SİYAH SONNET / Hilmi YAVUZ

10/03/2010

siyah sonnet


sular kayboldu büyüde, büyü tüldü tül
siyah, kendini gösteriyor, kapanır
yalnızlık dizlerine… gel, gömül
tenine… o tenin ki, Zaman’dır…

maide ve siyah, olur elbet, kınından
çekilir gibi yollar… sularda ayna sesi!
âh, gökler bıkar gider kendi erguvanından;
bir aynaya dönüşür ötekinin gölgesi…

ve siyah… ayna düşer! aynayla birlikte
herşey kırılır!
ne kalır geriye aynadan, söyle, ne kalır?
geriye kalan âh, sadece yalnızlıklardır…

aynalarmış gibi yapan aynalar!..
sır biziz, aynalar sırrolacaklar…

Hilmi Yavuz


BİR KIRMIZI ÖRTÜ / Turgut UYAR

10/03/2010

BİR KIRMIZI ÖRTÜ

herkes geçkin bir kışı yaşıyor
istanbul’da türkiye’de
geçkin bir kış nedir meselâ

hüzün bile pahalı
karlar bile bulgursu
yüreğin tam ortasında bir iplik
dokuz düğüm dokuzu da turnalı
varış bir gülün başlangıcına değil

suya eşitlik beklerken en azından
gözleri kapalı
düğmesi eksikken en güzel gömleğimin
çocuklar bağıra çağıra sokakları doldurmamış
ve herkes tütün içiyor durmadan
son defa duyuyorum alnımda
keçilerin önüne durulmaz tuzsuzluğunu

çünkü elbet çocuklar bağıra çağıra
tutmalı bütün köşeleri
piyango satanların köşelerini
pezevenklerin tuttuğu köşeleri
gazetelerin tuttuğu köşeleri

şimdi çok değil ama karamsarım
bazı şeyleri yaşayamam
elim ellisinde bir adamın kalbini yokluyor
düzgün atışlı ağaçlı herkesle birlik
biliyorsun

sonra bütün bunların üstüne
bize yakışmayan bir bezginlik

ellerim gene de vazgeçilmez bir suda
benden ayrı yüzüyorlar dupduru
bir bozguna yukardan bakıyorum

kimseye yakışmayan bir bezginlik
beyaz bir örtü gibi üstümüzde
daha kötüsü
kırmızı bir örtü gibi

Turgut Uyar


RENGÂHENK / Can Yücel

10/03/2010

RENGÂHENK

Bir yelkenli bayrağı al
– Mor da olabilir –
Almış yaprağına rüzgârı
Rumca bir şarkı patlatıyor
Denizin gözüne gözüne

Mubalağa laz oldu vre sevgilim
Aramızda bu yaz
Pontuslarını zaptetmeye birbirimizin
Selvi yeşili serenlerimizle

Beğenmediysen o yeşili
– Nefti mi? Değil –
Camgöbeği olabilir mesela
Suların postekisinde sevişmek için

Mubalağa yaz oldu bu yaz
İkimiz de ömrümüzün güzünde
Fuzuli’nin dediği Geday-ı Muhteşemler

Bitkiniz tatlı-işemeden
Böyle böyle deryadil oluyor derya
Derunumuzdaki..
Uyuyalım mı dedin vre sevgilim?
Gaflet ki, o bayrağı al yelkenliden
– Mor da olabilir –
Dalgalarla dalga geçer geçerken
Kucağımıza atlayan bir lapindir

Menzilimiz Pontus değil Azrail
Ve önümüz sırf ebabil…
Lakin o da ölecek bir gün mutlak
Bizcileyin yaşarsa bir yaz

Bunu Rabiş’in camına
Bayrağı al bir yelkenliyle yaz!
– Mor da olabilir ama –
Rumca bir şarkı patlataraktan
Ağaran siyaha doğru
Siya siya!..

İki ceset ki aşktan boğulmuş
Kasımpatları gibi patlayan kulaklarıyla
Tozlarından tuzlarından donanmalar kurulmuş
Gidiyorlar Cezayir’i fethe yeni baştan
Biri erkek biri dişi
İki korsan

Güler’le Can…
İkisi de birbirinden âlâ
İkisi de mubalağa!

Şiirin bütün bu felaketine rağmen
İkisi de yaşıyorlar hâlâ…
Böylece tekmil oluyor yavaş yavaş
Bütün bir sonbahar…

Can Yücel


S’İMGE : RENKLER

10/03/2010

“Körler’ için can sıkıcı bir yerdir, resim galerisi…”
Körler çarşısında ayna satmaksa yaşamın cilvesi.
Dünya kan kırmızı, saman sarısı, ölü yeşil, dünya gök mavisi,
menekşe moru, yaşayan yeşil…
Renkleri yaşamak, dünyanın ve insanın binbir halini yaşamak…
Her önüne çıkanı değil, seçerek yaşamak…

S’İMGE


ÇİÇEK DÜRBÜNÜYÜM GÖR BENİ

Çekmecenin anahtarı çekmecede kalmış, çekmece kilitli.
Çekmeceyi çekmecedir dilimizdeki şiir. *
Rengimiz derinliğimizden gelir.
*
Rengimiz bakar mısın bulutta mı? Nerede aramalı? Uçup gitmişse ten? Umutta mı? Tenimizi kuşanamıyoruz. Bu ağır. Bu zor. Ten mahzun. Tin perîşân.
Kendimizi kuşanamıyoruz. Ağır bulutları hayatın.
Rengimiz: İnsanlarla cengimiz.
*
Rengimiz: Bakar mısın, yüzünde, aynada mı?
Bana renginle mi bakıyorsun, sevgili? Rengimle mi?
*
Boyama beni. Rengim var benim. Kendime benzer dengim var benim.
Bakışının fırçasıyla. Beyninin boyasıyla. Boyama beni.
Bırak rengimi açayım. Rengime var benim.
*
Boyama! Evren tek renk değil!
Boyama! Sen de tek renk değilsin!
*
Rengarenkliğimi devşir. Çiçek dürbünüyüm. Gör beni.
Morum örneğin. Morumu görür müsün? Yeşilimi? Sarım dokunur mu sana?
Mavimi eğer misin? Beyazım görünsün.
*
Gökkuşağının doğurduğuyum. Duyarım renklerin hışırtısını tenimde.
*
Şu ruhun üzerinde nice fırça darbesi, şu ruhun üzerinde nice renk izi,
ona kendini unutturamadı. Ruhların bağımsızlığından geliyor renkleri.
*
Rengim: Sevgilim koklar mısın?
*
Sen türkü söylediğin zaman açan çiçeğin rengi var sözlerimde.
*
Sevişmek: Sen beni boyarken ben de seni boyuyorum
ama herbirimizin üzerindeki renk boyadıklarımızdan farklı.
*
Tinim beni boyayan fırçaları boyar.
Sözcüklerle oynadıklarını sananlar taşıdıkları renkleri göremeyenlerdir.
*
Açılan renklerde görünür kapanan renklerin gizi
*
Solgun ve yorulmuş: Yeni renklere gebe demek ki.
*
Hayatın bir rengi olmalı. Deniz mavisi. Deniz mavi midir?
Hayatın bir rengi olmalı. Ölüm rengi. Ölüm renktir.
*
Sen renkleri işitip sesleri gören sözüm ne renktir?
*
Her insanın bir rengi mi var? Bulsun öyleyse yakışanını.
Hayatın bunca rengi var da hiçbiri kimseye yakışmıyor.
*
Renkler karışırsa sözler kırışır.

Sevda kokar mesela bizim Sandıklı’da bembeyaz çiçekleri münevver ağacının.
Sevgiden, sevgiliden renkler devşiren bu ten, vurmuş gidiyor erken,
dünyanın en eskimiş bukalemunu olan yürek burkucu aşkı.
Bu ten: Renk pınarı. Bu ten: Sevgilinin yâri.
Bu ten, renk kumkuması. Renk atan. Renk savan. Renk çizen, renk çözen.
Bu ten, dünyanın en sevgili bulucu teni. Renk kışkırtan.
Rengi olanla didişendir yaşam.
Bu ten: Renk doğuran. Renk doğurtan. Bu ten ruhun çiçek dürbünü.
Bu ten nice ruhların anası. Renkana bu ten. Bu ten, öylesine bırakılmış yaşarken,
apansız bitiveren, en olmadık damarlarında hayatın. Neden?
Çünkü sevgiliden. Bu ten, gözümüzün önündeki gizemden.
Bu ten, ruh ile malûl, söz ile incinmiş, aşk ile mahrûm.
Bu ten, durmadan sonsuza giden. Aşkı vurup, sevgiliyi vurup, ölümü vurup,
yokluğu vurup, cisimsiz renklerin âlemine giden.
Tenim gidicisin ya, ruhum kadar büyüksün, üstelik ondan daha da akıllısın!
Tenim: Ruhuma hoş geldin. Ruhum: Tenime hoş geldin.
Şimdi bir gökkuşağıdır muhabbet.
Rengini bulmuş bir hûlyâda tenimle ruhum bitimsiz sevişiyor.
Rengimizi duyar duymaz renk verir yaşam. Rengimizle didişir.

* “Gözünde çekmecenin anahtarı kalan kilitli değil ki”
Tolga Suyolcuoğlu, Elem Dağında İbadet

Haziran 2008, Moda

Ahmet İNAM