FELSEFEYLE TİTREŞEN ŞİİR / Ahmet İnam

31/05/2010

Konak Kültür Merkezi, S’imge Şiir Söyleşileri, Nisan 1997


FELSEFEYLE TİTREŞEN ŞİİR

Ahmet İnam


Şiir felsefesiz de yazılır. Nasıl, yaşanıyorsa yaşam, felsefeye değmeden. şiirin şiir olarak değerini göstermez, felsefeden beslenişi ya da yoksun kalışı. Felsefe, Batıda, üç bin yıla yakın geçmişi olan bir etkinlik. Kendine özgü dili, tavrı var. şiir daha eski. En eski. Önce şiir vardı.

Şiir yaşamsız yazılamaz. Yaşam can suyu. Salt sözcüklerle görünemez şiir. şiire yaşam üflemek gerek. Yaşamdan beslenen anlam. Bundan dolayı, şiir kurnazlıkla yazılamaz. Hesabî adam, eleştirmenleri, okurları kandırabilir ama şiiri kandıramaz. Hesabînin hesabı, yaşama uyarsa o başka. Hesabîlik, şiire kalkışanı bu dünyada bırakır çünkü. şiirse bu dünyada değildir.

Şiir ötede biter. Başlar. Açar. şiir kurma; planlar, haritalar, pusulalar, kitaplar, tarifeler, tanımlarla gerçekleştirilmeye çalışılıyorsa; batar dünyaya. Yerçekimini güçlendirir retorik. şair kendisiyle gider öteye. Kendisinin onda dokuzunu da bilmez. Onda dokuzuyla gider öteye. Aralar kapısını şiirin. Kuram kurutucuların kılavuzluğuyla şiir gerdeğine girilmez. Elbette bu sözlerim de kılavuzluktur ve hiçlenmelidir.

Üstümüze gelen, bizi sarıp sarmalayan, derinliklerimizde tınlayan yaşamla yürünür öteye. Kulak, sözcük duyarsa, ötedeki dalga seslerine sağır kalır. Sözcük bahanedir. Vesiledir. Sözcük şairin çaresiz çaresidir, umutsuz umudu, kanayan yarası. Uğradığı lanetidir. Onsuz edemez. Ona kapılırsa, dünyanın pılı pırtı ormanında yok olur. şiir dilden doğmaz. Dille başlar. Dilin yaşam ardı vardır. Sağı solu, önü arkası yaşamdır şiirin, ebe olarak söbelemesi gereken. Dil taşır yaşamı. Elbette “yaşam” bir sözcük değildir. Ne var sözcüklerden başka? Ne yok diye sormalı. Aş sözcüğü. Kimi zaman yüce bir dağ olan sözcüğü. (şiir tarihinde, özellikle ondokuzuncu yüzyıl şairleri böyle sözler söylediler. Sarkaç, yeniden aynı yere gelmiştir. Şiirde dil olmayanı yakalama zamanı gelmiştir. şiirde dil olmayanı yakalama zamanı gelmiştir. Dille sürekli icat çıkaran şairlere sevgiyle bildiririm!)

Şiirde ötenin yüreği atıyorsa, orada hikmete bilgeliğe bulaşmıştır şiir. Önce manzume oluşu geçmeli. Farsçada bir söz var: “Ez her çe kim mireved suhanı dost bihter est.” Geçip gitmekte olanlar arasında, dostun sözüen iyisidir, en güzelidir. Nedir dostun sözü? Dostun sözü, söz ötesi olduğu için en iyidir. Söz sözde kalırsa, sözde bir şey olur. Dost, bu dünyadaki yaşantılarımızın anlamını, bu dünyayı öteleyerek bize anlatan şiirdir. Felsefe, dilde, felsefe dünyada, felsefe dildünya sınırındadır. Felsefe sınırda durandır. şiirse sınır ötesidir. Kaçakçıdır, kimi zaman. Mayın döşeli sınırları aşmaya çabalar. şiir bunu, söze kendine özgü bir bakışla yapar. şiirin insana armağan olarak verilmiş olanağı buradadır! Platon’a bir haddini bilmezlik olarak görünse de. (Demek ki onun çağında şairler sözcük simsarları imiş!)

Şairin öteye onunla vardığı onda dokuzu, felsefeye, bilince, bilime, ün tutkusu-na, kıskançlığa, kopya çekmeye reklama kapalıdır. Onda dokuzundan devşirdiğini, dilerse, Nietzsche, Heidegger gibi öte duyarlı dostlar, yorumlayabilir, onda birleriyle ya da biraz da onda dokuzlarıyla, felsefe şiire gölge etmemelidir. (şiir bu aralar felsefeye gölge etse de!)

Şiiri onda birleriyle yazanların çoğalmakta olduğunu gö-rüyorum. Sıkıysa felsefe çalışsınlar. Kendini yaşama bırak-mış, bırakma gözüpekliğine erişmiş olanlara şiir uğrar. şiire mâruz kalırlar. Diğerleri şiir avına çıkarlar. Kendilerini vursalar iyi, sözcükleri vururlar, palazlanırlar.

Yaşamın kendiliğindenliğini yaşantılayabilenler, felsefenin kendiliğindenliği ile şiirlerini biler, öte yolculuklarını kendilerine özgü biçimde sürdürürler.

Şiire yakışan felsefe, ancak felsefeye yakışan şiirle buluşunca, şiir titreşir.

(İz’im Sanat, Mayıs 2010)

Reklamlar

AÇIKLAYALIM / Neruda

08/05/2010

Pablo Neruda


AÇIKLAYALIM

Bana soracaksın: leylaklar nerde?
Nerde gelinciklerle örtülü metafizik?
Nerde suskular ve kuşlarla dolu kelimeleri
Damıtan yağmur?
Anlatayım başıma gelenleri:

Madrit’in bir mahallesinde yaşıyordum
Çanlarla, ağaçlarla, saatlerle
Uzaklara bakınca ordan
Kocaman, deri bir okyanus gibi
Kastil’in kuru yüzü görünürdü
Evimin adı “Çiçekler Evi”ydi
Itırlar biterdi her yanında, güzel bir evdi
Çocuklar, köpeklerle
Raoul, hatırlıyor musun?
Raphael, ya sen?
Hatırlıyor musun, Federico?
Sen şimdi toprağın altında yatan
Hatırlıyor musun evimin balkonlarını, orda
Haziran güneşi ağzına çiçekler yağardı hani?

Kardeş, hey kardeş!
Her şey
Büyük çığlıklardı, malların tuzu,
Çarpa çarpa büyüyen ekmek yığınları,
Arguelles’teki mahallemin çarşıları,
Solgun bir mürekkep hokkası gibi duran heykeliyle
Yağ akardı kaşıklardan
Büyük çalkantısı ayakların ve ellerin
Sokakları doldururdu
Metreler, litreler, yaşamın
Derin anlamı
Balıklar sıra sıra istif edilmiş

Soğuk güneşle damların birlikte dokuduğu kumaşta
Yorgun kuleler
Zarif ve çıldırtıcı fıldişisi patateslerin
Denize doğru yuvarlandıkça büyüyen domates dalgaları.
Ve bir sabah her şeyi ateş aldı
Ve bir sabah kızıl korlar
Topraktan çıktılar
Yutup yok ederek önüne gelenleri

Ve o günden başlar ateş
Ve o günden beri barut
Ve o günden beri kan.

Haydutlar geldiler uçaklarıyla, mağriplileriyle
Haydutlar yüzükler ve düşesleriyle
Kara papazlarıyla geldiler onları kutsayan
Göğün yücelerinden geldiler çocukları öldürmek için
Çocuk kanları boydan boya
Çocuk kanlarıyla akan kentin sokaklarından

Çakalların iğrendiği çakallar
Kuru dikenlerin ısırırken tüküreceği taşlar
Engereklerin lanetlediği engerekler
Önünüzde İspanya’nın kanının
Gururdan ve bıçaktan dalgalarıyla
Sizleri boğmak için yükseldiğini gördüm.
Siz bunları yapanlar, hayınlar
Gelin de ölü evimi görün
Yaralı İspanya’yı görün
Ama ölü evlerin herbirinden ateşli bir metal fışkırıyor
Çiçek yerine
Ama İspanya’nın her yarasından
İspanya fışkırıyor
Ama her ölü çocuktan bir tüfek fışkırıyor gözleri olan
Ama her suçtan bir mermi fışkırıyor
Bir gün yüreğinizin tam ortasındaki
Yerini alacak olan

Bir de bana şiirlerin
Neden söz açmaz diye soruyorsunuz
Düşlerden, yapraklardan
Doğduğun ülkenin koca yanardağlarından?

Gelin görün sokaklar kan
Gelin görün
Sokaklar kan
Gelin görün kanı
Sokaklar boyunca akan

Türkçesi: Hilmi Yavuz


ŞİİRLER / Heine

08/05/2010

Heinrich HEINE

(Almanya, 1797-1856)

ŞİİRLER

I.

Evinin önünden yavrum
Sabahları geçtikçe
Pencerende görürsem seni
Sevinçler dolar içime.

Uzun uzun bakar bana
Koyu kumral araştıran gözlerin:
“Hasta, yabancı adam
Neyin var, kimsin?”

Ben bir Alman şairi
Bütün Almanya’da meşhur,
En üstün isimler söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.

Neyim mi var, küçük kız?
Almanya’da çoklarında olan şey!
En ağır acılar söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.

II.

Koca şehir, esrarlı şehir,
Benden selâm olsun sana!
Sevgilimi bir zamanlar
Basmıştın bağrına.

Kuleler, kapılar; söyleyiniz
Hani nerde gülüm benim?
Göz kulak olun demiştim,
Hani nerde emanetim?

Kulelerin ne suçu var bunda
Kımıldayamazlardı yerlerinden
Ellerinde valizler sevgilim
Şehirden kaçıp giderken.

Şehrin kapıları, işte onlar
Bıraktılar, gitsin, sessizce
Bir kapı her zaman boyun eğer,
Bir deli kız ona açıl deyince.

Türkçesi: Behçet Necatigil


YURT / Hölderlin

08/05/2010

Friedrich HÖLDERLİN

(Almanya, 1770 – 1843)

YURT

Şendir dönüşü gemicinin yuvaya sakin akıntının üstünde,
Uzak adalardan, bereketli olmuşsa hasadı;
Öyle dönerdim ben de yurda, toplayabilseydim
İyilikleri acılar kadar.

Siz sevgili kıyılar, beni yetiştiren bir zamanlar,
Dindirir misiniz acılarını sevginin, vaat eder misiniz
Siz gençliğimin ormanları, geldiğimde
Huzuru yeniden bana?

Serin dere kıyısına, dalgaların oyunlarını,
Akıntının yanına, kayan gemileri gördüğüm,
Varırım hemen şimdi ve sararsınız beni,
Ki sarmalanmış gibi sağala yüreğim,

Siz sadıklar! Ama bilirim, bilirim,
Çabuk sağalmaz bu sevgi acım benim,
Söylemez hiçbir umut şarkısı bu, avunan
Ölümlülerin söylediği gibi gönülden bana.

Çünkü onlar, bize göksel ateşi ödünç verenler,
Tanrılar, kutsal toprağı da bağışlar bize.
Kalsın bu öyleyse. Bir oğlu gibiyim ben
Yeryüzünün: Sevmek için yaratılmış, acı çekmek için.

Türkçesi: Oruç Aruoba


HAZİRAN / Haydar Ergülen

08/05/2010

HAZİRAN


Aşktır, yırtıldı yırtılacak bir anı gibi
eski sesli haziranın tam ortasından,
tam duyuldu duyulacak derken yalnızlığın
sesi aşktır, açılır bir şiirin her yerinde:
– Yalnızlık kokuyorsun demiş miydi Edip Bey,
öyleyse haziran kokuyorsun demiştir bir de
şunu: Bir anıya bir başka anıdan ne
kalır, elbet aşkın ortasında haziran kalır!
Bir yazı bile şurda-burda birlikte
tamamlamadan henüz, bir yaz daha
çıkarma telaşından sakın! Ne haziran
kalır geriye ne o adamla kadın!
Şimdiden teşekkürler bir anıyı böyle
dayanıklı kılan iyiliğine, aşkın
ve haziranın trenini kaçırma, ocakta
ateşçisi ol ve öv onu, hızlı geçen
şubatta yavaşlığına bak kırların, martta
makas değiştir, istasyonda bekleyen çocuğu
benim için öp, o senin çocukluğun!
Mayısı havalandır, sonrası hazirandır…

Hazirandır, yalnızlık gibi aşkın ortasındadır

Haydar Ergülen


NE ÇOK ENKAZ / Ahmet Necdet

07/05/2010

NE ÇOK ENKAZ

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
galiba bodrum’daydı geçen yaz
t-shirt’leriniz vardı türkuvaz
pabuçlar ‘all star american’
ne tutucuydunuz ne de bağnaz
sabah kahvaltısında beethoven chopin
akşamları hacı ârif incesaz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
sanırım bodrum’daydı geçen yaz
güngörmüş saçlarınız vardı beyaz
bakışlarınız alaycı ve delişmen
mavi yolculuklarda yıldız-poyraz
balık yemekten ve çok sevişmekten
gut’a yakalanmıştınız biraz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
her halde bodrum’daydı geçen yaz
daracık sokaklarınız vardı çıkmaz
viskiyi çok sever az içerdiniz
gün boyu meyhane cafée-bar caz
“yine de en büyük rakı” derdiniz
iki cami arasında beynamaz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
elbette bodrum’daydı geçen yaz
sözcükleriniz vardı ince mecaz
aşklarınızı şiirle yıkardınız
bir yığın kadın huysuz utanmaz
her biriyle ayrı yatardınız
bin türlü işve bin türlü naz
n e ç o k e n k a z

sizi bir yerlerden tanır gibiyim
mutlaka bodrum’daydı geçen yaz
dostlarınız vardı köylü ve kurnaz
bireysel konularda acımasız
ülke sorunlarında vurdumduymaz
batı’lı düşünür doğu’lu yaşardınız
azıcık hicazkâr her dem şehnaz
n e ç o k e n k a z

Ahmet Necdet


SANA BUNCA YANGINDAN / Ahmet Necdet (Sözer)

06/05/2010

Ahmet Necdet

(1933 – 2010)

SANA BUNCA YANGINDAN

geceler kör ve sağır / ses vermeyen bir kuyu
haklı kılar uykuyu ve uyuşturucuyu

ağzındır çiçek açan erguvan gökte
yeşertir bir aşkı ve küçücük bambuyu

ankâ’ya işmar eder zümrüt ve yâkut
çıldırtmak için serkeş bir kuyumcuyu

bu yüzden kana boyar aklının saçağında
tüneyen tahta kuşlar bütün ortadoğu’yu

ne kadar içsen de kandırmaz artık seni
yaranı azdıran o bengisuyu

yürek bir mermi gibi sürülür yalnızlığa
mutlandırırsın tetiği ve namluyu

sendin ve büyüten de hep sen olacaksın
göğsünde akrep diye sakladığın korkuyu

ahmet necdet ne kaldı sana bunca yangından
kendine dert ettin de aşk denen kuruntuyu