DÜĞMELERİN YAZGISI / Emel İrtem

14/01/2010

Emel İrtem

(1969)

DÜĞMELERİN YAZGISI

Etrafında dönerdi fare deliklerinin
Biraz muhtaç ama erdemli Suzi Anjelik
Dörtte biri Bolşevik -kurnaz çapkın
Öpmüştü birilerini ama bu sayılmaz
Karnı acıkınca çaresiz dudakları

Ağzında yarasıyla, o gece Atıf Bey
Durmadan ona baktı, gücü varmış gibi
Liseden beri üçgen görmemiş zaar
Bu gün gördü de deyyus gönyeyi kırıverdi

Sanki bir ölüde biten hastalık gibi
Sansürlü kahırlı ıssız dokunuş
Riyaziye mezunu Atıf Bey çarptı kendini
Yirmi yıl geriden geliyor Suzi Anjelik
Birine kenetlense küçülürdü elleri

Mağrur çapkın Atıf Bey Suzi’ye sevdalı
Yağmursuz gecede paslanmış cesareti
Biraz ıslandı işte Suzi Anjelik
Sanki pavyonda değil de bir medresede
Nizâmı çizmesinin içinden çıkarıp
Kâğıt para gibi fırlattı aşk diye
Kırk derece kaysın şimdi gülüşünün açısı
Yarası düşsün ağzından Atıf Bey’in

Boğazında salvo kristal ışıltılı aklık
içine akacak iki aşık ve bir üçüncüsü
Sekseninde de kanto söyleyecek Suzi
“kardeşinin kalbi delik” böyle şarkılar söyledi
Ömür pavyondan sırılsıklam dönecek evine
Cumhuriyeti aşka emanet etti bu gece
Bir çözülen düğme beş iliklendi
Huysuz atlar gibi
Cimri tüccarlar gibi

Lâkin böyle olmadı hiçbir şey
Tek hamlede Atıf Bey ve Suzi Anjelik
Mayalanıp içinde yaşlı volkanın
Birlikte söylediler “tombul meleği”
Birinin dörtte biri bolşevik
Diğeriyse buz gibi karadenizli

(Zehirli Rüya’dan)


KIŞ VE DÜŞ / Güven Turan

14/01/2010

GÜVEN TURAN

(1943)

KIŞ VE DÜŞ

Ocağı yakıp küle
Bir patates gömüyorum;
Çocukluğumu diriltmeye…
Şaşıyorum,
Donmuş çamaşırların
Hiç su bırakmadan
Çözülmesine;
Kar getirmesine
Güneşin.

Yeniden
Kuş peşine de düşebilirim,
Belki de.


KARANFİL SOKAĞI / Ahmed Arif

14/01/2010

AHMED ARİF

(1927 – 1991)

KARANFİL SOKAĞI

Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön, onaltı rüzgâr
Ve yedi iklim beş kıta
Kar altındadır.

Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
Ray, asfalt, şose, makadam
Benim sarp yolum, patikam
Toros, Anti-toros ve âsi Fırat
Tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler
Vatanım boylu boyunca
Kar altındadır.

Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır.

Şarkılar bilirim çığ tutmuş
Resimler, heykeller, destanlar
Usta ellerin yapısı
Kolsuz, yarı çıplak Venüs
Trans-nonain sokağı
Garcia Lorca’nın mezarı,
Ve gözbebekleri Pierre Curie’nin
Kar altındadır.

Duvarları katı sabır taşından
Kar altındadır varoşlar,
Hasretim nazlıdır Ankara.
Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır.

Gecekondularda hava bulanık puslu
Altındağ gökleri kümülüslü
Ekmeğe, aşa ve ömre
Küfeleriyle hükmeden
Ciğerleri küçük, elleri büyük
Nefesleri yetmez avuçlarına
-İlkokul çağındadır hepsi-
Kenar çocukları kar altındadır.
Hatıp Çay’ın öte yüzü ılıman
Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir’de
Karanfil Sokağında gün açmış
Hikmetinden sual olunmaz değil
“Mûcip sebebin” bilirim
Ve “kâfi delil” ortada…

Karanfil sokağında bir camlı bahçe
Camlı bahçe içre bir çini saksı
Bir dal süzülür mavide
Al-al bir yangın şarkısı,
Bakmayın saksıda boy verdiğine
Kökü Altındağ’da, İncesu’dadır


KIŞA GİDERKEN / Ziya Osman Saba

14/01/2010

ZİYA OSMAN SABA

(1910 – 1957)

KIŞA GİDERKEN

İndirin perdeleri, indirin perdeleri…
Sonbahar ağaçlarda ağlarken yaprak yaprak.
Hışıldayan bu altın yağmuruna dalarak,
Dinleyin içerimde serinleyen kederi.

Çekin, önüme çekin şu yerdeki minderi,
Sükûn, beyaz bir gömlek gibi ürpersin bırak.
Çın çın çınlarken uzak, çok uzak bir çıngırak,
Ah, indirin camlara bembeyaz perdeleri.

Sonbahar, ölen günle basamakta duruyor,
Saniyeler kafese bir el gibi vuruyor,
İsterse hemen yarın evim örtülsün karla.

Ferah veren bir rüzgâr olacak ıstırabım,
Şimdiden kilitlendi her fırtınaya kapım.
Senin belinde sarkan bir gümüş anahtarla…


SAKINIRIM / Gevherî

14/01/2010

SAKINIRIM

Ela gözlü nazlı dilber
Seni kandan sakınırım
Kandan değil hey efendim
Seni candan sakınırım

O yana bu yana bakma
Beni ateşlere yakma
Elini koynuna sokma
Seni senden sakınırım

Gevherî der ben bir merdim
Yüreğimden çıkmaz derdim
Sen bir kuzu ben bir kurdum
Seni benden sakınırım

GEVHERÎ


UT / Ercümend Uçarı

14/01/2010

ERCÜMENT UÇARI

(1928 – 22 Ocak 1996)

UT


Ben yaşarsam utlar gibi yaşarım
Eski zamanlarda gül bahçelerinde
Bir orman aydınlığını getirir meyvaların
Aşkın eğilmiş mor ağzından

Ben gözlerini severim ceylanların
Kalbimi duyarım balıklar soluyunca mavilerde
Hanımelleri mantarlar kuzukulakları
Unutulmuş aşkları kırların

Ben ellerimi severim sabahleyin uyanınca
Büyülü masallar limanında
En erken kalkan gemi benim
Rüzgârımda deniz kızları


BEŞ MEVSİM (Çağlar, Dıranas, Kısakürek, Tanpınar, Tecer)

14/01/2010

1957 basım tarihli BEŞ MEVSİM şiir seçkisinde 5 Hececiler’in dışında kalan Hece vezninin 5 usta şairi yer alıyor: Behçet Kemal Çağlar, Ahmet Muhip Dıranas, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Kutsi Tecer. Seçkinin ilginç yanı, özellikle Tanpınar ve Dıranas’ın aşağıda okuyacağınız şiirlerinin şairlerince daha sonraki yıllarda kimi değişimlere uğraması. Eski yazımının mı, yeni halinin mi daha güzel olduğu konusunda tartışmalar yaratan örnekleri şiirseverlerin beğenisine sunuyoruz.

Ahmet Kutsi TECER

GECELEYİN

Geceleyin benden ayrılır ruhum,
Dönünceye kadar açık kalır cam.
Uyanık, başımın ucunda bir mum,
Beklerim, beklerim böyle her akşam.

Bilmesem de nerye gidiyor ruhum,
Bütün gece, sessiz, eriyip de mum,
Sabah olduğunu çok biliyorum;
Biliyorum, bu bir sonsuz helecan.

Besbelli bir ömür böyle sürecek,
O öyle uçarı, ben böyle ürkek;
Bir gün ya bilerek, ya bilmeyerek,
O dönmeden camı kapayacağım.

(İlk defa bu kitapta yayınlanıyor)

Behçet Kemal ÇAĞLAR

DEĞİRMENE İSTİDA

Köküne sar beni, yeşert ey söğüt!
Değirmen, değirmen, beni de öğüt!
Ey dere bende de çarkları döndür;
Çuvalların açık durduğu gündür.
Tozlandım yollara uzana, baka,
Duru su! Duru su! Beni de yıka!
Omzumdan başımdan dökül ey dere;
İçim temiz çıksın büyük günlere!
Her şeyi söndüren! Ah beni yaksan…
Sonunda göl olup durulacaksan
Maya yap şimdiden al gözyaşımı
Döndür, çarkın gibi, döndür başımı;
Değirmen! Değirmen! Beni de öğüt!.
Ben meyvesiz ağaç, yürüyen söğüt;
Sen ey kavakyeli, başımdan dağıl!
Duru su! Gel bana sen çağıl çağıl,
Gizli yatağımdan çıkar, koğ beni,
Gel, ya tertemiz et, ya da boğ beni!
Kızım! O ak bezde ne kir var ne suç;
Gel beni çitile, bana vur tokuç…
Meded ey çark, meded ey su, ey söğüt!
Değirmen, değirmen! Beni de öğüt!

Necip Fazıl KISAKÜREK

TÜTEN RUH

Sana ey kanımda eriyen kadın
Can nasıl dayansın, nasıl dayansın.
Mezara çekmekse beni maksadın
Önümde o siyah gözlerin yansın.

Bir sütun alevsin, bir sütun duman,
Yalnız seni görür gözünü yuman.
Senden ateşine bir deva uman
Bari gitsin kara toprağa kansın.

Bir çukur solumda, bir taş sağımda
Kabre girdiğim gün bu genç çağımda
Öyle bir yüksel ki sen toprağımda
Görenler ruhumu tütüyor sansın.

Ahmet Hamdi TANPINAR


BURSA’DA ZAMAN

Bursa’da eski bir cami avlusu,
Mermer şadırvanda şakırdayan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar,
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinden gülüyor bana derinden.
Altı yüz çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili, göğün mavisi
Ve minârelerin en ilâhisi!..

Bir zafer çığlığı burda her isim;
Yekpâre bir anda gün, saat, mevsim
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın…
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir eski zaman vehmiyle.
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası;
Muradiye, sabrın acı meyvası,
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer
Türbeler, câmiler, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin,
Sesi nabzım olmuş hengamelerin
Nakleder yâdını gelen, geçene.
Bu hayalde uyur Bursa, her gece;
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Bahar rüyasiyle bahçelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtısından
Billûr bir âvize Bursa’da zaman,

Yeşil Türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musikî gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur’an sesini.
Fetih günlerinin saf neş’esini
Aydınlanmış buldum tebessümünle,
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayal içinde… Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk.
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm, bu tılsımlı ebediyette
Belki de rüyası, büyük cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin!

Ahmet Muhip DRANAS

TİTREK BİR DAMLADIR

Titrek bir damladır aksi sevincin
Yüzünün sararmış yapraklarında
Ne zaman kederden taşarsa için
Şarkılar taşırsın dudaklarında.

İşlerken hülyanı sesten örgüler
Bir çini vazodan dökülen güller
Gibi hülyanda fecirler güler
Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.

Gözlerin kararan yollarda yorgun,
Ve bir zambak kadar beyazdır yüzün;
Süzülüp akasya dallarından gün
Erir damla damla ayaklarında.

Sesin perde perde genişledikçe
Solan gözlerinden yağarken gece
Sürür eteğini silik ve ince
Bir gölge bahçenin uzaklarında.

Sen böyle kederden taştığın akşam
Derim dudağında şarkı ben olsam
Gözlerinde damla, içerinde gam
Eriyen renk olsam yanaklarında

(S.E.S. Sanat Eserleri Serisi, 1957, Sunu: Zahir Güvemli)