GREEN / Paul Verlaine

30/01/2010

Paul Verlaine

(Fransa, 1844-1896)

GREEN

İşte yemişler, çiçekler, yapraklar ve dallar!
İşte kalbim, çarpıntısı yalnız senin için!
O bembeyaz ellerin kalbimi kırmasalar!
Bu küçük armağanı dilerim hoş göresin.

Ben geldim işte, çiğlerle bezenmiş olarak;
Alnımda seher yelinin dondurduğu çiğler,
Yorgunluğumu alsam ayak ucunda bırak!
Hayal etsem o tatlı demleri birer birer.

Bırak unutayım başımı taze göğsünde!
Hâlâ aklımda lezzeti son öpüşlerinin.
Hayırlı fırtınadan sonra sakin, asude
Uyusam biraz, madem uzanmış dinlenirsin.

Türkçesi: Cahit Sıtkı Tarancı

Reklamlar

DOSTUN BAHÇESİNE… / Pir Sultan Abdal

30/01/2010

DOSTUN BAHÇESİNE…


Dostun bahçesine bir hoyrat girmiş
Korudur hey benli dilber korudur
Gülünü dererken dalını kırmış
Kurutur hey benli dilber kurutur

Su meydanda serilidir postumuz
Çok şükür Mevlâ’ya gördük dostumuz
Bir gün kara toprak bürür üstümüz
Çürütür hey benli dilber çürütür

Kendisi okur da kendisi yazar
Hak hilâl kaşına eylemiş nazar
Senin akranların cennette gezer
Hürüdür hey benli dilber hürü

Hangi dinde isen ona tapayım
Yarın mahşer günü bile kopayım
Eğil bir yol ak gerdandan öpeyim
Beri dur hey benli dilber beri dur

Dervişe n’olursa kendi tacından
Irakibe ölüm yâre gecinden
Benzimin sarısı senin ucundan
Sarıdır hey benli dilber sarıdır

Pîr Sultan Abdal’ım başından başlar
İyisini yer de kemini taşlar
Bin çiçekten bir kovana bal işler
Arıdır hey benli dilber arıdır

Pir Sultan Abdal


HAYZ / Emel İrtem

30/01/2010

Emel İrtem


HAYZ

Bir vazoda azarlanmış gül: Yaz
duruşu mağrurluğundan incelmiştir.
suretinden geçerek madamın
atlar ve kelebekler içinde yaz,
buharlaşıp gülden silinecektir.
ayazımda kalmıştır yaz; Gülpervaz

derim. Yahut yaprakları mevsimin,
dökülmeye başlar madama
o güzleri sever perdesiz yazın.
aslını gül yapmış gibidir.
necef taşları yer acıktıkça; Taşperdaz

derim. gül ekşir saçlarında madamın
pilâki ve tarçın kokusu içinde yaz
yanmaya başlar ve giderek güz olmaya
madamsa pastoral bir aşk zaten
resimlerde gençkızlığı kanar
sık sık tekrarlanır geçmiş; Şiirperdaz

derim. Dün beni öptü de madam
göğsünü yarıp vazodan döktü
Ben, kan/hayz derim.
O, virgülperdaz der, utanır, eğilir.


SEN BEYAZ ARI… / Neruda

30/01/2010

Pablo NERUDA


SEN BEYAZ ARI…


Sen, beyaz arı, bal sarhoşu, vızıldarsın canımda,
ağır duman büklümleri gibi dolanırsın.

Umutsuzum, yankısı olmayan sesim,
her şeyi olan ve her şeyi yitiren biri.

Son palamar, benim son sıkıntım sende çözülür,
Son gülsün sen benim kurak toprağımda.
Ah suskun kadın!

Derin gözlerini kapa. Gece kanatlanır gözlerinde.
Ürkek bir yontuyu andıran bedenini soy.

Gecenin kanat çırptığı derin gözlerin var.
Körpe kolların çiçek, kucağın gül.

Akçıl salyangozları andırır göğüslerin.
Karnına konmuş uyur bir gece kelebeği.
Ah suskun kadın!

İşte ıssızlık ve yoksun orada.
Yağmur yağıyor. Serseri martıları kovuyor deniz rüzgârı.
Islak sokaklarda çıplak ayakla yürüyor su.
Ve bir hasta gibi inliyor ağacın yaprağı.

Beyaz arı, yoksun sen, vızıltın sürüyor içimde.
İnce ve susmuş, yaşayıp gidiyorsun içinde zamanın.
Ah suskun kadın!

Türkçesi: Eray Canberk


BİR KADINI ASTIM / Bâki Ayhan T.

30/01/2010

Bâki Ayhan T.

(1969)

BİR KADINI ASTIM


……………………………………“fayton” şairine

bir kadını astım, sonra oturup altında ağladım

döküldü solukları ipin gerginliğinden
ikindiyle akşam arasındaki çizgide kaldım

cezayir menekşesi taşıyan bir fayton: ayrılık
bundan sonrası yükselmek sönmüş yıldızlar katına
bir kadına verdim ruhumu: katledilmiş akşamda

ayrılık: cezayir menekşesi taşıyan bir fayton
onunki intihar karasıydı benimki cinayet kırmızısı
tek tek saydım soluklarını akşamla ikindi arasında:
aşkın nedensiz bir cinayete eklenen sızısı

kandırdım kendimi, nasıl mı? yalnızlık ettim
yaptım bir hata: yalnızlığımı çıplaklıkla giydirdim
aşk zehirdir, dedim: cezayir menekşesinin kanında

bir ağıt söyledim kadına, ölüme ve tekbaşınalığa
ipi, ağacı, kadını ve akşamı kendim seçtim

bir kadını astım, sonra oturup ağladım altında

(Uzak Zamana Övgü’den)


LAFAZAN / Murat Batmankaya

30/01/2010

LAFAZAN


………………………….. mutfak; şeyh gâlib

bildim anladım ki bütün bu gürültü
meşrebine düşen gülün hatıratıdır
hüner tahsil etmiş her şen ve şuh
göğsünü selsebîl, dilini din sanır

ben sende dilek madeni buldum!

hal ehlisin ya… söz ırmağını ne yana
çeksen… orada ipeklenirdi mibzer
zehirli yokluk,… kâbene girdik; ama
bir ömre sahip olmak… ne gezer!

ben sende kanâat mülkü buldum!

kendine bir hoşça bak; sem’â et
hevâ ve hevesin neş’eli ateşinde
keder askerisin,… nedir ki cennet
dönsem bile dönüşüm riyadır… de

ben sende inkâr çukuru buldum!

sıfat perdelerini açtı da meclis
görüldü, güzellik şehrinin divanı
kimin elinde bir şehlâ nerkis
kiminin budanmakta istek kumaşı

ben sende semâ meydanı buldum!

âdet edinmiş aşk’ı; suç değil ya
ihsânına memnunum,… sırrına da
a âlemin özü… adların sahibi…
sakın o mânâyı ağyara açma

ben sende ne buldum… unuttum.

MURAT BATMANKAYA


[BANA BAKTIN GÖZLERİNLE] / Aragon

30/01/2010

Louis ARAGON


[BANA BAKTIN GÖZLERİNLE]

Bana baktın gözlerinle ıssız ufka dek
Anılardan yıkanmış gözlerinle
Bana baktın saf unutuş olan gözlerinle
Bana baktın üzerinden belleğin
Başıboş nakaratlar üzerinden
Solmuş güller üzerinden
Aldanmış mutluluklar üzerinden
Yürürlükten kalkmış günler üzerinden
Mavi unutuş olan gözlerinle baktın bana

Bir şeycikler anımsamıyorsun olan bitenden
Sevgilim
Anımsamıyorsun insanları görünümleri
Gittin kendi kendinden duman dalgaları gibi
…………

Sana söz geçmişten konuşmayacağım bir daha
Bugün adımlarından başlıyor her şey
Bir kıvrımıdır giysinin bana yaşamaktan kalan
Başka şeyin yeri olmadı seni buluyorum en sonunda ben

Sevgilim sevgilim inanıyorum sana

Türkçesi: Sait Maden