ŞAİR DÜNYA SANA KÜSMÜŞ DİYORLAR / Ahmet Erhan

16/03/2010

ŞAİR DÜNYA SANA KÜSMÜŞ DİYORLAR


Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Sen barışamazken kendinle bile
Her varlık beyninin bir uzantısı olsa, neye yarar
Çığrından çıkmış bu evrende?

Doğanın bir anlık dalgınlığından doğdun
Suyun, toprağın yalnızlığından
Hep kendi içinde yürür durursun
Tanrıların gücenik kalması bundan

Kumdan kaleler yapıp, bozmakta üstüne yoktur
Beş duyunu yüzle çarptığın görülmüştür
Şimdilik yirmidört bilinmeyenli bir denklem yaşamın
Bir gün elbet aylara, günlere de bölünür

Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Enlemleri, boylamları birbirine karıştırdığın için
Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dinibütün olanlar
Sonun kötüye varacak, bildiririm…

Ahmet Erhan


ÂMENNA / Hasan Hüseyin

16/03/2010

AMENNA


‘Yaşayanlar bir gün ölür’
elbette
ağaçlarla
balıklarla
kuşlarla ben
âmenna

‘ağlayanlar bir gün güler’
elbette
uyanmakla
anlamakla
bilmekle ben
âmenna

‘kısa çöp uzun çöpten hakkını alır’
elbette
direnmekle
kurtulmakla
barışla ben
âmenna

öyle bir yerdeyim ki
ne karanfil
ne kurbağa
öyle bir yerdeyim ki
biryanım maviyosun
dalgalanır sularda
biryanım çocuk parkı
çığlıkçığlığa
öyle bir yerdeyim ki
anam gider allah allah
dölüm düşmüş sokağa

dostum dostum güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker biryanımız
bir yanımız bahar bahçe

Hasan Hüseyin


AŞK ŞARKISI / Özdemir Asaf

16/03/2010

AŞK ŞARKISI

Ellerini ver, öpeceğim,
Binlerce el içindeyim,
Şu beyaz çizgilerden gideceğim.
Ellerini ver, ellerini…
Seni öldüreceğim.

Gözlerinden gireceğim,
İçinde yer edeceğim.
Sana oradan sesleneceğim;
Ellerini ver, ellerini…
Seni öldüreceğim.

ÖZDEMİR ASAF


ALİLİ VELİLİ TÜRKÜ / Aragon

16/03/2010

Louis ARAGON

ALİ VELİLİ TÜRKÜ

İnsan dilediği gibi yaşar ömrünce
Tutsaklığa merhem düşleri vardır
Demleri dönme dolapları hep gönlünce
Kimi zaman kof sanıların oyuncağıdır
Gölgesiyle yarışır ufuk boyunca
Koştuğu saçağını ateş sarmış bir barınağadır
Varıp ışır bir şarap kadehinin şavkınca
Şiir de akıl da zaten bir yağlı çırağdır.

Küflü sarığın firavunu çil kasket
Damda gezer kül kedisinin azraili
Ama sen uçarılığın kadrini bilmezsen böyle
Gelir çatar bir destanı yazılası felâket
Çorak ellere biçtirirsen öfkeni hele
Yüreğin esnaf harcı zırvalara emanet
Hele insanlığını satarsan bir kalp pula
Esenliğini anca deli gönlünde bulur millet

Söz güyâ kucaktan kucağa bir orta malı
Oysa viran dağların Köroğlu’su Ayvaz’ı
Tutuk dili bi yol bülbül kesilince
Rüzgârda savrulan bir boz yele misâli
Hep aynı türküdür çağırdığı yol boyunca
Hasan ağaya sığırtmaç bir Ali Veli
Koyun kuzu hatır sayıp otlamaktan cayalı
Mezarı silme çiçek çevresi tekmil yonca

Kişi hurda sözlere kaptırmış gönlünü
Sürterken rengi atmış menekşeler peşinde
Allahını şaşıracak Paris’in göbeğinde
Döşendi miydi gazetelere çil çil bir bahar günü
Çirkef kelimelerden vıcık vıcık bir cadde
Yanşak ağızlarda gezer metelik etmez ünü
Kalleş kelimelerden bir kör bıçak ellerde
O kaldırımlarda gördüm al kanların döküldüğünü

Hani alev alev bir türkü söyler kumsallarımız
Eş dost vurulup düşerken haykırır hani
Tanyerinin atışını öyle ağırlayacağız
Bizlere vergi bir çırpıda değiştirmek evreni
Tezeği altın kılacağız kötüyü iyi
Gözlerimizde kıvılcımlanır en isli yıldız
Boşuna Kafdağı’nda yitik cennetler aradığımız
Bakın işte açılmış gökyüzünün kepengi

Gökyüzü bu toprakta açan en gümrah çiçek
Düştüğümüz yollardan edinmiş rengini
Alınterimizde yumuş kavgalara bulanan gömleğini
Gökyüzü bu toprakta açan en gümrah çiçek
Mavi demiş anlatmış sulardan bellediğini
Gökyüzü bu kolumuzda güç omzumuzda nacak
Boşlamayın derim sözlerin o en güzelini
Hele sen aşını kotar gökyüzü elde kaşık

Ali Veli’nin uğruna yakıldı bu türkü
Bu türkü evsiz barksızların cânı için
Bu türkü gece ayazında titreşenlerin
Bu türkü içimize doğanlardan ötürü
Kişiyi tepeden tırnağa insan edinceye değin
Koyver halkların kalbine salınsın kökü
Muştusu bu dörtnala gelen yeni düzenin
Topumuzun uğruna anlatıldı bu öykü

Türkçesi: Can YÜCEL


ÇİÇEKLERİ UMUDUMUZUN / A. Kadir

16/03/2010

ÇİÇEKLERİ UMUDUMUZUN

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.
Daha çok olun, daha çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.

Bu dünya ne tek tek yaşamakta,
bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,
bu dünya ne parada, ne pulda,
ne kalleşlikte, ne zulümde.
Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
yaşayın dünyayı doya doya,
açın kapıları, camları güneşe,
ne yeise kapılın, ne korkuya,
çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele.

Mutlu olmak varken bu dünyada,
geceler geldi dayandı kapımıza,
olduk acımızla sarmaş dolaş,
bekledik düşümüzle koyun koyuna.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
bütün gündüzler sizin olsun,
yaşayın dünyayı doya doya.

Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.

A. Kadir


NEHİR MANZARASI / Birhan Keskin

16/03/2010

Victor Vasiliev (49/Male/Russia) Photographer /
Photography / Nude / “Dreams about river … – Nehir ile ilgili rüyalar”


RIVER VIEW

Let the wind stay ripped, in this insane dream
what does truth matter anyway.
Let’s lie down, sleep, wake, get up
Like two dry-roasted nuts in this insane dream
Isn’t love, after all,
A little mercy locked up somewhere,
After all, isn’t the world a crystal lie
Let it mature
Come look I’ll show you
a river view from the hill.

Birhan Keskin – Turkish Poet

Translated by: George Messo

NEHİR MANZARASI

Bırak sökük kalsın rüzgâr, bu zırdeli düşün içinde
gerçeğin ne anlamı var.
Biz bu zırdeli düşün içinde kavrulmuş kurumuş iki fıstık gibi
Yatalım uyuyalım uyanalım kalkalım
Değil mi ki, bir yere kilitlenmiş
Bir küçük iyiliktir aşk,
Değil mi ki, billurdan bir yalan dünya
Bırak ersin o tamama
Gel bak tepeden bir nehir manzarası
göstereceğim sana.

Birhan Keskin


SEBASTİAN BAH’IN 1 NUMARALI DOMİNÖR KONÇERTOSU / Nâzım Hikmet

16/03/2010

Akdeniz Şiir Poster, 1985, Antalya.


SEBASTİAN BAH’IN
1 NUMARALI DOMİNÖR KONÇERTOSU

Güz sabahı üzüm bağında
sıra sıra büklüm büklüm kütüklerin tekrarı,
kütüklerde salkımların,
salkımlarda tanelerin,
tanelerde aydınlığın.

Geceleyin çok büyük çok beyaz evde,
herbirinde ayrı ışık,
pencerelerin tekrarı.

Yağan bütün yağmurların tekrarı,
toprağa, ağaca, denize,
elime, yüzüme, gözüme
ve camda ezilen damlalar.

Günlerimin tekrarı
birbirine benzeyen,
benzemeyen günlerimin.

Örülen örgüdeki tekrar,
yıldızlı gökyüzündeki tekrar,
ve bütün dillerde “seviyorum”un tekrarı
ve yapraklarda ağacın tekrarı.
ve her ölüm döşeğinde acısı tez biten yaşamanın.

Yağan kardaki tekrar,
incecikten yağan karda,
lapa lapa yağan karda,
buram buram yağan karda,
esen tipide savrularak
ve yolumu kesen kardaki tekrar.

Çocuklar koşuyor avluda,
avluda koşuyor çocuklar.
İhtiyar bir kadın geçiyor sokaktan,
sokaktan ihtiyar bir kadın geçiyor,
geçiyor sokaktan ihtiyar bir kadın.

Geceleyin çok büyük, çok beyaz evde
herbirinde ayrı ışık
pencerelerin tekrarı.

Salkımlarda tanelerin,
tanelerde aydınlığın.

Yürümek iyiye, haklıya, doğruya
dövüşmek yolunda iyinin, haklının, doğrunun
zaptetmek iyiyi, haklıyı, doğruyu.

Sessiz gözyaşın ve gülümsemen gülüm,
hıçkırıkların ve kahkahan gülüm.
pırıl pırıl beyaz dişli kahkahanın tekrarı.

Güz sabahı üzüm bağında
sıra sıra, büklüm büklüm kütüklerin tekrarı
kütüklerde salkımların
salkımlarda tanelerin
tanelerde aydınlığın,
aydınlıkta yüreğimin.

Tekrardaki mucize gülüm,
tekrarın tekrarsızlığı…

23 Şubat 1958, Varşova

Nâzım Hikmet


SİYAH-BEYAZ / Gülten Akın

16/03/2010


Akdeniz Kartları: 1980, Antalya

SİYAH-BEYAZ

Beni dünyadan ötelere götürdün
Kollarımı bağladın dur dedin
Tuz kokan geceler dur dedi
Durdum bekliyorum, gelme

Ay aydınlık gece kara
Gözlerimin ardında karanlık ölesiye
Canlı ve cansız ne varsa sımsıkı
Bu saat daha yakın daha el ele
Şimdi yalnızlığımdan utanıyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Bunu ta başından biliyordun
Bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı
Ellerinin bir anlık şeklini tutacağım
Bozkırdan günün son treni geçecek
Ben her şeye ardından bakacağım
Bunu ta başından biliyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Artık ne sen konuşmalısın ne başkası
Yaşamak adına geçtik bütün değerleri
Beyazın en orta yerinde duydu yürek
Bu rüzgâr tutmaz insanı uzun boylu
Bu rüzgâr serseri

Şimdi kavramların ve cümle rüzgârların dışında
Durdum bekliyorum, gelme

Gülten Akın