HÜZÜN ŞİİRLERİ -I-

 

Francesco PETRARCA

(İtalya, 1303 – 1374)

 

HAZİN YALNIZLIK

Kırlardayım, yalnız ve düşünceli
Yürüyorum, yavaş, ölçülü, ağır
Kumlarda belki insan izi vardır,
Üstlerine basmadan yürümeli.

Kimseler bilmesin diye halimi
Kendim kendisini böyle savunur;
Dışımdan içimin hali okunur
İçim alev alev, içim besbelli.

İnsanlara karşı kapanıyorum;
Kıyılara, ormanlara, dağlara
Hayatımı gizli tutamıyorum.

Amor’un benimle, benim onunla
Döğüşmeden, çekişmeden sonunda
Gideceğim bir yol bulamıyorum.

(Cevdet Kudret)

 

Alfred de MUSSET

(Fransa, 1810 – 1857)

 

HÜZÜN

Gücüm hayatım nem vara kaybettim
Kaybettim ah, dostlarım neşemi
Kalmadı hayatta kibrim, azametim
Oydu vehmettiren dahiliğimi

“Hakikat budur” dedikleri zaman
Karşımda sahiden bir dost zannettim
Hakikati anlayıp duyduğum an
Çoktandır galip gelmişti nefretim

Ama işte hakikat ebedidir
Yaşarsa bir kimse ondan bihaber
Alemde ömrünce gafil kişidir

Tanrı soruyor, cevap vermek ister
İyi ki ağlamışım ara sıra
Elimde kalan servet bu, dünyada

(Orhan Veli Kanık)

 

Charles BAUDELAIRE

(Fransa, 1821-1867)

 

İÇE KAPANIŞ

Derdim, yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte
Toplasın acı meyvesini nedametin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler
Eski zaman esvaplarıyla eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güler yüzle, sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

(Sabahattin Eyuboğlu)


Reiner Maria RİLKE

(Avusturya, 1875 – 1926)

 

CİDDİ SAAT

Şimdi dünyada nerede biri ağlıyorsa
Sebepsiz, dünyada, ağlıyorsa
Bana ağlıyor.

Şimdi gecede nerede biri gülüyorsa
Sebepsiz, gecede, gülüyorsa
Bana gülüyor.

Şimdi dünyada nerede biri yürüyorsa
Sebepsiz, dünyada, yürüyorsa
Bana gidiyor.

Şimdi dünyada nerede biri ölüyorsa
Sebepsiz, dünyada, ölüyorsa
Bana bakıyor.

(Behçet Necatigil)


Rabinranath TAGORE

(Hindistan, 1861 – 1941)

 

ARTIK GİDİYORUM

Artık gidiyorum,
Beni uğurlayan kardeşlerim,
Hepinize eğilerek ayrılıyorum.
Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum,
Uzun zaman komşuluk ettik ama
verebildiğimden çok aldım.
Şimdi gün ağardı,
karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü,
Bir davet geldi ve ben yol için hazırım.
Bu ayrılık gününde bana bol şans dileyin
arkadaşlarım,
Beraberimde ne götüreceğimi sormayın.
Seyahatime boş eller
ve ümid eden bir kalple çıkıyorum…

(Bülent Ecevit)

 

Cemil Sıtkı-Zevâhî

(Irak, 20. yüzyıl)


GÖZLERİ, IRAK’IN

Bir aynadır yansıtan en arınmış ışıltıyı
Gönenmiş, bulut bulut göklerinde Iİrak’ın
Desem en güzeli mavilerin, en güzeli beyazın
Bak, şu yürek sana çarpar, sana adanmış şu sevgi
Tutkunluk dedikleri bir büyüsün ansızın
Yönelsen güneşin belirdiği ötelere
Dinlesen giz dolu şarkıları kuşlardan
İlk yaz yeşilinde dallarda sıçrayan
Yönelsen güneşin kaybolduğu çizgiye
Gözleriyle gölgelerin o büyüye tanık olsan
Dinlesen yaratışın gizli gürültüsünü
Doğanın yüzünü görsen gecede
Duysan fısıltısını o yorgun suların.
Bir bak bana, sonbahar yasa başlayınca
Alıp gidince başını soluk yapraklar
Çiçekler yitirince bütün parıltısını
Bir bak bana gizlice aralı bulutlardan
Gör, dikilmiş sana doğru ağlayan gözlerimi

(Engin Aşkın)


Maaurice MAETERLINCK

(Belçika, 1862 – 1949)


ŞARKI

Bir gün döner gelirse
Ona ne söylemeli?
– Dersin ki bekleyerek
Kapadı gözlerini.

Ya yine o sorarsa
Beni hiç tanımadan?
– Belki bir derdi vardır,
Ona kardeşçe davran.

Nerde diye sorarsa
Ne cevap vereyim ben?
– Ver altın yüzüğümü
Hiçbir şey söylemeden.

Ya derse ki salonda
Neden yok hiç kimseler?
– Açık kalmış kapıyı
Sönmüş lâmbayı göster.

Ya o zaman derse ki
Nasıl oldu ölümü?
– Belki ağlar, korkarım,
Söylersin güldüğümü.

(Suut Kemal Yetkin)


Wolfgang BORCHERT

(Almanya, 1921 -1947)


ARANKA

Duyuyorum dizlerimde dizlerin,
kırışık burnun saçlarımda bir yerde
ağlıyor herhalde.
Sen tıpkı bir mavi vazo gibisin,
vermekten titreyen ellerin yıldız –
çiçekleri gibi açılmada.
İkimiz de gülümsüyoruz
aşk, acı, günah fırtınasında.

EFSANE

Bekler o kız akşamları yaslı
bir yalnızlık içinde; mutluluk özler.
Yuva kurmuş gözlerinde kaygı:
dönmeyen sevgiliyi gözler.

Karanlık rüzgârdı, gecenin birinde
büyü yaptı, kız şimdi bir fener.
Mutludurlar fener alevlerinde
seviyorum seni! diye fısıldayan kişiler.

AYRILIŞ

Bir son öpüştü rıhtımda –
kaldı ardımda.

Akıntıdan yana, denizlere yolun
gidiyorsun.

Bir kırmızı, bir yeşil ışıktır,
uzaklaşır.

(Behçet Necatigil)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: