NERKİS / Betül Yazıcı

19/04/2010

Nerkis

filiz veren bir ağaç gibi
çocukluğumdan sürdüm kendimi
büyüdükçe kırılgan oldu dallarım

lekeli yüzüyle ortaya çıkıyor ay çıbanı
şifreli bir düzlükken
deliniyor gece
girintiler, çıkıntılar
içimde her geleni o sandığım içrek bir aşk

ille de dokunmak istiyorum çıplaklığınıza
ille de koklamak çenenizle boynunuzun bitiştiği yeri
dilimin ucunda kalanla kalbinize dokunmak

olmuyor, ortalarında çırılçıplak dururken
buğulanmış aynalar, gözlerimi çalıyor
böyle bir şeymiş demek ki üstünden sevişmek
saçlarım çözülmeden kalıyor

ey!
çıplaklık
ey!
kendisini yeniyle örten katmerlenmiş eski
tanrı artık sizsiniz
parmak izi toplayın, bulun yalancıyı

uslu durdum aynaların içinde
bir çok oldum
bir yok oldum, saçlarımda masallar
dinleyin anlatıyor peygamber devesi

min el aşk ene’l aşk

Betül Yazıcı


AHMET HAŞİM’İN PORTRESİ / A. Ertan Mısırlı

19/04/2010

AHMET HAŞİM’İN PORTRESİ

I

Karanlığı seviyorsun Şair!
kapalı gözlerin çevrili içine
ne kör edici bir ışık
ne yansıma
karanlık Allah gibidir
ve tek başına
biliyorsun
ne güzeldir
sevmek karanlığı

II

Karanlığı seviyorsun Şair!
rengi yok
ahengi yok
kıyısında oturup bakıyorsun
içinde dalgalanan denize
düşünüyorsun
ne güzeldir
sevmek karanlığı

III

Karanlığı seviyorsun Şair!
ne renklerin ağırlığı
ne şekillerin kalabalığı
çizmeye çalıştığın resim
öldüğünde
sen de ölüyor
mırıldanıyorsun
ne güzeldir
sevmek karanlığı

IV

Karanlığı seviyorsun Şair!
ne kimseye
gözlerinden veriyorsun
ne kimsenin
gözlerinden alıyorsun

cehenneme gidecek
bu hasta adamın rüyası
bu küflü yatak odası

karanlık ölüm gibidir
biliyorsun!

A.Ertan MISIRLI


ÇAKIL TAŞLARI / Necmettin Halil Onan

19/04/2010

ÇAKIL TAŞLARI

Biliyorsun ki kârî, kalbin derinlikleri,
Damla damla biriken gizli gözyaşlarıdır.
Kudretimin oradan çıkarabildikleri,
Halis inci yerine bu çakıl taşlarıdır.

Görüyorsun, nihâyet, çakıl taşları sende,
İncilerse şairin kendi kalbinde kaldı.
Fakat şunu anla ki o, çakıl bulurken de,
İnci araştırmadan duyulan zevki aldı.

Necmettin Halil Onan


GÜZELİN TÜRKÜSÜ / Brecht

19/04/2010

Bertolt BRECHT

GÜZELİN TÜRKÜSÜ

Sessizce, korkusuzca yürü sen de savaşa,
O canları somuran kanlı savaşa
Gidenlerin hiç dönemediği savaşa
Ben burdayım yine dönebilirsen eğer
Beklerim seni sevgilim bu çınarın altında,
Dönünceye dek giden en son yiğit savaştan.

Savaş biter de dönersen eğer, döndüğün gün
Kapımda başka asker postalları olmayacak,
Yine bomboş kalacak yastığımın yanı,
Hiç öpülmemiş olacak dudaklarım yine
Ve göreceksin hiçbir şeyin değişmediğini
Eğer dönebilirsen, ah bir dönersen bana..

Türkçesi: Sacide


OY GİTAR / Aragon

19/04/2010

Louis ARAGON

OY GİTAR

Oy gitar oy gitar kalbim onun boynunda saklı
Ben ki bir piç köpeğiydim yaşadım ağlamaklı
Oy gitar aşka düşmüş bir de sevilmemişsen
Şiiri susturun duyun ağlayışımı derinden
Gitarda gitarda

Oy gitar ortalığı odur geceden çok karartan
Gözyaşıdır tek nektarım gürültüdür geri kalan
Oy gitar düş kurmaksa oy gitar unutmaksa
Neye kadeh kaldırır el yatakta uyunan çağda
Gitarsız gitarsız

Oy gitar gitarım inanmak için çok gereklidir oysa
Çileme ortak olan bu kederli sanata bu havaya
Oy acının gitarı oy gitar gözlerin olmaksızın
Yakın sesimi dizelerimi yakın oy gitarı yaşlanmanın
Gitar gitar gitar

Türkçesi: Gertrude Durusoy-Ahmet Necdet


SENİN YANINDA / Diop

19/04/2010

David DİOP

(Senegal, 1927-1960)

SENİN YANINDA

Senin yanında yeniden buluyorum adımı
Uzaklıkların tuzu altında gizlenmiş adımı
Yeniden buluyorum öfkenin ateşini saklamayan gözlerini
Bir de karanlığı bir alev gibi delen gülüşünü
Bana Afrikayı yeniden kazandıran karlı geçmişlerin ötesinden
On yıl bu sevgilim on yıl
Kuruntularla dolu sabahlar ve düşünce kırıntıları
içkiyle sızılmış uykular
On yıl bu ve dünyanın soluğu bir acı gibi işledi içime
Gelecek günlerin tadını şimdiden taşıyor bu acı
Bitimsiz bir ırmak yaratıyor aşktan
Kanımın geçmişini yeniden buluyorum senin yanında
Ve günleri çevreleyen gülüşlerden oluşan gerdanlıkları
Yenilenmenin sevinciyle kıvılcımlanan günlerin

Türkçesi: Eray Canberk


VE BİR HABER YOLDAKİ / Sepehri

19/04/2010

Sohrab SEPEHRİ

(İran, 1928 – 1980)

VE BİR HABER YOLDAKİ

bir gün
geleceğim ve bir Haber getireceğim

damarlara ışık saçacağım
ve sesleneceğim içerden:
ey sepetleri uykuyla dolu olanlar!
elma getirdim, elma
…kızıl güneş.

geleceğim.
dilenciye bir yasemin vereceğim,
cüzzamlı güzel kadına da
yeni bir küpe…
köre diyeceğim ki: bak, nasıl da güzel bahçe!

çerçi olup dolaşacağım sokakları
ve sesleneceğim:
çiyci geldi, çiyci geldi, çiyci!
yoldan geçen diyecek:
sahiden de karanlıktır gece.
ve samanyolunu vereceğim ona.
köprüdeki kötürüm kızın
büyük ayıyı asacağım boynuna.
bütün küfürleri süpüreceğim dudaklardan.
bütün duvarları yıkacağım yere.
haramilere diyeceğim ki:
gülümseyiş yüklü bir kervan geldi!
bulutu parçalayacağım.
gözleri güneşe bağlayacağım
gönülleri aşka
gölgeleri suya
dalları rüzgara
sonra bütün bunları birbirine
ve çocuğun uykusunu da
cırcırböceklerinin mırıltılarına bağlayacağım.
uçurtmaları uçuracağım gökyüzünde,
saksılara su vereceğim.

geleceğim.
atların, sığırların önüne
okşayışın yeşil otunu serpeceğim.
susuz kısrağa çiy kovasını sunacağım.
yoldaki yaşlı eşeğin sineklerini kovacağım.

geleceğim.
ve her duvarın başına bir karanfil dikeceğim.
her pencerenin altında bir şiir okuyacağım.
her kargaya bir çam vereceğim.
yılana diyeceğim ki: kurbağa nasıl da fiyakalı ama!
barıştıracağım.
tanıştıracağım.
yol alacağım.
ışık içeceğim.
seveceğim.

Türkçesi: M. Bülent Kılıç


ARANKA – EFSANE – AYRILIŞ / Borchert

19/04/2010

Wolfgang BORCHERT

(Almanya, 1921 -1947)

ARANKA

Duyuyorum dizlerimde dizlerin,
kırışık burnun saçlarımda bir yerde
ağlıyor herhalde.
Sen tıpkı bir mavi vazo gibisin,
vermekten titreyen ellerin yıldız –
çiçekleri gibi açılmada.
İkimiz de gülümsüyoruz
aşk, acı, günah fırtınasında.

EFSANE

Bekler o kız akşamları yaslı
bir yalnızlık içinde; mutluluk özler.
Yuva kurmuş gözlerinde kaygı:
dönmeyen sevgiliyi gözler.

Karanlık rüzgârdı, gecenin birinde
büyü yaptı, kız şimdi bir fener.
Mutludurlar fener alevlerinde
seviyorum seni! diye fısıldayan kişiler.

AYRILIŞ

Bir son öpüştü rıhtımda –
kaldı ardımda.

Akıntıdan yana, denizlere yolun
gidiyorsun.

Bir kırmızı, bir yeşil ışıktır,
uzaklaşır.

Türkçesi: Behçet Necatigil


O ŞARKI SÖYLERKEN ERİR SESLER / Lermontov

19/04/2010

Mihail LERMONTOV

(Rusya, 1814-1841)

O ŞARKI SÖYLERKEN ERİR SESLER

O şarkı söylerken erir sesler
Öpücük dudakta nasıl erirse.
Bakarken o, ışıldar gökler
Tapılası gözlerinde.

Yürürken tüm devinimleri
Ve tüm kıpırtıları, konuştuğunda,
Öylesine duyguyla, anlatımla dolu ki
Ve öylesine olağanüstü bir yalınlıkla…

Türkçesi: Ataol Behramoğlu


OY REİS! KOCA REİS! / Whitman

19/04/2010

Walt WHITMAN

(A.B.D., 1819 – 1892)

OY REİS! KOCA REİS!

Oy reis, koca reis, alnımızın akıyla döndük seferden.
Savuşturup onca belâ, onca fırtınayı, sonunda murada erdin.
İşte liman, bak, çanlar çalıyor, bayram ediyor ahali,
Gördüler pupa yelken geliyor, gözüpek, gözü yeşil yelkenli.
Neyleyim, neyleyim ki ama…
Bu kan damlalarını nideyim?
Gayri uzanmış güverteye reis,
Soğumuş ellerini mi öpeyim?

Oy reis, koca reis, kalk da şu çanları dinle bari!
Baksana, senin bayrağın çekilen, senin şarkın söyledikleri!
Senin için bu çiçekler, senin için toplaştılar sahillerde,
Seni çağırıyorlar, bak, senin adın geziyor dillerde!
Gel, reis ağacığım benim,
Kolumun üstüne yatırayım seni.
Çoktan öldüğünü unuttum ama,
Bu kan damlalarını nideyim?

Reis cevap vermiyor sözüme, dudakları söylemez olmuş,
Ağam kolumu duymuyor bile, ne yüreği ne kalbi kalmış.
Sağ salim demir attı gemi, bitti artık sona erdi sefer,
Savuşturup onca belâyı, kazanılan bir güzelim zafer.
Bayram etsin sahil, çalsın davullar!
Yalnız bırakın beni gideyim!…
Reisin yattığı güvertenin üstünde
Böyle dolaşmayıp da nideyim?

Türkçesi: Can Yücel