpusluk…


MAVİ YAĞMURLUK / Aleksandr Blok

10/01/2010

Aleksandr BLOK

(Rusya, 1880 – 1921)

MAVİ YAĞMURLUK

Yiğitliği, kahramanlığı, şânı
Bu kahpe dünyada unuturdum ben
Yanlı bir çerçevede ışıdı mı
Yüzün önümdeki masa üstünden.

Gün geldi ve sen gidiverdin.
Geceye attın aziz yüzüğünü.
Yazgını bir başkasına verdim,
Unuttum ben o güzel yüzünü.

Günler geçti, hep telaş içre,
Hayatımı yıktı şarap ve tutku?
Birden hatırladım ben seni ve
Gel dedim, gençliğime çağrıydı bu?

Çağırdım ama gelmedin nedense,
Çok gözyaşı döktüm, ilgisiz kaldın,
Mavi yağmurluğunu mahzun giyindin de
Yağışlı gecede benden ayrıldın.

Bilmem, gururun nereyi tuttu mesken.
Tatlımsın, sevgilimsin, her şeyimsin?
Mavi yağmurluğunla düşe daldım ben,
Yağışlı gecede giyip gittiğin?

Düş kurulmaz, yok artık şefkat ve ün.
Her şey bitti, geldi gençliğin sonu!
Yok artık yalın çerçevede yüzün,
Elimle masadan kaldırdım onu.

(Ahmet Necdet- Kanşaubiy Miziev)


SENDEN SONRA / Süreyya Berfe

10/01/2010

SÜREYYA BERFE

(1943)

SENDEN SONRA


Ayrılık sesine benzedi uçak sesi
onun kadar uzun bir ses.
Havalanan
kaybolan
geri dönen bir ses.

Sevgililer
geçip gidin akşamın içinden
kendi akşamınıza.

– Nedir ayrılık delikanlı?
– Kara, sıcak bir duman.

Ayrılık yığdı bulutları üstüme
insanlar uzaklaştı
söz bitti.
Yalnız baykuş öttü kuşlar içinde.

Sevgililer
geçip gidin akşamın önünden
kendi akşamınıza.

– Nedir ayrılık delikanlı?
– Boşalmış bir şehir.

Ayrılık, saplandı yüreğime
ölünceye kadar doymayan canavara
avutulamayan hırçın çocuğa

Sevgililer
geçip gidin akşamın yanından
kendi akşamınıza.

– Nedir ayrılık delikanlı?
– Yuvalarına girmeyişi güvercinlerin.

Ayrılık, vurdu sırtıma kızgın demirini
ufukta durdu
soğudu geldi
kırdı kapıyı girdi içeri.

Sevgililer
geçip gidin akşamın yolundan
kendi akşamınıza.

– Nedir ayrılık delikanlı?
– Çığlığı bedenin.

Ayrılık rengini aldı kanım
nasıl oldu bilmiyorum.
Kara
durgun
akmıyor.

Sevgililer
geçip gidin akşamın üstünden
kendi akşamınıza

– Nedir ayrılık delikanlı?
– Rüzgârsız havada yıkılması bir ağacın.

Ayrılık, duymadığım şarkılar söyledi
yas çiçekleri taktı boynuma
karıştırdı birbirine günle geceyi.

Sevgililer
geçip gidin akşamın altından
kendi akşamınıza.

– Nedir ayrılık delikanlı?
– Bahçıvanı, çiçeksiz bir bahçenin.

Ayr›l›k o gün at›na atlay›p gidecek
başka ovalara
dört nala.
Adını bile unutacağım o ihtiyarın.

Sevgililer
buyrun gelin akşamla beraber
bizim akşamımıza.

– Neydi ayrılık delikanlı?
– Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir adamın.