SEHER VAKTİ ÇALDIM… / Agâhî

19/11/2012

 

SEHER VAKTİ ÇALDIM YÂRİN KAPISIN

 

Seher vakti çaldım yârin kapısın
Baktım yârin kapıları sürmeli
Boş bulmadım otağının yapısın
Çıkageldi bir gözleri sürmeli

Açtırdım kapıyı girdim içeri
Aklımı başımdan aldı o peri
Dedim sende buldum hâlis gevheri
Dedi yok yok bir mehenge sürmeli

Dedim hiç yapı yok senin yapında
Oynanılmaz urganınla ipinde
Dedim dahi çok mu duram kapında
Dedi yok yok seni burdan sürmeli

Dedim ki ne kadar yüzümden bezdin
Etim kebab ettin derimi yüzdün
Âşık katletmeye silah mı dizdin
Martini mavzeri bir dem sürmeli

Şu kevn ü mekânı tutmuş ışığın
Nöbeti bekleyen alır keşiğin
Beklemeli o sultanın eşiğin
Günde yüz bin kerre yüzler sürmeli

Agâhî karıştır’ kanı yaş ile
Dost bulunmaz hayal ile düş ile
Yetilmez menzile bu gidiş ile
Hemen aşk atına binip sürmeli

ÂGÂHÎ


AŞK ŞİİRLERİ / Fazıl Hüsnü Dağlarca

16/11/2012

 

HASRET

Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri,
Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye:
Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri,
Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye

SENİ..

Seni
Öyle uzun seviyorum ki seni
Ya yaradılışta doğmuşum
Ya ölümsüzün biriyim ben…

AKDENİZ ACILIYDI XI

Denizin sakladığı bir şey var
Sevmek der kimi,
Kimi unutulmak.

Peki neden üşütür hep
Bu ağustos gecesinde
Karanlığın büyüklüğü?

Beni düşünme, dedindi ayrılırken
Düşünmüyorum ki
Düşüncem sende kalmış.

AKDENİZ

……
Akdeniz seni bir daha yaratamaz
Ama
Ben
Seni bir daha sevebilirim.

Fazıl Hüsnü Dağlarca


KUZGUN / Melih Cevdet Anday

16/11/2012

 

KUZGUN

 

Ah bu benim sıkıntım, kan dolmuş ay.
Ardı yalnızlığın vadisi
Ah yorgun argın uyanış sabaha.

Bildik kuzgunu taşırım günlerce
Cibril’in toprağı avuçlaması
Gibi koparır kanımın taşını.

Bir kubbe gibiyim değirmi göğe
Benim pilpayelerim sensin
Hareli porfirden dört tane.

Ah acı, ah beklemiş şarap
Yaşamamak isterdim seni
Yolda olmak isterdim bir çingene

Arabası gibi hüzünle.

Melih Cevdet Anday


İDA’DA ÇİĞDEM ZAMANI / Emine Deniz

16/11/2012

 

İDA’DA ÇİĞDEM ZAMANI

 

Titreme
Aşk bu
Eteklerine dokunan eller de bilir ne demek har
Hele
Tanrıların evinde çığlık çığlığaysa bahar

Tenime kayan sevda
Afrodit’ten kalma…
Altın yeleli tunç ayaklı atlar çekiyor hâlâ
Savaş arabalarını
Zeus, elleri koynunda çaresiz bakıyor Truva’ya
Babil’de
Ares tuzaklarını kurarken, yanık tenli Irak’lı çocuklara
Aklı hilebazlıkta..
Susma İda
Anlat savaşın iğrençliğini yanmamış çocuklara
Akhalılardan kalma bu kan, bu rezil vaveyla
Anlat ki kazıklara oturtulmasın bebekler
Modern Truvaların surlarında
Tanrılarını unutanları tanrı da unutur
Ve kökleri çürür bin yıllık çınarların da
Tecavüze uğrayan çocukların haykırışlarında

Ey!
İçimdeki oktan yay çıkaran
Ölülerini gömmeyi unutan gurur
Bu yangın
Ergenekon’dan çıkanları da vurur!

Tuzdur avuçlarımdaki çiğdemlerin terinden kalan koku
Ki bu korku
Bir fahişenin eteklerinde oturan antik Nebukatnezar
Gel ki
Gel ki
Bu topraklar alışkındır tanrılarını unutanları kusmaya
Sana da bulunur bir mezar…

Dağlarda Çiğdem zamanı
Aç kalan ruhlar beslensin diye su ve kanat seslerinde
Bakire bedenler dolaşır
İda’nın yüreğinden fışkıran binlerce çeşmesinde
Ve kekikler biter
İter yorgun parmaklarıyla bir ölü hüznü

Kesilen bir ağaç gibidir yüzü

Göğsünde uyudum derin nefesler çekerek aşktan
Akhilleus’u tanrılıktan çıkaran
Skamandros’un tuza doymayan sularından
Eğildim içmeye ruhumu verdim
Bin pınarlı İda’dan…

19.03.2005

Emine DENİZ


O’na Bakış İçin Küçük Kılavuz / Mahmut Temizyürek

07/11/2012

 

O’na bakış için küçük kılavuz

İlk bakışta Attar’ın elyazması sanılır
yalnız gecelerinde seviştiği eserinin.
O bir yüzyazı; tavus da var, anka da
toplamdan bütüne doğru.
Neden?
İşte bu yanlış soru.
Zaten!

O, yüzünün içinde kapanmayan yüz,
kızgın bir geri çekiliş ânı,
bir anlık insaftır.
O kısacık anda görülense
günlerin eteğine yapışmayı onur kırıcı bulan
yitik bir zamandır.
Bir an ona kendinsiz baktınsa
kanatlarını bıraktınsa
o aşktır.

Kimin kökü bugündedir, onun değil…
Örneğin, bir Acem sarayının bahçesinde
seksek oynayan ondörtlüyü kaçırmışlar ya
bedeviler, kansız bir baskınla;
sonra bezirganlara satmışlar onu.
Cariyeliği ondan sonradır. O mutsuz şehzadenin
yalvardığı cariye,
“gel beni benden kurtar” diye diye
ne bahçeler bozmuş, ne saraylar yıkmış.
O’ysa, zifir çöl…
Yitirdiği ülkesini unutmamak için geceye yalvaran koyu sessizlik
Geceyle fısıldaşırmış.

Kendiyle su duygusu kurmuştur. Sarp bir boşluk.
Sis kaplı uçurumda tasarlanan intihar kuşu
gibi akan çığlıksız çağıltı, O’dur.
Var desen yok, yok desen var,
hiç ona doğru heptir
ve dalgalar…
Dalgalarda yükseliş ve düşüş
martılarda çığlık ve inleyiş
damlada çarpışıp ayrışan
sayısız dağılış
O’dur.

Bir soruyla başlamışsa hayat
Neden? ile bitecek bir gün.
Şükür, iki soru zamanında bekleyen benim için
yüzünün geniş yaylasında
dudağından içtiğim o billur su var.

Mahmut Temizyürek


ŞİİRLER / Zahrad

03/11/2012


Gel de maviyi anlat solucana
Ne deniz görmüş
Ne nehir
Ne gök
Ne de mavi gözlü bir solucana tutulmuş –
Siz asıl bana sorun o maviyi

AYRIM

Gigo kendine bir gözlük aldı
Neye baksa hep mavi görüyor
Gökleri mavi- denizleri mavi
Sevdiği kızın gözleri mavi
Mavi görüyor hep neye baksa

Etrafına bakınıyor burnunda gözlüğü
Sen diyorsun ki denizler mavidir
oldum olası
Sen diyorsun ki gökler mavidir
oldum olası
Yeni oldu bu diyor – inanmıyor sana

Gigo kendine bir gözlük aldı
Maviyi mavi görüyor artık

 

YAPRACIĞI GÖREN BALIK

Minnacık bir balık bir yaprak gördü
Körpe – yeşil – ve yemiş bahar güneşini
-yaprak değildi
Bahardı gördüğü-
Ve o düşle fırladı denizden
Ve düştü kaldı

Balık ki yaprağı görüp sarhoşladı
O ben’im işte

Erik ağacından düşen yapracık
Damarlarında hâlâ özsuyun hazzı
Bir gözyaşıyla
Sapından sarkan

Yaprak ki düştü erik ağacından
O ben’im işte

Ve çiçekler arasındaki erik ağacı
Güneşe ve yağmura dikmiş gözünü –
-Güneş ki olduracak meyvasını
Yağmur ki besleyecek meyvasını
Meyva ki sürdürecek erik ağacını

Ağaç ki çiçekler arasında
O ben’im işte

Ve meyva ki güneş kokar
Usulcana erir ağzında
Ve bir an emip de çekirdeğini
Ya yere atarsın ya da denize

O çekirdek ki mutlu
O ben’im işte

ZAHRAD

(Çeviri: Can Yücel)