… ‘YA / PUŞKİN

21/04/2010

Aleksandr PUŞKİN

(Rusya, 1799 -1837)

…’YA

Sorma, neden keder yüklü düşüncemle
Eğlenirken sık sık tasalanışımı,
Neden her şeye mahzun bakışımı ve
Hayatın tatlı düşünden kaçışımı;

Sorma, neden sönüp gitmiş yüreğimle
Neşe dolu aşktan nefret ettiğimi,
Kimseye canımsın demediğimi de,
Hem bir kez seven bir daha sevemez ki.

Mutlu olamaz, bir mutluluğu tadan,
O kısa bir an için verilmiş bize.
Gençlikten, şehvetten ve her türlü hazdan
Bil ki, yalnız keder kalır hepimize.

Türkçesi: Kanşaubiy Miziev – Ahmet Necdet


RÜBAİLER / Hayyam

21/04/2010

Ömer HAYYAM

RÜBÂÎLER


Şeyhin biri, fahişeye demiş: “Her gün birinin
Kucağındasın, sarhoşsun oldum bittim.”
Kadın, “doğru” demiş, şeyhe, “ben böyleyim,
Peki ama sen, şu göründüğün gibi misin?”

Bir sihirli kâsedir gönlümüzü şenlendiren,
Yeğdir, bize bir avuç arpa, bin cennetten;
Sen hele getir bize yakut renkli şarabı,
Sonra cehennem ol git, nereye istersen.

Bir elimizde şarap tası, bir elimizde Kuran;
Helâl de insan içindir, haram yiyen de insan.
Heyhat, şu evrende bir nefeslik ömrümüzce
Ne tam gavur sayılırız, ne tam müslüman.

Kahpe felek, yılmam senden, n’aparsan yap,
Er ya geç öleceğiz, niye ölümden korkmak?
Bizim içinse tüm nimetleri bu dünyanın,
Kaygım budur tek: İnsanca yaşayamamak!

Her gün niyetlenirim; derim: içmeye tövbe!
Al kadehten süzülen gonca güllere tövbe!
Bir de bakarım, yanım yörem gül mevsimi;
Tanrım, derim, artık edeyim tövbeye tövbe…

Ansızın kulu kölesi olduk o dilberin,
El çektik, her cennetten, her tövbeden;
Sofu müslüman olmuş dönerken herkes,
Biz koyu putperest döndük Kâbeden.

Vaktiyle şu testi benim gibi bir aşıkmış,
Bir güzelin zülfüne bağlanmış severek;
Testinin boynuna takılı gördüğün kulp da
Bir dilberin boynuna sarılı kol olsa gerek.

Gün doğdu, gül renkli şarapla demlenelim gel,
Taşa çalalım birlikte ar ve namus şişesini;
El çekelim boş emellerden, uzun düşlerden,
Uzun zülüflere sarılalım, uzatalım keyfimizi…

Bu dünyaya gelişim benim fikrim değildi,
Dileğime ermeden de gideceğim gerçek o ki;
Kalk, topla eteğini, dünya derdini çünkü ben
Şarapla yıkamak isterim seni, ey güzel sâkî!

Türkçesi: İbrahim Edip


GÜZELİN TÜRKÜSÜ / Brecht

19/04/2010

Bertolt BRECHT

GÜZELİN TÜRKÜSÜ

Sessizce, korkusuzca yürü sen de savaşa,
O canları somuran kanlı savaşa
Gidenlerin hiç dönemediği savaşa
Ben burdayım yine dönebilirsen eğer
Beklerim seni sevgilim bu çınarın altında,
Dönünceye dek giden en son yiğit savaştan.

Savaş biter de dönersen eğer, döndüğün gün
Kapımda başka asker postalları olmayacak,
Yine bomboş kalacak yastığımın yanı,
Hiç öpülmemiş olacak dudaklarım yine
Ve göreceksin hiçbir şeyin değişmediğini
Eğer dönebilirsen, ah bir dönersen bana..

Türkçesi: Sacide


OY GİTAR / Aragon

19/04/2010

Louis ARAGON

OY GİTAR

Oy gitar oy gitar kalbim onun boynunda saklı
Ben ki bir piç köpeğiydim yaşadım ağlamaklı
Oy gitar aşka düşmüş bir de sevilmemişsen
Şiiri susturun duyun ağlayışımı derinden
Gitarda gitarda

Oy gitar ortalığı odur geceden çok karartan
Gözyaşıdır tek nektarım gürültüdür geri kalan
Oy gitar düş kurmaksa oy gitar unutmaksa
Neye kadeh kaldırır el yatakta uyunan çağda
Gitarsız gitarsız

Oy gitar gitarım inanmak için çok gereklidir oysa
Çileme ortak olan bu kederli sanata bu havaya
Oy acının gitarı oy gitar gözlerin olmaksızın
Yakın sesimi dizelerimi yakın oy gitarı yaşlanmanın
Gitar gitar gitar

Türkçesi: Gertrude Durusoy-Ahmet Necdet


SABAH PAZARINA GAZEL / Lorca

07/04/2010

Federico Garcia LORCA

(İspanya, 1898- 1936)

SABAH PAZARINA GAZEL

Görmek istiyorum geçtiğini
Elvira kemerinden
adını öğrenmek
ağlamaya başlamak için

Hangi gri ay saat dokuzda
çekti yanaklarından kanı?
Senin tohumunu kim toplar
karda parlayan alevin?
Öldürür kristalini
hangi kısa kaktüs iğnesi?

Göreceğim geçtiğini
Elvira kemerinden,
gözlerini içmek
ağlamaya başlamak için.

Nasıl çınlar pazarda
beni azarlayan sesin!
Buğday yığınlarında
nasıl kendinden geçmiş karanfil!
Nasıl uzağım yanındayken
nasıl yakınım gittiğin zaman!

Göreceğim geçtiğini
Elvira kemerinden,
kalçalarını duymak
ağlamaya başlamak için.

Türkçesi: Ülkü Tamer


YÜZLER / Cibran

05/04/2010

Halil CİBRAN

(Lübnan, 1883 – 1931)

YÜZLER

Binlerce türlü anlatımı olan derin yüzler gördüm,
Kayaya yapışıp kalmış, tek anlamlı, tekdüze yüzleri de…

Parlaklığı içinde renkli güzellikler ışıyan yüzler gördüm,
Parlak görüntülerin içinde saklanan iğrenç yüzleri de…

Yüzeyine her şeyin işlendiği yalın, taze yüzler gördüm,
Kırışıklarla dolu, ama içi boş, anlamsız yüzleri de…

İyi tanırım bütün yüzleri bu yüzden, çok iyi anlarım;
Çünkü kendi gözümün doğal dokusundan bakarım onlara,
Görürüm aradıkça, ardında sakladıkları gerçeklikleri de…

Türkçesi: Gönül Gönensin


GÖNÜLLÜ ÖLÜ / Baudelaire

05/04/2010

Charles BAUDELAIRE

(Fransa, 1821-1867)

GÖNÜLLÜ ÖLÜ

Koyu bir çamur bulup solucanlara uysam,
Bir derin çukur kazsam canım için cihanda,
Serip kart kemikler’mi, bi yatsam, bi uyusam,
Bataklığa gömülmüş timsah gibi nisyanda.

Nefretim vasiyetler, nefretim kabirler tüm.
Avuç açacağıma bi damlacık yaş için,
Sağken, akbabaları başıma üşürürüm,
Gölkanlara belensin o cenabet cesetim!

Kurtlar, gözsüz-kulaksız, benim kankardeşlerim,
Bolâhenk feylesoflar, daldölleri leşlerin,
İşte size bir ölü, güloynar ve gönüllü!

Örenimin üstünde fırdönün gönlünüzce!
Var mı ölümden öte ölüye bir işkence,
Ölümü seçmiş madem ölülerle bu ölü?

Türkçesi: Can Yücel