REMBRANDT IŞIĞI / Kemal Özer

14/03/2010

REMBRANDT IŞIĞI


O kaynağı gizli kalan ışık
yalnız Rembrandt’ın yakaladığı
ardımı bırakmadı bir daha
Boymans Müzesi’ni gezdikten sonra

Aramaya başladım
önüme çıkan Hollandalılarda
delip geçmiş de bunca yılı
bugünkü yüzlere yansımış mı acaba

Sormak istedim
yoldan çevirdiğim birine
değdiği zaman derisine avuçları
ıslanıyor mu başkalarının teriyle

Ezmiş olmalılar
diye düşündüm
ışığa dönüşene kadar onca rengi
kafatasından çanaklar içinde

Ve fırçası Rembrandt’ın
tanıklık etmiş çağına
ezilenlerin ışığıyla
aydınlatmış ezenlerin yüzlerini

Kemal Özer


KÖR / Klabund

14/03/2010

Klabund

(Polonya, 1890 – 1928)

KÖR


Renk denilen birşeyden söz ediyorlar durmadan
Ve bazı şeylere kırmızı ya da rengarenk diyorlar,
Ve altın gibiymiş buğday demetleri
Ve masmaviymiş engin gökyüzü kubbesi
Ne haberim olabilir ki gülden, insan ve keçiden?
Bulanık bir delik gibi geliyor bana dünya
Kırık el ve ayaklarımla sürünerek girdiğim,
Ve şimdi, sessiz bir taş parçası, yatıyorum yerde,
Gözlerin var diyorlar bana. Nerde,
Nerdeler? Durmadan söz ediyorlar: görmek,
Ve fikri olmaktan: düşüncelerle
uzun yürüyüşler yapmaktan
çimenler üstünde
Alayla bana gülüyorlar: Kör, sevin,
Çirkin ve karanlık dünyayı görmediğine,
Ama karanlık: ne demek? Bilirdim, görebilseydim.
Duyumsadığım tek şey var:
ağır bir yüküm artık kendime…
Reçine gibi damlıyor ruhum varlığımın ağacından.

Türkçesi: Ramazan Şen


SENİN AŞKIN KIRMIZI MIDIR / İlhan Berk

14/03/2010

SENİN AŞKIN KIRMIZI MIDIR


Senin aşkın kırmızı mıdır
(Aşk, o duvar saatı)
Yeniden derinden anladım artık
Senin aşkın kırmızı

Senin yüzün gece midir
(Yüzün, o küçük su yolları)
Bütün renkler ezberimde de söylüyorum
Senin yüzün gece

Senin sesin akşamüstleri mi
(Sesin, o deniz kıyısı)
Bütün sesleri yaşadım da biliyorum
Senin sesin akşamüstleri

Senin gözlerin Göl Saatleri mi
Gözlerin o Dünyanın En Güzel Arabistanı
Bütün kitap adlarını düşündüm
Senin gözlerin Göl Saatleri

İlhan Berk


RENKLERİN KAVGASI / Anonim

14/03/2010

RENKLERİN KAVGASI


Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli, en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar:

YEŞİL demiş ki:
“Elbette en önemli renk benim.. Ben hayatin ve umudun rengiyim.. çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim.. şöyle bir yeryüzüne bakın, dere tepe baştan başa benim rengimle donanmış.”

MAVİ hemen atılmış:
“Sen sadece yeryüzünün rengisin.. Ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzümün mavisiyle insanların yüreğini huzurla doldururum ve huzur olmadan siz hiçbir işe yaramazsınız.”

SARI söz almış:
“Siz dalga mı geçiyorsunuz? Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim.. Evreni aydınlatan güneşin rengiyim.. Ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz.”

TURUNCU onun sözünü kesmiş:
“Ya ben? Ben sağlık ve direncin rengiyim.. insan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur.. Portakalı, havucu düşünün.. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim, unutmayın.”

KIRMIZI daha fazla dayanamamış:
“Ben hepinizden üstünüm! Ben kan rengiyim!! Kan olmadan hayat olur mu! Ben tehlike ve cesaretin rengiyim! Savaşın ve ateşin rengiyim! Aşkın ve tutkunun rengiyim! Bensiz bu dünya bomboş olurdu!”

MOR ayağa kalkmış:
Ben asalet ve gücün rengiyim. Hepinizden üstün benim..Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir.. Ben otorite ve bilgeligin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz.. dinler ve itaat ederler.”

Ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar… Her biri diğerini itip kakıyor “En büyük benim” diyormuş… Derken.. Bir anda şimşekler çakmış, ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış… Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar..

Ve YAĞMUR’un sesi duyulmuş:
“Sizi aptal renkler.. Bu kavganızın anlamı ne, bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz… şimdi elele tutusun ve bana gelin.”

Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar.. Elele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay şeklini almışlar.. Yağmur onlara “bundan böyle…” demiş, “Her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar.. onlara yarınlar için umut olacaksınız… Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size GöKKUŞAĞI diyecekler.. Anlaştık mı?”

İşte bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde GÖKKUŞAĞI tüm renkleriyle belirir..

Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farklıyız, ve hepimiz özeliz… Bunu bilerek çevremizle uyum içinde yaşamalıyız…

(Anonim)


MANSÛR / Asaf Hâlet Çelebi

14/03/2010

MANSÛR

renkler güneşten çıktılar
renkler güneşe girdiler
renkler güneşsiz öldüler
ne renk gerek bana
ne renksizlik

güneşler bir yerden çıktılar
güneşler bir yere girdiler
güneşler onsuz öldüler
ne aydınlık gerek bana
ne karanlık

şekiller bir yerden geldiler
şekiller bir yere gittiler
şekiller görünmez oldular

büyük köse vur
bütün sesler bir seste boğuldu
mansûr

mansûuur

Asaf Halet Çelebi


SARIYI ANLATIYORUM / Rıfat Ilgaz

14/03/2010

SARIYI ANLATIYORUM

Sen yeşilsin yaprak yaprak
Az da turuncu var çiçeğinde

Biz sarıyız düpedüz sarı
İki milyon kişi en azdan
Sarının ülkesinde tutsak
Sarıyız iliklerimize kadar
Gövdemizde sarı bir kabuk
Çıkmaz bıçakla kazısak

Hanlara hamamlara yol sıra
Allı pullu arabalara
Boy boy apartmanlara bak
Her taşın altında biz varız
Biz yaptık bu ehramları
Bu saltanatı biz kurduk

Yerden biter gibi bu yüzden
Arttıkça artarız
Sayımızla kimse öğünmez
Düşürdüler grafiklerden
Nutuklarda azalıyoruz

Yalanın yüzümüzde ışıkları
Bütün tablolardan silindik
Sarıyız sarı

Rıfat Ilgaz


YAŞAMCIL RESİMLERİN YEDİ RENGİ / Sabahattin Yalkın

14/03/2010

YAŞAMCIL RESİMLERİN YEDİ RENGİ

KIRMIZI – Günlerin resmi

Niye soruyorsun güneşimin rengini ,
ben nice ölümlerden geçerek yaşıyorum
son kırmızının son nefesini .

TURUNCU – Yüzlerin resmi

Bu yüz nasıl düştü yüzüme
böyle milyonlarca yüz içinden,
parçalanmış bir turuncunun yeniden
bütünleşmesi / göz göze gelince
sevda bu mu ne .

SARI – Toprakların resmi

Ölümlük mü dirimlik mi başakların boyu
kuruyan sarının suçu susan sarıda
doğumlar bedenin sonsuz direnişi;
hiçbir gök eksiltemedi bizi daha
topraklar bilir kökün direncini .

YEŞİL – İlk BEN’in resmi

Zamanla köreliyor selamlaştığımız gözler
fosilleşmiş bir zamana dönüyor yaşam,
bu çok eski iki kentin kavgası / kansız
bu çok eski iki sokağın çoğalması / tohumsuz
bu çok eski iki ırmağın buluşması / susuz
sürgün yeşilinde büyür çocuk sesleri
büyür ilk BEN’in boyutsuz çekirdekleri

MAVİ – Bedenlerin resmi

Sularla süren uzun akrabalığımız
mavicil bir göğün yumurta ikizi ,
Uzayın boyutsuz dölyollarında …
yönsüz döngülerini sürdüren hücreler,
bölüne bölüne çoğaldıkça
sevgen bir karında sımsıcak
hepsi bir öpümlük dudak uzaklığı .

LACİVERT – Gizlerin resmi

Hangi yaşın aşkı hangisinde kum falı
lacivert artığı bir gecenin sevleği
adı bilinmese de arar güneşini .

MOR – Anamın resmi

Bir ninnide mi bir duada mı yoksa
yeniden sütlenir mor emcik başları
anadır doğurdukça yaşar anamı .

Sabahattin Yalkın


SON ARZU / Yusuf Ziya Ortaç

14/03/2010

SON ARZU

Siyah uzun saçların beyazlandığı zaman,
Aşkımızın şahidi olan yollarda gezin…
Yıllarca seni candan seven bu âşığı an,
Bir sonbahar yaprağı gibi solunca benzin…

Ey güzel, işte o gün sana en son hediye
Gönderdiğim bu şi’ri oku da yavaş yavaş,
Ağla: Ben bu şairi pek çok ağlattım diye,
Ruhumu sevindirsin o bir iki damla yaş…

Köyün mezarlarından geçersen bir gün eğer
Bir kaç dakika durup bak yosunlu taşlara;
Görürsen etrafını otlar bürümüş bir yer,

Ta yanına yaklaşıp benim adımı ara…
Sonra, bırak göğsüne taktığın beyaz gülü,
Bari kabrinde gülsün bu bahtı siyah ölü.

Yusuf Ziya Ortaç