GÖZLER / Pound

09/02/2010

Ezra POUND

(A.B.D., 1885-1972)

GÖZLER

Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun,
Duyalım biraz da rüzgârların parmaklarını
Üstümüzü örten şu durgun
Yaş kurşun gibi ağır kapaklarda.

Dinlen artık kardeş, gün ağarıyor bak dışarda!
Soldukça soluyor sarı ışık
Eridikçe eriyor mum.

Salıver bizi, dışarda en tatlı renkler,
Yosunun yeşili, çiçek renkleri,
Ağacın altı serinlik.

Salıver bizi, tükeniyoruz yoksa
Akıp duran tekdüzeliğinde
Kuru kuru baskıların
Ak kâğıt üzerinde.

Salıver bizi, biri var ki
Bir gülüşünün verdiğini vermez sana
Yıllanmış bilgisini tüm okuduklarının
Ona bakalım ona.

Türkçesi: Bülent Ecevit


ANIŞ / Oktay Rifat

09/02/2010

OKTAY RİFAT

(1914 – 18 Nisan 1988)

ANIŞ

Her dakikasını ayrı hatırlarım
Erenköy’de geçen zamanımın
Rüyama girer bir arada
İstanbul bahar ve Türkân’ım

Bir odamız vardı etrafı sarmaşık
Bostanlara bakan penceremiz
O güller kadar taze
Ben ona deli gibi âşık

Bir yastıkta dinlenir başlarımız
Saçlarım saçlarına karışırdı
O güzel bir kızdı ince alımlı
Ne giyse yaraşırdı

Yeter ki gönüller şen olsun
Şarkılar söylerdik yolda
Hep karşıma otorurdu ellerini tutardım
Akşam üstü eve dönerken paraşolda

Ağaçlar çiçekteydi
Türkân’ım sağ beraberimde
Kalbim sevda içindeydi
İstanbul bahar içinde


GÜL YÜZÜNDE GÖRELİ… / Ahmed Paşa

09/02/2010

AHMED PAŞA

(? -1497)

ŞARKI

Gül yüzünde göreli zülf-i semensây gönül
Karasevdâda yeler bî-ser ü bî-pây gönül
Demedim mi sana dolaşma ana hây gönül
Vay gönül vay bu gönül vay gönül eyvây gönül

Dil dilerken yüzünün vaslına candan dahi yeğ
Bir demin görür iken iki cihandan dahi yeğ
Aktı bir serve dahi âb-ı revandan dahi yeğ
Vay gönül vay bu gönül vay gönül eyvây gönül

Ahmed’em kim okunur nâmım ile nâme-i aşk
Germdir sözlerimin sûzile hengâme-i aşk
Dil elinden biçiliptir boyuma câme-i aşk
Vay gönül vay bu gönül vay gönül eyvây gönül


[SENİN KALBİNİ TAŞIRIM] / Cummings

09/02/2010

e. e. CUMMINGS

(A.B.D., 1894 -1962)

[SENİN KALBİNİ TAŞIRIM]

senin kalbini taşırım yanımda (taşırım onu
kalbimde) onsuz olamam asla (her nereye
gitsem sen de gidersin, sevgilim, ve benim
yaptığım her neyse senin eserindir, güzelim)
korkmam hiçbir yazgıdan (çünkü benim yazgım sensin, tatlım) istemem
hiçbir dünyayı (çünkü senin güzelliğindir benim dünyam, gerçeğim)
ve bir ay daima ne anlama geliyorsa o sensin
ve sen bir güneşin daima şakıdığı şarkısın
işte kimsenin bilmediği en derin sır
(işte kökün kökü ve goncanın goncası
ve hayat denen ağacın göğünün göğü; ki büyür
ruhun umduğundan ya da aklın sakladığından daha yüksek)
ve budur işte yıldızları birbirinden ayrı tutan mucize

senin kalbini taşırım (taşırım onu kalbimde)

Türkçesi: Faruk Uysal


ÖZLEYEN / Yahya Kemal Beyatlı

09/02/2010

YAHYA KEMAL BEYATLI

(1884 – 1 Kasım 1958)

ÖZLEYEN

Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
Sen nerdesin, ey sevgili, yaz günleri nerde!
Dağlar ağarırken konuşmuştuk tepelerde,
Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde!

Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
Hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi
Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.


SİYAH SÜRME ÇEKSİN… / Ruhsâtî

09/02/2010

RUHSÂTÎ

(19. yy.)

SİYAH SÜRME ÇEKSİN ELA GÖZÜNE

Siyah sürme çeksin ela gözüne
Eller beni kınar deyi korkmasın
Aldanmasın rakiplerin sözüne
Eski sözden döner deyi korkmasın

Bahar seli gibi dolup taşıp da
Bilmediğim karlı dağdan aşıp da
Minhaç gibi bir soysuza düşüp de
Kerem gibi yanar deyi korkmasın

Serbest salsın gemisini engine
Sakın keder getirmesin rengine
Ortalığın düzenine dengine
İnanır da kanar deyi korkmasın

Arzu edip baharını selini
Yetirmeyip sümbülünü gülünü
Duman çöküp yitirip de yolunu
Eski yurda konar deyi korkmasın

El yanında kara etmem yüzümü
Karda gezer belli etmem izimi
Hemen özü gibi bilsin özümü
Ruhsati’yi sınar deyi korkmasın


UNUTUŞ / Octavio Paz

09/02/2010

Octavio PAZ

(Meksika, 1914 -1998)

UNUTUŞ

Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta
gözkapaklarının kırmızı yaprakları altında.

Gömül vızıldayan sesin
düşen sesin halkalarına
ve uzaklarda yankılan
dilsiz bir çağlayan gibi,
davulların çalındığı yerde.

Bırak kendini karanlığa,
kendi etine gömül,
kendi yüreğine;
kemik, o mor şimşek,
kamaştırsın gözlerini, kör etsin,
mavi göğsünü göstersin akşam ışığı
körfezler ve gölgeli koyaklar arasında.

O sıvı karanlığında uykunun
ıslat çıplaklığını;
kıyıya kimbilir kimin bıraktığı
gövdeni, o köpük danteli unut.
Sonsuz kadın, yitir kendini
kendi benliğinin sonsuzluğunda,
bir başka denizle buluşan bir deniz gibi
unut kendini, beni unut.

Dudaklar, öpüşler, aşk, her şey yeniden doğar
o ölümsüz, o yalın unutuşta:
gecenin kızlarıdır yıldızlar.


BİR GÜN / Ümit Yaşar

09/02/2010

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

(1926 – 4 Kasım 1984)

BİR GÜN

Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanlan çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsan apansız
Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kalbimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum


SORMA HOCAM / Rıza Tevfik Bölükbaşı

09/02/2010

RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI

(1869 – 29 Aralık 1949)

SORMA HOCAM

Bana sual sorma, cevap müşkildir;
Her sırrı ben sana açamam hocam.
Hakk’ın hazinesi darı değildir,
Cami avlusuna saçamam hocam.

Kayd-ı âhiretle düşmem mihnete,
Ben burda memurum şimdi hizmete,
Hayvan otlatırken gidip cennete,
Sana hülle donu biçemem hocam.

Mi’racı anlatma, eşek değilim;
Bildiğin kadar da melek değilim.
Günahkâr insanım, ördek değilim,
Bu ağır gövdeyle uçamam hocam.

Halka korku verme velvele salıp,
Dünya ve ahiret bu köhne kalıp;
Ben soft değilim, cübbemi alıp
İmaret imaret göçemem hocam.

Ölümden ürker mi tez ölen kimse?
Çoktan mazhar oldum ben hak nefese,
Bu demi sürerken ecel gelirse,
İşimi bırakıp kaçamam hocam.

Şarabı men’ etme, o değil hüner;
Aşıkım, bâdesiz pek başım döner;
Gönlümde muhabbet ateşi söner,
Özrüm var, sâde su içemem hocam.

Nâr-ı cehennemi önüme serme,
Günâhımı döküp kaygılar verme,
Kitapta yerini bana gösterme,
Ben pek o yazıyı seçemem hocam.

Feylesof Rızâ’yım, dinsiz anlama;
Dini ben öğrettim kendi babama;
Her ipte oynadım, canbazım amma
Sırat Köprüsü’nü geçemem hocam.