HER GÖREN AYB ETTİ / Fuzûlî

08/03/2010

GAZEL


Her gören ayb etti âb-ı dîde-i giryânımı
Eyledim tahkîk görmüş kimse yok cânânımı

Lâhza lâhza hûblar gördüm ki dil kasdındadır
Pâre pâre eylerim men hem dil-i sûzânımı

Çoh yetirme göklere efgânım ey kâfir sakın
İncinir nâ-geh Mesîhâ işidip efgânımı

Kılma her sâ’at beni rusvâ-yı halk ey berk-i âh
Eyleme rûşen şeb-i gam külbe-i ahzânımı

Çıkma ey dîvâne bâzâr-ı melâmetten deyu
Muttasıl çâk-i girîbanım tutar dâmânımı

Hansı bütdür bilmezem îmânımı gâret kılan
Sende îmân yok ki sen aldın diyem îmânımı

Ey Fuzûlî câna yetmiştim gönülden şükr kim
Bağladım bir dilbere kurtardım andan cânımı

FUZÛLÎ


SEVERİM BEN SENİ… / Yunus Emre

08/03/2010

SEVERİM BEN SENİ

Severim ben seni candan içeri
Yolum vardır bu erkândan içeri

Şeriat tarikat yoldur varana
Hakikat meyvası andan içeri

Beni bende demen bende değilim
Bir ben vardır bende benden içeri

Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman’dan içeri

Senin aşkın beni benden alıptır
Ne şirin dert bu dermandan içeri

Miskin Yunus gözü tuş oldu sana
Kapında bir kuldur Sultan içeri

Yunus Emre


AŞK / Brodski

08/03/2010

Joseph BRODSKİ

(Rusya, 1940 – 1996)

AŞK


İki kere uyandım geceleyin; uykusuz
pencere kenarında yanan lambaları gördüm
bitirilmemiş tümceleri bitirmeye çalışan
noktalar gibi düşümde işittiğim.
Bir avuntu vermedi bana gene de.

Düşümde hamileydin
ayrı yaşamamıza karşın uzun süre
suçlu hissettim kendimi bir çeşit, ellerim
karnını okşadı, acemice pantolonuma
gitti aynı zamanda

Tutuşmak için ilişki. Orada durdum
pencere kenarında, sen
düşlerimin karanlığında bile yoktun, terk edilmiş
sabırla geri dönüşümü bekleyişte
kızgın kelimeler söylemeden bu kopuşumuz için

Suç bendeydi. Karanlıklar geri veriyor bize
ışığın paramparça ettiği her şeyi.
Karanlıkta kıyıldı nişanımız; Orada biz
iki sırtlı canavarlarız
ve çocuk çıplaklığımızın özürü.

Geri döneceksin bana bir gece yarısı
yorgun ve sıska, geldiğinde
kızımı göreceğim ya da oğlumu
henüz adı konulmamış olan. Ve kaçınacağım
odamızın ışığını yakmaktan; ellerim

bekleyişini sürdürecek; biliyorum ki
sizi sessizliğe, gölgelerin ülkesini terk etmek
hakkından yoksunum, ışıktan bir duvar
ayırıyor bizi gerçeklikten
ve beni ulaşılmaz kılıyor dünyamda.

Türkçesi: Özkan Mert


MALDOROR’UN ŞARKILARI / Lautreamont

08/03/2010

Comte de LAUTRÉAMONT

(Fransa, 1846-1870)

MALDOROR’UN ŞARKILARI’NDAN

Sen, ey okur, bu yapıtın başında kine başvurmamı istersin belki de! Güzel ve kara bir havada, tıpkı köpekbalığı gibi engin bir kösnüye gömülmüş durumda sırt üstü devrilip, gururlu, geniş ve ince burun deliklerinle istediğin kadar kini içine çekemeyeceğini kim söyledi sana, eğer bu eylemin önemi kadar senin o kızıl kokulara olan haklı iştahının önemini de ağır ağır ve görkemle anlıyorsa? Daha önce eğer Tanrı’nın lânetli vicdanını arka arkaya üç bin kez içine çekmeye kendini kaptırmazsan, inan bana ey canavar, çirkin suratının o iki biçimsiz deliğini eğlendirecektir.

O kokular. O sözle anlatılmaz hazlardan alabildiğine hoşnut kalacak olan burun deliklerin, güzel kokulardan, buhur kokularından başkasını duymak istemeyecekler bir daha; çünkü, o cânım göklerin görkeminde ve dinginliğinde yaşayan melekler gibi eksiksiz mutlulukla tıkabasa doymuş olacaklar.

***

İmgelemin yarattığı ya da sahip oldukları, soylu duygular sayesinde insanların övgülerini kazanmak için yazar kimileri. Ben, kan dökücülüğün tadını betimlemek için kullanıyorum dehâmı! Gelip geçici, yapay zevkler için değil; ama insanla başlamış, insanla sona erecek olanlar için. Tanrı’nın gizli kararlarına uygun olarak kan dökücülükle bağlaşma yapamaz mı dehâ? Ya da, kan dökücü biri dehâ sahibi olamaz mı? Bunun kanıtını benim sözlerimde bulacaksınız; isterseniz, beni dinleyip dinlememek sizin elinizde. Bağışlayın, bana öyle geliyor ki saçlarım diken diken oldu; ama, önemli değil, çünkü, elimle, kolayla eski durumlarına getirebilirim onları. Bu, şarkı söyleyen kişi, tek sesli parçalarının bilinmedik şeyler olduğunu ileri sürmüyor; aksine, kahramanının kibirli ve kötücül düşüncelerinin bütün insanlarda bulunmasına alabildiğine seviniyor.

***

Yaşamım boyunca, istisnasız hepsi de budalaca işler yapan dar omuzlu insanlar gördüm ve çoğu türdeşlerini şaşkına çevirip ruhları türlü şekilde baştan çıkarırlardı. Eylemlerine gerekçe olarak “ün”ü gösterirler. Onları görünce herkes gibi gülmek istedim ben de; ama böylesine tuhaf bir öykünme olanaksızdı benim için. Keskin ağızlı bir bıçak aldım, dudaklarımın birleştiği yerlerde etimde yaralar açtım. Amacıma ulaştığımı sandım bir an. Kendi elimle yara açtığım bu ağıza baktım aynada! Bir yanılgıydı! ‹ki yaradan akan kan, gerçekten başkalarının gülüşü olup olmadığını anlamama engel oluyordu aslında. Ama, bir süre karşılaştırma yaptıktan sonra, gülüşümün insanların gülüşüne benzemediğini gördüm, yani gülmüyordum ben, gülüşüm yoktu benim. Çirkin suratlı, gözleri karanlık gözevlerine gömülmüş insanlar gördüm; kayanın sertliğini, dökme çeliğin katılığını, köpekbalığının kan dökücülüğünü, gençliğin küstahlığını, canilerin mantıksız öfkesini, iki yüzlülerin ihanetlerini, en olağanüstü oyuncuları, rahiplerin kişilik gücünü ve dışardan bakınca en içe kapalı, dünyaların ve göklerin en soğuk yaratıklarını aşıp geride bırakmışlardı; ahlâkçılar bitkin düşmüştü, yüreklerindekini görmeye, Tanrı’nın amansız öfkesini başlarına yağdırmaya çalışırken. Hepsini bir arada gördüm; kimi zaman, belki de bir cehennem cini tarafından kışkırtılmış, dondurucu bir sessizlikte gözlerine hem yakıcı hem kinli bir pişmanlık acısı sıvanmış durumda, annesine daha şimdiden başkaldıran bir çocuk benzeri en sıkı yumruklarını havaya kaldırdıklarını, bağırlarının gizlediği o alabildiğine adaletsiz ve dehşet yüklü, tutkulu ve düşman düşüncelerini ortaya çıkarma yürekliliğini gösteremediklerini ve bağışlayıcı Tanrı’yı merhametten kederlendirdiklerini gördüm; kimi zaman, günün her anında, yediden yetmişe insanlara, soluk alan her şeye, kendilerine ve Tanrı’ya karşı mantıksız ve akıl almaz lânetler yağdırırlarken, kadınları ve çocukları kötü yola düşürürlerken, vücudun edep yerlerini kirletirlerken gördüm onları. O zaman, sularını yükseltir deniz, tekneleri dipsiz derinliklerinde yutar; kasırgalar ve depremler yerle bir ederdi evleri; veba, türlü türlü hastalıklar kırıp geçirirdi yakaran ailelerini. Ama insanlar anlamaz bunları. Yeryüzündeki davranışları yüzünden utançtan kızarırken, sararırken de gördüm onları; ama pek ender. Kasırgaların kız kardeşi fırtınalar; güzelliğini kabul etmediğim mavi gökkubbe; yüreğimin imgesi iki yüzlü deniz; bağrı gizemli dünya; öteki gezegenlerin halkları; bütün evren; onu cömertçe yaratan Tanrı, sana yakarıyorum: İyi bir insan göster bana!.. Lûtfun on katına çıkarsın doğal güçlerimi; çünkü, bu canavarı görünce şaşkınlıktan ölebilirim: Daha azı için bile ölünebilir.

Türkçesi: Özdemir İnce


ÇİGAN GÖZLER / Ümit Yaşar

08/03/2010

ÇİGAN GÖZLER

Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar
Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde
Gözlerin bir çigan müziği güzelliğinde
Kirpiklerinde keman bebeklerinde gitar.

İç ürperten sesin her gece odama dolar
Bir buğu yükselircesine göğe kadehten
Nasıl başım döner nasıl mest olurum bilsen
Ağlarım saçlarında gün doğuncaya kadar

Mutluluk bir ateştir uzaklarda yaktığın
Ki binlerce yay çekilircesine derinden
En hazin şarkıları dinlerim gözlerinden

Büyür gitgide hüznü içimde yalnızlığın
Dinlerim o hiç susmak bilmeyen çiganları
Ve bir musiki halinde geçen zamanları

Ümit Yaşar


BAHÇEDE / Oktay Rifat

08/03/2010

BAHÇEDE


Bir mumla ayırdık geceden kendimizi,
Kurduk bir mumla bu çadırı bahçemize
Kıpkırmızı. Unuttuk bir bostan kuyusu
Gibi korkulu gökyüzünü. Arkamızda
Kaldı yol yol reçinalar sızan, budaklı
Ve kalın kabuklu ağaçlarıyla orman.
Bu yaprak ve ot kokusu ordan geliyor.
Şu duyduğum bir masal kuşu değil puhu.
Sansardan, tarla faresinden ve böcekten
Yalnız pervanelerdir bize dek sokulan.
İn usulca ürküntünün merdiveninden!
Karanlıkta kalan yüzünü çevir bana!
Konuş! Biç, bir solukta diz boyu büyüyen,
Yabanıl otlarını sessizliğin! Gece
Islak ve güzel, ama ışıktaki yüzün,
Yüzün ışıktan ve geceden daha güzel!

Oktay Rifat


BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU / Ahmet Hâşim

08/03/2010

AHMET HÂŞİM

(1885 – 4 Haziran 1933)

BİR GÜNÜN SONUNDA ARZU

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecroldu nümâyân.
Güller gibi… sonsuz, iri güller,
Güller ki kamıştan daha nâlân;
Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar,
Tekrarını ömrün eder i’lan.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,
Âlemlerimizden sefer eyler?..

Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!


GÜLÜMSEYEN DEYİŞLER / WİLDE

08/03/2010

GÜLÜMSEYEN DEYİŞLER


Kendini sevmek, yaşam boyu süren bir aşk ilişkisinin başlangıcıdır.

Bütün hükümet modelleri yanlıştır. Hepsi yetersizdir, çünkü insanın doğal ortamını değiştirmeye çalışırlar; ahlakdışıdırlar, çünkü bireye müdahale ederek en saldırgan egoizm formlarını üretirler; cahildirler, çünkü eğitimi yaymaya çalışırlar; öz-yıkımcıdırlar, çünkü anarşi doğururlar.

İki kez evlendiniz, bir kez de âşık olmayı deneseniz…

Her cinayet bayağı değildir ama her bayağılık bir cinayettir.

Modern yaşamda aşk arayanlar kesinlikle düş kırıklığına uğrarlar.

Güzellik bir tür dehadır -aslında dehanın da üzerindedir, çünkü anlatılmaya ihtiyacı yoktur-. bu, dünyanın, güneş ışığı, ilkbahar ayları ya da ay dediğimiz bu gümüş renkli kabuğunun koyu renkli suda yansıması gibi dünyanın yadsınamaz olgularından biridir. onu sorgulamak imkansızdır. ilahi bir hukuk onu egemen kılıyor.

Dünyanın ahlaka aykırı bulduğu kitaplar, dünyaya kendi utancını yansıtan kitaplardır.

Aptal ve çirkin insanlar bu dünyada en kısmetli kimselerdir. Rahatça oturabilir ve önlerinde oynanan tiyatroyu ağızları bir karış açık izleyebilirler. Zafer hakkında hiçbirşey bilmeseler bile, en azından bozgunu tanımaktan yoksundurlar.

Kamuoyu, sanatçıya ne kadar çok ilgi gösterirse, sanata o kadar az ilgi duyar.

Düşüncelerini saygıyla dinleyebildiğim insanlar, benden çok daha genç olanlardır.

Halk bir insanı ancak son yaptığı şeyle tanır.

Kadınlar, tüm aşk hikayelerini sonsuza dek sürdürmeye çabalayarak onları ziyan ederler.

İnsanların senin hakkında konuşmasından daha kötü bir tek şey vardır: insanların senin hakkında konuşmaması.

Devlet yararlı olanı, bireyse güzel olanı üretmeledir.

Dostluk aşktan çok daha üzücüdür; çünkü daha uzun sürer.

Amerika, hiçbir zaman bağışlayamamıştır Avrupa’yı, kendisinden daha önce keşfedildiği için.
Kamuou olağanüstü hoşgörülüdür; dahilerden başka her şeyi bağışlar.

Evlilik hayal gücünün zekaya karşı zaferidir. İkinci evlilik ise umudun tecrübeye karşı zaferidir.

(Tutkular, Acılar, Gülümseyen Deyişler, Remzi Yay.)

Oscar WİLDE


DÜŞÜN-POSTER: 5. MEVLÂNÂ

08/03/2010

DÜŞÜN-POSTER:  5. MEVLÂNÂ


LİR ve ORFE / Şerif Erginbay

08/03/2010

LİR ve ORFE


1

Soylu sesinin yankısı aralıyor ağzımı durmadan
dilim uyanışını dönüyor.. dönüyor teldeki sızım..
bulutum, çalgım, takımyıldızım; Lyra…

Bin kez söyleyip unuttuğum şiir.. bulup kaybettiğim kıyım;
patikam, ormanım.. yeniden başlamak için güneş yakınlığına;
ormanın aynasından çiylerimi taşıyorum bulutuna…

Şarkınla akıyorsun.. bin düğüm çözer tel tel sarılışın,
uzun soluğum ısıtıyor dalını, aralıyorum göğe sarmaşığını,
bin yıllık ağzımda unutulmuş deniz tadı; Lyra..

Kollarımın çağıran boşluğuna sığınan ışığım;
ellerin taşıyor bende
bir yaprak veriyorum adına.. köpük köpük dök sesini..
ıssızlığıma kanat..!
bir yaprak veriyorum adına; gürültüyle açıyor orman kendini..
binlerce sözcüğün akıyor içimin yıldız kaymasına.

Yüzünü göm ve kaybolsun yüzümün aynasında
saklı kalsın suyumuzda sis demeti..
ormanı geceye salan son aydınlığıyla günün
eşiğimin otları üstünde parıldayan inci.. Lyra..

2

Yaprak: ikizim!
sancımda doğan şafağım;
gezgin ruhumda yol alan güneş.

İçine çekiliyorum büyük pencerenin
incinmiş yosun telaşı suya gömülü taşlarında..
Yürü.. Çoğal.. Yankılan ey orman..! Yaprak: ikizim!
Göğsümde yıldız bolluğu: Mevsimim..!

Çiçeklenmiş patikanda yol yol ellerim..
hep derinine çılgın ormanın… binlerce yol
soluğunla doluyor bulutum..
binlerce yol yaprakların arasında.

Ormanın açık kucağında sessiz düş,
göğsümde yıldız bolluğum -mavi ve derin-
açık bırakarak sayfalarını çiçeklerinin;
ruhunun yankısını öpüyorum; Lyra..

3

Şimşeği kuşanmış yüzünün binlerce anlamı, çoğalan..
yüzümde soluğun; binlerce aralanmış damla..
açıyor dallarını sonuna dek; orman, örtüyorsun beni..
yüzün.. soluğun..baştan sona yaprak denizi.

Yüzünde aralanıyor durmuş zaman:
hazır şimşek..! hazır düş…
hazırlanıyor dudaklarda dönüp duran kan..!
yankılanıyor yüzünün şiirinde; isteğin aç ağzı!

öpüyorum ağzının “orpheus” sesinden; ruhumu saran
bulutuna yolum..

Beni yıka, sonsuz kıyına uzandım; uzandım iç döküşüne..
Yankılan..!
ruhumun aynasından dökülüyorsun:
ağzımda bin yıllık şarap..
Dingin koynunda ormanın, sarmaşığın uykusunda
güzelliğine uyanıyorum durmadan; durmadan! Lyra..

ŞERİF ERGİNBAY