SÖZ KUYTUSUNDA / Hulki Aktunç

21/04/2010

Metin Altıok Şiir Ödülü 2010
Behçet Necatigil Şiir Ödülü 2010

Hulki Aktunç


SÖZ KUYTUSUNDA

Sözcük sözcükle konuşur
Konuşur bağrışır savaşır
Adını ararken söner bir şiir

Uyaklar uyakların yankısı
Sağır sözcük aksak dize
Od biter köz biter kül biter

İki dize birbiriyle konuşur
Dizeler dizelerle konuşur
Biri yanıp sönünce biter şiir

Söz kuytusunda bekler
Sönmemiş dizeler


KENT KIRIKLARI / Turgay Kantürk

21/04/2010

KENT KIRIKLARI

1

Her şey kırıldı- önce dil, sonra nesneler
Eşyanın hali; Up!

2

Crocodile Dandy, yaşıyoruz dendi; jungle!
Se7en Hill’de- başka dilde…

3

Marka; kama; karma; Tan vakti
–kesik bir el- gibiyim; Koma koma!

4

Er Ryan, erbain, engin!engin bir deniz;
Limansızım- Er o in!

5

Sms, diyor, kimse beni sevmese;
Uzuyor kaktüs- gözlerden ırak.

6

Bırak out’a çıksın aşk- in yeryüzüne,
Çelik kanatlarınla; Neo- ne o?

7

Köşesinden döndüğün ölüm; yakanda
Taşıdığın o kırık iğne- acid jazz!

8

Game over. Over dooos-eee? Cooozzz.
Hayat metal meselesi bu; bizde namaz niyaz.

9

Zorbalar geçiyor kaldırımlardan, camlar
Üşüyor, vitrinler bab-ı esrar; yok mecaz.

10

Attığın tümce; basamak-chat’ırdıyor,
Aykırı telde yürüyor cambaz.

11

Bu watch uzatmaya gider. Face to face.
Uzak dur gölgenden-kendine yanlış ilaç.

12

Şol cehennemin ırmakları; adsl, wlan!
Kuruldu ağ, kalpten kalbe; tek one!

13

Sonrası alkol-duman, kitsch denizi;
İç denizi! iç denizlerde kuruldu kapan.

14

Hack verildi-alındı; uzaklarda-tuzaklarda,
Altyazıydı- uzadı ve yoruldu sakal.

15

Sesimde yağlı urgan tınısı-kuru ayaz;
Çorak toprak – machine and gun.

16

Çıktıkça indiğimiz – ipsiz kuyu,
Dipsiz, sahipsiz; ‘We got him!’

17

Bol alkışlı, boş sahnelerde geçti gün;
One a day-her gün bir with-aamin!

18

Bile kör bıçakları, duvarlar küssün
Ve dursun saat; bomb! Blood is for U.

19

Ardı sessizlik her şeyin; çok ceset,
Az cesaret. Sonrası BillKill…

20

Mega+metro’ların pol’ları, ahtapotun
Kolları gibi sarıyor- ikiz kulelerimi.

21

Benzerim can çekişiyor-kansız bir darbeyle
Vuruyor güneş, harap surlarıma; leş.

22

Söylenmemiş şarkısı-izbenin, megastar
Edasıyla uçuşuyor Prozac’lar, westend’de.

23

‘Bizde yalan yok’ diyor biri. Well. OK.
‘Time’ diyor öteki. Round başlıyor. Knockout!

24

‘Yalnızlık dirilere mahsus’ diyor melek. Düşman
Uyuyor. ‘Only the lonley’ diyor rüzgar. Su çözülüyor.

25

Çölde esen rüzgar, vuruyor kenti kalbinden; spam!
Kimse terk etmiyor gemiyi; belki de yok gemi.

26

Kanıyor dil; yanlış söz-kekre nefes.
Kalem kırık-kelam sahte; … see U.

To be continued…

Turgay Kantürk

Aralık 2003


AKÇAKAVAK / Celan

21/04/2010

Paul CELAN

(Avusturya, 1920-1970)

AKÇAKAVAK

Akçakavak, yaprağınla ak-pak bakarsın ya karanlığa,
Ak düşmemişti hiç annemin saçlarına.

Karahindiba, Ukrayna ne kadar yeşil,
Sarışın annemse dönmedi yuvasına.

Yağmur bulutu, kaynağın kurudu mu?
Benim sessiz annem ağlar tüm insanlara.

Çember-yıldız, bağlıyorsun o altın kurdelayı,
Bir kurşunla annem kalbinden aldı yara.

Meşe kapı, kim çıkardı rezelerden seni?
Benim tatlı annem gelmeyecek bir daha

Türkçesi: Ahmet Necdet-Gertrude Durusoy


… ‘YA / PUŞKİN

21/04/2010

Aleksandr PUŞKİN

(Rusya, 1799 -1837)

…’YA

Sorma, neden keder yüklü düşüncemle
Eğlenirken sık sık tasalanışımı,
Neden her şeye mahzun bakışımı ve
Hayatın tatlı düşünden kaçışımı;

Sorma, neden sönüp gitmiş yüreğimle
Neşe dolu aşktan nefret ettiğimi,
Kimseye canımsın demediğimi de,
Hem bir kez seven bir daha sevemez ki.

Mutlu olamaz, bir mutluluğu tadan,
O kısa bir an için verilmiş bize.
Gençlikten, şehvetten ve her türlü hazdan
Bil ki, yalnız keder kalır hepimize.

Türkçesi: Kanşaubiy Miziev – Ahmet Necdet


LORELEİ / HEİNE

21/04/2010

Heinrich HEİNE

(Almanya, 1797-1856)

LORELEİ


Bilmem ki ne mâna vermeli?
Beni böyle mahzun eden
Eski efsanelerden biri,
Çıkmaz oldu düşüncemden.

Hava serin, kararmak üzeredir;
Ren nehri akmakta sakin sakin;
Parıldayan dağın zirvesidir
Işığında akşam güneşinin.

Dilber peri kızı çıkmış oturmuş
Tepeye, üstünde bütün ziyneti, güzelliği;
Altın başına ışıklar düşmüş;
Tarıyor altın örgülerini.

Bir yandan altın tarakla taranırken
Bir yandan da şarkı söylüyor
fiarkının cana can katan, alıp götüren
Bir ahengi var ki dayanılmıyor.

Kayıkçı, içinde küçük bir kayığın;
Amansız bir acı sarmış içini;
Farkında değil yaklaşan kayalıkların
Tepeden ayıramıyor gözlerini.

Derler ki gömülür dalgalara
Sonunda kayıkçı da tekne de
Ve bunu şarkılarıyla
Lorelei yaptı gene.

Türkçesi: Dora Güney – Necati Cumalı


ŞARKI / KEATS

21/04/2010

John KEATS

(1795-1821)

ŞARKI


Atlı bir yabancı göründü
Bir şey söyledi önce,
Tuttu hanımımın zambak elini
Ve öptü.

Yabancı eve doğru yürüdü
Bir kelime fısıldadı önce
Öptü hanımımın kiraz dudaklarını
Görülmemiş bir şekilde.

Yabancı koruluğa girdi,
– Ama hanımım daha önce –
Efendimin gülleri dalgalandı,
Onlar korulukta el ele.

Hanımımın yeni ipek bir eşarbı vardı
Ve bir altın yüzüğü,
Bir de öpücük yabancıdan;
O güzel atına binip gitti yabancı.

Türkçesi: Ali Püsküllüoğlu


DÜNYANIN ÂVARELERİ / SHELLEY

21/04/2010

F. B. SHELLEY

(İngiltere, 1792 – 1822)

DÜNYANIN ÂVARELERİ

I

Söyle bana, yıldız, kanatları nurdan,
Göster, uçuşunla ateş saçaraktan,
Gecenin hangi tarafında mağaran?
Kanadını nerde kapatacaksın?

II

Ey saz benizli yolcu, ay, söyle bana,
Kuş uçmaz kervan geçmez sema yolunda;
Gündüzün, gecenin hangi kovuğunda
Dinlenmek için gidip yatacaksın?

III

Macera peşinde sürten yorgun rüzgâr,
Bir serserisin ki her yerden koğarlar,
Sığınacağın gizli bir yuvan mı var,
Üzerinde bir dalın, bir dalganın?

Türkçesi: Orhan Veli (Adil Hanlı takma adıyla)


RÜBAİLER / Hayyam

21/04/2010

Ömer HAYYAM

RÜBÂÎLER


Şeyhin biri, fahişeye demiş: “Her gün birinin
Kucağındasın, sarhoşsun oldum bittim.”
Kadın, “doğru” demiş, şeyhe, “ben böyleyim,
Peki ama sen, şu göründüğün gibi misin?”

Bir sihirli kâsedir gönlümüzü şenlendiren,
Yeğdir, bize bir avuç arpa, bin cennetten;
Sen hele getir bize yakut renkli şarabı,
Sonra cehennem ol git, nereye istersen.

Bir elimizde şarap tası, bir elimizde Kuran;
Helâl de insan içindir, haram yiyen de insan.
Heyhat, şu evrende bir nefeslik ömrümüzce
Ne tam gavur sayılırız, ne tam müslüman.

Kahpe felek, yılmam senden, n’aparsan yap,
Er ya geç öleceğiz, niye ölümden korkmak?
Bizim içinse tüm nimetleri bu dünyanın,
Kaygım budur tek: İnsanca yaşayamamak!

Her gün niyetlenirim; derim: içmeye tövbe!
Al kadehten süzülen gonca güllere tövbe!
Bir de bakarım, yanım yörem gül mevsimi;
Tanrım, derim, artık edeyim tövbeye tövbe…

Ansızın kulu kölesi olduk o dilberin,
El çektik, her cennetten, her tövbeden;
Sofu müslüman olmuş dönerken herkes,
Biz koyu putperest döndük Kâbeden.

Vaktiyle şu testi benim gibi bir aşıkmış,
Bir güzelin zülfüne bağlanmış severek;
Testinin boynuna takılı gördüğün kulp da
Bir dilberin boynuna sarılı kol olsa gerek.

Gün doğdu, gül renkli şarapla demlenelim gel,
Taşa çalalım birlikte ar ve namus şişesini;
El çekelim boş emellerden, uzun düşlerden,
Uzun zülüflere sarılalım, uzatalım keyfimizi…

Bu dünyaya gelişim benim fikrim değildi,
Dileğime ermeden de gideceğim gerçek o ki;
Kalk, topla eteğini, dünya derdini çünkü ben
Şarapla yıkamak isterim seni, ey güzel sâkî!

Türkçesi: İbrahim Edip