HADİ İZMİR’E / Turgut Uyar

11/04/2010

HADİ İZMİR’E


yorgunsun hoşgelmişsin
kara gece nöbetinden hoşgelmişsin
yat uyu yerin hazır
hak etmişsin uykuyu
helal olsun uykun bahtiyar sağlığın
ama bir uzak iskelede başka olurken deniz
sakla uykunu biraz o uzak iskeleye

bak sakın telaşlanma
bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi
bir şey değil bir çocuğun iki aylık tanrısı
bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi
haydi kalk, sakla biraz haydi kalk haydi dedim
açıp sonsuz bir camı bir uzak iskeleye
şimdi tam sırasıdır her şey hazırken böyle
şimdi bunu gömelim

nasılsa girdi bu karaşafak aramıza
haydi şimdi ölüm vakti değil aramızda
ölüm ki bir olağan acının anısıdır
şimdi anıya yer yok aramızda

ne güzel uyurduk biz kavgasız gürültüsüz
bir yara bile olsa şuramızda buramızda
sular gibi karışık olan uykumuzda
senin kara gecen paslı benim çocuğum ölü
bir uzun yaşamayı beygirler gibi koştuğumuzda
hatırlarsın uzakta koştuğumuzda
sayılara vurdular bizi haydi kalk

haydi kalk yoruldum bir patlıcan nasıl büzülürse
bostanda durup da olmayı beklerken haydi kalk
haydi kalk dedim senden aldım kendimden
ölümü bir güzel ezberledim
anladım yorgunsun kara gece nöbetinden
çocuk öldü ben yoruldum ölüm nöbetinden
saatimi kurdum, saatini de kurdum haydi kalk haydi kalk
şimdi bunu gömelim.

neden öldü ben burdaydım sen ordaydın
belki de bahar filan vardır erzincanda ne bilelim
haydi kalk trenler kalkıyor duyuyorum
biliyorum
yorgunsun her geceden, biriken her geceden
haydi kalk şimdi bunu gömelim
haydi kalk bitiverdi
haydi kalk yorgun güzelim haydi kalk
hadi artık öldüm biliyor musun
hadi kalk
İzmirlere filan gidelim

TURGUT UYAR


ÖYLE Bİ… / Can Yücel

11/04/2010

CAN YÜCEL

(1926 – 12 Ağustos 1999)

ÖYLE Bİ…

Temiz gömleğimi giydim talimden sonra
Ayaklarını yıkıyor çeşme başında erler
İşte sen öyle bir serindin
Tuzladan kaptılarla inerken şehre
Ne güzel şey sivil denmesi çıplağa
Ve gün-açık penceresinden meşelerin
Yamacın kuytusuna sokulmuş mavi
Ufacık bi parça deniz gibiydin

Şipka biberleriyle konmuş okulun camlarına
Arnavut Köyünün o muhacir güneşi
İşte sen öyle bi cumartesiydin
Sahanlıkta saçlarını tarıyor kızlar
Raylar ondan böyle kıvılcımlanıyor
Köşeleri dönerken, önlükleri altından
Dünyaya başlar gibi aybaşlarının kokusu
Kalkan al tramvaydın ergenlik durağımdan

Meyvahoşun orda bir sabahçı kahvesi
Gün ağarmıştı ama ben günaydın dedim
İşte sen öyle ışıklı bi yerdin.
Bilmiyordum hiç burda bir fırın olduğunu
Diz çöktüm asfalta, baktım aşağı, üüüü’üh !.
İşçiler ateşler ayçörekleri
Ve kılıç gibiydi taze ekmek kokusu…
Dağıttık evvel-allah yalnızlıkları

Yaşamak düğünse, sen orda gelindin
Seni soydum, Güler, dünyayı giyindim


NİKOMAKHOS’A ETİK OKUMALARI / Enis Batur

11/04/2010

NİKOMAKHOS’A
ETİK OKUMALARI


BEYAZ[I,11,21-23, 1096b]


Beyaz, diyor Octavio Paz,
bir başına sonsuz bir dil.
Böyle mi diyor Octavio Paz,
gerçekten tam böyle diyor mu
“Beyaz” adlı simsiyah şiirinden
Mallarmé’ye uzun uzun bakıp,
bir şiir ötekine aynadır bazen,
gelip bir üçüncü kırana dek ışığı:
Yansılar, yankılar paramparça
cümleler içinden geçer, “tıpkı
kardaki ve tebeşirdeki beyazlığın
aynı gözükmesi”nin doğurduğu ani
yanılsama: Sütün içindeki suyun
içindeki özsu içimdeki saf kaynak.

Enis Batur


BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM / Ümit Yaşar

11/04/2010

ÜMİT YAŞAR

(1926 – 4 Kasım 1984)

BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM

Bu kadar yürekten çağırma beni
Bir gece ansızın gelebilirim
Beni bekliyorsan, uyumamışsan
Sevinçten kapında ölebilirim

Belki de hayata yeni başlarım
İçimde küllenen kor alevlenir
Bakarsın hiç gitmem kölen olurum
Belki de seversin beni kimbilir

Kal dersen, dağlarca severim seni
Bir deniz olurum ayaklarında
Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz
Kalbim duruverir dudaklarında.

Ya da unuturum kim olduğumu
Hatırlamam belki adımı bile
Belki de çıldırır, deli olurum
Sana kavuşmanın heyecanıyle

Aşk bu, bilinir mi nereye varır
Ne durdurur özleyeni, seveni
Bakarsın ansızın gelebilirim
Bu kadar yürekten çağırma beni.


BİLİYORUM / Fethi Giray

11/04/2010

FETHİ GİRAY

(1918 – 25 Şubat 1970)

BİLİYORUM

Bir daha nasıl doğurur analar beni
Bir daha nasıl sallanır servi boyum rüzgârda
Bir daha nasıl kalem tutar ellerim
Nasıl yazarım
Nasıl çizerim

Bir daha ben böceğim
Belki yaprak
Belki toprağım
Bir daha göremezsiniz yüzümü
Ağlayamam gülemem konuşamam bir daha

Kurtlar kuşlar
Kıymayın bana


B İ L İ Y O R U M

Biliyorum
Bir gün bu şehirden gideceksin,
Pırıl pırıl ışıklı bir istasyonda,
Elinde ufacık valizin,
Ne yapalım hayat bu,
Yaşamak biraz böyle diyeceksin…

İçinde hür maviliklerin özlemi,
Küçücük odanı, kitaplarını
Ve mahzun bırakıp göklerle baş başa beni,
Biliyorum,
Bir gün bu şehirden gideceksin.


MAVİ GÖZYAŞLARI

“Yaslamış başını bir yosun taşına balık,
Ağlıyordu…


[DİP-NAFTALİN-ODA] / Hayriye Ersöz

11/04/2010

1. Dip

Hayata eklendiğim yerdeyim
Buraya kalbimin haritasını çıkarıp geldim
Yine de dip şurası
Hevesin bittiği yer
De, güz gelecek!…

Ne kadar onunla olsam
O kadar kısalacak boyu
Aşkın.

2. Naftalin

Kapı altlarından sızıyor
Öldürmeye hazır Eylül
Hazırlan, kendine anaç halim
Kışlıkları çıkart
Naftalin koksun ev.

Kış güzden önce gelebilir.

3. Oda

Dünyanın geniş avlusunda gördüm
Aşk yarımı. Ölümsüz yarımı.
İşte soyunuyorum sana
Bir kadının soyunurken çıkarttığı sesi
Duy. Rüzgâr otlara diz çöktürüyor!
Rüzgâr elledikçe
En koyu yeşilini açıyor otlar.

Ah.. odalara sığmaz kadınların çıplaklığı.
Rüzgârdandır kadınlar, savururlar savrulurken

Hayriye Ersöz