KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA / Cemal Süreya

26/02/2010

KAN VAR BÜTÜN KELİMELERİN ALTINDA


Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop’un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık birgün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay söyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte durup dururken şurda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Güzün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir cumartesi
Çığlığındaki sessiz harfler
Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
Ne güzel konuşur sokak satıcıları
Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
Ve çiçekçi kızlaırn göğüsleri
Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
Kan var bütün kelimeleirin ardında
Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık sökebilir olanca renklerini
Sürekli işbaşındadır belleğin
Tanık şairler arasında
Oyuncu arkadaşlar arasında

Yolculuk bir kafiye arayabilir
Atının kuyruğundaki düğümde

Ölüm bir kafiye arayabilir
Ak gömleğinde

Yol bir kafiye arar ve bulur
Dönemeçlerin benzerliğinde

Kan var bütün kelimelerin altında
Bir gül al eline sözgelimi
Kan var bütün kelimelerin altında
Beş dakka tut bir aynanın önünde
Sonra kes o aynadan bir tutam
Beyaz bir tülbent içinde
Koy iç cebine
Bütün bir ömür kokar o ayna
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte o kandır senin gülüşün
Sızmıştır hayatın derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savurur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında

Cemal SÜREYA


GUILLERMINA ACABA NERDE ? / Neruda

26/02/2010

Pablo Neruda


GUILLERMINA ACABA NERDE ?

Guillermina acaba nerde?

Ablam çağırmıştı onu,
gidip kapıyı ben açtım,
güneş girdi içeri, yıldızlar girdi,
iki buğday başağı girdi,
iki göz girdi, dipdiri.

On dördüme basmıştım,
hoşuma gidiyordu ağırbaşlı görünmek,
inceciktim, çeviktim, ama bir yandan
kaşlarımı çatıyordum boyuna.
Örümcekler arasında yaşıyordum,
her karışını biliyordum ıslak ormanın,
beni tanıyordu böcekler,
üç renkli arılar tanıyordu beni.
Nanelerin altına saklanmış
çulluklar arasında uykuya dalıyordum.

Guillermina girdi sonra,
saçlarımı savurdu ansızın
gözleri, masmavi çakan,
ve kış duvarına çiviledi beni.
Temuco’da, güney sınırında.

Ağır ağır geçti yıllar,
filler gibi usulca ilerleyerek,
çılgın kurtlar gibi uluyarak geçti.
Yaslı yıllar geçti, yıpranmış yıllar,
buluttan buluta attım kendimi,
ülkeden ülkeye, gözden göze,
ama sınırdaki yağmur
toprağa hep aynı biçimde düştü.

Ne yolculuklara çıktı yüreğim
ayaklarında aynı pabuçla,
beni besleyen, dikenler oldu.
Tedirginlik götürdüm nereye gitsem:
vurdular beni ben vuracakken,
yığılıp kaldım öldürüldüğüm yerde,
ama kalktım, eskisinden daha dinç,
ya sonra, ya sonra, ya sonra –

Ekleyecek ne var ki?

Yaşamaya gelmiştim yeryüzüne.

Guillermina acaba nerde?

Türkçesi: Ülkü Tamer


SUNU / Milosz

26/02/2010

Czeslaw MILOSZ

(Polonya, 1911 – 2004)

SUNU

Sen, kurtaramadığım insan
Dinle beni.
Anlamaya çalış bu yalın sözleri, başka türlüsünü söyleyemediğim için.
Yemin ederim ki, söz büyücülüğü yok bende.
Bir bulut ya da ağaç gibi sesleniyorum sana.

Bana güç veren şey, ölümcül bir darbeydi senin için.
Birbirine karıştırdın kapanan bir çağla yeni bir çağın başlangıcını,
Nefretin esiniyle lirik güzelliği,
Gözü kararmış güçlü usta işi biçimi.

Sığ Leh ırmaklarının koyağı işte burası.
Ve koca bir köprü uzanıyor
Beyaz sislere. Parçalanmış bir kent bu
Ve ben seninle konuşurken
Martı çığlıklarını savuruyor mezarına rüzgâr.

Şiir nedir ki, ulusları ve insanları
Kurtaramıyorsa eğer?
Resmî yalanlarla dolu bir suç ortaklığı,
Biraz sonra boyunları vurulacak sarhoşların söylediği bir türkü,
Lisesi toy kızların okuma ödevleri.
Bilmeden iyi şiiri aramış olmam,
Şiirin tek amacını, biraz geç, anlamış olmam,
Bunda, yalnız bunda görüyorum kurtuluşumu.

Eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
Kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
Buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
Bizi bir daha aramayasın diye.

Türkçesi: Cevat Çapan


BİR RUM GÜZELİNE / Dertli

26/02/2010

DERTLİ

(1772- 1845)

BİR RUM GÜZELİNE


Bir Rum güzeline oldum müptelâ
Teşne-dil la’line kanayım dedi
Kaşlar şöyle dursun gözler bin belâ
Gönül ateşine yanayım dedi

Dedim “Ela do moni do kilisa”
Tasvir-i Meryem sûret-i îsa
Dedim ki “Ela do na sefiloya”
“Papas sto heri mu Panayam” dedi

Dedim ey bî-vefâ girme kanıma
Şemşir-i çevrinle kıyma canıma
Teslim-i tam ile geldi yanıma
“Dertli’nin derdini” sınayım dedi


ELLERİN VİTRİNİN DIŞINDA NASIL DA SICAK / Cezmi Ersöz

26/02/2010

ELLERİN VİTRİNİN DIŞINDA NASIL DA SICAK


………………………………Beyza’ya


Ellerinden utanıyorsun,
benim mutlu olmaktan utandığım gibi…
Gösterişli bir vitrin gibisin,
ağladığını bir tek sen biliyorsun.
Ağladıkça daha da ışıldıyor sahipsiz güzelliğin.
Bense hep yoldayım. Evim hiç olmadı. Kaçıyorum…
Sahipsiz güzelliğinin verdiği acıdan kaçıyorum.
Kaçmaktan kaçıyorum.
Hiçbir şey istemiyorum,
belki utandığın ellerini sadece…
Ellerin vitrinin dışında, nasıl da masum, sıcak.
Alışmamışım mutlu olmaya ben,
ellerini vitrine koyup, kendimden kaçıyorum…

Cezmi Ersöz


DOĞU’NUN KADINLARI / Hilmi Yavuz

26/02/2010

DOĞUNUN KADINLARI

biz batan güne sahip çıktığımızda
ay, bitlis’te sarı tütün
ya da bir akarsu imgesi
gibi yiğit ve bütün
bir ağıttır
kadınlarımızda
onlar hüznü bir çeyiz
çileyi ince bir nergis
ve gülerken bir dağ silsilesi
taşırlar
ve birer acıdan ibarettiler
kayıtlarımızda

kadınlar ki alınlarımızda
doğuyu mavi bir nokta
ve yazgıları çok uzakta
bir nehir yoluna
karışırlar
ölümleri duvaktan beyaz
ve ahlat, erciş, adilcevaz
üzerinde geçen bir kederle
yarışırlar
ve birer yazmadan ibarettirler
sevdalarımızda

biz bir yazın ayağında
en küçük bir gurbeti bile
içi titreyerek okuyan
ve bir gülü tersinden dokuyan
umutlarımızda
başlığı kınadan turaç
bebesi doğuştan kıraç
ve bir ninniyle darılıp
bir türküyle barışırlar
ve birer hasretten ibarettirler
mektuplarımızda

Hilmi Yavuz


UNUTULMUŞ BİR MEKTUPTUR AŞK / Ahmet Uysal

26/02/2010

UNUTULMUŞ BİR MEKTUPTUR AŞK


kırılgan günler edinmişsem
altmışından sonra.
bir çiçeği
koklar gibi tutacaksınız demektir bu
tutarken saydam ellerimi

aşkın önüne geçen şiirler beklemesin
artık benden sevdiğim kadınlar

ve bütün güzel kadınlar, beni
öper gibi öpsünler yaz ırmaklarını
sevgilim olan, kızım olan, ıssız
ormanım olan ülkemin o kadınları

ölümü ardına almış, çağcıl
soluğumdur yarışır durur hâlâ atlarla

ben yalnızca bir tanımı arıyorum
belki de, büyülü yorumlar yorumunu
diyelim ki: aşk bir mektuptur
bir şairin göndermeyi unuttuğu

ey ülkemin en güzel şair kadınları
bana bir mektup yazın ve unutun onu

1999/Balıkesir

Ahmet Uysal


“ÖNSÖZ” ve ‘KISIRLIK ÜZERİNE” / Brecht

26/02/2010

ÖNSÖZ

Şimdi sizlere anlatacağım,
Bir yolculuğun öyküsü,
İçinde bir sömüren var, iki de sömürülen kişi.
İyi gözleyin bu insanların tutumlarını!
Yabancı gelmese de yadırgamaya bakın!
Böyle alışılmış diye yormayın iyiye!
Kural böyle diye kurulup oturmayın!
En yalınkat, en hurda olaylara değin
Gözaltında tutun her şeyi!
Düşünün ille de böyle mi olmalı diye!
Hele sıradan bişeyse gördüğünüz
Büsbütün üstüne varın!
Bişey oldum-bittim böyle mi olmuş,
Öyle diye olağan saymayın onu!
Bu zamanda olağan şey mi olurmuş,
Bu düzenbaz düzeni, bu hesaplı çapul,
Bu ana-baba gününde!
İnsanlar insanlıktan çıkmış,
Üstüne kondurulmasın bi de
Böyle gelmiş bu, böyle gider diye!

(Kural’la Kural-Dışı adlı oyundan)

(Can Yücel)


KISIRLIK ÜZERİNE

Meyva vermeyen meyva ağacına
kısır derler.
Toprağı kim inceler?

Çürümüştü derler
kırılan dala.
Üzerinde hiç
kar yok muydu ama?

(A. Kadir)

Bertolt BRECHT