SÜZMEN ÇEŞMİN… / Râsih

27/01/2010

RÂSİH

(? – 1731)

SÜZMEN ÇEŞMİN…

Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Vurma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne

Rîze-i elmas eker her açtığı zahma o şûh
Lûtfu var olsun eder ihsân ihsân üstüne

Dilde gam var şimdilik lûtfeyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne

Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicrân hicrân üstüne

Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler şânına
Eylemişler Râsih’e bühtân bühtân üstüne

Reklamlar

KÜÇÜK NA’T / Sezai Karakoç

27/01/2010

Sezai Karakoç


KÜÇÜK NA’T


Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
Hafıza seni anmak ödevinde mi
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri

Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden
Mantığım mantığın üstünde yeni
İçimde Nuh’un en yeni tufanı
Dünyaya ayak basıyorum yeniden

Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli

Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor
Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi
Herkesin konuştuğu dilden mahrum
Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci

Bütün deniz kıyılarında seni anmalı
Sen buzulların erimesi eskimoların ısınması

İkinci sokaklarda bandolar mızıkalar
Yaklaşan çok yaklaşan muhteşem bir gün var
Bütün yollarda zafer takı
Eriyen kar derin denizlerde katafalk

Gün doğuyor her yer çiçek ve kar
Bütün çocuklar kurtuldu demektir

Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
Hafıza seni anmak ödevinde mi
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri

(1962)


NE ÇOK İSTEĞİ VAR TATLI YÂRİN! / Ahmatova

27/01/2010

Anna AHMATOVA


NE ÇOK İSTEĞİ VAR TATLI YÂRİN!

Ne çok isteği var tatlı yârin!
İsteksizdir elbet aşksız insan.
Sevinç duyarım suyun sâkin
Saydam buz altında kalışından.

Ve atların buza – yardım et Tanrı’m! –
O aydınlık ve kırılgan olan,
Sakla, sende kalsın mektuplarım,
Gelecek’tir bizi yargılayan.

Açık, apaçık olman için ve
Bilge görünmen için onlara,
Senin o şanslı yaşamöykünde
Hiç yer verilir mi boşluklara?

Her nimet tatlıdır bu dünyada.
Sıkı dokunmuştur ağları aşkın.
Benim adımı ders kitabında
Çocuklar okusun, farkına varsın,

Bıyık altından gülümsesinler,
Bu hazin öyküyü öğrenince…
Aşk ve huzur vermedin, bu sefer
Acı bir şöhret ver, hiç değilse.

1913

Türkçesi: Kanşaubiy MİZİEV – Ahmet NECDET


SEVDA YARATAN / Cevat Çapan

27/01/2010

Cevat ÇAPAN


SEVDA YARATAN


Bu şehrin adları durmadan değiştirilen,
sokaklarında dolaşırken,
eski bir şarkıyı çağrıştırır bazen
aklına takılır olmadık adlar.
Örneğin, Konstantin Nikoleyeviç Batyuşkov
Puşkin’in bir çağdaşı –
hani şu ölen Tasso’ya ağıtlar yazan –
evet, senin Tasso’na,
Kutsal Kudüs’ü özgürlüğe kavuşturan.

Bu yaştan sonra, sınırsız bir çağrışımlar
zinciridir hayat;
başka kokular, başka görüntülerle
saldırır üstüne tekleyen belleğinle
ve birden başka adlarla uyanırsın
bir dağ yamacında daldığın düşten.
Bir İsveç filminde miydi
o küçük madenci çocuğu
Auguste Renoir’ın adını hecelemeye çalışan?

Her şey ne kadar kül rengi ve dağınık
gökle denizin maviliği ötesinde.
Bir kadın “Gecenin matemi”ni söylüyor öğle üzeri
ve herkesten bir şeyler kalan bu sokaklarda
kırılan camdan kalplerin parçalarını toplarken
belalısı gizlice zehirliyor içindeki aylak köpeği.
Ve uzakta, düşlediğim Girit’te, belki de,
denize eğilen çamları yıkıyor yıldızlar.

Sonunda sana sığınıyorum, ey şiir,
rüzgârları, fırtınaları yararlı kılan.
Yaşarken, güzel adlar koydum çocuklarıma:
Nigâr, Leylâ, Alişan.


NESİNİ SÖYLEYİM CANIM EFENDİM / Serdarî

27/01/2010

Âşık Serdarî

(1834 – 1920)

NESİNİ SÖYLEYİM CANIM EFENDİM

Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

Sefil ireçberin yüzü soğuktur
Yıl perhizi tutmuş içi koğuktur
İneği davarı iki tavuktur
Bundan gayrı yoktur malımız bizim

Reçberin sanatı bir arpa tahıl
Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl
Tecelli olmazsa neylesin akıl
Dördü bir okkalık dolumuz bizim

Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halinden kimse bilmiyor
Devletin sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim

Evlat da babanın sözün tutmuyor
Açım diye çift sürmeye gitmiyor
Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor
Başımıza belâ dölümüz bizim

Zenginin sözüne beli diyorlar
Fukara söylese deli diyorlar
Zemane şeyhine velî diyorlar
Gittikçe çoğalır delimiz bizim

Sekiz ay kışımız dört ay yazımız
Çalığından telef oldu bazımız
Kasım derken buz tutuyor özümüz
Mayısta çözülür gönlümüz bizim

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta satar
Hasırdan serilir çulumuz bizim

Zenginin yediği baklava börek
Kahvaltıya eder keteli çörek
Fukaraya sordum size ne gerek
Düğülcek çorbası balımız bizim

Serdarî halimiz böyle n’olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yıkılıp viran olacak
Akıbet alınır öcümüz bizim



KUYU / Neruda

27/01/2010

Pablo Neruda


KUYU

Kimileyin dalar düşersin
çukuruna dinginliğinin,
gururlu öfkenin dipsiz uçurumuna,
ve güçbelâ dönersin,
üstünde kalıntıları
varlığının derinliğinde
bulduklarının.

Sevgilim, ne buluyorsun
kapalı kuyunda?
Yosun, çamur, kaya parçaları
ne görüyorsun kör gözlerle,
kızgın ve yaralı?

Sevgili, bulamazsın
düştüğün kuyunun içinde
senin için yüksekliklerde sakladıklarımı:
bir tutam çiğli yasemin,
bir öpüş, daha derin düştüğün uçurumdan.

Ürkme benden, düşme
kinin içine yeniden.
Savur seni yaralamaya gelen sözümü
ve bırak uçup gitsin açık pencereden.
O söz dönüp beni yaralayacaktır
sen ona yol göstermeden,
çünkü haşin bir anla yüklüydü o
ve o an benim göğsümde silahsızlanacaktır.

Gülümse bana sevinçle
ağzım yaralasa da seni.
Tatlı huylu bir çoban değilim
masallardakiler gibi,
ama iyi ormanlar adamıyım
seninle toprağı, rüzgârı ve dağ dikenlerini paylaşan.

Sev beni, gülümse bana,
iyi olmama yardım et.
Yaralama kendini boşuboşuna,
yaralama beni çünkü yaram sende işler.

Türkçesi: Talât İnanç


AŞK RESMİ GEÇİDİ / Orhan Veli

27/01/2010

ORHAN VELİ

(1914-1950)

AŞK RESMİ GEÇİDİ


Birincisi o incecik, o dal gibi kız,
Şimdi galiba bir tüccar karısı.
Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.
Ama yine de görmeyi çok isterim,
Kolay mı? İlk göz ağrısı.

İkincisi Münevver Abla, benden büyük
Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları
Gülmekten katılırdı, okudukça.
Bense bugünmüş gibi utanırım
O mektupları hatırladıkça.

………………çıkar
…………………durduk mahallede
…………………….halde
……………adlarımız yan yana yazılırdı duvarlara
……………………..yangın yerlerinde.

Dördüncüsü azgın bir kadın,
Açık saçık şeyler anlatırdı bana.
Bir gün de önümde soyunuverdi
Yıllar geçti aradan, unutamadım,
Kaç defa rüyama girdi.

Beşinciyi geçip altıncıya geldim
Onun adı da Nurünnisa.
Ah güzelim
Ah esmerim
Ah
Canımın içi Nurünnisa.

Yedincisi Aliye, kibar bir kadın
Ama ben pek varamadım tadına,
Bütün kibar kadınlar gibi,
Küpe fiyatına, kürk fiyatına.

Sekizincisi de o bokun soyu:
Sen elin karısında namus ara,
Kendinde arandı mı, küplere bin.
Üstelik kendinde de
Yalanın düzenin bini bir para.

Ayten’di dokuzuncunun adı,
Barlarda göbek atar
İş başında şunun bunun esiri,
Ama bardan çıktı mı,
Kiminle isterse onunla yatar.

Onuncusu akıllı çıktı
Bıraktı gitti beni.
Ama haksız da değildi hani,
Sevişmek zenginlerin harcıymış
İşsizlerin harcıymış.
İki gönül bir olunca
Samanlık seyranmış ama,
İki çıplak da -olsa olsa –
Bir hamama yakışırmış.

İşine bağlı bir kadındı on birinci.
Hoş, olmasın da ne yapsın?
Bir zalimin yanında gündelikçi;
…………leksandra
Gece odama gelir,
Sabaha kadar kalır.
Konyak içer, sarhoş olur,
Sabahı da, işbaşı yapardı şafakla.

Gelelim sonuncuya.
Hiçbirine bağlanmadım
Ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil, insan.
Ne kibarlık budalası,
Ne malda, mülkte gözü var.
Hür olsak, der,
Eşit olsak, der.
İnsanları sevmesini bilir,
Yaşamayı sevdiği kadar.