“GENÇLİK” İÇİN ALTIN SÖZLER

27/02/2010

GENÇLİK İÇİN ALTIN SÖZLER


Her yaşın, yaşamın her çağının kendine uygun gelişimi ve uygunluğu vardır.
Rousseau

Gençlik devamlı bir sarhoşluktur ve aklın ateşidir.
La Rochefoucauld

Yaşlanmanın yüzümüzden çok aklımızda buruşukluklar yaratacağından korkarım.
Montaigne

Gençliğin hoşa giden meziyeti yoktur ki yaşlanıp da bozulmasın.
Andre Gide

Gençlik uç noktalar çağıdır. Delikanlının suçu aşırı gidişindedir.
Aristoteles

Gençliğimiz geçtikten sonradır ki onu sevmeye başlarız.
Hölderlin

Ah gençlik! İnsan yalnız bir zaman sahip olur ona,
ömrünün kalanında da onu çağırır durur.
Andre Gide

Bir kadın kendi kızından daha genç göründüğü sürece yaşamından hoşnuttur.
Oscar Wilde

İnsanın yaşı ruhunun gençliğine veya ihtiyarlığına bağlıdır.
Thomas Mann

Yaşlılık duyguların dinlenmesi ve özgürlük çağıdır.
Platon

Genç bir insanın kötümser olması kadar üzünç veren bir olay yoktur,
bundan daha üzünç verici olansa yaşlı birinin iyimser olmasıdır.
Mark Twain


Hiçbir akıllı insan daha genç olmayı istememiştir.
Andre Maurois

Aslanların gencine sataş da yaşlısına yaklaşma.
Shakespeare

Gerçek gençliğin anlamı kuşku yerine inanç değil midir?
Zweig

Yaşlı bir cennetkuşu olmaktansa genç bir ağostosböceği olmak daha iyidir.
Mark Twain

İnsan gençlik hatalarını yaşlılığına kadar götürmemeli, yaşlılığın da kendine özgü hataları vardır.
Goethe

Hakları ve zevkleri elinden alınan gençler, onların yerine daha gizli ve tehlikeli olanları koyarlar.
Rousseau

Gençlik kendini aldatmanın bir biçimidir ama öylesine çabuk biçim değiştirir ki kendini aldattığını bile anlayamaz.
Valery

Gençliğe yaşlılıktan daha çok saygı göstermeliyiz.
Victor Hugo

Yaşlılık kötü bir alışkanlıktır, çalışan bir kimse böyle bir alışkanlık edinemez.
Andre Maurois

Yaşlılar her şeye inanırlar,
orta yaşlılar her şeyden kuşkulanırlar, gençler ise her şeyi bilirler.
Oscar Wilde

Herkes uzun yaşamak ister ama kimse yaşlanmak istemez.
Jonathan Swift

Ağlamayan genç vahşi, gülmeyen genç delidir.
Santayana

Bir insan yirmi yaşında genç değilse, kırkında nasıl olsun?
Goethe

Ey Türk gençliği! Birinci görevin Türk Bağımsızlık ve Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır.
Atatürk


İNANDIRAMAZ AYNAM / Shakespeare

27/02/2010

Shakespeare

(İngiltere, 1564 – 1616)

SONE 22

İnandıramaz aynam yaşlandığıma beni,
Değil mi ki doğdunuz aynı gün gençlikle sen;
Ama örtünce vaktin kırışıkları seni
Medet umarım ömrüm bitsin diye ecelden
Varlığına o eşsiz güzelliği giysen de
Gönlümün urbasından başka şey giyemezsin.
Yüreğim sende çarpar, yüreğin çarpar bende:
Demek ki bana göre yaşlısın diyemezsin.
Onun için, sevgilim, kendine bakman gerek,
Nasıl ki ben bir hiçim bakmak dururken sana,
Yüreğin bende diye üstüne titreyerek
Olmuşum yavrusunu esirgeyen bir ana.

Gönlüne bel bağlama gönlümü yok edersen.
Geri almak yok diye onu verdin bana sen.

(Türkçesi: Talât Sait Halman)


GENÇLİK BİR KİTAPTI.. / Hayyam

27/02/2010

Ömer Hayyam

(İran, 1022 – 1122)

GENÇLİK BİR KİTAPTI…

Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?

KANA KANA İÇ…

Kana kana iç gençlik çağlayanından,
An gelir susarsın delice, sular kesik.
İç içebilirsen bir daha devran değişince
Bir de bakmışsın ki uçup gitmiş gençlik!

Türkçesi: Sabahattin Eyuboğlu


GENÇLİK-YAŞLILIK / Shaw

27/02/2010

GENÇLİK – YAŞLILIK


Gencim ben… Yaşamımda bir şeyler olmasını öylesine istiyorum ki…
Onların yaşına gelince niçbir olaya karışmadan yaşamak isteyeceğimi söylüyorlar.
Onların yaşında değilim ki ben…

Gençler hep bağışlanır, ama onlar kendilerini hiç bağışlamaz;
yaşlılar hiç bağışlanmaz, ama onlar kendilerini hep bağışlar.

Yaşlanınca, hele benim gibi çok, çok yaşlanınca, düşler sürekli kendiliğinden gelir. Ne korkunçtur bilemezsiniz! Gençken yalnız geceleri uyursunuz, deliksiz bir uykuya dalarsınız. Sonraları, öğle üstü de başlarsınız kestirmeye. Daha sonraları sabahları bile uykudan gözünüzü açamazsınız. Yorgun uyanırsınız; bezgin, yaşamaktan bıkkın… Uykudan ve düşten kurtulamazsınız bir daha…

Gençlerin yaşlılar için yapabilecekleri tek şey, onları sarsarak güne uyabilmelerini sağlamaktır.

Gençken ben, kadınlarla erkekler çekinirlerdi birbirlerinden ve hiç dost olamazlardı birbirleriyle…
Hiçbir şey gerçek değildi. Romanlarda görülen türden bayağı, sahte, dayanılmaz bir nezaket!
Kadınca bir utangaçlık! Erkekçe bir şövalyelik!
Evet demek isterken hep hayır demeler!
Çekingen ve içten insanlar için yalnızca günah ödenen bir yaşam…

Bazı çocuklar akılca daha yaşlıdırlar ana babalarından ve bazı yetmişlikler daha gençtir torunlarından.

Ömrün yetmiş yılı yararlılıkla, doğrulukla, sevecenlikle, iyi niyetle geçmişse ve bu yıllar onurunu hiç yitirmemiş bir ruhun, canlılığını hiç yitirmemiş bir beynin yaşamıysa, bunlar yetmelidir insana, çünkü, bunlardır sonsuz ve ölümsüz olan ve böyle yaşamış birinin on yılı başkalarının otuz yılına değerdir.

Bernard Shaw


GENÇLERE YALAN SÖYLEMEK YANLIŞTIR / Yevtuşenko

27/02/2010

Yevgeni Yevtuşenko

(Rusya, 1933)

GENÇLERE YALAN SÖYLEMEK YANLIŞTIR

Gençlere yalan söylemek yanlıştır.
Yalanların doğru olduğunu göstermek yanlıştır.
Tanrı’nın gökyüzünde oturduğunu, ve yeryüzünde
işlerin yolunda gittiğini söylemek yanlıştır.
Gençler anlar ne demek istediğinizi. Gençler halktır.
Güçlüklerin sayısız olduğunu söyleyin onlara,
yalnız gelecek günleri değil, bırakın da
yaşadıkları günleri de açıkça görsünler.
Engeller vardır deyin, kötülükler vardır.
Varsa var, ne yapalım. Mutlu olamazlar ki
değerini bilmeyenler mutluluğun.
Rastladığınız kusurları bağışlamayın,
tekrarlanırlar sonra, çoğalırlar,
ve ilerde çocuklarımız, öğrencilerimiz
bağışladık diye o kusurları, bizi bağışlamazlar.


GENCİN KENDİNİ ARAMASINDA FELSEFENİN ROLÜ / Ahmet İnam

27/02/2010

GENCİN KENDİNİ ARAMASINDA
FELSEFENİN ROLÜ


Daha yazımın başlığından dayandığım temel varsayımlar ortaya konabilir:
1. Felsefe, yaşamada bir iş görür, yaşamaya uygulanır.
2. Genç kendini arayan bir insandır.
3. Felsefe, kendini arayan gence yardımcı olur.

Şimdi, görüşlerimi, bu yazımın sınırları içinde açıklayıp, tartışarak savunmaya çalışayım.

Gence katkıda bulunacak felsefe nasıl bir felsefedir? Çok engin bir yürek taşıyorum burada, neredeyse, “hangi felsefe olursa olsun” deyivereceğim. Yalnız, bir yandan da kolay bağışlamaz bir tutum içindeyim: Hangi felsefe olursa olsun, neyin felsefesi, kimin felsefesi olursa olsun; yalnızca ciddi, içten, haddini bilen, eleştiriye, kültürün diğer alanlarına (bilime, sanata, değişik yaşama biçimlerine…) açık, dert edindiği sorunları elden geldiğince kuşatıcı bir biçimde ele alan bir tavrı, bir tutumu taşımalı.

Bana, felsefeyle, dünya görüşü ayırımı yap-madığım suçlaması ileri sürülebilir. Evet, bu ayırımı yapmıyorum. Felsefe, yalnızca, çok sınırlı sayıda uzman kişilerin, bilgiç akademisyenlerin tekelinde değildir. Doğrusu, yazık ki, çoğunlukla öyledir ya; ben olmamalıdır, diyorum. Bunu demek de zorundayım, yoksa yaşama sorunlarının tartışılmasında felsefeci olmayan, felsefenin yüzyıllardır biriktiregeldiği onca hacimli yükünü çekemeyen gençlere yararından söz edemem. Üstelik teknik anlamıyla felsefeyi özümseyebilmek, bir ölçüde çok uzun yıllar gerektirdiği için, hiç değilse biyolojik anlamında, felsefeye gönül vermiş kişilerin orta yaşlılığında, giderek sağlıklı yaşlılığında başarabileceği bir iştir.

Felsefe dile getirilmeye çalışılan düşüncelerle yürütülür. Daha önce bu adla yapılmış çalışmalardan etkilenir. Kültürün diğer alanlarından, örneğin bilimden, sanattan, dinden, teknolojiden izler taşır. Zaman zaman biri ya da bir kaçı egemenlik kurar gibi olsa da, “felsefeler” olarak etkinliğini sürdürür. Dikkat edin, felsefeyi tanımlamaya, değişik felsefi görüşleri, felsefeleri, Felsefe adı alanda toplayabilmemizi neyin sağladığı gibi sorulara girmiyorum. Yazımın konusu açısından, felsefenin geçmişini, görebildiğimce şimdiki durumunu göz önüne alarak, felsefe etkinliğinin bazı özelliklerini vurgulamak istiyorum. Bu özellikler, birer saptama olmanın ötesinde, beklentilerimi de, özlemlerimi de dile getiriyor.

Kimi çağdaş felsefecilerin de söylediği gibi, felsefe kendini konu edinebilen bir uğraştır. “Felsefe nedir?” “Nasıl bir etkinliktir?” “Nasıl olmalıdır?” gibi sorularla uğraşabilir. İç hesaplaşmalarla dolu bir eyleme biçimidir. “Ne yapıyorum?”, “Ne demek istiyorum?”, “Neredeyim?”.. Namuslu felsefecinin böyle sorularla gece uykuları bölünmüş olsa gerekir.

Felsefeci kendi kendisiyle, başka felsefecilerle tartışır. Hesaplaşır. Eleştirir. Eleştirileri eleştirir. Önemli bulduğu eleştirilerden etkilenir.

Dille, kavramlarla yürütür uğraşını. Onlarla, öğrenmeye, anlamaya, açıklamaya uğraşır.

Buraya kadar, felsefenin belirlediğim özellikleri, bilimin de özellikleri olarak sayılabilir. İkisini ne ayırır sorusunu sormayacağım. Büyük bilim adamlarının çoğunun büyük felsefeci olduğu söylenir. Kuşkusuz bu iki alan tarih boyunca iç içe olmuş. Giderek, bilimlerin felsefeden kopup bağımsız çalışma alanları oluşturduğu ileri sürülürse de, felsefenin yine de bu alanların birçok kavramlarında, bu kavramlarla ilgili ortaya çıkan sorunlarında etkisini sürdürdüğünü söyleyeceğim. Daha da ileri gideceğim. Hiçbir yaşama alanı, yaşama biçimi yoktur ki, felsefece sorgulanmasın. İnsan kavramlar olmadan düşünemiyor. Anlayamıyor. Sezgisel, mistik anlama gibi başka türlü anlama biçimleri de olduğu ileri sürülebilirse de, bu anlama biçimleri üstüne de felsefece düşünebiliriz. Bu düşünmemizi, anlamamızı, yorumlamamızı, sorgulamaya başladığımız anda, bilim ve felsefe kaçınılmaz oluyor. Bilim yetmiyor. Sınırları var. Felsefenin de sınırlan var. Felsefe bilimi konu edebiliyor. Yargılayabiliyor. İlginçtir, bilim de felsefeyi ele alabiliyor. Örneğin, felsefe ürünlerinin, felsefe metinlerinin dilbilimsel incelemesi, felsefeciler topluluğunun sosyolojik incelenmesi gibi. Felsefenin alanı yine de bilimin sınırını aşabilir. Olgulara bağlı olmayabilir. Felsefenin bir olanak araştırması olduğu söylenmiştir. Bir ölçüde katılıyorum. Aslında bu yazıda felsefe-bilim ilişkisi üstüne tartışmaya girmek istemiyordum. Eksik söyleyeceğim için yanlış anlaşılacağından korkuyorum. Yanlış anlaşılmak, bu alanlarda çalışanların sık başına gelen bir şeydir. Bu konu üstünde durdum, çünkü gence katkıda bulunacak olan felsefenin taşıdığı bilim etkisi, bilimle olan ilişkisi belirtilmeliydi.

Özetleyeyim, yenileyeyim: Felsefe-yaşama, dil-yaşama, kavram-yaşama, kesin ayırımını yapmıyorum. Bu kavram çiftleri arasındaki ilişkilerin tartışılmasını bu yazımda yapmayacağım. Felsefe kaynağını yaşamada karşılaştığımız sorunlarda buluyor. Bu sorunları anlama, yorumlama, kavramlaştırma, bu kavramlaştırmayı düzenleme, eleştirme çabası. Bu çabayı da inceleme çabası. Öyleyse, yaşamadan gelen felsefe yaşamada uygulanabilir. Tek tek yaşama sorunları, belli felsefe çerçeveleri içinde, kavramsal çalışmalarla ele alınabilir. Genç de, sorunlar yumağı genç de felsefeleşebilir yaşayışını.

Kimdir genç? Öğrenendir. Kendi kültürünü, kültürleri, doğayı, kendini, gövdesini, kendi ruhsal özelliklerini.

Bu öğrenme sürecinde, kendini, toplumdaki yerini, dünyadaki yerini sorgular. (Sorgulamalıdır!) Kimisi çabucak bulur. Kocar. Kimisi arar. Bulan kocamayabilir. Bulduğu inançlarını, kafasında oluşturduğu görüşleri, sürekli sınıyor; yargılıyor, diğer görüşlerle hesaplaşıyorsa, genç kalır. (Biyolojik yaşla, düşünce yaşını ayırabiliriz diyorum. On beş yaşında yaşlılarla, yetmiş yaşında gençler olabilir.) Aramak her zaman sağlıklı olmayabilir. Şaşkınlığa düşmeyi, kararsızlığı, arama saymıyorum. Neyi, nasıl araması gerektiğini hiç değilse geçici görüşler içinde bilmelidir.

Genç umuttur da. Aramasında, buldukları, içinde olduğu kültürün devinmesine, canlanmasına, diğer kültürler içinde etkin olmasına yol açabilir. Kendini arayan genç, kültürünü de arıyordur. Tarihini, inançlarını, geleceğini arıyordur. Toplumunu arıyordur. Elbet belâsını değil, mevlâsını, inançlarını, bir ölçüde tartışmaya açık inançlarını bulacaktır. Doğrusu, felsefenin işlevi bu olmalıdır.

Felsefe, bir hesaplaşma, açıklama, tartışma, anlama çabasıdır, dedik. Arayan genç, bilimin verileriyle kendini rahatsız eden sorunlara yaklaşacaktır. Karşı karşıya kaldığı durumların olgusal incelenmesini bilimle yaptıktan sonra, kültürün diğer etkenlerini de, geleneklerini, tarihini, sanatını, dinini, siyasal tartışmalarını, felsefeyle araştıracaktır. Felsefe seçenekleri araştırma olanağını verecektir ona. Ne gibi yollar önümde? Kararımı nasıl vermeliyim? Yollar, değişik seçenekler bilimle tüketilemez. Kültürün değişik alanlarında, yaşama biçimlerinden gelen seçenekler de vardır. Bunları aşan olanaklar da vardır. Genç bu olanakları düşüncesinde tasarlayabilecektir. Felsefe, anlatmaya çalıştığım anlamda, ona bu engin olanaklar evrenini açacaktır.

Nasıl başaracaktır felsefe bu işi? Bütün bilimlere, kültürün diğer alanlarına genişlemesine ilişkileriyle bakabildiği için, kavram çözümlemelerini, anlam araştırmalarını bilimler arası ortamda, bilim-kültür, kültür-yaşama ilişkilerini felsefe tarihinden gelen birikimiyle yapmaya çalışarak başaracaktır. Felsefenin insanın tarihinde önemli bir yaşama birikimi oluşturduğunu unutmayalım.

Peki, genç bu birikimi nasıl kavrayacaktır? Felsefeyi anlamaya çalışmak, sorunlarla dolu gencin sorunlarını daha da arttırmayacak mıdır? Bir kez, genç, felsefeyle sorunlarını çözmeyi isteyecektir. Felsefeden beklentileri olacaktır. Felsefeyi anlayabilen bir kafa yapısı taşıyacaktır. Bu nitelikleri yoksa, felsefe ona, beklediği anlamda yardımcı olamaz. Yine de bu gencin felsefe öğrencisi olması gerekmez. Binlerce yıllık felsefe tartışmalarını meslekten biri gibi kavramış olması gerekmez. Felsefece düşünme tavrını sınırlı bilgisiyle de edinebilir. Felsefeyi duyabilir. Sezebilir. Genç kalarak yaşı ilerledikçe, genç bu duyduğunu, felsefeye yakışır biçimde yargılayabilir, temellendirebilir.

Genç seçecektir. Seçtiğini yargılamada, kavramsal temellendirmelerini atmada, kendi kendisiyle hesaplaşmada, yine felsefe, olgusal bilgiyi bilimden (örneğin, karar verme kuramlarından) almak üzere yardımcı olabilecektir. Genç bu aramasında, seçmelerinde, ayakları üstünde, kolay çözümleri yeğlemeden, yılmadan, dirençle yürüyecektir. Eleştiriye açıklık kadar, belki çelişkili görünecek ama, bulduğunda, sezdiğinde ısrar, gencin kendini sağlıklı biçimde aramasında çok önemlidir.

Burada, “felsefe” sözünü belirsiz bıraktığım için açıklama yapmam gerek. Felsefenin yaşamada işe yaramayacağını ileri süren “felsefeler” de vardır. Baştaki varsayımım felsefenin işe yarayacağı idi. Bu inancım, felsefenin başka görüşlere, kendi çözüm biçimimizden başka çözüm biçimlerine duyulan hoşgörüden, onları anlama çabamızdan kaynaklanıyor. Felsefe, tarihinde ve hâli hazırda tümüyle öyle olmasa bile, karşılıklı konuşma, tartışma, diyalog, etkileşme, haberleşme olanağını veren bir kültür etkinliğidir. Böyle anlaşılan felsefe, değişik görüşlere, yaşama sorunlarına sevgiyle yaklaşan (çünkü, bir anlamıyla, sevmek anlamaktır.), eksik ve özürlerini düzelten, özellikle gencin en çok gereksinme duyduğu yaşama sevincini veren bir uğraş olacaktır.

Bilimle ya da felsefeyle uğraşanların yaşamanın çetin sorunlarından kaçanlar olduğu da ileri sürülmüştür. Felsefe çalışmak, bu anlamda, koruyucu bir sığınak mıdır? Kaçış mıdır? Öyleyse, felsefe yaşama sorunlarının üstüne gidemeyecek demektir. Demiştim. Bu bir tavır, belki de bir kişilik sorunudur. Kendinin üstüne gitmek istemeyene, sığınak arayana, ruh hekimliği açısından “yüceltmeler” sağlaması, ana rahmi özlemiyle özdeşleştirebileceğimiz, kavramlar dünyasından yaratılabilecek “kuruntu” dünyası ortaya koymasıyla felsefe böyle yorumlanabilir. Benim bu yazıda kaygım, zaman zaman sığınsa da, sığınağının içinde bulunduğu günlük yaşamanın dertlerine, acılarına, onları anlayarak, yorumlayarak, yürekliliğiyle üstüne üstüne gidebilen gencin yaşadığı felsefe etkinliğini vurgulamak.

Yine, felsefenin yaşamanın uzağında, bir “uyduruk”, bir “yanılsama” olduğunu ileri süren görüşler var. Bu görüşe göre felsefe sorunları, yaşama sorunlarından kopuktur. Felsefeciler, yaşamda hiç işlevi, yeri, işlerliği olmayan bu “oyunlarında”, dilin “hapisanesinde” çırpınıp dururlar. Dili, “yanlış”, yaşamada yeri olmayan, çarpık kullandıkları için, kendi kendilerine sorunlar çıkarırlar. Dilin yaşama içinde kullanışlarını göstererek, onları, felsefe denilen “belâ”dan kurtarmış, tedavi etmiş olursunuz. Ayrıntılarına, nedenlerine girmediğim bu anlayışın ruh hekimliği çalışmalarıyla ilintileri var. Ayrıca, felsefe “aldatmaca”sının siyasal yanının da vurgulandığını görüyoruz çağımızda.

Eğer felsefe bir aldatmaca, bir kuruntu, bir yanılsama ise, felsefeden kaçmak değil, bu durumu ortaya çıkaran etkilerin irdelenmesiyle felsefeye felsefeyle yaklaşmak gerekir. Dert felsefenin derman da felsefenindir. Gence ruh sağlığı, coşku, heyecan verecek felsefe, kendi iç sorunlarını saklamayacak, bu iç sorunlarına çözüm çabalarıyla gence ulaşacaktır.

Dikkat: Felsefe her derde deva Lokman Hekim’in ilacı değildir. Her sorunu da çözmez. Çözüm, yaşama ustalığında, yaşama becerisinde yatıyor. Yaşama ustalığı için, bilime, felsefeye, kültürümüze, kültürlere duyduğumuz duyarlığın yanında, başka erdemler de gerekiyor. Genç, bilge felsefecilerin yaşamalarını örnek alabilir, burada. Doğrusu, felsefenin yaşamada nasıl kullanabileceğini bu işi becerebilmiş yaşama ustası felsefeci büyüklerinden görecektir. Yoksa, felsefe iç karartıcı kavram tartışmalarından öteye gidemez. Çoklarının ileri sürdüğü gibi, yaşamayla ilgisi olmayan kuru bir meslek alanı olur.

Türk kültüründe gençlerimizin örnek alabileceği yaşama ustası, bilge felsefecilerin ortaya çıkması, kendini arayan gençlerimize felsefenin önemini anlatmada en büyük destek olacaktır. Bu konuda umutsuz değilim.
Yaşama ustalığı, felsefesiz de edinilebilir; ben, felsefeyle nasıl gerçekleştirilebilir, bunu tartışıyorum. Bu “felsefe”ye hangi felsefe olursa olsun diyorum ya, belli bir anlayış, tutum, çaba içindeki felsefenin yardımından söz ediyorum. Çok “teknik”, kavram çözümlemeleriyle, mantıksal cambazlıklarla dolu, kılı kırk yarmalar taşıyan belli bir felsefe yapma biçimi bile, anlatmaya çalıştığım bir tavır ve yaşama tutumu ile, şu ya da bu biçimde dayandığı somut, tarihsel kaygılar belirtilerek, gencin düşünmesine, bir düşünce esnekliği kazanmasına, bununla karşısına çıkan değişik durumları tartmasına, değerlendirmesine, edindiği bilimsel, kültürel, eğitimi yorumlayıp, eleştirmesine yardımcı olabilir. Yaşamada bizim yanımızda olacak felsefe, bize başka felsefelerin varlığını unutturmayacak felsefe olmalıdır. Doğrusu, hangi felsefeyi savunursak savunalım, savunduğumuzun seçeneklerini, savunduğumuza aykırı yolları, farklı yaklaşımları örtbas etmemelidir. Değişik felsefe yapma biçimleriyle tanışıklık, ufkumuzun genişlemesine, hayal gücümüzün gelişmesine katkıda bulunabilir.

Felsefenin hazır çözümleri yok. Reçeteler veremez. Konuşur. Konuşturur. Dinler. Söyler. Değişik seçenekler önerir. Peki, dünya görüşü – felsefe ayırımı yapmadığımı söylüyorum, oysa, dünya görüşlerinin mutluluk reçeteleri yok mudur? Reçetenizin farkında mısınız? Başka reçetelerle karşılaştırabiliyor musunuz? Var olan reçetelerden farklı reçeteler de verilebileceğini düşünerek, bu reçetelerle de hesaplaşabiliyor musunuz? Reçetenizi bulandırmadan, açık seçik, sevabı ve günahı ile ortaya koyup, tartışarak, buna inanıyorum diyebiliyor musunuz? İşte, tarihsel birikimiyle felsefe, bu hesaplaşmanızda, karşılaştırmanızda, inançlarınızın bedelini ödeyerek, yani, onların görebildiğinizce diğer inançlar içindeki yerini görebilerek, görüşlerinizi ortaya kovuşunuzda sizinle olacaktır. Özlediğim felsefe, değişik felsefelerle beslenen, tartışan, eksik ve gediklerini gören, buna rağmen inanan kaçınılmazlığını vurgulayan bir felsefedir. Açıktır. Saklamaz. İçtendir. Bu tavır, değişik yaşama durumlarıyla karşılaşan gencin yaşama ustası olmasına yardıma olabilir, ama, yaşama ustalığını garantileyemez. “Neden garantileyemez?” sorusuna, bu tavırla kendini arayan gencin kendisi yanıt bulmalıdır.

Bitirirken, biraz duygulu biçimde de olsa, görüşlerimi yineleyeyim:

Felsefe ne işe yarar? Sorunlarımızın üstünde konuşabilmeye, sorunlarımızın kavramlarla ilgili köklerine inmeye, kavramlarla yaşama arasındaki ilişkiyi anlamaya, kendimizi aramaya, bu arayışta, bilimin bize söylediklerini araştırıp, tartışmaya, kısacası kendimizle, dünyayla açık seçik hesaplayabilmeye, konuşabilmeye yarar.

Felsefe genç kalmaya yarar.

Ahmet İnam


S’İMGE : GENÇLİK

27/02/2010

S’imge: GENÇLİK seçkimizde Türk ve Dünya edebiyatından seçilmiş 19 düzyazı ve 24 şiir yer alıyor.


Tevfik Fikret

YARIN  (FERDA)

…………………- Bugünün gençlerine –

Yarınlar senin; senin bu devrim, bu yenilik..
Her şey senin değil mi zaten?.. Sen, ey gençlik,
Ey umudun güzel yüzü, işte karşında aynan:
Temiz ve bulutsuz, ağaran bir gök,
Titreyen kucağını açmış, bekliyor.. Koş, çabuk!
Ey hayatın gülerek doğan sabahı, işte herkesin
Gözleri sende; sen ki hayatın umudusun,
Alnında yeni bir yıldız, hayır, bir güneş.
Doğ ufuklara, önünde şu sıkıntılı geçmiş
Sönsün sonsuza değin.
Bir daha yaşanmasın o cehennem; senin bugün
Cennet kadar güzel yurdun var; şu gördüğün
Zümrüt bakışlı; inci gülüşlü kızcağız
Kimdir, bilir misin? Yurdun.. şimdi saygısız
Bir göz bu nazlı yüze -Tanrı esirgesin-
Kötü bir gözle baksa, katlanabilir misin?
İster misin, şu ak sakalın temiz, görkemli,
Onurlu alnına, bir kirli el şöyle dursun,
Hatta yabancı bir el uzansın? Şu mezarı
Bırakır mısın, taşa tutsun bir serseri?
Elbette hayır; o mezar, o onurlu alın
Kutsal birer örneğidir yurdun.. Yurt çalışkan
İnsanların omuzları üstünde yükselir.
Gençler, yurdun bütün umudu şimdi sizdedir.
Her şey sizin, yurt da sizin, şeref de sizin;
Ama unutmayın ki zaman ağır, güvenli,
Sessiz adımlarla arkamızdan gelir.
Önden koşan, ama dikkatle her izi
İncelemeye yol bulan bu şaşmaz izleyici
Paylayıp utandırırsa bizi, yazık! Demin
’’Yarınlar senin’’, dedim, beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana yarın emanettir;
Her şey emanettir sana, ey genç, unutma:
Senden de hesap sorar, yakınır gelecek.
Geçmişe şimdi sen ibretle bakıyorsun,
Gelecek de senden böyle kuşkulanacak.
Her organı ihtiyaç kasırgasıyla sarsılan
Bir kuşağın oğlusun; bunu arasıra anımsa.
Unutma; çağın şimşeklerin bollaştığı çağdır:
Her yıldırımda bir gece, bir gölge yıkılır,
Bir yükseliş ufku açılır, yükselir yaşamak;
Yükselmeyen düşer: ya ilerlemek, ya yıkılmak!
Yükselmeli, dokunmalı alnın göklere;
Doymaz insan denilen kuş yükselmelere…
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!

(Sadeleştiren: Asım Bezirci)

Orhan Veli

AH! NEYDİ BENİM GENÇLİĞİM!

Nerde böyle hüzünlenmek o zaman;
İçip içip ağlamak,
Uzaklara dalıp şarkı söylemek;
Hafta sekiz ben eğlentide;
Bugün saz, yarın sinema,
Beğenmedin aile bahçesi;
Onu da beğenmedin, parka;
Sevdiğim dillere destan;
Sevdiğim,
Meyil verdiğim;
Ben dizinin dibinde elpençe divan,
Samanlık seyran.
Nerde,
Nerde,
Nerde böyle hüzünlenmek o zaman!


Behçet Necatigil

GENÇKEN

I
Niçin ölümden bahsediyorsun
Bu sevda nerden esti
Şairler yazmadan önce
Kimse ölümü sevmezdi
Sen onlara bakma
Geldin gidiyorsun
Kimin var seni düşünür
Bu yol deli dolu yürünür
Yakındır iki büklüm
Ararsın gençliğini
Elinde fırsat varken
Beğen beğendiğini!

II
Ben şâyet geceleri sarhoşsam
Delil gösterin içtiğime
Bir kızın yanına gidip konuşsam
Çok mu görülmeli gençliğime
Bir gün gelir bu yollardan
Şahit ister geçtiğime.

Nâzım Hikmet

GELMİŞİZ DÜNYANIN DÖRT BİR UCUNDAN

Gelmişiz dünyanın dört bir ucundan
Ayrı diller konuşur, anlaşırız
Yeşil dallarız dünya ağacından
Gençlik denen bir millet var, ondanız.

Cahit Sıtkı Tarancı

GENÇLİK BÖYLEDİR İŞTE

İçimi titreten bir sestir her gün.
Saat her çalışında tekrar eder:
“Ne yaptın tarlanı, nerede hasadın?
Elin boş mu gireceksin geceye?
Bir düşünsen! yarıyı buldu ömrün.
Gençlik böyledir işte, gelir gider;
Ve kırılır sonra kolun kanadın;
Koşarsın pencereden pencereye.”

Ah o kadrini bilmediğim günler,
Koklamadan attığım gül demeti,
Suyunu sebil ettiğim o çeşme,
Eserken yelken açmadığım rüzgâr!
Gel gör ki, sular batıya meyleder,
Ağaçta bülbülün sesi değişti,
Gölgeler yerleşiyor pencereme;
Çağınız başlıyor ey hâtıralar.

Necati Cumalı

KISMETİ KAPALI GENÇLİK

………………………………..Melih’e

Maçka’dan aşağı bir tütüncü tanıdık
Bir şişe rakı bir merhaba maksat hatır
Her akşam ayaküstü birkaç lâf atardık
Ardımdan o kalkar dükkânını kapatır
Ben açardım İstanbul’a karşı rakımı

İstanbul’a karşı iç iç düşün bu ne iştir
Günün bir yarısı çamur öbür yarısı
Durup dururken başlıyan o baş ağrısı
Bunca yıl yalan okuduk yalan söyledik
Aklına kim gelirse gelsin bağır ver veriştir

Üzgün kısmeti kapalı koca bir gençlik
Karşımızda canım ‹stanbul canım deniz
İçtik içtik kahırlandık bunca yıl dilsiz
Kimdik ki yaşamımızı berbat ettiniz
Sizlere el uzattık düşman gibi itildik

Fakat ‹stanbul dev gibi büyük bir şehir
İyi kötü ne günler görmüş geçirmiştir
Geceleri yorgun çocuklarının terli
Alınlarında o doğurgan ana eli
Dinlendirir dizlerinde ümitlendirir

Kimse alamaz elimizden bu ümidi
Bunca yıl bu ümit bizleri tutan dimdik
Neydik düne kadar daha üç beş kişiydik
Çektik kapıları çıktık evlerimizden
Meydanlara sığmıyoruz kardeşler şimdi.

Can Yücel

19 MAYIS

Bugün Ondokuz Mayıs,
Mayısın ondokuzu!
Sen ey Türk ülkemizin geleceği,
Ulusumuzun gözbebeği,
Sen ey demir parmaklıklarda barfiks yapan,
Ranzalarda parende atan
Sportmen ve kahraman Türk gençliği,
Önünde senin bütün Kilit-bahirler açık,
Ama her zaman Samsun’a çıkılmaz ya,
Bu sabah da avluda volta atmaya çık!