GÜLLER ve LEYLAKLAR / Aragon

25/02/2010

Louis ARAGON

GÜLLER LEYLAKLAR


Ey o değişmeler ey o çiçeklerin açma ayı
Bulutsuz geçen mayıs bıçaklanmış haziran
Unutamam bir daha ne gülleri ne leylakları
Ne de o çiçeklerini ilkyazın hiçbir zaman

O korkunç görüntüyü unutamam bir daha
Alayı kalabalıkları çığlıkları güneşi
Aşk yüklü arabaları Belçika armağanlarını
Sonra o arı uğultulu yolu titreyen havayı
O kavgayı bastıran sakınma bilmeyen utkuyu
Öpüşmenin kızıla döndürdüğü kanı sonra da
Çılgın halkın leylaklarla donattığı kulelerde
O ölüme gidenleri unutamam artık dünyada

Kutsal o eski zaman betiklerine benzeyen
O Fransa bahçelerini unutamam bir daha
O akşamları ve büyüsünü o sessizliğin
Gülleri yol boyunca o gülleri sonra da
O bozgun yeline karşı duran çiçekleri
O sayıklayan bisikletleri alaycı topları
Korkunun kanadı üstünden geçen erleri
O perişan kılıklarını konaklayanların

Ama neden bilmem bu benzetme kasırgası
Dönüp dolaşıp beni aynı yere getiriyor
Saint-Marthe bir general kara bir dal yığını
Orman yolunda bir köşk Normandiya biçimi
İşte tıs yok düşman karanlıkta dinleniyor
Birden bize Paris düştü diyorlar bu akşam
Bir daha dünyada ne o yitirdiğimiz aşkı
Ne o gülleri ne de o leylakları unutamam

Flandres leylaklarını demetlerini ilk günün
Sonra tatlı izini yanakları solduran ölümün
Sonra sizi kaçışın gülleri taze güller sizi
Bir yangın rengine çalan Anjou gülleri sizi

Türkçesi: İhan Berk


“GECENİN SESİ” ve “GİZ SES” / Enis Batur

25/02/2010

Enis Batur

GECENİN SESİ

Kaptanın uykusu kaçtı birden;
birden külçe gibi üstüne indi
gece ve yalnızlık, kalktı, bir
havlu aldı sırtına, küpeşteye
tırmandı yavaşça, duydu:

Çocuğu uyutmuştu kadın; uzun,
yılansı bacağını siper etmişti
düşmesin diye dönerken kar
yatakta: uğulduyor, tutuşuyordu
erkeğin başını gömdükçe yinine:
İçinden büyük bir kuş havalanıyor
uzağa süzülüyordu.

GİZ SES

Bir rüzgârda buldu seni bir rüzgârda yitirdi,
penceresinden baktı sine sine yağan uçarı yağmura
ve essin dedi, bir daha essin, sen çünkü bana eşsizsin,
gökyüzünde karmaşık bir sözdizimiydi kurduğu esin
perisinin — çekti sinesine koydu bulutlardan bir tortuyu,
uzan dedi, uzan Enis, tam bir gece için biriksin sesin.


GENE O DAĞ YOLLARINDA / Cevat Çapan

25/02/2010

GENE O DAĞ YOLLARINDA


Yıllar sonra Alplerden inerken
bir dağ yolu mu bu diye kendine sorarsan
daha binbir soru varken zihnini kurcalayan
elinde bir dağlalesiyle seni karşılayan
şu küçük kızı alnından öp
ve dinlen biraz.
Yıllar önce, uzaklarda,
doruklarına tırmandığın,
rüzgârlarını ezberlediğin,
başka dağları düşün.
O bildik dağların koyaklarında biriken,
sonra eriyip boz bulanık ırmaklara karışan
kadarıyla ak git sen de
uzaklara, dağların ardına,
kavruk çöllere.
Uçak gürültülerinin, kum fırtınalarının içinden,
Düşlerinde o küçük kız,
Bir dağlalesi elinde.

Cevat ÇAPAN


ADA ŞARKILARI’NDAN / Bachmann

25/02/2010

İngeborg BACHMANN

(Avusturya, 1926 – 1973)

ADA ŞARKILARI’NDAN

İnsan ayrılırken
fırlatmalı şapkasını denize,
içinde yaz boyu topladığı
deniz kabukları
ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda,
kurduğu sofrayı sevgilisine,
devirmeli denize,
bardağında kalan şarabı dökmeli denize,
ekmeğini balıklara vermeli
ve denize bir damla kan katmalı,
bıçağını dalgalara saplamalı
ve salmalı sulara ayakkabılarını,
yürek, çapa ve haç
ve gitmeli saçları uçuşarak rüzgârda!
Döner gelir sonra.
Ne zaman?
Sorma.

Türkçesi: Behçet Necatigil


SU, RÜZGÂR ve NAMUS / Petöfi

25/02/2010

Sandor PETOFI

(Macaristan, 1823-1849)

SU, RÜZGÂR VE NAMUS

Daha çocukluğumda,
Dinlemiştim bu masalı:
Su, rüzgâr ve namus
Bir gün saklambaç oynamışlar.

Önce su saklanmış;
Fakat çabuk bulunmuş
Derin vadiler arasında…

Sonra rüzgâr saklanmış,
Onu da bulmak kolay olmuş
Yüksek dağların tepesinde…

Sıra namusa gelmiş
O da şöyle söylemiş:

Dinleyin bir kere,
Ben kaybolursam
Bulunmam hiçbir yerde…
İşte o günden beri, namus
Kaybolunca,
Bulunmaz hiçbir yerde…

Türkçesi: Nilüfer Woods


CEHENNEM’E GİRİŞ / Dante

25/02/2010

Dante ALİGHİERİ

(İtalya, 1265 – 1321)

CEHENNEM’E GİRİŞ

Dert şehrine benden gidilir,
Bitmeyen azap içine benden gidilir,
Lânetliler arasına benden gidilir.

Haktan aldı yüce ustam ilhamını
Tanrı gücü yarattı beni
Akıllar aklı, sevgiler sevgisi.

Bir şey var olmadı benden önce Tanrıdan başka
Ve ben var olacağım varlık oldukça
Girenler her umudu bırakın benden içeri.

Bir kapının başında yazılı gördüm
Bu karanlık bu kapkara sözleri
Dedim: Hocam, acı geldi bu sözler bana.

İçimden geçeni anlayan hocam
Dedi: Kaygıların yeri yok burda
Her çeşit korku bitmeli burda.

Geldik gayri geleceğimiz yere
Sana, göreceksin dediğim dertli sürü,
Akıl nurunu kaybetmişler sürüsüdür.

Sonra tuttu hocam elimden
Güler yüzü ferah verdi içime
Ve girdik beraber esrarlı âleme.

Acı sesler geliyordu uzaktan,
Tek yıldız havaların içinden,
Gözüme yaş getiren feryatlar, derin iniltiler.

Uçsuz bucaksız karanlıklar içinde
Dönüp duruyordu bu ses kasırgası
Deli rüzgârlara kapılmış kumlar gibi.

Dedi: Bahtsız ruhların perişan halidir bu,
O ruhlar ki dünyada gamsız yaşadılar
Ne günah ne de sevap işlediler.

………………………

Türkçesi: Sabahattin Eyüboğlu


DENİZ AĞACI / A. Barış Ağır

25/02/2010

Deniz Ağacı

ellerinin sunduğu bu aydınlık
günlerin merhametinden mi?

suları gördüm
ak pak sazlıklara koşardın

atların uzun ağrısından
yokluğu ve ışıltısı
gözden düşmüş sabrı
akşama serpilen hayat
dağılan bir kaya parçası mı?

harfleri topla ve güzü bekle
anlaşılsın keder

bu anılar salıncağı
doğrultunca acıyı dünyaya
bir deniz ağacından su çiçekleri gönder

A.Barış Ağır

Varlık, Şubat 2010