GÜZEL İLE FAYDALI / Bedri Rahmi Eyüboğlu

01/02/2010

Bedri Rahmi Eyüboğlu


GÜZEL İLE FAYDALI

Ben arıya arı demem
Arının balı olmalı
Ben güzele güzel demem
Güzel faydalı olmalı
Güzel dediğin işe yaramalı
Kadın mı? Hamur yoğurmalı
Çocuk doğurmalı
Ağaç mı? Meyve vermeli
Çiçek mi? Kokmalı
Bayramdan bayrama neyleyim güzeli
Güzel dediğin her Allahın günü
Yanıbaşımızda olmalı
Yağmur misali hem gözümüze, hem gönlümüze
Hem toprağımıza yağmalı.
Güzel dediğin yağmur misali hepimizin olmalı.


GÜZELLİKTEN GÜZEL… / Hâfız

01/02/2010

Hâfız

(İran, 1325 – 1390)

GÜZELLİKTEN GÜZEL…

Yüzün her göze güneş kesilsin
Güzellikten güzel hâle gelsin

Dilerim Hak’tan seni sevmeyen
Dağılsın, tane gibi ezilsin

Yüzüne âşık olmayan gönül
Aşkın kılıcıyla biçilsin

Bakışlarından fırlayan oklar
Gelsin, yaralı kalbimi delsin

Bir öpücük versin kor dudağın
Can uyansın, kendine gelsin

Her an sana âşık oluyorum
Her an eskisinden de güzelsin

Hâfız senin için can verse de
Sen öyle acımasız değilsin!

Türkçesi: Kenan Sarıalioğlu


GÜZEL’E / Özdemir Asaf

01/02/2010

GÜZEL’E


* Bana yalnız güzel yanlarını gösteriyor: Güzel.
Bana kendini olduğu gibi gösteriyor: Gerçekten güzel.

* Güzellik bir bütünün sonucudur. Bunun için kolay görülmez, kolay varılmaz, kolay anlaşılmaz.

* Birdenbire kendini veren güzellik, birdenbire gider… Gelişi gidişi yararlıdır.
Salt güzelin ayağa düşmesini güzelliğin bu türü önler.

* Yeni: Zaman içinde herkesin değmediği.
Güzel: Alan içinde herkesin görmediği.

* Nasıl gelirsen gel, gelince nasıl olursan ol.
Giderken olabileceğin en ulu yön iyi olmandır. En küçüğü..
Hiç olmazsa güzel olmak.

* Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir. Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir.

Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir. Yalnız ben biliyorsam bu aşktır.

Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır.

* Bir de en güzeli vardı
Sözünü unuttuğum.

* En güzelleri unuttuklarım değil en unuttuğumdu.

* İyiyi mi seçersin, güzeli mi? diye sorsalar bana.
Her ikisini de ikiye böler, yarım birinden yarım öbüründen bir harman yapar kafamla gönlüm arasında paylaştırırdım, derim.
Nasıl olsa onlar sonra kendi aralarında değiş-tokuş yapacaklardır da ondan.

* Güzellik bir görüntü, çirkinlik bir bilintidir.

* Güzel bir kadının başkasından hiç duymayacağı sözlerdir

I
Ben sizi hiç sevmeyeceğim.
Söz veriyorum.

II
Benimle aç kalır mısınız
Biraz konuşalım.

III
Size nasıl bir kötülüğüm dokunabilir
Lütfen söyler misiniz.

IV
Siz şımarıksınız ama bu size yakışıyor
Ama ya aptallığınız..

(Yuvarlağın Köşeleri, Adam Yay.)


Yetmiş İki Derde Devâlı Güzel / ÂŞIK ÖMER

01/02/2010

ÂŞIK ÖMER

Yetmiş İki Derde Devâlı Güzel

İkide bir pencereden bakarsın,
Cilveli, cümbüşlü, edâlı güzel;
Bu garip canımı oda yakarsın,
Ey melek yavrusu belâlı güzel.

Saldın yüreğime yangın ateşin,
Dudakların kiraz, incidir dişin;
Bakû’da, Gence’de bulunmaz eşin,
Yüzün güneş, yanak ziyâlı güzel.

Kolların bembeyaz, mermerdir bilek,
Parmakların kamış, hallerin tek tek;
Yüz bin huri olsa, yüz bin de melek,
Sensin hepisinden bahâlı güzel.

Beraber oturmak olur mu kısmet,
Kime nasip olur böyle bir devlet?
Turunç memelerin, ak göğsün cennet,
Temelin Firdevs-i Âl’â’lı güzel.

Hiç ağlama kirpiklerin ıslanır,
Güzelliğin her ülkede seslenir,
Bülbül müsün, ev içinde beslenir,
Çıkmazsın dışarı sevdâlı güzel.

Bahtiyârdır senin sevdânı çeken,
Yaşasın binlerce doğurup eken;
Huzûr’yi gencelttin ihtiyar iken,
Yetmiş iki derde devâlı güzel.


GÜZEL NEDİR? / Brecht

01/02/2010

BERTOLT BRECHT


GÜZEL NEDİR?

Büyük mimar Len-ti, yeni bir güzellik ülküsü ortaya atmıştı. Yararlı olanı güzel saymıştı. Koha kentinde işçiler için konut yapılacağında, ona baş vurdular. Len-ti de hiç süsü olmayan, içinde ise oturacakların tüm gereksinimlerinin düşünüldüğü evler yaptı. İşçiler konutlarına taşındıktan kısa süre sonra Len-ti, onların yeni evlerinden memnun olmadıklarını duydu. Konutlarını yeterince güzel bulmamışlardı. Len-ti, ama bu konutlar güzel, diye bağırdı. Onları yaparken sizin makinelerinizi örnek aldım; makineleriniz ise yaşamımda gördüğüm en güzel şeylerdi. Üstelik de yararlı şeyler. Ben de en yararlı insanlar için en yararlı konutları yapmak gerekir, diye düşündüm. İşçiler şöyle karşılık verdiler: Çalıştığımız fabrikalarda her şey pratik amaçlara göre düşünülmüştür, orada yararlı olmayan şey yoktur. Bize de ancak yararlı olduğumuz ölçüde gerek duyulur. Yalnızca yararlı olan karşısında tiksinti duyuyoruz. Yaşamımızı kemiren makine, metal ve camdan yapılma; şimdi sen kalkmış eşyalarımızı da metal ve camdan yapıyorsun. Bu yaptığın, mavnayı yürütürken deri kamçıyla dövülen bir forsaya, oturulacak yerleri deri şeritlerden örülü sandalyeler sunmaya benziyor. Belki de güzel olan, gerçekten de yararlı olandır; ama o zaman bu demektir ki, makinelerimiz güzel değil, çünkü onların bizim için yararı yok. Len-ti, üzüntüyle şöyle bağırdı: Ama makineler yararlı olabilirdi! Evet, diye karşılık verdi işçiler, senin yaptığın evler de güzel olabilirdi, ama değil işte!


GÜZELLİK DUYGUSUNUN GELİŞMESİ

İnsanın musiki duygusunu yalnız musiki uyandırabilir ve musikiden anlamayan kulak için en güzel musikinin bile bir anlamı yoktur; dolayısıyla musiki bir nesne değildir, çünkü benim nesnem sadece benim özel güçlerimden birinin pekiştirilmesi olabilir; ve bir nesne duygusu benim için, bendeki duyu oranında varolabileceğine göre (ancak kendine uyan bir duyu için anlamı olabileceğine göre) toplumsal insanların duyguları toplumsal olmayanların duyularından çok farklıdır. Musikiden anlayan bir kulak, biçimin güzelliğini anlayan bir göz gibi insan duyarlılığının öznel zenginlikleri, kısacası kısmen geliştirilip kısmen var edilen insani güçler olan ve insanca zevk alabilen duyular insanın nesnel olarak açılan zenginliğinden doğabilir sadece. Çünkü beş duyudan başka zihni ve pratik denilen duyular da (irade sevgi vb) sözün kısası insan duyuları ve duyularının insanlığı, neslinin varoluşunun bir sonucu insan insanileştirilmiş doğa’nın bir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Beş duyunun oluşması şimdiye kadarki dünya tarihinin sonucudur. Basit pratik ihtiyaçların sınırlandırdığı duyuların anlamı da kısıtlıdır. Aç kalmış bir insan için besin için insani biçimi değil besin olarak soyut varoluşu olabilir ancak. Böyle bir besin en kaba saba biçiminde de elde edilebilir ve aç kalmış insanın yemek yemesiyle bir hayvanın yemesi arasındaki farkın ne olduğunu söyleyemezdik. Yoksul, sıkıntı içindeki adamın gözü en güzel oyunu bile görmez; madenleri işleyen adam onların yalnız ticari değerini düşünür, madenin güzelliği veya eşsizliğini düşünmez. Madenler biliminden haberi yoktur. Dolayısıyla insan özünün nesneleştirilmesi hem teorik hem de pratik bakımdan insani hayatın ve doğal tözün (cevher) büyük zenginliğini karşılayan insani duyular yaratmaya olduğu kadar insanın duyularını insanileştirmeyi de gerektirir.

LAİ-TU’NUN GÜZELLİĞİ VE MUTLULUĞU

Me-ti ile Kin-yeh, Lai-tu’nun güzelliği üstüne konuşuyorlardı. Me-ti, gülümseyerek şöyle dedi: “Bence mutlu insanlar bize hep güzel görünüyorlar. Sen de Lai-tu’yu mutlu ediyorsun.” Kin-yeh: “Hayır”, diye karşılık verdi, “onu mutlu eden ben değilim; o kendisini benim için mutlu ediyor.”

(Me-ti’den)


EVVEL ZAMAN KADINLARI BALADI / Villon

01/02/2010

François Villon

(Fransa, 1431 – 1465)

EVVEL ZAMAN KADINLARI BALADI

Deyin bana nerde, hangi diyarda
Flora, o güzel Romalı şimdi?
Thais nerde, nerde Archipiada,
Birbirinin emmi kızı mı, kimdi?
Çayda, gölde bir ses olduğu demde
Dile gelen Echo hangi âlemde?
Güzelliği yoktu benî Âdemde.
Ama nerde bıldır yağan kar şimdi!

Acep o pek bilgiç Helois nerde?
Âşıklık var Pierre Esbaillart serde,
Uğrunda katlandı bütün bu derde,
Hadım oldu tuttu abalar giydi,
Keza nerde o kraliçe, hani,
Buyurdu kim koyup çuvala anı
Seine nehrine atın şu Buridan’ı!
Ama nerde bıldır yağan kar şimdi!

Nerdesin sütten ak kraliçemiz
Bülbül gibi şakır söyleşirdiniz?
Koca ayaklı Berthe, Bietris, Allis,
Ya Hareburg Maine iline hâkimdi?
Nerde Jehanne, gönlü saf Loraineli kız.
Rouen’da yakmıştı anı İngiliz?
Nerdedirler acep Meryem anamız?
Ama nerde bıldır yağan kar şimdi!

ARMAĞAN

Hey Sultanım, sorma bu yıl, bu hafta,
Nerde diye, bulamazsın etrafta.
Gönlünde yer verme bu nakarata:
Ama nerde bıldır yağan kar şimdi!

Türkçesi: Sabahattin Eyüboğlu


[GÜZELLİK ARKETİPLERİ] / Manuella Dunn Mascetti

01/02/2010

[GÜZELLİK ARKETİPLERİ]


Çağdaş kadınlar için tanrıçalar psikolojik arketiplerdir. Artık dinsel ve toplumsal yapının bir parçası değildirler ve her kadının kalbinde yaşamaktadırlar. Kadın mitleri psikolojide ve kişiliğimizdeki arketipleri anlamanın bir aracıdır, çünkü bizi etkileyen psikolojik örüntüleri onlar biçimlendirir. Her kadın, aile, geçmiş, içinde yaşanan koşullar ve değişime yatkınlık gibi birbiriyle etkileşim içindeki çeşitli unsurlara bağlı olarak, bir ya da daha çok tanrıçaya yakınlık duyabilir.Hem fiziksel hem de psikolojik büyümeyle ilgili tecrübeler kolektif bilinçaltına arketipler olarak kaydedilir. Bu yüzden kadınlığın mitolojisi, mitlerin ve tanrıçaların günlük hayatımıza etkilerini görebiliriz.”


Bakire Arketipi

Ele alacağımız ilk arketip, doğrudan doğruya her kızın artık çocuk değil, kadın olduğunu farketmeye başladığı yaşlardaki tecrübesinden kaynaklanır. Bu çok hassas anın ayırt edici özellikleri, dalgınlık, boş ve isteksiz bakışlar ve ani karar değişiklikleridir; sanki tüm beden ve ruh, kaçınılmaz bir dönüşüm geçirmedikçe asla kurtulamayacağı bir kozanın içine hapsolmuş gibidir.


On bir yaşından on dört yaşına kadar ‘genç bakire’yi, mitolojide resmedildiği gibi, memeleri yeni çıkmış, yuvarlak ama erkek çocuğunkini hatırlatan hatlarıyla özel bir cinsel arzu uyandıran bir figür olarak görürüz. Cinselliği gözlerinde ve hareketlerindedir; gizliden gizliye, genellikle de masum bir baştan çıkarma oyunu içinde hem cezbeden hem iten davranışlarında ise, kaçamak bir cinsellik vardır. Genç bakire azizelikle günahın sınırında yaşar; bedeni saf ve dokunulmamıştır, ama yine de henüz patlamamış bir cinsel tutku dalgasını, bir erkekle birleşme ve bu yeni aşk tülünden görülen bir yaşama kavuşma özlemini dile getirir.


İşte bu yaratık, romantik erkeklerin en iffetlilerini bile ateşli bir tutkunun esiri yapmış, sayfalar dolusu şiire ve romantik edebiyata esin kaynağı olmuş, siluetiyle bakire arketipinin özelliklerini belirlemiştir.


Güzel karakteridir o; “Güzel ve Çirkin” masalında olduğu gibi, kendisine ahlaki bakımdan tehlikeli ölçüde yakın olan yetişkin bir erkekle, yani babasıyla ilişkiye giren, bencillikten uzak iyi genç kızdır.
Güzel, dört kız kardeşin en küçüğüdür; bencillikten uzaklığı ve iyiliği sayesinde babasının gözdesi olmuştur. Ablaları babalarından pahalı hediyeler isterken, o bir tek beyaz gül ister. Bu sırada farkında olduğu tek şey, kendi duygularının içtenliğidir. Babasının hayatını ve onunla arasındaki ideal ilişkiyi tehlikeye atmak üzere olduğundan ise habersizdir. Çünkü baba, beyaz gülü Çirkin’in büyülü bahçesinden çalacak, Çirkin de bu hırsızlığa öfkelenecek, ondan cezasını (büyük ihtimalle ölüm) çekmek üzere üç ay sonra geri dönmesini isteyecektir.

Güzel, babasının yerine cezayı kendisinin çekmesinde ısrar eder ve üç ay sonra büyülü şatoya gider. Orada ona güzel bir oda verilir; canını sıkacak ya da onu korkutacak hiçbir şey yoktur, ylnız Çirkin ara sıra onu ziyaret etmekte ve ısrarla bir gün kendisiyle evlenip evlenmeyeceğini sormaktadır. Güzel, Çirkin’in evlenme teklifini her defasında reddeder. Bir gün büyülü bir aynada babasını ölüm döşeğinde görünce, onun yanına gitmek için Çirkin’den izin ister, bir hafta sonra döneceğine söz verir. Çirkin ona bir haftalığına izin verir, ama geri dönmediği takdirde öleceğini söyler.

Güzel’in evdeki ışıklı varlığı babasının yüreğini neşeyle doldurur. Ama ablaları kıskançlık içindedir; onu Çirkin’e söz verdiğinden daha uzun süre evde tutmak için tuzak kurarlar. Nihayet bir gün Güzel rüyasında Çirkin’in umutsuzluktan ölmek üzere olduğunu görür. Kendisine tanınan süreyi aştığını farkedip Çirkin’i kurtarmak üzere şatoya geri döner. Ölüm döşeğindeki Çirkin’in ne kadar çirkin olduğunu unutarak onu iyileştirmeye çalışır. Çirkin ona, onsuz yaşayamadığını, ama şimdi o döndüğüne göre artık mutlu ölebileceğini söyler. Ama Güzel de Çirkin olmadan yaşayamayacağını anlamıştır, çünkü ona âşık olmuştur. Bunu ona söyler, onunla evleneceğine söz verir, “Yeter ki sen ölme” der.

O anda şatonun içi parlak bir ışıkla ve müzikle dolar; Çirkin ortadan kaybolmuş, yerinde yakışıklı bir prens belirmiştir; Prens, Güzel’e ken-disine bir cadının büyü yaptığını söyler; büyü ancak güzel bir kız Çirkin’i yalnızca iyiliği için severse bozulacaktır.

Masalın simgeselliğini açıklamaya çalıştığımızda, aslında Güzel’in yalnızca erdemli ve gerçekdışı olan bir aşktan kurtarılmayı beklediğini görürüz. Bilinçdışı niyeti önce babasını, sonr da kendisini yalnız iyilik değil, hem iyilik hem de zalimlik ifade eden bir ilkenin etkisi altına sokar. Bir başka deyişle, Güzel bütün masumiyetiyle, Çirkin’in erotik öfkesini uyandırmadan kendisine saf beyaz gülü veremeyecek olan bir babaya güvenir. Güzel ancak başlangıçtaki isteğinin içindeki cinsel ögeyi ve onu bastıran ensest korkusunu fark edince cinselliğe vereceği doğru yanıtı kabullenir.

Bakire arketipiher genç kadının içinde vardır ve onu derin bir psikolojik düzeyde etkiler. Çocukluktan kadınlığa geçiş tecrübesi eski çağlarda ayinlerle kutlanırdı; bugün artık böyle yapılmıyorsa da, bu geçiş dönemine özgü olayları çoğu genç kadın unutmamıştır. Yaşadıklarımız bilinçaltımızdan asla silinmez. Bu yüzden, olgun bir kadın da genç bakire arketipinin temsil ettiği bazı özellikleri korumuş olabilir, yani bunun anısı sonraki hayatında türlü duyguların tetiğini çekebilir.

Mitolojide bakire, psikolojisi açısından her zaman gerçek bir genç kız kadar genç olmayabilir. Güçlü bir amazon, hayatını kendi başına yaşamayı seçmiş bir kadın ya da cinsel ilişki kurmadan bir erkeğe yol arkadaşlığı yapan biri olabilir. Ya da günaha girmeden İsa’ya hamile kalıp, onu günaha girmeden doğuran Bakire Meryem örneğinde olduğu gibi, bakirenin masumiyeti ve saflığı vurgulanabilir. Kadın psikolojisindeki bazı göstergeleri bulabilmek için, arketip oluşturan mitlerdeki nitelik ve simgeleri zekice çözümlememiz gerekir. Geçmişte çözümlemeleri erkekler yapmış, çoğu zaman da kadınlarla ilgili kendi doğal duygularıyla bir mitin kadın bakış açısından pek de kolay anlayamayacakları daha örtük anlamını birbirine karıştırmışlardır. Kadının bu anlamı kendisinin kavraması ve dünyaya kendisinin göstermesi gerekir, çünkü hiçbir erkek bunu onun yerine yapacak değildir.

Manuella Dunn Mascetti

(İçimizdeki Tanrıça, DK)