ANASINI TANIYAN GENÇ.. / İlhan Selçuk

ANASINI TANIYAN GENÇ..


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve mübaşir iken, pire susuz İstanbul’a kovalarla su taşır iken, ben İsmet Paşa’nın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir füze atımlık uzaklıktaki koca bir İslam ülkesinde yoksul bir kadın oğlu ile birlikte yaşarmış.

Bu oğlan büyümüş, kazık kadar herif olmuş; ama eve bir lokma ekmek getireceğine anasına zulmetmeye başlamış; her gün olmadık rezilliği yapar, kadıncağıza el aman dedirtirmiş. El kadarcıkken emzirdiği, geceler boyu beşiğini salladığı, ninnisini söylediği, şımartıp semirttiği bu herife kadıncağız öylesine bağlıymış ki sesi çıkmazmış.

Ne var ki sonunda canına tak demiş:
—Kadıya varayım, halimi anlatayım.
Ve kalkıp yola düşmüş.

* * *
Mahkemeye vardıkta ne görsün? Ortalıkta tozdan dumandan ferman okunmuyor; birisini falakaya yatırmışlar; beriki sırasını titreyerek bekliyor; bir başkasını kucakta dışarıya taşıyorlar. Durumu gören kadıncağız ürkmüş; başında bir akılcağızı varsa onu da yitirmiş; gelip geleceğine bin pişman olmuş; ama iş işten geçmiş, kadı hışımla solmuş:
—Ne istiyorsun kadın!
Yoksulun eli ayağı ve dili çözülmüş:
—Kadı Efendi Hazretleri, benim bir oğlum var; edepsizliğiyle başa çıkamıyorum; her gün bir olay çıkarıyor; eve bir dilim ekmek bile getirmiyor; varayım halimi anlatayım, belki bir çare bulunur diye geldim.
Kadı gözlerini devirerek sormuş:
—Kimmiş bakayım o nankör?
Kadın o sırada sokaktan geçen tanımadığı bir genci göstererek oğlunu kurtarmayı düşünmüş:
—İşte bu!
Kadı emretmiş, yabancı delikanlıyı yaka paça huzura çıkarmışlar.
—Bre nabekâr, demiş Kadı, sende hiç vicdan yok mu ki ananı bunca üzersin?
Delikanlı şaşırmış!
—Hangi anamı?
Kadı küplere binmiş:
—Bre hain! Kaç anan var senin? Karşında duran ananı tanımıyor musun nankör!..
—Af buyurun, bu benim anam değil.
Kadı tümden öfkelenmiş. Gence on değnek vurup aklı başına gelmiştir diye kaldırmışlar; yine sormuş Kadı:
—Söyle ulan bu senin anan mı?
Delikanlı direnmiş.
—Değil, bu kadın benim anam değil.
—Yatırın.
Yatırın kaldırın, yatırın kaldırın derken tabanları kan içinde kalan genç:
—Durun, diye bağırmış.
—Şimdi tanıdım, demiş, bu benim anam, hem vallahi billahi benim öz anam.
Kadı’nın yüzü gülmüş:
—Hah şöyle yola gel! Önce öp ananın elini; sonra ananı sırtına al; doğru eve götür; ona iyi bak! Bir daha karşıma gelirsen ne olacağını unutma!
Delikanlı kadını sırtlamış, yola koyulmuş, çarşıdan geçerken kardeşine rastlamış. Küçük kardeş yabancı bir kadını yüklenmiş ağabeyini görünce şaşırmış:
—Ağabey, kim bu sırtındaki kadın?
—Bu bizim anamız.
—Kim söylüyor bunu?
—Kendisi.
Küçük kardeş düşünmüş:
—Sen benim büyüğümsün; ama olmaz böyle şey. En iyisi sen Kadı’ya var, durumu anlat, bir çaresini bulsun.
Delikanlı:
—Ulan, demiş, senin dünyadan haberin yok! Zaten benim anamı belleyip bu kadını bizim anamız yapan Kadı…

(Düşünüyorum Öyleyse Vurun, Çağdaş Yay.)

İlhan Selçuk

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: