TUTİ-İ MÛCİZE GÛYEM… / Cavit Sarıkaya

 

TUTİ-İ MÛCİZE GÛYEM…

 

Şiir Üzerine

 

Kanımca şiir, az gelişmiş baskıcı ülkelerin gelişmiş ülkelerle boy ölçüşebildiği birkaç övünç kaynağından biri olarak değerlendirilebilir. Çünkü şiirin niceliksel artışını en iyi besleyen ve geliştiren kaynak her tür ‘baskı’ ortamıdır. İçsel (ruhsal) ve dışsal (toplumsal) baskılar karşısında kendini ifade etmesi sürekli engellenen birey, yazınsal anlatım gereksinmesinin de karşı konulamaz zorlamasıyla duygu ve düşüncelerini, itiraz ve isyanlarını mecazlardan, eğretilemelerden bol bol yararlanarak dışa vurur. Düzyazı ile dile getirilmesi durumunda her tür ‘tehlike’ye çağrıda bulunabilecek ‘evcilleşmemiş’ duygu ve düşünceler şiirsel söylemde, gerektiğinde ‘kaçmak’,’ saklanmak’ için sayısız kapıları, pencereleri, tünelleri hazır tutar. Bu açıdan düzyazının taşıdığı riskleri – biçim ve içeriksel yaratı kalitesi dahil- şiir fazla taşımaz görünür. Ayrıca, şiirin çoğu zaman bir saklanma-kaçış alanı olabilmesinin yanı sıra yoğun bir şifreleme özelliği taşıması ona, bir üst-dil nitelemesinin yolunu da açar kanımca. Yazılı metinler ve sözel üretimler olarak şiir bu özellikleriyle evrim içindeki insanın ilk dönemlerini ilerki dönemlerine bağlayan dili, sanatıdır. Şiiri yazınsal ve öteki sanat türlerinden daha ayrıcalıklı konuma getiren de budur; sınırlı sözcüklerle sonsuza akabilme gücü..

Öte yandan, insanlık tarihinin ilk dönemlerinde oluşan duygu-bilgi birikimini ve bu birikimle oluşan dilin göreli yeterliliğini düşündüğümüzde şiirin bir üst-dil olduğu kadar alt-dil olduğunu da söyleyebiliriz. Bu özellik duygu ve düşünce dünyası sığ insanlara, içinde işlerine yarayacak, gönüllerini coşturacak, bir şeyleri ‘duyar-anlar gibi’ olmanın hazzını yaşatacak bir anlatım seçeneği sağlar. Okumaz-yazar olan, ‘şiirimsi’ üreten kişilerin de, şiirin bu alt-dil olabilme özelliğini iyi kullanarak kendilerine şair ünvanı vermelerine öteden beri sıkça tanık olunur. Doğal olarak şairimsilerin, şiir sanatının ilkelerine ve gelişim özelliklerine kendileri gibi yabancı olan toplumun duyar-bakar çoğunluğunca kabul görmeleri şaşırtıcı olmasa gerek..

Derler ki; Ataç, Sait Faik, Memet Fuat, Mehmet H.Doğan.. gibi yazar ya da eleştirmenler şair olamadıkları için düzyazı alanında ürün vermişlerdir. İyi ki öyle yapmışlar, ama bu yorum, üstü kapalı olarak hem düzyazıyı hem de böyle anılan yazarları aşağılamak için yapılmış gibidir. Özellikle kimi şairlerin, kendi şiirlerini yüce bir noktaya oturtma adına seçkin yazarları yadsıma tutkularına bağlayabiliriz bunu. Yoksa şiir ve düzyazının farklı üretimler olduğu gerçeği de atlanmış olur.

Şiirle düzyazı arasında ‘seçkinlik-saygınlık’ açısından abes bir karşılaştırma yapılamayacağı halde, “kimi tanınmış yazarlarlarımızın bile içlerinde ‘şair’ olma ukdesi kalmıştır” denilerek şiiri ancak ‘seçilmiş’lerin yazabileceğini îma edenlerin arasında tanınmış şair, yazar ve eleştirmenlerin bulunması ise ayrıca düşündürücüdür.

Bu noktada yeni bir sav ileri sürülebilir: Ülkemizde en az bir yüzyıl şiirden çok düzyazıya gereksinmemiz var. Nereye çekilse giden laflarla, 300-400 sözcükle ifade edilebilen düşünce kısırlığıyla, çok şey söylüyor görünüp hiçbir şey söylememe başarısı anlatımlarla bizim gibi toplumların analiz, yorum, sentez, nesnel eleştiri.. yapabilme becerisine ulaşması daha uzun yıllar olası görünmüyor çünkü.. 21. yüzyıla girilirken kahvehane-meyhane sohbetleriyle egosunu onaylayan ve duyguculuk geleneğiyle oyalanan toplumumuzda, özellikle yayım yaşamı şiirlerle(!) dolup taşıyor halen. Kendi manzumesi dışında hiçbir şey okumayan bir toplumsal yapıda herkes zor olanı şöyle ya da böyle ‘becermiş’(!) görünüyor.

Nef’i sanki kendi için değil de bu gibi şairimsiler için söylemiş: “Tuti-i mucize gûyem ne desem lâf değil” *

… Bebe yaşındaki çocuklar da, papağanlar da mucizevi sözler söyleyerek şaşırtırlar bazen insanları.

Melih Cevdet’in deyişiyle ya ‘şiirin mucizevi bir dil’ oluşu?

Sorunun özü de burada yatıyor sanıyorum: Geçmiş-bugün-gelecek bağlamında başta şiir her alanda yapılan üreti; bilgi ve bilinç birikimi, önsezi, öngörü, sağduyu ve duyarlılıkla harmanlanarak yaratıldığı sürece karşısında saygı duruşunu hak eder.. ve şiirin ‘mucizevi bir dil’ olma özelliği de böylesi nitelikli bir emekle ortaya çıkarılabilir.. Yoksa, evren ve onun bir parçası olan dünya, raslantısal bir denk düşüşle muhteşem oluşumunu ve şiirini her evrede gerçekleştirmeyi zaten sürdürmektedir.

*”Mucizevi sözler söyleyen bir papağanım, anlamsız, gereksiz sözler söylemem.”

Antalya, 1999

Cavit Sarıkaya

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: