AFORİZMALAR / Lichtenberg

26/11/2011

 

AFORİZMALAR

 

* Bir atın üstünde iki kişinin dövüşü: Bir devletin anayasasını açıklayan güzel bir simge.

* Tabiat kafanın bedenin isteklerine kulak vermesini istemeseydi, kafayı bedene bitişik yaratmazdı ki. Beden o zaman, günah denen şeyi işlemeksizin, doyasıya yer içer ve doyasıya çiftleşirdi; kafa da bedeni olmaksızın, sistemler kurabilir, soyutlamalar yapabilir, şaraptan ve aşktan uzak, platonik sarhoşluklarla platonik hazlardan bahsedip şarkılar söyleyip gevezelik edebilirdi. Tabiatın öpüşleri zehirlemesi, savaşta düşmana atılacak okları zehirlemekten çok daha kalleşçedir.

* Ona oynayacak bir şey gerekliydi. Kuş beslemesine izin vermeseydim, metres besleyecekti.

* Sıradan insanların batıl itikatı onlara erken yaşlarda fazlaca bir gayretkeşlikle verilen din dersinden kaynaklanır. Sırlardan, mucizelerden ve şeytanın yaptıklarından bahsedildiğini duyarlar ve böyle şeylerin her yerde, her şeyde gerçekleşebileceği onlara gayet olası gelir. Bu insanlara önce tabiatın kendisi gösterilseydi, dinde tabiatüstü ve esrarengiz olanı saygıyla karşımayı daha kolay öğrenirlerdi; oysa şimdi dinin bu yönünü iyice sıradan bir şey sanmaktalar, öyle ki, birisi onlara, bugün sokaktan altı melek geçti dese, bunda bile olağanüstü bir şey görmeyecekler.

* Korku nasıl tanrılar yarattıysa, içimize işlemiş bir güvenlik içgüdüsü de hayaletler yaratır. Korku duymayan, batıl inançları olmayan ve kafaca deli olmayan insanlar hayalet görmez.

* Dünyamız daha o kadar incelecek ki, Tanrı’ya inanmak günümüzde hayaletlere inanmak kadar gülünç kaçacak.

* Dünyadaki bütün kötülüklerin nedeni, eski kanunlara, eski âdetlere ve eski inançlara düşünmeden saygı duymamızdır.

* Bilginin, insanın kendi katkısı olmadan fazla hızlı artması çok verimli bir şey değil; bilgiçlik meyve vermek yerine yaprağa da gidebilir. Şaşılacak kadar çok şey bilen sığ kafalara sık sık rastlanıyor. İnsanın kendisinin bulup çıkarmak zorunda kaldığı şeyler, başka vesilelerle de kullanabileceği bir iz bırakır aklında.

* İnsanın en soylu yaratık olduğu daha şundan bellidir: Ona itiraz eden bir yaratık henüz çıkmamıştır.

* Adam o kadar akıllıydı ki, dünyada artık neredeyse hiçbir işe yaramaz olmuştu.

* Önyargılar bir anlamda, insanın suni içgüdüleridir; insanlar düşüne taşına karar vermekte zorlanacakları birçok şeyi önyargılar sayesinde hiç yorulmadan hallederler.

* Göstermek için değil, kullanmak için öğrenildi.

* Aklını kullanması gerektiğinde, sanki sürekli sağ elini kullanan birinin sol eliyle bir şey yapması gerekiyormuş hissine kapılıyordu.

* Beş duyunun hepsiyle birden kavrayabileceğimiz çok az şey vardır.

* Hiçbir kızı, eşini seçerken anne-babasının isteğine uymadığı için ayıplayamam. Habire ayna karşısında seyrettiği, cilalayıp temizlediği, süslenmesi, bakımı ve korunması onca zaman tek kaygısı olmuş bir şeyi katlanamayacağı bir şeye mi versin yani?

* Zaaflar, onları bildiğimiz andan itibaren bize zarar veremezler artık.

* Uzun bir mutluluk daha sırf süresi yüzünden kaybeder.

* İnsan belki yarı tin yarı madde, tıpkı polipin de yarı bitki yarı hayvan olduğu gibi. En garip yaratıklar hep sınırdadır.

* İçimizdeki zembereğin gerilimini en çok köstekleyen şey, liyakatsizliklerinden emin olduğumuz kimselerin şöhrete eriştiğini görmektir.

* Bütün insanlık sadece iyiyi över, birey ise sık sık kötüyü.

* Kimi ülkelerin esenliğiyle ilgili kararlar oyların çoğunluğuna göre verilir, oysa herkes itiraf eder ki, iyi insandan çok kötü ya da yetersiz insan vardır.

* Nice tecrübe bana şunu göstermiştir: Bilginler içinde en kavrayışlı olanlar, ayrıca bir sanatla da uğraşanlardır.

* İnsan ara sıra içmeli, beynindeki kıvrımlara ve orada saklı duran fikirlere daha bir esneklik vermek ve eski kıvrımları yeniden ortaya çıkarmak için.

* Âlimlerin aklı kıt olanları çoğunlukla ihtiyaçlarından fazlasını öğrenir, akıllı olanları ise öğrenmeye hiç doymaz.

* Dürüst adama akıllı olmadığını anlatmanın bir yolunu bilseydim.

* Sağlıklı bilgin, düşünmesi hastalık olmayan adamdır.

* İç huzura, hiçbir görüşü olmamak kadar iyi gelen bir şey yoktur.

* Bizim için yeryüzündeki en eğlendirici yüzey insan yüzününkidir.

* Öyle kuvvetli bir yağmur yağdı ki, bütün domuzlar arındı, bütün insanlar kirlendi.

* “Busen” (kadın göğsü) başlangıçta sadece kıvrım anlamına geliyordu, sonra göğsün kıvrımı, göğsün kendisi, göğsün içindeki yürek ve sonunda insan anlamını kazandı.

* Köylü kızları yalınayak dolaşır, kibar kızlar yalıngöğüs.

* Mimiklere yansımıyorsa eğer, ruhun zerresini bile göremeyiz. Büyük bir insan topluluğundaki yüzler insanlık ruhunun Çin harfleriyle yazılmış bir çeşit tarihi olarak adlandırılabilir. Mıknatıs demir tozuna nasıl biçim veriyorsa, ruh da yüzü öyle biçimlendirir; yüzün kısımlarının farklılığı ise onlara bu farklılığı veren şeyin farklılığını belirler. Yüzler gözlemlendikçe, o sözümona hiçbir şeyin ne olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

* Okumak, ödünç almak demektir, bir icada dönüştürmek, taşıyıp götürmek.

* Sekiz kitap yazmış. Sekiz ağaç dikse veya sekiz çocuk peydahlasaydı, muhakkak daha iyi ederdi.

* Atalarımızdan biri yasak bir kitabı okumuş olmalı.

* Kitabın önce harman edilip sapının savrulması lazım.

* Kütüphanesi ona dar gelmeye başlamıştı, insana yeleğinin dar gelmesi gibi. Kütüphaneler insanın ruhuna fazla dar veya bol gelebilir.

* Her iyi kitap insanın aynasıdır, aynaya bakan bir maymunsa, aynada görünenin havari olması imkansızdır.

* Okuduklarımın çoğunu, ne yediğimi unuttuğum gibi unuturum, ama şu kadarını biliyorum ki, gene de her ikisi zihnimin ve bedenimin ayakta kalmasına katkıda bulunuyor.

* Dünyada kitaplar kadar garip nesneler pek yoktur herhalde. İçindekileri anlamayan insanlarca basılır, anlamayan insanlarca satılır, anlamayan insanlarca ciltlenir, anlamayan insanlarca tanıtılır, okunurlar, ve içindekileri anlamayan insanlarca yazılırlar.

* İnsan bir konuyu kalemine almışsa, onu kağıda dökmek zor değildir.

* Sanırım, köpeklere yakınlık duymak çocukluk sevgisinin yerini tutan, içgüdüsel bir şey.

* Sevgili Tanrıma binlerce şükür ki, beni bırakmış da ateist olmuşum.

* Dünyadaki kötü iyiden daha faydalı olmasın sakın.

* İstediğinden azına sahip olan bilmeli ki, değerinden fazlasına sahiptir.

* Rousseau der ki: Sadece kendi anne-babasını tanıyan çocuk onları da tanımıyor demektir.

* İnanç hocalarının çoğu öğretilerini doğruluklarına inandıkları için değil, doğru olduklarını vaktiyle bir kere iddia etmiş oldukları için savunurlar.

* Bence, her fırsatta vazife icabı espri yapmadan duramayanlardan daha berbat bir insan türü yoktur.

* Pek çok insanın, belki de çoğunun, bir şeyi bulabilmesi için önce var olduğunu bilmesi gerekir.

* Yontma azizler dünyada canlılarından daha çok iş bitirmiştir.

* Başkalarının görüşlerini alıp satıyordu. Felsefe profesörüydü.

* Bilgeliğin ilk adımı: Her şeyden şikâyet etmek.
Son adımı: Her şeyle uzlaşmak.

* Kiliselerde vaaz veriliyor olması çatılardaki paratonerleri gereksiz kılmaz.

* Paratonerli darağacı.

* Hep kendini biledi durdu, sonunda keskinleşemeden köreldi.

* Deniyor ki, bütün ülkede 500 yıldır kimse sevincinden ölmemiş.

* Şafak ne yapsın ki, biz kalkmıyorsak.

* Her fikir erkeği dişisini buldu. Ama onun kafasındaki fikirler ya safi erkek, ya da safi dişiydi herhalde. Çünkü hiç yeni bir fikir doğmadı.

* Sempati kötü bir sadakadır.

* Türkler kuru yoldan sarhoş oluyor, afyonla.

* Tabiat, kadınları ilkelere değil, duyumlarına göre davranacakları şekilde yaratmıştır.

* Fakirlere cenneti o kadar tatlı gösteren şey, orada zümrelerin eşit olacağı düşüncesidir.

* Dogmatizm: Polemiğin iyi yürekli doğurgan anası.

* İnsanın yeni bir şey görebilmesi için yeni bir şey yapması lazım.

* Birçok girişim, meyvelerini kendimiz de görmek istediğimiz için başarısızlığa uğrar.

* Evlilik barış getirebiliyorsa, izin vermeli de yukarıdakiler çok karı alabilsin.

* Akıl ve hayalgücü çok mutsuz bir evlilik sürdürdü bu adamda.

* Süper akıllılık akılsızlığın en aşağılık biçimlerinden biridir.

* Söyleyin, burun kıvırmanın burun silmeden önce öğrenildiği bir ülke daha var mıdır Almanya’dan başka?

* Vatan sevgisiyle öyle şeyler yazıyorlardı ki, okuyanlar sevgili vatanımızla alay ediyordu.

* Tanrı insanı kendi suretinde yarattı ­– bu herhalde şu demek: İnsan Tanrı’yı kendi suretinde yarattı. (ve erkek olarak…)

* Yas tutan genç dullar niçin o kadar güzeldir? (İnceleme konusu)

* Eminim, insan başkalarında kendini sevmekle kalmaz, başkalarında kendinden nefret de eder.

* İnsanlar şarabın sebep olduğu kötülükleri sayarlar sadece, oysa insana sağladığı yüz tane de iyilik vardır ki, pek bilinmez. Şarap etkin olmaya iter, iyiyi iyilikte, kötüyü kötülükte.

* Kalplerini birbirine bağlayacak bağla huzurlarını boğdular.

* Ben kendi içime öyle bir fikir hürriyeti getirmeliyim ki, ya efendi olmalıyım ya da hiç kimse; görebilmeli, işitebilmeli, karşılaştırabilmeliyim, ama kendi içimde sadece bir yargıç olmalı, asla iki yargıç değil: “İnsanın bütünü yekpare hareket etmeli.”

* Kum saatleri insana sadece zamanın hızlı aktığını değil, günün birinde dönüşecek olduğumuz bir avuç tozu da hatırlatır.

* Annelere kültür versek, yani çocukları ana karnında eğitsek.

* Nasıl gidiyor, diye sormuş kör topala. Gördüğünüz gibi, diye cevap vermiş topal.

* İnsanların hâlâ katakullilerle yönetilmesi gerektiğine göre, dünyada her şey yerinde olamaz.

Georg Christoph Lichtenberg

(1742 – 1799)

Reklamlar

GÖZLERİN / Nâzım Hikmet

18/11/2011

 

GÖZLERİN

 

Gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa’nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.

Nâzım Hikmet


İSTANBUL’U DİNLİYORUM / Orhan Veli

08/11/2011

1914 – 14 Kasım 1950

 

İSTANBUL’U DİNLİYORUM

 

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli