GÜLCEMAL GAZELİ / Hüseyin Cahit

25/03/2010

“An ki fıskiyesi sonsuzluğun”

“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni”


GülCemal Gazeli

Nektarı gümüş güvercin kanadında dinlenir
– dinle: ecinnileri –
Yağmur incelir, bulutlu bir seber hüzünlenir

Kadehini kaldırsa baştanbaşa Tunceli
– çiçek: unutmabeni –
Gözlerini indirse bir Papirus güncesidir

Avcunda Belkıslardan derlediği inciler
– meyve: çillizerdali –
Yırtılan ipek sesiyle kalbi pazaryeridir

Son kibritte masmavi yanar yüzünün sesi
– sevda: gül fıskiyesi –
Türkçe kokteylin tadı damağında gezinir

Kış: Kar(s), rüzgâr, buğulu sema’ söylencesi
– yaz: ebedî adresi –
Bir mendil düş deseni, söz sevdanın vaktidir

Göçebe tanrısıyla aynı tastan su içer
– şiir: sevap hanesi –
Yedi kırlangıç ömrü abıhayat şenliğidir

Hüseyin CAHİT


ANADOLU / Ahmed Arif

25/03/2010

AHMED ARİF

(1927 – 2 Haziran 1991)

ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh’a,
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun?

Utanırım,
Utanırım fikaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher – sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah, ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selâm etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun?

Nasıl severim bir bilsen,
Köroğlu’yu,
Karayılan’ı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atam,
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne cellâdın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile,
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim.
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?


YAĞMUR KAÇAĞI / Attilâ İlhan

25/03/2010

ATTİLÂ İLHAN

(1925 – 11 Ekim 2005)

YAĞMUR KAÇAĞI

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu’ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


SENİN İÇİN / Cenap Şahâbettin

25/03/2010

CENAP ŞAHÂBETTİN

(1870 – 13 Şubat 1934)

SENİN İÇİN

Sesin işler gibi bir şûh kanat gamlarıma,
Seni dinlerken olur kalbim uçan kuşlara eş;
Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş,
Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma.

Doğuyor ömrüme bir yirmi sekiz yaş güneşi,
Bir kuş okşar gibi sen saçlarımı okşarken.
Koklarım ellerini gülleri koklar gibi ben,
Avucundan alırım kış günü bir yaz ateşi.

Gönlüme avdet eder her unutulmuş nisan
Ne zaman gençliğini yolda hırâman görsem.
Eskiden pembe dudaklarda dağılmış bûsem
Toplanır leblerime, bir gece dalgın dursan.

Seni zambak gibi gördükçe açık pencerede
Gül açar bahtımın evvelki hazanlık korusu,
Genç eder ufkumu hülyâlarımın genç kokusu;
Sorarım ak saçımın örttüğü yıllar nerede?..

Çehremi varsın o solgun seneler soldursun
Yeni yıldız gibi doğdukça güzel her akşam,
Gençliğin böyle benimken kocamam, hiç kocamam…
Rûhum, ölsem bile ben, sen yaşayan rûhumsun.


DUYASIN DİYE BENİ / Neruda

25/03/2010

Pablo NERUDA


DUYASIN DİYE BENİ

Duyasın diye beni
incelir
sözlerim arasıra
kumsallarda martıların izleri gibi.

Gerdanlık, esrik çıngırak
üzümler gibi tatlı ellerin için.

Ve uzakta görürüm sözlerimi, bakarım.
Benim değil senin onlar.
Tırmanırlar eski acıma sarmaşıklar gibi.

Tırmanırlar öyle nemli duvarlara.
Bu kanlı oyunun sensin sahibi.
İşte kaçışıyorlar karanlık inimden.
Sen hepsiyle dolusun, seninle dolu hepsi.

Senden önce sardılar yerleştiğin ıssızlığı
ve benim hüznüme alıştılar sana değil.
Desinler isterim şimdi sana demek istediğimi
duyasın diye onları beni duyduğun gibi.

Bir bunaltı rüzgârı sürüklüyor sözlerimi.
Düş kasırgaları deviriyor ikide bir.
Başka sesler duyuyorsun acılı sesimde.
Eski ağızlardan ağıt, eski işkencelerden kan.
Sev beni dost. Bırakma beni. İzle beni.
İzle beni dost, şu bunaltı dalgasında.

Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim.
Sen sarıyorsun işte, sen dolduruyorsun hepsini.

Bir sonsuz gerdanlık yapıyorum onlardan
üzümler gibi tatlı, beyaz ellerin için.

Türkçesi: Sait Maden


ANASINI TANIYAN GENÇ.. / İlhan Selçuk

25/03/2010

ANASINI TANIYAN GENÇ..


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve mübaşir iken, pire susuz İstanbul’a kovalarla su taşır iken, ben İsmet Paşa’nın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir füze atımlık uzaklıktaki koca bir İslam ülkesinde yoksul bir kadın oğlu ile birlikte yaşarmış.

Bu oğlan büyümüş, kazık kadar herif olmuş; ama eve bir lokma ekmek getireceğine anasına zulmetmeye başlamış; her gün olmadık rezilliği yapar, kadıncağıza el aman dedirtirmiş. El kadarcıkken emzirdiği, geceler boyu beşiğini salladığı, ninnisini söylediği, şımartıp semirttiği bu herife kadıncağız öylesine bağlıymış ki sesi çıkmazmış.

Ne var ki sonunda canına tak demiş:
—Kadıya varayım, halimi anlatayım.
Ve kalkıp yola düşmüş.

* * *
Mahkemeye vardıkta ne görsün? Ortalıkta tozdan dumandan ferman okunmuyor; birisini falakaya yatırmışlar; beriki sırasını titreyerek bekliyor; bir başkasını kucakta dışarıya taşıyorlar. Durumu gören kadıncağız ürkmüş; başında bir akılcağızı varsa onu da yitirmiş; gelip geleceğine bin pişman olmuş; ama iş işten geçmiş, kadı hışımla solmuş:
—Ne istiyorsun kadın!
Yoksulun eli ayağı ve dili çözülmüş:
—Kadı Efendi Hazretleri, benim bir oğlum var; edepsizliğiyle başa çıkamıyorum; her gün bir olay çıkarıyor; eve bir dilim ekmek bile getirmiyor; varayım halimi anlatayım, belki bir çare bulunur diye geldim.
Kadı gözlerini devirerek sormuş:
—Kimmiş bakayım o nankör?
Kadın o sırada sokaktan geçen tanımadığı bir genci göstererek oğlunu kurtarmayı düşünmüş:
—İşte bu!
Kadı emretmiş, yabancı delikanlıyı yaka paça huzura çıkarmışlar.
—Bre nabekâr, demiş Kadı, sende hiç vicdan yok mu ki ananı bunca üzersin?
Delikanlı şaşırmış!
—Hangi anamı?
Kadı küplere binmiş:
—Bre hain! Kaç anan var senin? Karşında duran ananı tanımıyor musun nankör!..
—Af buyurun, bu benim anam değil.
Kadı tümden öfkelenmiş. Gence on değnek vurup aklı başına gelmiştir diye kaldırmışlar; yine sormuş Kadı:
—Söyle ulan bu senin anan mı?
Delikanlı direnmiş.
—Değil, bu kadın benim anam değil.
—Yatırın.
Yatırın kaldırın, yatırın kaldırın derken tabanları kan içinde kalan genç:
—Durun, diye bağırmış.
—Şimdi tanıdım, demiş, bu benim anam, hem vallahi billahi benim öz anam.
Kadı’nın yüzü gülmüş:
—Hah şöyle yola gel! Önce öp ananın elini; sonra ananı sırtına al; doğru eve götür; ona iyi bak! Bir daha karşıma gelirsen ne olacağını unutma!
Delikanlı kadını sırtlamış, yola koyulmuş, çarşıdan geçerken kardeşine rastlamış. Küçük kardeş yabancı bir kadını yüklenmiş ağabeyini görünce şaşırmış:
—Ağabey, kim bu sırtındaki kadın?
—Bu bizim anamız.
—Kim söylüyor bunu?
—Kendisi.
Küçük kardeş düşünmüş:
—Sen benim büyüğümsün; ama olmaz böyle şey. En iyisi sen Kadı’ya var, durumu anlat, bir çaresini bulsun.
Delikanlı:
—Ulan, demiş, senin dünyadan haberin yok! Zaten benim anamı belleyip bu kadını bizim anamız yapan Kadı…

(Düşünüyorum Öyleyse Vurun, Çağdaş Yay.)

İlhan Selçuk


‘Kızılderili Şefin Bildirgesi’

25/03/2010

Akdeniz Poster’den ayrıntı, 1986 Antalya.


BİR SEVGİLİYE DAİR ŞARKI / Brecht

25/03/2010

Bertolt BRECHT


BİR SEVGİLİYE DAİR ŞARKI

1.
Biliyorum, sevgilim; dökülüyor şimdi saçlarım bu çöl gibi hayattan ve artık yatmak zorundayım taşlar üzerinde. En ucuz şarapları içerken görürsünüz beni ve bağrımı açıp gezerim rüzgârda.

2.
Ama sevgilim, bir zamanlar tertemizdim ben de.

3.
Bir karım vardı, güçlüydü benden, tıpkı çimenin boğadan daha güçlü olduğu gibi: Doğrulur kalkardı her zaman yerinden.

4.
Gördü o benim kötü olduğumu ve sevdi beni.

5.
Hiç sormadı bana yolun nereye gittiğini, onun yoluydu bu ve belki aşağılara doğru gidiyordu. Bana vücudunu verdiği zaman dedi ki: İşte herşeyim bu. Ve benim vücudum oldu o.

6.
Şimdi yok artık hiçbir yerde, yağmurdan sonra kaybolan bir bulut gibi yok oldu, bıraktım onu ve düştü gitti aşağılara, çünkü böyleydi yolu.

7.
Ama geceleri, bazen, siz beni içerken görürsünüz ya, ben de onun yüzünü görürüm, rüzgârda solgun, güçlü, ve dönük bana, ve eğilip selâm veririm rüzgâra.

Türkçesi: Kerem Çalışkan


BIRAKILMIŞ / Aragon

25/03/2010

Louis ARAGON


BIRAKILMIŞ

Gitme sakın bir tanem hayatım benim
Yitirir renklerini gökyüzü sensiz
Tarlalar ıssızdır bahçeler çiçeksiz
Sakın gitme

Gitme sakın yelin gittiği yere
Bütün kuşlar sensiz uçup gider
Ve çılgındır bütün geceler
Sakın gitme

Gitme sakın suyun yittiği yere
Hor görüp mutluluğunu bardakların
Ve evrenini yemyeşil ağaçların
Sakın gitme

Gitme sakın o kan gibi öyle
Tıpkı beni vuran ele siçrayan
Hem gücüm hem güçsüzlüğüm benim
Sakın gitme

Gitme sakın ateşin kaçtığı yere
Yitirince saman gücünü biraz
Küllenince gitsin diye alıp başını
Sakın gitme

Gitme sakın bulutların içine
Fırtınalar dostu canım kartalım benim
Ölebilirim ölebilirim cesaretinle
Sakın gitme

Gitme sakın düşmandan yana
Toprağını alan silâhını alan düşmana
Ve inan gözyaşlarının anısına
Sakın gitme

Gitme sakın bil ki hıyanet olur
Bu söylevler bu türküler şenlikler
Ey insanlar ne yaptığınızı bilin
Sakın gitme

Gitme sakın o git dedikleri yere
‹nanıp yalanına iri iri lafların
Burada kanayıp dururken yara
Sakın gitme

Gitme sakın zalimden yana
Güçlendirme onu kendi ellerinle
Zincirlerini dövme sevdiklerinin
Sakın gitme

Gitme sakın haydi al tüfeğini
Köpeğini çağır dağıt karanlıkları
Avcı avcı sayı sende güç sende
Sakın gitme
Haydi al tüfeğini

Türkçesi: Özdemir İnce


ÇİÇEK / Celan

25/03/2010

Paul Celan

ÇİÇEK


Taş.
Havadaki taştır izlediğim.
Gözlerin, taş kadar kör.

Biz
ellerdik,
karanlığı döküp bulduk
yazdan esen sözcüğü:
Çiçek

Çiçek -bir sözcük görmeyenler için
Senin ve benim gözlerimiz:
Suyun pınarı
onlarda.

Gövermek
birbirine eklenen yapraklar gibi,
yürek duvarlarıyla.

bir sözcük daha buna benzeyen ve
havada titreşir kulak kemikçikleri.

Türkçesi: Ahmet Cemal